
Dil öğretimi ve öğrenimi süreçleri, dil öğrenme amacında olanları hedeflerine ulaştırmak için tasarlanan ve uygulanan eğitsel etkinliklerden oluşmaktadır. Bir yabancı dili öğrenme amacında olan kişilerin hedef dili etkili bir şekilde kullanabilecek yetkinliğe sahip olmaları için planlı ve sistemli eğitim etkinliklerde en uygun yöntemlerin seçilerek uygulanması gerekir. Bu araştırmanın amacı, dil öğretimi ve öğrenimi süreçlerinde dil öğrenenlerin hedef dili öğrenmelerine en uygun yöntemlerin hangileri olduğuna işaret etmek ve yöntem seçimi konusunda öğreticilerde belli düzeyde bir farkındalık oluşturmaktır. Bu kapsamda görev temelli öğrenme yöntemi ile iletişimsel yöntemin karakteristik özelliklerine literatür kaynaklı işaret ederek her iki yöntemin entegrasyonuna dikkat çekilmiştir. Nitel araştırmanın tercih edildiği bu çalışma durum çalışması deseninde yapılandırılmıştır. Durum tespiti amacıyla araştırmaya kaynaklık etmesi için belirlenen dokümanlar, doküman incelemesi tekniği ile incelemiştir. Çalışma, üzerinde durulan konu ve doküman olarak seçilen makalelerin incelenmesiyle elde edilen veriler odağında dile getirilen görüşler üzerinde yorum ve değerlendirmeler yapılmış, Türkçenin ikinci dil olarak öğretimi uygulamalarında işe koşulacak yöntemlerin seçimi ve uygulanmasına yönelik birkaç öneride bulunulmuştur. Çalışma sonunda görev temelli öğrenme yönteminin iletişimsel yöntemle entegre edilerek uygulanabilirliğini ve verilen önerilerin gerçekleştirilebilirliğini göstermek için çalışmanın sonunda bir etkinlik uygulama örneği tasarımına da yer verilmiştir.
This study investigates pre-service English language teachers' perceptions of digital literacy and 21st-century skills competence within contemporary teacher education. As educational systems increasingly prioritize technology integration and learner-centered pedagogies, teachers are expected to possess cognitive, social, and digital competencies alongside subject-matter knowledge. Adopting a quantitative correlational design, data were collected from pre-service English language teachers enrolled in an English Language Teaching program through standardized and validated measurement scales. Descriptive statistics, correlation analyses, and independent samples t-tests were employed to examine participants' self-perceived levels of digital literacy and 21st-century skills, as well as relationships between these perceptions and selected demographic variables. Findings revealed that pre-service teachers generally reported high perceptions of 21st-century skills, particularly in creativity, critical thinking, collaboration, and problem-solving. Digital literacy perceptions were moderate to high, with stronger self-assessments in digital content creation and evaluation than in technical competencies. A statistically significant positive relationship was identified between digital literacy and 21st-century skills perceptions. These results underscore the critical role of teacher education programs in fostering such competencies while highlighting the need for more systematic, practice-oriented digital skills training. The study contributes to literature on teacher preparedness in the digital age and offers implications for curriculum design and professional development in English language teacher education.
In der deutschen Sprache sind die Funktionsverbgefüge Kombinationen aus Verben und Substantiven mit festen Bedeutungen. Solche sprachlichen Elemente sind insbesondere im Sprachunterricht von großer Bedeutung, um Strukturen zu analysieren und Texte zu verstehen. Jedoch müssen Lernende in der Lage sein, diese Wortgruppen in Sätzen anzuwenden. Diese Studie untersucht die Verwendung und didaktische Relevanz von Funktionsverbgefügen im Kontext des Unterrichts Deutsch als Fremdsprache und des YDS in der Türkei. Ziel ist es, die sprachliche Frequenz, Kollokationsmuster und semantischen Funktionen ausgewählter Funktionsverbgefüge anhand einer korpusbasierten Analyse der beiden umfangreichen deutschen Referenzkorpora DWDS und DeReKo zu analysieren. Die quantitative Untersuchung der Häufigkeit und typischen Kollokationen wird durch eine qualitative Auswertung ihrer didaktischen Einsatzmöglichkeiten im DaF-Unterricht und der YDS-Vorbereitung ergänzt. Die Ergebnisse zeigen deutliche Unterschiede in der Verwendungshäufigkeit und im semantischen Spektrum einzelner Strukturen zwischen den beiden Korpora. Gleichzeitig wird aufgezeigt, wie korpuslinguistische Befunde für die Entwicklung von Lehrmaterialien, Aufgabenformaten und Prüfungsstrategien im Bereich des fortgeschrittenen DaF-Unterrichts und der Prüfungsvorbereitung (YDS) genutzt werden können. Damit liefert die Studie empirisch fundierte Impulse für eine datengestützte und kontextbezogene Vermittlung komplexer sprachlicher Strukturen im Fremdsprachenunterricht.
A recent decade of research (2013–2023) marked by significant advancements in implicit attitude measurement and the emergence of generative AI on the impact of individual differences, specifically field-dependent/independent cognitive styles and implicit cultural attitudes, on the English writing proficiency of Chinese learners. Despite the complexity of second language writing, which is widely acknowledged in SLA research, the interplay between these specific cognitive and attitudinal factors remains underexplored among Chinese ESL/EFL learners remains underexplored. Following the PRISMA guidelines, this research analyzed 32 studies from four major international academic databases (ERIC, BEI, ERC, and Web of Science). The findings reveal that field-independent learners often benefit more from structured, formulaic writing instruction, whereas field-dependent learners thrive in supportive, context-rich environments. Implicit attitudes were found to significantly influence motivation and engagement with the target language culture, thereby affecting the perceived authenticity of written expression. The review also identifies a predominant use of quasi-experimental designs in existing research. We conclude by discussing pedagogical implications for differentiated writing instruction and suggesting future research directions to further disentangle these complex relationships. This review concluded by discussing pedagogical implications for differentiated writing instruction and suggesting future research directions to further disentangle these complex relationships. This study emphasizes the need for studies that integrate both cognitive and attitudinal variables.
Foreign/additional language (L2) development is a multifaceted process influenced by a range of cognitive, affective, and social factors. Among these, critical thinking (CT) has been widely discussed in the literature as a potential contributor to L2 competence and learning. Building on this assumption, the present study aimed to examine the relationship between CT dispositions and English language competence among preparatory Turkish EFL students. The study involved 87 students enrolled in a preparatory program at a state university, who would subsequently study in the English Language Teaching (n = 40) and English Language and Literature (n = 47) programs. Of the participants, 38 were male, and 49 were female. Data were collected using the Critical Thinking Disposition Inventory developed by Ricketts and Rudd (2005) and adapted into Turkish by Demircioğlu (2012). The instrument is a five-point Likert-type scale comprising three sub-dimensions: engagement, cognitive maturity, and innovativeness. Participants' self-reported mid-term examination scores served as the indicators of their English language competence. Statistical analyses were conducted using SPSS (version 21) and employing the Mann–Whitney U test and Spearman correlation analysis. The quantitative results indicated that the participants demonstrated moderate levels of CT disposition. However, no significant relationship was found between CT dispositions and overall English language competence, or competence across individual language skills (use of English, writing, listening, and speaking). On the other hand, the qualitative findings revealed that participants perceive CT as a crucial construct that enhances their English language competence. In line with the contradictory findings, the implications of these inconsistencies are critically discussed.
Araştırmanın amacı, yabancı dil eğitimi bölümlerindeki öğretim elemanlarının yapay zekâ hazır bulunuşluk düzeylerini belirlemek ve cinsiyet, deneyim süresi ve derslerde veya derse hazırlık kapsamında yapay zekâ uygulamalarından yararlanma durumlarının yapay zekâ hazır bulunuşluk düzeyleri ile ilişkisini belirlemektir. Hazır bulunuşluk düzeyleri kendine güven, yapay zekâya yönelik beklenti ve tutum ile derslerde kullanım boyutları çerçevesinde ele alınmıştır. Araştırmada nicel araştırma yöntemlerinden tarama modeli kullanılmıştır. Araştırma verileri, öğretim elemanlarının yapay zekâya yönelik hazır bulunuşluk düzeylerini çok boyutlu olarak değerlendirmeyi amaçlayan bir ölçme aracı ile elde edilmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu altı farklı devlet üniversitesinin İngilizce, Almanca ve Fransızca Öğretmenliği bölümlerinde ders vermekte olan 514 öğretim elemanı oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri araştırmacı tarafından geliştirilen Yapay Zekâ Hazır Bulunuşluk Ölçeği (YZHBÖ) aracılığıyla toplanmıştır. Toplanan veriler SPSS 28 programı kullanılarak parametrik analiz yöntemleriyle analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda yabancı dil eğitimi bölümlerindeki öğretim elemanlarının yapay zekâ hazır bulunuşluk düzeylerinin orta düzeyde olduğu belirlenmiştir. Araştırma bulguları, öğretim elemanlarının yapay zekâya yönelik genel farkındalıklarının mevcut olmasına rağmen, bu teknolojilerin pedagojik süreçlere entegrasyonu konusunda çeşitli sınırlılıkların bulunduğunu ortaya koymaktadır.
Tarih boyunca süregelen milletler arası ilişkilerin tezahürü olarak dilleri de birbirinden etkilenmiş ve aralarında bazı ortaklık-benzerlik durumları oluşmuştur. Söz konusu bu diller arasındaki ortaklık-benzerlik durumları, yabancı dil öğrenim sürecinde öğreniciler açısından süreci etkileyen en önemli faktörlerden biridir. Türkler ve Pakistanlıların tarihi ilişkileri sebebiyle söz varlığı ve dil bilgisel bakımdan ortalık ve benzerlik barındıran Türkçe-Urduca arasındaki ilişki, Pakistanlı öğrenicilerin Türkçe öğrenim süreçlerinde önemli bir unsur olarak dikkat çekmektedir. Pakistanlı öğrencilerin Türkçe öğrenme süreçlerinde ana dil ve hedef dil ilişkisi, hedef dile dair anlamsal çıkarımları ve kavrayışları desteklerken eş zamanlı olarak öğrenim süreçlerini de büyük ölçüde etkilemektedir. Bu bağlamda söz konusu ilişkinin, Pakistanlılara Türkçe öğretimi sürecinde dikkate alınması gereken bir unsur olduğu değerlendirilmektedir. Bu çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden betimsel ve karşılaştırmalı desende doküman analizi yöntemi kullanılmıştır. Araştırma kapsamında toplam 300 kelime, 30 atasözü ve deyim, 10 ünlem, 9 edat ve 5 bağlaç incelenmiştir. Yapılan analizler sonucunda ortak söz varlığı unsurları ile dil bilgisel açıdan benzerlik gösteren ve aktif kullanımda bulunan yapılar tespit edilmiştir. Pakistanlı bireylerin dil öğrenim süreçlerine dair literatürdeki boşluk ve Pakistan’da Türkçe öğrenmeye karşı ilginin ivme kazanması; özellikle hedef dile doğrudan maruz kalma imkânı sınırlı olan öğreniciler bağlamında, ana dil ile hedef dil etkileşiminin incenlenmesini elzem hâle getirmektedir.
Bu çalışma Anlamaya Dayalı Tasarım (UbD) modeline göre yapılandırılmış bir öğretim sürecinin ortaöğretim 9. sınıf öğrencilerinin İngilizce dil becerileri ve özyeterlik inançları üzerindeki etkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma tek durumlu yakınsayan karma yöntem deseninde tasarlanmıştır. Uygulama süreci Emergency and Health Problems (EHP) teması temel alınarak planlanmış, dört temel dil becerisini geliştirmeye yönelik etkileşimli ve görev temelli etkinliklerle yapılandırılmıştır. Nicel veriler başarı testi ve özyeterlik ölçeği ile; nitel veriler ise öğrenci yansıtma formları ve odak grup görüşmeleri aracılığıyla toplanmıştır. Nicel analizler, öğrencilerin dört dil becerisinde istatistiksel olarak anlamlı gelişim gösterdiğini ortaya koymuştur. Özyeterlik inançlarında ise istatistiksel olarak anlamlı bir artış tespit edilmemiş; bu durum uygulama süresinin kısalığı, küçük örneklem boyutu ve tek durumlu desenin getirdiği istatistiksel sınırlılıklar ile açıklanmıştır. Nitel bulgular, öğrencilerin öğretim sürecini anlamlı, motive edici ve işlevsel bulduklarını; dijital araçların öğrenme sürecine katılımı artırdığını ve gerçek yaşamla kurulan bağlantıların öğrenmeyi derinleştirdiğini göstermektedir. Bu bulgular, UbD modelinin görev tabanlı etkinlikler ve dijital araçlarla bütünleştirildiğinde öğrencilerin dil becerilerini geliştirmeye ve aktif katılımlarını sağlamaya katkı sunabileceğini göstermektedir.
Bu çalışmada Türkçenin yabancı dil olarak öğretiminde kullanılan Yeni İstanbul Uluslararası Öğrenciler için Türkçe Ders Kitabı C1 (YİDC1) ders materyalinin üretim etkinlikleri ve görevleri, Diller için Avrupa Ortak Başvuru Metni'nin (D-AOBM) 2020 Tamamlayıcı Cilt'inde öne çıkan yaklaşım ve kavramlar açısından incelenmiştir. Nitel araştırma desenlerinden doküman analizi yönteminin benimsendiği bu çalışmada, amaçlı örneklemeyle seçilen üç ünitedeki üretim odaklı etkinlikler değerlendirilmiştir. Araştırmacılar tarafından D-AOBM Tamamlayıcı Cilt temelinde geliştirilen ölçüt listesi kullanılarak gerçekleştirilen betimsel analiz sonucunda materyalin; eylem odaklılık, aracılık, çoğul dillilik, çoğul kültürlülük, toplumdilbilimsel uygunluk, etkileşim becerileri, üretim stratejileri ve öz düzenleme boyutlarını ne ölçüde yansıttığı belirlenmiştir. Bulgular YİDC1'in eylem odaklılık, çoğul kültürlülük ve toplumdilbilimsel uygunluk boyutlarında D-AOBM ilkeleriyle güçlü bir uyum sergilediğini; çoğul dillilik, aracılığın bazı boyutları, çevrim içi etkileşim ve öz düzenleme desteği açısından ise geliştirilme potansiyeli taşıdığını ortaya koymuştur. Elde edilen sonuçların, Türkçenin yabancı dil olarak öğretiminde kullanılan ders materyallerinin değerlendirilmesine ve materyal geliştirme süreçlerine katkı sunması beklenmektedir.
Bu araştırmanın amacı kullanımı giderek yaygınlaşan ChatGPT isimli YZ sohbet robotunun dil öğrenme bağlamında kullanıcılarına sunduğu fırsatları tanıtarak bu tür araçlardan dil öğrenme bağlamında nasıl yararlanılabileceğine ilişkin çıkarımların yapılmasıdır. Nitel araştırma yaklaşımıyla tasarlanan bu araştırmada doküman analizinden yararlanılmıştır. Araştırmada kapsamında ChatGPT’nin dil öğrenme bağlamında kullanıcılarına sunduğu fırsatlar incelenmiştir. Araştırma bulguları ChatGPT’nin dil öğrenme bağlamında temel dil becerilerinin gelişimini doğrudan veya dolaylı olarak etkileyebilecek birçok fırsatı beraberinde getirdiğine işaret etmektedir. Bununla birlikte bulgular ChatGPT’nin dil öğrenimi/öğretimi sürecinde yararlanabilecek materyallere erişime yardımcı olabileceğine işaret etmektedir. Ayrıca bulgulara göre ChatGPT’nin esnek öğrenme, kişiselleştirilmiş öğrenme, faklı dillere ve farklı kültürlere ilişkin bilgi alma, söz varlığını geliştirme gibi birçok fırsatı beraberinde getirebileceği söylenebilir. Tüm bunlar göz önüne alındığında ChatGPT benzeri YZ destekli sohbet robotlarının dil eğitimi bağlamında yararlanılabilecek işlevsel araçlar olduğu söylenebilir. Sonuçlardan hareketle ChatGPT benzeri YZ destekli sohbet robotlarının dil eğitimi bağlamında doğru ve bilinçli kullanımına yönelik bilgi ve beceri kazandırılmasına yönelik çalışmaların yaygınlaştırılması önerilmektedir.
Dil öğreniminde sözcükler, sürecin en önemli yapı taşlarıdır. Ana dili öğreniminde edinilen sözcükler, yabancı dil öğreniminde farkı biçim ve kavramlar olarak kendini gösterir. Bu farklılaşmaya en iyi yardımcı kaynak, hedef dile yönelik sözlüklerdir. Ana dil ve yabancı dil öğrenenler için hazırlanmış sözlükler, tasarımdan kapsama kadar nitelikleri bakımından farklılık arz etmektedir. Ana dili sözlükleriyle yabancı dil öğrenenlerin ihtiyacını karşılamaya çalışmak, sözlüğün amacıyla çelişmekle birlikte işlevini yitirmesine sebep olmaktadır. Her dilin kavramlar doğası, tipolojisi özgün niteliklere sahip olduğundan yabancı dil öğrenenlere yönelik olan öğrenici sözlükleri öne çıkmaktadır. Sözlük çalışmalarının amacını karşılayıp işlevini gerçekleştirmesinde izlenen bilimsel yol, sözlükbilim kapsamına girmektedir. Bu bağlamda Piktes projesi kapsamında hazırlanmış Türkçeyi Yabancı Dil Olarak Öğrenenler İçin Temel Düzey Resimli Sözlük (6-12 Yaş) üzerine nesnel ölçütlerle sözlükbilimsel açıdan inceleme yapmak ve bilimsel veriler sunmak amaçlanmıştır. Öğrenici sözlüğünde örnek teşkil edecek başarılı niteliklerin öne çıkarılması ve sorunlara getirilen çözüm önerileriyle bu çalışma Türk sözlükbilimine ve yabancılara Türkçe öğretimi alanına katkı sağlayacaktır.
This study aimed to examine the 10th grade English textbook titled “Count Me In”, which was accepted by the Ministry of National Education to be taught in state schools until the end of the 2026-2027 academic year, within the framework of the 21st century skills. The study limited the scope of 21st century skills to 4Cs (communication, collaboration, creativity and critical thinking). In this qualitative study, document review was performed to investigate to what extent the 21st century skills in question were integrated into the coursebook. Tables, prepared by the researchers of this study under the supervision of two field experts, were used to collect the data. The unit activities were listed according to the four main language skills; listening, speaking, reading, and writing. Then, the skill-based activities were categorized in accordance with the 4Cs in the tables for each unit. The results of the study were reported through frequencies and percentages, calculated through the SPSS programme. The study revealed that critical thinking is the most supported skill, whereas creativity is included least in each unit. The coursebook’s inclusion of the 4Cs were discussed by providing some recommendations for the revision of the coursebook.
Özet Amerikalı psikolog ve eğitimci Marshall B. Rosenberg tarafından 1960’larda geliştirilen Şiddetsiz İletişim (Nonviolent Communication-NVC), iletişim sorunlarından kaynaklanan çatışma, anlaşmazlık ve duygusal kopukluklara çözüm getirmeyi amaçlayan bir modeldir. Rosenberg, sorunların temelinde bireylerin ihtiyaçlarını uyumsuz ifade biçimlerinin yattığını vurgular. Model, ilişkilerde dürüstlük, empati ve anlayışı temel alan dört bileşenle tanımlanır: Gözlem, Duygu, İhtiyaç, Talep. Bu çalışma, 5. sınıf Türkçe ders kitaplarındaki 7 masal metninin NVC’nin bu dört bileşeni çerçevesinde incelenmesini ve şiddetsiz iletişim unsurlarının ne ölçüde barındırıldığının belirlenmesini amaçlamaktadır. Nitel desende tasarlanan araştırmada veriler doküman incelemesi yöntemiyle toplanmış, içerik analiziyle çözümlenmiştir. Bulgulara göre masalların %43’ü yargısız betimleme içerirken %57’si yargısal ifadeler barındırmaktadır. Duygusal tepkiler tüm masallarda (%100) mevcut olup en sık "mutluluk", "öfke" ve "pişmanlık" temaları işlenmiştir. İhtiyaç boyutunda %71 oranında ait olma ve güvenlik gibi temel ihtiyaçlar öne çıkmıştır. Talep unsuru ise yalnızca %29’unda net ve olumlu ifadelerle temsil edilmiştir. Sonuç olarak, masallar "duygu" ve "ihtiyaç" bileşenlerini güçlü biçimde yansıtırken, "gözlem" ve "talep" unsurlarının yetersiz kaldığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Şiddetsiz İletişim (NVC), Marshall B. Rosenberg, Masal, Türkçe Öğretimi.
Bu araştırmada Küçükken Dinlemediğim Masallar adlı çocuk kitabının, çatışma türleri ve çatışma çözme yöntemleri açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Bu araştırma nitel araştırma yöntemlerinden doküman incelemesiyle gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın inceleme nesnesi Küçükken Dinlemediğim Masallar adlı çocuk kitabıdır. Bu çocuk kitabı, Çatışma Türleri ve Çatışma Çözme Yöntemleri Formu aracılığıyla kitaptaki kahramanın yaşadığı çatışma türleri ve çatışma çözme yöntemleri belirlenmiştir. Verilerin analizinde betimsel analiz yöntemi kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgular çatışma türleri açısından incelendiğinde farklı düzeylerdeki karakter ve olay ilişkilerinin çarpıcı bir şekilde ele alındığı görülür. Kitapta ağırlıklı olarak kişinin kendiyle ve doğaya ile çatışma türünün kullanıldığı söylenebilir. Birden çok masalın yer aldığı kitapta çatışmaların çoğunlukla akıl yürüterek, çabalayarak yeteneğiyle ve kaçarak çözüldüğü ve çözüme ulaşırken kitap içerisindeki masalardaki kahramanlar hem etkin hem de edilgen bir konumda oldukları söylenebilir. Yazarın bu kitabında daha çok kahramanın kendi ile yaşadığı çatışmaları ön plana çıkardığı ve kahramanın kendini tanımasına ve kişilik gelişimine odaklandığı söylenebilir. Başka bir ifadeyle yazarın bu masallarda kahramanın kedi içsel dünyasıyla yüzleşmesini ön plana çıkararak çocukların duygusal ve ahlaki gelişimine odaklanarak duygusal farkındalık kazanmalarına katkı sağladığı söylenebilir.
Bu araştırmanın amacı, kelime öğretimi alanındaki bilimsel eğilimleri, etkili araştırmacıları, kullanılan kavramsal çerçeveleri ve literatürdeki boşlukları bibliyometrik analiz yöntemiyle belirlemektir. Çalışmanın veri seti, Web of Science veri tabanında 1980–2025 yılları arasında “vocabulary teaching” anahtar sözcüğü ile yayımlanan 332 makaleden oluşmaktadır. Veriler, VOSviewer yazılımı aracılığıyla yıllara göre yayın dağılımı, ülkelere göre üretkenlik, yazar atıfları ve anahtar kelime kümeleri açısından analiz edilmiştir. Bulgular, kelime öğretimi ile ilgili yayınların özellikle 2009 yılından itibaren ciddi bir artış gösterdiğini ortaya koymuştur. Çin, ABD ve Türkiye en fazla yayın üreten ülkeler arasında yer alırken, Norbert Schmitt en çok atıf alan araştırmacı olduğu görülmüştür. Anahtar kelime analizinde “Vocabulary Teaching” ve “Vocabulary Knowledge” anahtar kelimeleri öne çıkarken, yapay zekâ, oyunlaştırma ve nörobilim gibi çağdaş temalara işaret eden anahtar kelimelerin literatürde yeterince yer bulmadığı saptanmıştır. Bu çalışma, kelime öğretimi alanında disiplinlerarası iş birliklerinin artırılması, dijital teknolojilerle desteklenmiş uygulamaların geliştirilmesi ve alternatif kuramsal yaklaşımların literatüre kazandırılması gerektiğine dikkat çekmektedir.
Résumé Depuis les débuts de l’humanité, le voyage exerce une fascination profonde sur les hommes. Le désir de voyager, d’explorer, de découvrir des paysages inconnus et des cultures nouvelles traduit un besoin d’évasion enraciné dans l’imaginaire de l’homme. À partir du XIXe siècle, les déplacements humains s’intensifient, motivés par des raisons variées — scientifiques, religieuses, politiques ou personnelles. Les écrivains-voyageurs, figures emblématiques de cette époque, ont consigné leurs expériences dans des récits de voyage qui oscillent entre réalisme et imagination, entre observation concrète et fantasmes exotiques. Ces textes ont largement influencé la peinture et la littérature occidentales, contribuant à la construction d’un imaginaire orientaliste. Ce processus donna naissance à un courant intellectuel et artistique que l’on désigne sous le terme d’orientalisme. Dans son ouvrage Istanbul, Rondeau entreprend de raconter la ville millénaire d’Istanbul, capitale d’Empires et carrefour historique de civilisations. Il en fait le récit à travers ses impressions personnelles, mêlant anecdotes contemporaines et rappels historiques. Ce travail se propose d’analyser les représentations orientalistes présentes dans Istanbul de Daniel Rondeau, et d’interroger la manière dont l’auteur perpétue ou renouvelle l’héritage littéraire des voyageurs du XIXe siècle à travers sa vision d’une ville située à la croisée de l’histoire et de la géographie.
People may want to learn different languages due to their interests and needs. While people are learning these target languages, instructional environments should be structured within the framework of a specific program. The Common European Framework of Reference outlines the specific components involved in the language teaching process. The framework provides definitions of specific language levels for each language skill. Language skills are defined as receptive activities (listening, reading) and productive activities (speaking, writing). Due to their complex nature, speaking and writing skills pose significant challenges for learners. The materials to be used in the language teaching process should be selected carefully. One of these materials is course books and workbooks. Today, many foreigners would like to learn Turkish and English. The purpose of the current study is to conduct a comparative analysis of Turkish and English language course books and workbooks used for foreign language learners, focusing on specific criteria, in order to identify their strengths and weaknesses. To this end, course books and workbooks from the Turkish for Foreigners A2 Basic Level series and Oxford English File Elementary were selected and analyzed. The study employed the basic qualitative design. The data were collected based on purposive sampling methods and presented in the form of tables. It was concluded that while measurement and evaluation methods in both the Turkish and English course books and workbooks are similar, they exhibit differences in terms of learning areas, activity types and methods and techniques.
Araştırmanın amacı, 2020-2024 yılları arasında Türkçe eğitimi alanına yönelik hazırlanmış yüksek lisans ve doktora tezlerindeki araştırma eğilimlerini incelemektir. Bu amaçla yapılan çalışmada veri toplama yöntemi olarak doküman incelemesi, veri analizi yöntemi olarak ise içerik analizi kullanılmıştır. Buna göre Türkçe eğitimi alanında yapılmış 596’sı yüksek lisans, 185’i doktora tezi olmak üzere toplam 781 lisansüstü tez araştırma kapsamında incelenmiştir. Tezlerin incelenmesinin ardından 2020-2024 yılları arasında Türkçe eğitimi alanındaki en çok yüksek lisans tezinin Yıldız Teknik Üniversitesinde, doktora tezinin ise Gazi Üniversitesinde hazırlandığı; yüksek lisans tezlerinde ağırlıklı olarak nitel yöntemlerin, doktora tezlerinde ise karma yöntemin kullanıldığı; incelenen tezlerde çalışma grubunun genellikle öğrencilerden seçildiği; veri analizi yöntemi olarak en çok içerik analizinin kullanıldığı; çalışma alanlarına göre en çok çalışmanın Türkçe eğitimi alanında, en az çalışmanın ise Türk soylulara Türkçe öğretimi alanında yapıldığı; tezlerde en sık yöntem-teknik-strateji konusunun ele alındığı, 2020 yılında söz varlığı, 2021 ve 2022 yıllarında yöntem-teknik-strateji, 2023 yılında söz varlığı ve yöntem-teknik-strateji, 2024 yılında ise yöntem-teknik-strateji ve okuma eğitimi konularının en sık incelenen konular olduğu; ayrıca nitel yöntemle hazırlanan tezlerde söz varlığı, nicel yöntemle hazırlananlarda okuma eğitimi, karma yöntemle hazırlananlarda ise yöntem-teknik-strateji konusunun en sık işlenen konular olduğu sonuçlarına ulaşılmıştır.
Communicating effectively is central to the teaching process. Successful classroom learning and teaching relies on effective communication between the teacher and the students. Despite its significance, communication competence is often overlooked in teacher education programs. Many curricula focus on theoretical knowledge or methodological skills, without systematically addressing how teachers communicate. In language education specifically, communication is not only a medium but the content of instruction. As language teachers aim to develop communicative competence in students, their own mastery of communication skills becomes even more essential. This study proposes a syllabus to develop communication competence of pre-service English language teachers and evaluates its effectiveness through mixed-methods research. For this purpose, the participants were given a list of topics to determine the modules. The findings were reflected in the suggested syllabus, and it was piloted in an ELT undergraduate program for 15 weeks. Quantitative data from pre- and post-tests and qualitative data from reflection journals reveal a significant improvement in communication skills. The results emphasize the importance of incorporating communication-focused courses in language teacher education programs.
Türkçe ders kitapları anadilini öğretmenin temel aracı olmanın ötesinde kültürün de öğrenciler aracılığıyla geleceğe taşınmasında önemli bir rol oynamaktadır. Türk kültürünün en önemli bileşenlerinden biri olan atasözleri ve deyimler sözlü kültürün en değerli hazinelerinden biridir. Atasözleri ve deyimler yalnızca günlük yaşamda kullanılan ifadeler değil aynı zamanda toplumsal değerlerin, inançların ve kültürel mirasın birer yansımasıdır. Bu nedenle, Türkçe ders kitaplarının atasözlerini ve deyimleri en etkili biçimde öğrencilere aktarması beklenmektedir. Bu çalışmada, yurt dışında yaşayan Türk öğrencileri için hazırlanmış Türkçe ve Türk Kültürü ders kitaplarında yer alan atasözlerinin nicel ve nitel açıdan durumu incelenmiştir. Araştırma kapsamında, 2019-2020 eğitim-öğretim yılından itibaren beş yıl süreyle kullanılması kabul edilen Türkçe ve Türk Kültürü ders kitaplarından 5.,6.,7.,8. sınıf ders kitapları incelenmiştir. Bu incelemede, dilin etkileşiminde ve kazandırılmasında önemli olan atasözleri ve deyimler ayrıntılı bir şekilde ele alınmış; kitaplar arasında sayısal karşılaştırmalar yapılarak bu dil unsurlarının kitaplara nasıl dağıldığı gözlemlenmiştir. Sonuç olarak, atasözlerinin ve deyimlerin kitaplarda yeterince yer almadığı, atasözleri ve deyimlerin öğrenimini kolaylaştıracak karikatürler, resimler, dijital araçlar veya etkileşimli etkinliklerin yeterince kullanılmadığı, bu dil unsurlarının seçimi ve sunumu açısından eksikliğin olduğu ve Türkçe öğretiminde daha etkili bir kullanıma ihtiyaç duyulduğu tespit edilmiştir.