
Yiyecek-içecek işletmelerinde müşterilere sunulacak olan ürünlerin (yiyecek ve içeceklerin) fotoğraflarının doğru bir şekilde çekilmesi oldukça önemlidir. Bu araştırmanın amacı, yemek fotoğraflarının çekiminde dikkat edilmesi gereken hususları ortaya koymak için yemek fotoğrafçılığı ile ilgili yazılmış olan akademik çalışmaları (kitap ve makaleler) doküman analizi yöntemiyle incelemektir. Verilerin analizi için ProQuest dijital araştırma veri tabanında tarama yapılmıştır. Anahtar kelime olarak “food photography” ve “yemek fotoğrafçılığı” seçilmiş ve bu anahtar kelimeler üzerinden taramalar gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgular değerlendirildiğinde araştırma sonucunda yedi tema belirlenmiştir. Bu temalar “Fotoğraf Makinesi Kullanımı, Beslenme, Diyet, Porsiyon ve Gıda Miktarlarının Ölçümü, Yemeğin Kendisi, Aydınlatma / Işıklandırma, Sahne, Hız / Süre ve Çerçeveleme / Açı” altında toplanmıştır. Bu temalar özelinde de öneriler sunulmuştur.
Yemek, insan hayatında fizyolojik bir ihtiyaç olmanın yanında, derin kültürel, sosyal ve ekonomik anlamlar da taşır. Yemek, kültürel bir unsur olmasının yanında kültürü şekillendirmesi açısından da önemli bir role sahiptir (Selimoğlu & Gültekin, 2018). Yemeğin kültürü şekillendirmesinden dolayı geçmişten günümüze yemeğe birçok farklı anlam yüklenmiş ve özel günlerde, kutlamalarda, törenlerde yenilen yemekler farklı anlamlar ifade etmiştir (Şanlıer, 2005; Fırat, 2014; Sevindik, 2017; Şahin Ören, Arman & Erdem, 2021). Son yıllarda özel gün ve tören yemekleri ile ilgili yapılan çalışmaların artmakta olduğu görülmektedir. Çalışmanın amacı, TR Dizinde yer alan dergilerde 13.04.2025 tarihine kadar özel gün ve tören yemekleri konuları ile ilgili yayımlanan çalışmaların bibliyometrik analizini ortaya çıkarmaktır. Bu amaçla ULAKBİM TR Dizin veri tabanında başlığında ve özetinde “özel gün yemekleri” ve “tören yemekleri” kelimeleri geçen 20 adet makaleye ulaşılarak bu makaleler değerlendirilmiştir. Değerlendirmeye alınan bu çalışmalar, farklı kriterler çerçevesinde (dergi adı, yayınlanma yılı, çalışmanın konusu, yayınlanan dil, yayının türü, çalışmanın yöntemi, çalışmanın amacı ve sonuçları, yazarın kurumu, yazarın ülkesi gibi) incelenmiş ve böylece araştırma yapılan konu ile ilgili yayınlanan makalelerin zaman içerisinde izlediği gelişim gözlemlenmiştir.
With the acceleration of globalization, culinary cultures are transcending borders and being reinterpreted by different societies. While this process is sometimes seen as cultural sharing and appreciation, it frequently brings up discussions of “cultural appropriation”. Cultural appropriation refers to the commercialization and reinterpretation of cultural elements without the permission or economic benefit of the originating community. This study examines the economic, symbolic, ethical, and political impacts of cultural appropriation in the context of gastronomy. A qualitative survey method was used in the research, and national and international literature, media content, and UNESCO reports were analyzed. The findings show that appropriation often has negative consequences for the source communities. The study offers recommendations for ethical sharing and the preservation of cultural heritage.
Turizm faaliyetlerine katılan turistler, günlük yaşamlarından farklı olarak yeni, sıra dışı ve duygusal açıdan etkileyici deneyimler yaşamayı arzulamakta; bu beklentiler turizm endüstrisinin temel ürününü oluşturmaktadır. Bu çalışma, turistlerin unutulmaz turizm deneyimlerine ilişkin algılarının demografik özelliklere göre farklılaşıp farklılaşmadığını incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma kapsamında Kapadokya bölgesinde düzenlenen rehberli turlara katılan 569 yerli ve yabancı turistten anket yoluyla veri toplanmıştır. Elde edilen veriler yüzde, frekans ve ortalama gibi betimleyici istatistikler kullanılarak analiz edilmiştir. Demografik değişkenlere göre farklılıkların belirlenmesinde bağımsız örneklemler t-testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) uygulanmıştır. Araştırma bulguları, turistlerin unutulmaz turizm deneyimlerine yönelik algılarının yaş, cinsiyet ve milliyet gibi demografik faktörlere bağlı olarak anlamlı biçimde farklılaştığını ortaya koymaktadır. Bu sonuçlar, turizm işletmeleri ve destinasyon yönetim otoriteleri için daha etkili stratejik karar alma süreçlerine ve deneyim odaklı turizm ürünlerinin geliştirilmesine katkı sağlayabilecek nitelikte önemli bilgiler sunmaktadır.
Gastronomi eğitiminde uygulamalı derslerde öğrencilerin bir ekip olarak çalışması, öğrencilerde olumlu tutum geliştiren ve öğrencilerin yetkinliklerini artıran önemli bir unsurdur. İş birliğine dayalı öğrenme ise öğrencilerin ortak bir amaç doğrultusunda bir araya gelerek çalıştıkları bir yaklaşımıdır. Bu çalışmanın amacı, iş birliğine dayalı öğrenmede öğrencileri motive eden unsurları, ekip çalışmasına yönelik tatminlerini oluşturan unsurları ve öğrencilerin motivasyonları ile tatminleri arasındaki ilişkiyi belirlemektir. Pamukkale Üniversitesi gastronomi ve mutfak sanatları bölümünde öğrenim gören ve uygulamalı derslere katılan öğrenciler ile gerçekleştirilen çalışmada, nicel araştırma yaklaşımından ve anket tekniğinden yararlanılmıştır. Çalışmada öğrencilerin motivasyonları ile ekip dinamikleri ve ekip yakınlığına yönelik tatminleri arasında anlamlı ilişkiler bulunduğu tespit edilmiştir. Yapılan çalışma ile birlikte gastronomi gibi uygulama ağırlıklı bölümlerde öğrencilerin öğrenme sürecine yönelik olumlu değerlendirmelerinde bir ekip olarak çalışmaya yönelik motivasyonlarının önemli olduğu ortaya konmuştur.
Zeytinyağı turizmi, sürdürülebilir gastronominin önemli bir parçası olarak öne çıkmakta ve özellikle Akdeniz ülkeleri bu alanda öncü konumda yer almaktadır. Bu turizm türü, yalnızca yöresel lezzetlerin tanıtımını değil, aynı zamanda kültürel gelişim sürecinin gözler önüne serilmesini de sağlamaktadır. Yöresel yiyecek ve içecek kültürünün gelecek kuşaklara aktarılmasına katkı sunan zeytinyağı müzeleri, hem yerli hem de yabancı turistler tarafından yoğun ilgi görmektedir. Bu doğrultuda çalışmanın amacı, Oleatrium Zeytin ve Zeytinyağı Tarihi Müzesi’ne yönelik Google yorumlarının analiz edilmesini sağlamaktır. Araştırma kapsamında 271 yorum tespit edilmiş olup içeriklerinde yer alan unsurlar kapsamında 591 kodlama ile çalışmaya dahil edilmiştir. Olumsuz ve olumsuz yorumların temalandırılarak sınıflandırıldığı çalışma kapsamında, ziyaretçi deneyimi yansıtan ifadeler temel alınarak ve anlam bütünlüğü göz önüne alınarak bir araya getirilerek tematik analiz gerçekleştirilmiştir. Bu çerçevede Google yorumlardaki ziyaretçi yorumlarının büyük ölçüde Türkçe yazıldığı ve destinasyonun öncelikli olarak yerli pazara hitap ettiği görülmektedir. Ekim ve Nisan aylarında yoğunlaşan yorum sayılarından ise müzenin alternatif turizm kapsamında önemli bir destinasyon olduğu çıkarımında bulunulmaktadır. Birçok olumlu ve olumsuz yorumların elde edildiği çalışma kapsamda müzede iklimlendirme çalışmalarının yapılması ve yerel yönetimlerin uluslararası tanıtıma önem vermeleri gibi önerilerde bulunulmuştur.
The purpose of this study is to examine the effect of the digital detox experience in ancient cities on place attachment. Another objective is to investigate the roles of emotional renewal and fear of missing out. Within the scope of these objectives, visits were made to three ancient cities in Turkey with students. During these visits, students' access to digital tools was completely restricted. Surveys were administered to the students after the trips. Analyses were performed using SPSS, LISREL, and PROCESS Model 1. According to the analysis results, the digital detox experience significantly and positively affects place attachment and emotional renewal. Furthermore, emotional renewal also significantly and positively affects place attachment. While emotional renewal was found to play a partial mediating role in the relationship between the digital detox experience and place attachment, fear of missing out was not found to play a moderating role. This study is important because it practically examines the effects of the digital detox experience on individuals within the context of tourism.
Araştırmada, restoran işletmelerine yönelik çevrimiçi müşteri yorumları çerçevesinde Malatya ilinin gastronomi imajının belirlenmesi amaçlanmıştır. 6 Şubat 2023 tarihinde yaşanan depremlerin bölge üzerindeki yıkıcı etkileri dikkate alınarak, gastronomi imajına ilişkin güncel bir değerlendirme yapabilmek amacıyla 1 Ocak–5 Temmuz 2025 tarihleri arasında Google Haritalar platformunda yapılan 849 yorum incelenmiştir. Verilerin analizinde MAXQDA’20 nitel veri analiz programı kullanılmış; elde edilen veriler temalar, kodlar ve alt kodlar hâlinde sistematik biçimde çözümlenmiştir. Araştırma bulgularına göre Malatya’nın yöresel lezzetleri ve ürün çeşitliliği ziyaretçiler tarafından olumlu değerlendirilmiş; restoranlarda sunulan yiyeceklerin lezzet açısından başarılı bulunduğu tespit edilmiştir. İşletme çalışanlarının güler yüzlü ve ilgili olmaları, hızlı servis sunmaları müşteri memnuniyetini artıran önemli unsurlar arasında yer almıştır. Müşterilerin tavsiye ettiği ürünler incelendiğinde kiraz yaprağı sarması, tandır kebabı, kâğıt kebabı başta olmak üzere yöresel yiyecekler ile kaşarlı alabalık, balıklı pizza, kavurma, beyti gibi beyaz ve kırmızı et ürünleri tavsiye edilmiştir. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda, bölgenin gastronomi imajının korunması ve güçlendirilmesi için işletmelere ve turizm paydaşlarına yönelik çeşitli öneriler geliştirilmiştir.
This study investigated the effect of hotel employees’ fatalistic tendencies on acquiescent silence and turnover intention. The participants were 409 employees working in four- and five-star hotels operating in the Alanya district of Antalya Province, Türkiye. Data were collected by surveys, and the relationships between variables were tested using Pearson’s correlations and simple linear regression analyses. The findings indicated that fatalism had a positive and statistically significant effect on both acquiescent silence and turnover intention. According to the results of the regression analysis, fatalism explained approximately 20% of the variance in acquiescent silence and 6% of the variance in turnover intention. These results suggest that as the level of fatalistic belief increases, employees exhibit a more acquiescent and passive attitude toward organisational problems, and their turnover intention also increases. However, the relatively low effect of fatalism on turnover intention may suggest that this variable has a multidimensional structure. This study contributes to a better understanding of the relationship between fatalism and organisational behaviour outcomes within the tourism sector and highlights the importance of practices that strengthen employees' perception of control for managers.
Turizm, modern toplumların ekonomik, kültürel ve mekânsal dinamiklerini şekillendiren çok katmanlı bir olgudur. Bu dinamik içinde turistik ürün dağıtım ve pazarlama süreci hem tanıtım aracı hem de anlam üretme ve temsilleri yönlendirme gücüne sahip bir uygulama alanı olarak öne çıkar. Bu araştırma, turizm pazarlaması tanıtım ve satış sürecinin ardında kalan ve sosyo-kültürel sonuçları olan temsil pratiği rolünü eleştirel bir çerçevede ele almayı amaçlamıştır. Araştırma kapsamında eleştirel yaklaşımla mevcut turizm paradigması sorgulanarak tartışılması ve stratejiler belirlenirken göz önünde bulundurulması gereken yönleri ortaya konulmuştur. Belirlenen düşünsel, kavramsal ve uygulamaya dönük örneklerin çıkarımları üzerine turizmi, sürdürülebilirlik ekseninde; yavaş turizm ve dönüştürücü turizm türleri, toplum temelli turizm, turizmde mikro deneyimler ve kendin yap rotaları uygulamaları, onay temelli turizm ve etik seyircilik tutumları ile destinasyon, sektör, yerel halk ve turist etkileşimleri içinde bütüncül bir sistem olarak kurgulayan yeni ve özgün bir yaklaşım modeli şekillendirilerek detaylandırılmıştır. Böylece akademisyenler, turizm planlayıcıları, pazarlamacılar ve politika yapıcılar için mevcut yaklaşımları sorgulama ve alternatif yolları keşfetme imkânı sunulmuştur.
Küreselleşme süreciyle birlikte ülkeler, uluslararası alandaki görünürlüklerini ve etkilerini yalnızca askeri ve ekonomik güç unsurlarıyla değil; kültürel değerler aracılığıyla da artırmaya yönelmiştir. Bu bağlamda gastronomi, ulusal kimliğin temsili ve yumuşak gücün inşasında stratejik bir araç haline gelmiştir. Gastrodiplomasi, bir ülkenin mutfak kültürünü kültürlerarası etkileşim ve kamu diplomasisi aracı olarak kullanmasını ifade etmektedir. Araştırmada doküman analizi yöntemi kullanılarak, çalışma derleme olarak hazırlanmış olup; akademik yayınlar, resmi kurum raporları, UNESCO belgeleri ve politika dokümanları incelenmiştir. Çalışma kapsamında, literatür araştırmasında gastrodiplomasi uygulamaları ile öne çıkan ülkelerden; Tayland, Güney Kore, Peru, Japonya, Türkiye, Meksika, Çin, Yunanistan, Amerika Birleşik Devletleri ve Hindistan’ın gastrodiplomasi uygulamaları ele alınmıştır. Bu çalışmanın amacı, dünyada gastrodiplomasiyi uygulayan bu on ülkenin uygulamalarını analiz etmek ve bu uygulamaların ortak stratejik yönlerini ortaya koymaktır. Bulgular, gastronominin ulus markalaşması, kültürel mirasın korunması, turizm geliştirme ve uluslararası algı yönetimi süreçlerinde sistematik bir yumuşak güç unsuru olarak kullanıldığını ortaya koymaktadır.
Bu çalışmanın temel amacı, Yedigöller Milli Parkı’nda özellikle sonbahar döneminde yaşanan aşırı turizm olgusunun, tur operasyonları ve ziyaretçi deneyimi üzerindeki etkilerini profesyonel turist rehberlerinin perspektifinden incelemektir. Nitel araştırma yöntemlerinden durum çalışması deseninin kullanıldığı araştırmada veriler, saha gözlemleri, görsel dokümantasyon ve bölgeye aktif tur düzenleyen 13 turist rehberi ile gerçekleştirilen yarı yapılandırılmış görüşmeler yoluyla toplanmıştır. Elde edilen veriler içerik analizi tekniğiyle analiz edilmiştir. Araştırma bulguları, destinasyonun fiziksel ve sosyal taşıma kapasitesinin aşıldığını; trafik sorunlarının yaşandığını, otopark krizi ve iletişim altyapısındaki yetersizliklerin tur programlarını yönetilemez bir krize dönüştürdüğünü ortaya koymaktadır. Katılımcıların alınan yanıtlar ve yapılan metaforlar incelendiğinde, rekreasyonel deneyimin nitelik kaybına uğradığı ve ziyaretçi algısının tatminden ziyade stres ve hayal kırıklığı ekseninde şekillendiği görülmüştür. Ayrıca, milli parka erişim yollarındaki kapasite aşımının acil durum müdahalelerini zorlaştırarak kritik bir güvenlik zafiyetine yol açtığı da tespit edilmiştir.
Bu çalışmanın amacı, çalışma yaşamı kalitesinin işten ayrılma niyeti üzerindeki etkisini incelemek ve bu ilişkide işe bağlılığın aracılık rolünü test etmektir. Araştırmada nicel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Çalışma, Ankara ilinde konaklama ve yiyecek hizmetleri sektöründe faaliyet gösteren işletmelerde çalışan 500 katılımcıdan elde edilen verilerle gerçekleştirilmiştir. Verilerin analizinde SmartPLS 4 programından yararlanılmış ve kısmi en küçük kareler yapısal eşitlik modellemesi (PLS-SEM) yöntemi kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre çalışma yaşamı kalitesinin işten ayrılma niyeti üzerinde negatif ve anlamlı bir etkiye sahip olduğu belirlenmiştir. Ayrıca, çalışma yaşamı kalitesinin işe bağlılık üzerinde pozitif ve anlamlı bir etkisi olduğu tespit edilmiştir. Bununla birlikte, işe bağlılığın da işten ayrılma niyeti üzerinde negatif yönlü ve anlamlı bir etkisi olduğu görülmüştür. Araştırmada ayrıca çalışma yaşamı kalitesi ile işten ayrılma niyeti arasındaki ilişkide işe bağlılığın aracılık rolü incelenmiştir. Yapılan analizler sonucunda, işe bağlılığın bu iki değişken arasındaki ilişkide kısmi aracılık rolü üstlendiği belirlenmiştir. Elde edilen bulgular, çalışma yaşamı kalitesinin artırılmasının çalışanların işe bağlılıklarını güçlendirdiğini ve işten ayrılma niyetini azaltmada önemli bir rol oynadığını göstermektedir. Bu sonuçların konaklama ve yiyecek hizmetleri sektöründe çalışanların iş ortamlarının iyileştirilmesine yönelik yönetsel uygulamalara katkı sağlaması beklenmektedir.
Bireyler boş zamanlarını değerlendirmek amacıyla çeşitli rekreasyon faaliyetlerine katılmakta ve bu faaliyetlerden tatmin edici deneyimler elde etmeyi arzulamaktadır. Bu faaliyetlerden biri olan turizm, katılımcılarına farklı deneyimler sunmakta olup, söz konusu deneyimler bireylerin duygusal zekâ düzeylerine göre farklılık gösterebilmektedir. Bu doğrultuda çalışmanın amacı, yurt dışı turlara katılan bireylerin turizm deneyim düzeylerini belirlemek, bu deneyimlerin boş zaman tatmini üzerindeki etkisini incelemek ve söz konusu ilişkinin duygusal zekâ düzeyine göre farklılaşıp farklılaşmadığını ortaya koymaktır. Elde edilen bulgular, turizm deneyimleri, boş zaman tatmini ve duygusal zekâ arasında pozitif yönlü ilişkiler olduğunu ortaya koymuş; ayrıca duygusal zekânın, turizm deneyimlerinin boş zaman tatmini üzerindeki etkisinde düzenleyici bir rol üstlendiği belirlenmiştir.
This study investigates the drivers of green purchase intention and behavior among Generation Z by extending the theory of planned behavior (TPB) with digital and psychological determinants. Data were collected through a structured survey questionnaire administered via online. In total, 523 valid responses were collected. Data analysis was conducted using covariance-based structural equation modeling (CB-SEM). The findings indicated that social media usage is strongly associated with attitudes and subjective norms, highlighting its central role as a digital normative and information source. Perceived consumer efficacy significantly increased perceived behavioral control, whereas perceived green values and health consciousness had no effect on attitude, revealing a notable value-health asymmetry within this cohort. Attitudes, subjective norms, and perceived behavioral control increased green purchase intention, which strongly predicted green purchasing behavior. By integrating social media participation and consumer self-efficacy into the TPB, this study advances theoretical understanding of sustainable consumption and provides actionable insights for developing targeted environmental communication and green marketing strategies for young consumers. This research extends the TPB by integrating social media-related cognitive factors into green consumption research and provides novel evidence from Generation Z consumers highlighting the role of digital interactions in shaping sustainable food choices.
Turizm sektörü, operasyonel sürdürülebilirliği tehdit eden kritik düzeydeki işgücü devir oranlarıyla mücadele etmektedir. Mevcut literatür ağırlıklı olarak soyut "ayrılma niyetine" odaklansa da bu çalışma somut işten ayrılma davranışının hukuki belirleyicilerini inceleyerek alandaki önemli bir boşluğu doldurmaktadır. Araştırma kapsamında, yasal hak ihlallerinin ayrılma kararı üzerindeki etkisini doğrudan ölçmek amacıyla özgün bir ölçek geliştirilmiş, psikometrik analizleri (AFA ve DFA) titizlikle gerçekleştirilmiştir. Bulgular; kullandırılmayan molalar, ödenmeyen mesailer ve adaletsiz bahşiş dağıtımı gibi faktörlerin ayrılmayı tetiklediğini göstermektedir. Değişkenler "iş hukuku kaynaklı" ve "sendikal haklarla ilgili" sorunlar olarak kategorize edilmiştir. Çarpıcı biçimde analizler, iş hukuku kaynaklı sorunların, sendikal haklara kıyasla işten ayrılma davranışı üzerinde istatistiksel olarak çok daha güçlü ve yıkıcı bir etkiye sahip olduğunu kanıtlamaktadır. Demografik değişkenlerin de bu tepkilerde belirleyici olduğu saptanmıştır. Bu çalışma, yasal uyumun yetenekli işgücünü elde tutmadaki stratejik gücünü ortaya koyan öncü bir kaynak niteliğindedir.
Employee turnover intention is a significant factor that reduces organizational efficiency. This intention develops when individuals feel lonely within the organization, lack a sense of trust, perceive insufficient organizational support, and consequently adopt cynical attitudes. The present study aims to explain the relationships among these concepts through the reciprocity norm approach, which forms the foundation of these interactions. A survey was conducted with 400 employees working in the food and beverage departments of hotel enterprises to determine the relationships among these variables. The findings indicate that the reciprocity norm explains loneliness at work, organizational support, and organizational trust, while organizational support and organizational trust negatively influence loneliness at work. Furthermore, organizational trust and organizational support negatively affect organizational cynicism, whereas loneliness at work triggers organizational cynicism. Finally, organizational cynicism increases employees’ turnover intention.
Bu çalışmanın amacı Ankara’da bulunan Dijital Hayvanat Bahçesi’ni ziyaret edenlerin Google Haritalarda yaptıkları yorumların incelenmesidir. Bu amaçla ziyaretçilerin yaptıkları çevrimiçi yorumlar içerik analizi yöntemi ile analiz edilmiştir. 15 Nisan 2025 tarihine kadar Google Haritalarda yapılmış 775 yorum çalışmaya dahil edilmiş ve MAXQDA nitel veri analiz programıyla analiz edilmiştir. Analiz sonucunda sözcük kombinasyonları tespit edilmiş, tespit edilen bu kombinasyonlardan kelime bulutu oluşturulmuş ve ayrıca kodlar arası ilişkiler aracılığıyla olumlu ve olumsuz olarak kodlanan yorumlar belirlenmiştir. Çalışma bulgularına göre Dijital Hayvanat Bahçesi ziyaretçilerinin yaptıkları yorumlarda olumlu değerlendirmeleri çoğunluktadır. Olumlu olarak kodlanan yorumlarında “çocuklar”, “hayvanlar”, “ücretsiz”, “safari”, “otobüs” ve “eğlence” kelimelerinin ön plana çıktığı görülmektedir. Olumsuz yorumlarda ise kelime bulutunda öne çıkan sözcüklerin "3D gözlükler” “görüntüler ve ekranlar”, “sıcak ve havasız” ve “bilgilendirme” olduğu tespit edilmiştir.
Bu çalışmanın amacı, Türkiye’nin katılımcı olduğu turizmle ilgili Erasmus+ Ana Eylem 2 (KA2) projelerini zamansal gelişim, ülkeler arası iş birliği ağları ve proje konularının tematik yapısı çerçevesinde incelemektir. Araştırma, 05 Ocak 2026 tarihi itibarıyla Erasmus+ Project Results Platformu’ndan elde edilen ve 2014–2025 dönemini kapsayan 283 projenin bibliyometrik analizine dayanmaktadır. Veriler, Biblioshiny yazılımı kullanılarak performans analizi ve bilimsel haritalama teknikleri aracılığıyla analiz edilmiştir. Bulgular, Türkiye’nin özellikle İtalya ve İspanya ile güçlü ve süreklilik gösteren iş birlikleri geliştirdiğini; proje konularının ise zaman içerisinde dijital beceriler, yeşil beceriler ve sürdürülebilirlik temalarına yöneldiğini ortaya koymaktadır. Ayrıca sonuçlar, projelerin tek bir temaya odaklanmak yerine çok eksenli ve bütünleşik bir yapı sergilediğini göstermektedir. Çalışma, pratik açıdan Erasmus+ KA2 proje başvurusu yapmayı planlayan taraflar için yol gösterici bir rehber sunarken; teorik açıdan turizm yazınında KA2 projelerini kapsamlı ve karşılaştırmalı biçimde ele alan ilk çalışmalardan biri olma özelliği taşımaktadır.
Bu çalışma yöresel gıda ürünlerinin işletmelerde kullanım, üretim ve satış uygulamalarının Sakin şehir kapsamında değerlendirilmesini içermektedir. Çalışma kapsamında oluşturulmuş olan yarı yapılandırılmış görüşme formu Safranbolu ilçesinin Eski çarşı bölgesinde faaliyet gösteren yiyecek-içecek işletmelerinde görev alan 18 yönetici/şefe uygulanmıştır. Araştırma bulguları Safranbolu’nun Sakin şehir ağına dahil olmasına rağmen bu unvanın turizm ve işletmelere katkısının sınırlı düzeyde kaldığını göstermektedir. Katılımcıların çoğu Sakin şehir hakkında bilgi sahibi olmakla birlikte, ilçeye bu unvan dolayısıyla gelen turistlerin sayısının az olduğunu ve turist çekim etkisinin UNESCO Dünya Mirası kimliğine göre daha düşük kaldığını belirtmiştir. Araştırmada yöresel gastronomik ürünlerin tamamının ticari potansiyel taşıdığı, fakat en çok bilinen ve satışı yapılan ürünlerin perohi, etli sarma ve Safranbolu safranı olduğu görülmüştür. Bununla birlikte, katılımcılar bu ürünlerin pazarlama ve tanıtım faaliyetlerinde yetersizlikler olduğunu bildirmiş ve ayrıca coğrafi işaret tescilli ürünler konusunda katılımcıların bilgi düzeyinin sınırlı kaldığı gözlemlenmiştir. Ayrıca perohi, bükme ve zerde gibi yöresel yemekler coğrafi işaret alabilecek potansiyele sahip ürünler olarak vurgulanmıştır.