
Amaç – Bu araştırma, yiyecek-içecek hizmeti sunan işletmelerde çalışanların sessiz istifa davranışlarının örgütsel ve bireysel belirleyicilerini incelemeyi ve literatürde sınırlı biçimde ele alınan psikolojik güvenliğin bu ilişkilerdeki aracı rolünü ampirik olarak test etmeyi amaçlamaktadır. Araştırma, Edmondson’ın Psikolojik Güvenlik Kuramı ile Blau’nun Sosyal Değişim Kuramı’ndan hareketle; psikolojik güçsüzlük, örgütsel sessizlik, örgütsel adalet algısı ve rol belirsizliğinin sessiz istifa davranışı üzerindeki etkilerini bütüncül bir nedensel model çerçevesinde ele almaktadır.Yöntem – Araştırma nicel yöntem yaklaşımıyla yürütülmüş; veriler Türkiye’de yiyecek-içecek işletmelerinin ve hizmet yoğunluğunun en yüksek olduğu illerde (İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya ve Muğla) faaliyet gösteren işletmelerde çalışan 470 katılımcıdan toplanmıştır. Verilerin analizinde Yapısal Eşitlik Modellemesi (SEM) kullanılmış, psikolojik güvenliğin aracı rolü bootstrap yöntemi aracılığıyla test edilmiştir.Bulgular – Elde edilen bulgular; psikolojik güçsüzlük, örgütsel sessizlik ve rol belirsizliğinin sessiz istifa davranışını pozitif ve anlamlı biçimde etkilediğini; örgütsel adalet algısı ile psikolojik güvenliğin ise sessiz istifa davranışını negatif yönde etkilediğini göstermektedir. Ayrıca psikolojik güvenliğin, söz konusu bağımsız değişkenler ile sessiz istifa arasındaki ilişkilerde anlamlı bir aracı mekanizma olarak işlev gördüğü belirlenmiştir.Tartışma – Bulgular, sessiz istifa davranışının sadece münferit bir motivasyon kaybı olarak değerlendirilemeyeceğini; aksine örgütsel yapı ile psikolojik iklim arasındaki etkileşimden doğan çok katmanlı bir sonuç olduğunu ortaya koymaktadır. Araştırma, psikolojik güvenliği sessiz istifa sürecinde kritik bir aracı değişken olarak konumlandırarak örgütsel davranış literatürüne özgün bir katkı sunmakta ve yiyecek-içecek işletmeleri yöneticileri için çalışan bağlılığını korumaya yönelik kanıta dayalı stratejik çıkarımlar sağlamaktadır.
Purpose – This study aims to explore the perspectives of individuals in managerial positions within the private sector regarding the emotion of “envy” and the behaviors it elicits.Design/methodology/approach – For the purpose of this research, in-depth interviews were conducted with 13 department managers working in small and medium-sized enterprises located in the Çiğli district of İzmir, Türkiye. The study employed in-depth interviews as a qualitative data collection method. The data obtained from these interviews were transferred to NVivo 11, a qualitative data analysis software, and subsequently analyzed using content analysis.Results – Research results show that both constructive and destructive feelings of envy can be experienced among employees, and the reasons for these are “wage” and “nepotism” issues.Discussion – Envy, as experienced by managers, appears to have both constructive and destructive implications within organizational settings. On the one hand, managers reported that when confronted with feelings of envy, they encouraged employees to engage in self-improvement and assumed a guiding role. They also indicated that such feelings enabled them to recognize their own deficiencies and motivated them to address these shortcomings and pursue further personal development. On the other hand, envy was found to generate negative organizational outcomes, including unrest and dissatisfaction, as well as behaviors such as resignation, complaining, opposition, and social exclusion.
Purpose – Lawyers, who operate under intense professional responsibilities, maintain constant interpersonal interactions, and work in highly stressful environments, are at a considerable risk of experiencing occupational burnout. One key factor influencing burnout is personality traits. Enhancing individuals’ awareness of their own personality characteristics, identifying which traits contribute to burnout, and understanding the direction and strength of these effects are essential for reducing the risk of burnout. This study aims to investigate the impact of lawyers’ personality traits on their levels of occupational burnout.Design/methodology/approach – This study utilized a relational survey design, collecting data through a structured questionnaire. The instrument consisted of three sections: the Maslach Burnout Inventory, the Five-Factor Personality Traits Inventory, and a demographic information form. The research population included lawyers practicing in the city center of Adana. Using convenience and snowball sampling methods, valid responses suitable for analysis were obtained from 267 lawyers. Data analysis involved descriptive statistics (frequency, percentage, mean, and standard deviation) as well as validity and reliability tests of the measurement scales. Regression analyses were performed to test the study hypotheses.Results – The results revealed that lawyers’ personality traits significantly influence their levels of burnout. Specifically, Neuroticism was found to positively predict emotional exhaustion and reduce personal accomplishment, both sub-dimensions of burnout. Conversely, Agreeableness was shown to negatively predict emotional exhaustion and depersonalization. Conscientiousness negatively predicted depersonalization and reduced personal accomplishment. Additionally, Extraversion and Openness to Experience were found to negatively predict reduced personal accomplishment.Discussion – The findings indicate that personality traits play a crucial role in shaping the occupational burnout levels of lawyers. While Neuroticism exacerbates burnout, traits such as Openness to Experience, Extraversion, Conscientiousness, and Agreeableness serve as protective factors that help mitigate its effects. Raising lawyers’ awareness of how their personality traits influence burnout can contribute to more effective self-regulation and coping strategies. Furthermore, law firms and bar associations should consider these personality traits when designing supportive work environments that foster resilience and reduce the risk of burnout.
Amaç – Bu çalışma, lüks/üst segment otel işletmelerinin resmî web sitelerinde yer alan AR/VR/metaverse temelli deneyim vaatlerinin son kullanıcı açısından erişilebilir ve operasyonel bir dijital deneyime dönüşüp dönüşmediğini incelemektedir. Bu amaçla, iddia–erişim–operasyonellik uyumuna dayalı dört tipli bir sınıflama önerilmektedir. Ayrıca, her boyutun 0–2 aralığında puanlanmasıyla oluşturulan Gimmick İndeksi kullanılmaktadır. Bu indeks, standartlaştırılmış bir ölçüm aracı değil; tipolojik ayrımları destekleyen yorumlayıcı bir analitik araçtır.Yöntem – Araştırma, kamuya açık kurumsal dijital içeriklere dayalı doküman incelemesi ve nitel içerik analizi ile yürütülmüştür. Örneklem çerçevesi, 06.01.2026 tarihinde gerçekleştirilen sistematik Google taramasıyla oluşturulmuştur. Yalnızca resmî web sitesinde doğrudan doğrulanabilen teknoloji iddiaları analize dâhil edilmiştir. Veriler, iddia, erişilebilirlik ve operasyonellik boyutlarında kodlanmıştır. Bu boyutlar ayrıca Gimmick İndeksi üzerinden birlikte değerlendirilmiştir.Bulgular – Bulgular, örneklemde yalnızca bir otelin Tip 1 (operasyonel AR/VR) kapsamında yer aldığını göstermektedir. Tip 2 örüntüsüne rastlanmamıştır. Beş otel Tip 3 (sembolik benimseme) altında toplanmıştır. Bir otel ise Tip 4 (yanıltıcı etiketleme) olarak sınıflandırılmıştır. Gimmick İndeksi, güçlü iddiaların erişilebilirlik ve operasyonellikle desteklenmediği vakalarda yüksek gimmick profiline işaret etmektedir. Tam uyumun görüldüğü vakada ise düşük gimmick profili ortaya çıkmıştır.Tartışma – Çalışma, lüks otel web sitelerinde yer alan teknoloji temelli deneyim vaatlerinin önemli bir bölümünün güçlü bir söylem ürettiğini, ancak doğrulanabilir ve işleyen bir dijital deneyime dönüşmediğini göstermektedir. Bu yönüyle tipoloji ve Gimmick İndeksi birlikte, dijital deneyim vaatlerinin ne zaman değer ürettiğini ve ne zaman sembolik ya da yanıltıcı düzeyde kaldığını değerlendirmeye yardımcı olmaktadır.
Amaç-Instagram’da influencer algısının tüketici temelli marka denkliği ve satın alma niyeti üzerindeki etkilerini incelemeyi amaçlarken bu ilişkilerde fiyat algısı ve marka denkliği boyutlarının moderatör rolü de test edilmektedir.Yöntem-Nicel yöntem benimsenmiştir. Veriler, n=487 Instagram kullanıcısından anket tekniği ile toplanmıştır, SPSS ve SMART-PLS programları kullanılarak geçerlilik ve güvenilirlik analizleri, korelasyon analizi ve hipotez testleri için yapısal eşitlik modellemesi (YEM) ile analiz edilmiştir.Bulgular-Influencer algısı boyutlarından güvenilirlik satın alma niyetini pozitif yönde anlamlı etkilerken (β=0,099), çekiciliğin negatif yönde anlamlı bir etkisi olduğu (β=-0,181) ve uzmanlığın etkisinin anlamsız olduğu bulunmuştur. Influencer algısının tüm boyutları, tüketici temelli marka denkliğinin tüm alt boyutlarını pozitif ve anlamlı düzeyde etkilemektedir. Marka denkliğinin tüm alt boyutları da satın alma niyetini pozitif ve anlamlı şekilde artırmaktadır. Fiyat algısı, güvenilirlik ile satın almaniyeti arasındaki ilişkide ve influencer algısının marka denkliği üzerindeki etkilerinde anlamlı bir moderatör rol oynamaktadır.Tartışma-Sonuçlar, satın alma niyetinin doğrudan itici gücünün marka denkliği olduğunu; influencer güvenilirliğinin hem marka denkliğini beslediğini hem de (fiyat algısı yüksek olduğunda daha güçlü olmak üzere) niyeti artırdığını göstermektedir. Çekiciliğin negatifdoğrudan etkisi, görünür cazibenin ikna direncini/sahicilik şüphesini tetikleyebileceğine işaret ederken, aynı boyutun marka denkliği üzerinden dolaylı katkıları önemlidir. Uygulamada, güvenilirlik vurgusu, değer-fiyat anlatısının netleştirilmesi ve marka farkındalığı/çağrışımlarını güçlendiren içerik tasarımları önerilmektedir
Purpose – In this research, direct effects of city marketing elements on urban identification and sense of belonging to their own city were examined in the case study area selected as Kahramanmaraş. The main aim of this study is to demonstrate that city marketing strategies are not only important for attracting external audiences such as tourists or investors, but they also play a vital role in enhancing urban identity and belonging among the residents of this very city.Design/methodology/approach – We obtained primary data from the local residents of Kahramanmaraş through a structured survey. The seven elements of the marketing mix (7P) served as independent variables for the research model. We evaluated the hypotheses using Structural Equation Modeling (SEM).Results – SEM results show a positive and statistically significant relationship between the elements of city marketing in general and the urban identification of residents. The strongest predictor (β = 0.78) of urban belonging was the factor "Culture and Tourism". The preservation of both tangible and intangible cultural assets, the promotion of geographically indicated products as well as improvements/betterment to transport infrastructure were identified as the strongest drivers that led residents to identify closely with their urban environment.Discussion – The results show that sustainable city marketing should not only focus on external promotion but also involve well-designed policies to enhance residents' quality of life and emotional bond with the city. Residents' degree of urban belonging constitutes a decisive factor in a city's long-term competitiveness and sustainable development.
Purpose – This study aims to assess the financial performance of firms listed in Borsa Istanbul’s Construction and Public Works sector through the calculation of adjusted Economic Value Added (EVA) and Market Value Added (MVA). In this context, the association between the value created by these companies and their market values is examined.Design/methodology/approach – In the study, adjusted EVA and MVA values for the 2022–2024 period were calculated using the financial data of the relevant firms, and the relationships between these indicators and Market Value (MV) were tested through statistical analyses.Results – The results indicate that negative EVA values prevail across the sector, suggesting that most firms have been unable to cover their cost of capital. While a strong relationship was observed between MVA and Market Value (MV) in the first year, a negative and statistically significant relationship was found between EVA and MV for all years. However, no significant relationship was identified between EVA and MVA.Discussion – The findings reveal that investor behavior does not always align with companies’ internal performance indicators. This indicates that relying solely on a single metric in the evaluation of financial performance may be insufficient. On the other hand, the findings of the study show both similarities and differences compared to previous research. These differences may stem from sectoral and regional dynamics as well as variability in investor perceptions. Thus, this study reveals that financial performance indicators can carry different meanings depending on the sectoral context, and that contextual factors should be taken into account when interpreting these indicators.
Amaç – Bu çalışmanın amacı, işletmelerde toplumsal cinsiyet algısının cam tavan algısı üzerindeki etkisini incelemektir.Yöntem – Bu araştırma, nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini Türkiye’de faaliyet gösteren orta ve büyük ölçekli işletmelerde çalışan kadın ve erkek personel oluşturmakta olup, evrenin genişliği nedeniyle kolayda örnekleme yöntemiyle İstanbul, Ankara ve İzmir illerinde faaliyet gösteren 12 işletmeden toplam 300 katılımcı araştırmaya dâhil edilmiştir. Veriler anket yöntemiyle toplanmış ve SPSS 26.0 paket programı kullanılarak betimsel istatistikler, güvenirlik testleri, korelasyon, regresyon, t-testi ve ANOVA analizleri ile analiz edilmiştir.Bulgular – Araştırma bulguları, toplumsal cinsiyet algısı ile cam tavan algısı arasında orta düzeyde, pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunduğunu göstermektedir (r = .46, p < .01). Basit doğrusal regresyon analizi sonuçları, toplumsal cinsiyet algısının cam tavan algısının anlamlı bir yordayıcısı olduğunu ortaya koymuştur (β = .46, R² = .21, p < .001). Demografik değişkenler açısından yapılan analizler, kadınların cam tavan algılarının erkeklere göre daha yüksek olduğunu; ayrıca yaş ve eğitim düzeyi arttıkça cam tavan algısının yükseldiğini göstermiştir. Sektörler arasında ise hizmet ve finans sektörlerinde cam tavan algısının üretim sektörüne kıyasla daha yüksek olduğu tespit edilmiştir.Tartışma – Elde edilen bulgular, cam tavan olgusunun bireysel, örgütsel ve toplumsal faktörlerin kesişiminde ortaya çıkan çok boyutlu bir yapı sergilediğini göstermektedir. Çalışmada kullanılan ölçekte yüksek puanların toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin daha geleneksel ve eşitlikçi olmayan algıları temsil ettiği dikkate alındığında, toplumsal cinsiyet algısındaki artışın çalışanların cam tavan algısını da artırdığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu bulgular, literatürde yer alan önceki ulusal ve uluslararası çalışmalarla paralellik göstermekte; örgütlerde toplumsal cinsiyet eşitliğini gözeten insan kaynakları politikalarının geliştirilmesinin önemini ortaya koymaktadır.
Amaç – Bu çalışmanın amacı; O'Neil vd. (1986) tarafından geliştirilen Cinsiyet-Rol Çatışması ölçeğinin alt boyutlarından biri olan “İş-Aile İlişkileri Arasındaki Çatışmalar” boyutunun Türkçeye uyarlanmasıdır. Ölçek, içeriği itibariyle iş dışı yaşamı da kapsadığından, uyarlama çalışmasında İş-Yaşam Çatışması Ölçeği olarak adlandırılmıştır.Yöntem – Çalışmada, aktif olarak çalışma hayatında olan Türkiye genelinde farklı sektör ve kurumlarda çalışan 290 katılımcıdan anket yöntemiyle veriler toplanmış ve verilerin analizinde AMOS ile SPSS programları kullanılmıştır.Bulgular – Bir modifikasyondan (e1 ve e2 kovaryans) sonra yapılan geçerlilik analizlerde ölçeğin tek boyutlu orijinal yapısı doğrulanmıştır. Güvenilirlik için maddelerin iç tutarlılık testleri yapılmış, ayrıca ölçeğin cinsiyete göre ölçüm eşdeğerliliği test edilmiştir. Yapılan tüm analizler sonucunda ölçeğin geçerli ve güvenilir olduğuna ilişkin yeterli kanıtlara ulaşılmıştır.Tartışma – Ölçeğin; tek boyutlu ve az maddeli olmasının araştırmacılara kolay uygulanabilme imkânı sağlamasının yanı sıra, iş-aile ve iş-aile dışı yaşam çatışmasını kapsıyor olmasının, iş-yaşam çatışmasını daha geniş bir perspektiften ölçme imkânı sağlayacağı düşülmektedir.
Amaç – Bu çalışma; tüketicilerin yapay zekâ destekli alışveriş süreçlerinde algılanan fayda, güven ve risk faktörlerinin kullanım niyeti ile satın alma kararı üzerindeki doğrudan etkilerini belirlemeyi amaçlamaktadır. Ayrıca, bağımsız değişkenlerin satın alma kararı üzerindeki etkisinde kullanım niyetinin aracı rolünü incelemektedir.Yöntem – Bu araştırma, akıllı telefonlarında üretken yapay zekâ uygulamaları yüklü olan ve bu uygulamaları alışveriş deneyimlerinde kullanan 18 yaş üzeri 399 katılımcıdan kolayda örnekleme yoluyla elde edilen verilerle yürütülen nicel bir çalışmadır. Verilerin analizinde betimsel istatistikler, korelasyon ve çoklu regresyon analizleri uygulanmış; ayrıca aracılık etkisi PROCESS Makro üzerinden bootstrap yöntemiyle (n=5000, %95 güven aralığıyla) test edilmiştir.Bulgular – Analiz sonuçlarına göre algılanan fayda ve güvenin, kullanım niyeti ve satın alma kararı üzerinde pozitif ve anlamlı bir etkiye sahip olduğu saptanmıştır. Kullanım niyeti, satın alma kararının en güçlü yordayıcısı olarak belirlenmiştir (β= .463). Algılanan riskin hem kullanım niyeti hem de satın alma kararı üzerindeki doğrudan etkisinin istatistiksel olarak anlamsız olduğu görülmüştür. Ayrıca kullanım niyetinin; fayda, güven ve riskin satın alma kararı üzerindeki etkisinde kısmi aracılık rolü üstlendiği tespit edilmiştir.Tartışma – Tüketiciler, kişisel verilerinin gizliliğine ve güvenliğine dair endişeler taşısalar da yapay zekâ araçlarının sunmuş olduğu kolaylıklar karşısında güvenlik endişelerini göz ardı edebilmektedirler. Buradan anlaşılacağı üzere bir ürünün sunduğu fayda ne kadar büyükse onunla ilgili tolerans sınırları da o kadar genişlemektedir. Literatürde gizlilik paradoksu olarak bilinen bu çelişkili durum, tüketicilerin elde edecekleri faydayı potansiyel risklerden daha üstün tutma eğiliminde olduğunu göstermektedir.
Amaç – Çalışmanın amacı, özel sektörde çalışan kadınların işyeri nezaketsizliği algılarının sessiz istifa üzerindeki etkisinde, duygusal zekânın kendi duygularını değerlendirme ve başkalarının duygularını değerlendirme boyutlarının düzenleyici rolünü incelemektir. Bu araştırma, işyerindeki olumsuz davranışlardan kaynaklanan geri çekilme eğilimlerinin, duygusal zekâ düzeyine bağlı olarak değişebileceği varsayımını test etmektedir.Yöntem – Araştırma kesitsel bir tasarımla yürütülmüş ve veriler, Türkiye’nin Isparta ilinde özel sektörde çalışan 302 kadından kolayda örnekleme yöntemi kullanılarak anket aracılığıyla toplanmıştır. Araştırmada kullanılan veri toplama araçlarının güvenirliği ve geçerliği sınanmış; hipotezler ise regresyon analizleri kapsamında oluşturulan etkileşim terimleri ve eğim analizlerinden yararlanılarak test edilmiştir.Bulgular – Bulgular, işyeri nezaketsizliğinin sessiz istifa üzerinde pozitif ve anlamlı bir etkisi olduğunu göstermektedir. Kendi duygularını değerlendirme, koruyucu bir düzenleyici rol üstlenmekte; bu becerinin düşük olduğu durumlarda işyeri nezaketsizliği sessiz istifayı güçlü biçimde artırırken, yüksek olduğu durumlarda söz konusu etkinin anlamsız hale geldiği görülmektedir. Buna karşılık, başkalarının duygularını değerlendirme ilişkiyi güçlendiren bir moderatör olarak çalışmakta; yüksek düzeylerde bu etkiyi güçlendirirken, düşük düzeylerde ilişki anlamsız hale gelmektedir. Bu bulgu, duygusal zekânın alt boyutlarının her zaman aynı yönde işlemeyebileceğini göstermesi bakımından çalışmanın özgün katkılarından birini oluşturmaktadır.Tartışma – Sonuçlar, kadın çalışanların işyeri nezaketsizliğine karşı tepkilerinde duygusal zekâ becerilerinin farklı roller oynadığını ve örgütlerin özellikle çalışanların kendi duygularını fark etmelerini destekleyerek sessiz istifayı azaltabileceğini göstermektedir.
Purpose – The main purpose of this research is to determine the extent to which hotel businesses use the cultural heritage elements of the destination on their Instagram accounts. In particular, the place of tangible and intangible cultural heritage elements in social media marketing is examined.Design/methodology/approach – The Instagram accounts of a total of 34 hotel businesses belonging to the DoubleTree and Hilton Garden Inn brands of the Hilton hotel chain operating in Turkey were analyzed with a qualitative research approach. The data were collected from posts between 2023-2025 and subjected to content analysis. The posts of the hotels were classified under four main categories: product/service, commemoration/celebration, other and cultural heritage.Results – The findings show that DoubleTree hotels have very limited cultural heritage-oriented content, whereas Hilton Garden Inn hotels share more and various cultural heritage elements. In the analysis of DoubleTree hotels, it was found that most establishments do not share content related to cultural heritage, and those that do usually offer posts that are mostly visual and limited in information content. In some destinations, such as Çanakkale, Kuşadası and Gaziantep, more detailed and narrative posts are available. Hilton Garden Inn hotels operating in culturally rich cities such as Konya, Kütahya, Mardin and Şanlıurfa systematically promote both tangible (historical buildings, museums) and intangible (food, rituals) cultural heritage elements.Discussion – When a general comparison is made, it is observed that Hilton Garden Inn hotels excel in incorporating cultural heritage elements. It is also evident that the posts contain more information and that both tangible and intangible cultural heritage are equally important. DoubleTree hotels, on the other hand, focus mainly on on-site services and campaigns. It has not sufficiently placed cultural heritage elements at the center of its marketing strategy. This difference indicates that the two subgroups of the same brand exhibit significant variations in their level of integration with the destination.
Amaç – Bu çalışmanın amacı, aşçıların iş tatminlerinin iş performansı üzerindeki etkisini incelemek ve bu ilişkide öz-yeterlilik ile işe karşı pozitif duyguların rolünü belirlemektir. Araştırmada, iş tatmininin performansı doğrudan mı yoksa öz-yeterlilik aracılığıyla dolaylı olarak mı etkilediği ve pozitif duyguların bu ilişkide düzenleyici bir işleve sahip olup olmadığı araştırılmıştır.Yöntem – Araştırmanın örneklemini Türkiye’de faaliyet gösteren yiyecek içecek işletmelerinde çalışan 393 profesyonel aşçı oluşturmaktadır. Çalışmaya katılan kişiler amaçlı örnekleme yöntemiyle seçilmiştir. Değişkenler arasındaki ilişkilerin testi için Kısmi En Küçük Kareler Yapısal Eşitlik Modellemesi (PLS-SEM) kullanılmıştır. Ölçüm modelinde güvenirlik ve geçerlik analizleri test edilmiş ardından yapısal model uygulanmıştır.Bulgular – Elde edilen bulgulara göre, iş tatmininin iş performansı (β: ,363) ve öz-yeterlilik (β: ,470) üzerinde pozitif ve anlamlı etkiye sahip olduğunu göstermiştir. Öz-yeterliliğin de iş performansını anlamlı ve pozitif yönde etkilediği belirlenmiştir (β: ,237). Öz-yeterliliğin, iş tatmini ile performans arasındaki ilişkide kısmi aracılık rolü üstlendiği saptanmıştır (β: ,112). Ayrıca pozitif duyguların, iş tatmini ile performansı arasındaki ilişkide anlamlı ve negatif yönlü düzenleyici etkiye sahip olduğu tespit edilmiştir (β: -,092).Tartışma – Elde edilen bulgular, iş tatmininin performansı hem doğrudan hem de öz-yeterliliği artırarak dolaylı biçimde yükselttiğini göstermektedir. Aynı zamanda pozitif duygular, bu ilişkinin gücünü etkileyen önemli bir psikolojik unsur olarak öne çıkmaktadır. Gastronomi işletmelerinde sürdürülebilir performans için çalışanların öz-yeterlilik inançlarının ve duygu durumlarının desteklenmesi önerilmektedir.
Purpose - This study aims to explore the Instagram fashion influencers' credibility (trustworthiness, expertise, attractiveness, and similarity) and the value of their messages (informative and entertaining content) effect on the purchase intention of their followers as well as the moderating role of fashion involvement over this relationships.Design/ methodology/approach - The data was collected using a cross-sectional survey. The study utilized a convenience sampling method. The questionnaire was disseminated online, and data was gathered from 210 active followers of fashion influencers on Instagram.Findings - Key findings indicate that attractiveness and informative value are the most critical dimensions as they significantly predict purchase intention. Trustworthiness and expertise also play important roles, while the effect of similarity and entertainment value disappears as they are overshadowed by other factors. Furthermore, fashion involvement significantly moderates the impact of informative value, indicating that this factor have a higher impact on the participants with high fashion involvement.Discussion - The research findings provide valuable insights for marketers and influencers operating in the fashion industry. They emphasize the need to build trust, demonstrate expertise, and create valuable content to drive consumer behavior effectively, as well as the benefit of dividing the market in terms of fashion involvement in how to treat each segment.
Purpose – The study investigates the effect of self-efficacy on mental well-being among Aircraft Maintenance Technicians (AMTs) in Türkiye, with an emphasis on how this relationship varies across different levels of professional experience.Design/methodology/approach – Data were collected from 324 AMTs through an online survey. Regression analysis was conducted to examine the relationship between self-efficacy and mental well-being. Additionally, separate regression analyses were conducted for each experience group to compare the strength of the relationship across career stages.Results – The analysis revealed a significant and positive relationship between self-efficacy and mental well-being (B = .486, SE = .055, β = .441, t = 8.812, p < .001). Separate regression analyses indicated observable differences in the magnitude of this relationship across experience groups, with relatively stronger associations in early- and late-career stages and comparatively weaker associations during mid-career.Discussion – The findings highlight the potential importance of supporting self-efficacy through competency-based training and developmental practices, particularly during mid-career stages. Future research may further explore how self-efficacy interacts with technological transitions, including artificial intelligence integration, within aviation maintenance contexts.
Amaç – Bu araştırma, Karabük ilinde faaliyet gösteren girişimcilerin dijital yetkinliklerinin, girişimci pazarlama boyutlarından proaktiflik ve yenilikçilik üzerindeki etkisini ampirik olarak incelemeyi amaçlamaktadır. Ayrıca, dijital yetkinliklerin yenilikçilik üzerindeki etkisinde proaktifliğin aracılık rolünün belirlenmesi hedeflenmektedir.Yöntem – Araştırma verileri, Karabük ilinde faaliyet gösteren 130 girişimciden anket tekniğiyle toplanmıştır. Verilerin analizinde betimsel istatistikler, açıklayıcı faktör analizi, basit ve çoklu doğrusal regresyon analizleri ile Baron ve Kenny (1986) yöntemine dayalı aracılık testi kullanılmıştır.Bulgular – Analiz sonuçlarına göre, dijital yetkinliğin proaktiflik üzerindeki varyansın %78,5’ini açıkladığı (β=0,886; p<0,001) saptanmıştır. Dijital yetkinlik ve proaktifliğin birlikte yenilikçiliği açıklama oranı %89 olarak gerçekleşmiştir. Aracılık testi sonucunda proaktifliğin, dijital yetkinlik ile yenilikçilik arasındaki ilişkide kısmi aracılık rolü üstlendiği (0,497 dolaylı etki) belirlenmiştir.Tartışma – Bulgular, dijital araçlara olan yatkınlığın girişimcilerin pazarda inisiyatif alma güdüsünü tetiklediğini ve yenilikçi performansı hem doğrudan hem de dolaylı yoldan yükselttiğini ortaya koymaktadır. Bölgedeki girişimcilerin dijital yetkinliklerini stratejik bir kaldıraç olarak kullanmalarının, pazar fırsatlarını önceden sezme kapasitelerini artırarak sürdürülebilir rekabet avantajı sağladığını ortaya koymaktadır.
Amaç – Bu çalışmanın amacı, sağlık işletmelerinde akreditasyonun hastaların algıladığı hizmet kalitesi ve hastane tercihi üzerindeki etkisini incelemektir. Ayrıca algılanan hizmet kalitesi ile hastane tercihi arasındaki ilişkide akreditasyon algısının düzenleyici rolü değerlendirilmiştir.Yöntem – Araştırma, Ankara ve İstanbul’da akredite olan ve olmayan hastanelerden hizmet aldığını beyan eden 1336 hasta ile gerçekleştirilmiştir. Veriler, online anket yöntemiyle kolayda örnekleme yoluyla toplanmıştır. Ölçeklerin güvenirlik ve geçerlilik analizleri yapıldıktan sonra hipotezler regresyon ve moderasyon analizi ile test edilmiştir. Çalışma, Atılım üniversitesi İnsan Araştırmaları Etik Kurulu tarafından 19.03.2025 tarih ve 108312 sayı numarası ile onay almıştır.Bulgular – Elde edilen bulgular, algılanan hizmet kalitesinin hastane tercihini pozitif ve anlamlı biçimde etkilediğini göstermektedir (β = 0,2729; p < 0,001). Akreditasyon algısının da hastane tercihi üzerinde anlamlı etkisi bulunmaktadır (β = 0,1950; p < 0,001). Ayrıca etkileşim teriminin anlamlı olması (β = 0,0635; p = 0,001), akreditasyon algısının düzenleyici rolünü doğrulamaktadır. Model, hastane tercihindeki varyansın %26,38’ini açıklamaktadır (R² = 0,2638).Tartışma – Bulgular, hastane tercihinin yalnızca deneyimlenen hizmet kalitesine değil, aynı zamanda akreditasyonun yarattığı kurumsal güven ve kalite algısına da dayandığını göstermektedir. Akreditasyonun teknik bir kalite göstergesinin ötesinde, hasta karar süreçlerini etkileyen sembolik ve algısal bir unsur olduğu anlaşılmaktadır. Bu durum, sağlık kurumlarında kalite yönetimi ve akreditasyon uygulamalarının stratejik önemini ortaya koymaktadır.
Purpose – This study aims to analyze the health needs of airport passengers and their level of access to pharmacy services.Design/methodology/approach – Utilizing data collected through a survey of 383 participants conducted at Kayseri Erkilet Airport (ASR) and Istanbul Airport (IST) in Türkiye, the research employs binary logistic regression analysis to predict passengers’ medication-carrying behavior and thematic content analysis to evaluate qualitative insights.Results – The findings reveal a critical gap in healthcare access; 93.4% of passengers who needed medication in post-check-in areas reported being unable to access it. Logistic regression results indicate that the presence of a chronic illness (OR=2.416) and experiencing health issues after check-in (OR=3.565) are the most significant predictors of passengers carrying personal medication. Additionally, 85.4% of participants were unaware of existing airport pharmacies, and 89.6% stated that establishing pharmacies in post-check-in sterile zones is essential.Discussion – The research highlights the need for a comprehensive restructuring of healthcare services within airport infrastructures. In this context, the strategic planning of pharmacy locations, guidance systems, product variety, and health counseling is recommended.
Purpose – The purpose of this study is to examine whether the use of cryptocurrencies impacts the foreign trade of developed and developing countries, and if there exists an impact, what would be its nature. This research explores the effect of Bitcoin transactions on exports within the realm of foreign trade using panel data techniques.Design/methodology/approach – Separate datasets were created for developed and developing countries (US, Germany, Japan & Türkiye, Brazil, India, respectively), according to the IMF classification system. The data were obtained from reliable sources like the IMF, World Bank, and CoinMarketCap. While export volume was taken as the dependent variable, Bitcoin transactions were treated as the independent variable. Control variables include GDP growth, exchange rate variability, inflation, and trade openness. An ARDL and Bounds Test were used to establish cointegration between the variables.Results – No cointegration relationship was detected between global export volume and Bitcoin transaction volume in any trend specification, and similarly, no long-term relationship was found for developed countries. In developing countries, a 1% increase in Bitcoin transaction volume was found to be associated with an approximate 0.2% increase in exports in the short term; however, this effect was not statistically significant and did not persist in the long term.Discussion – The findings indicate that cryptocurrencies have not yet created a meaningful long-term impact on international trade. This can be explained by factors such as the volatility of cryptocurrencies, regulatory uncertainties, and infrastructure deficiencies.
Purpose – Managerial support is not limited to tasks such as controlling and supervising employees or planning and maintaining work processes. It also assigns managers the role of guiding and educating employees. Healthcare employees who perceive high levels of managerial support are expected to demonstrate higher job performance. Medical errors in healthcare institutions represent critical adverse events in healthcare delivery. These errors, often irreparable, are among the most significant issues affecting human health. Such errors are critical due to their potential to result in severe adverse outcomes. This study aimed to examine the relationship between perceived manager support and attitudes toward medical errors among healthcare employees. A positive attitude reflects a high level of awareness regarding the importance of error reporting and medical errors. A negative attitude indicates that participants have a low awareness of the importance of error reporting and medical errors.Design/methodology/approach – This quantitative study was conducted by analyzing data obtained via a survey from 274 healthcare employees working at a university medical school hospital. The perceived manager support scale and the medical error attitudes scales were used in data collection.Results – Perceived manager support is higher in the middle-income group. Employees in internal medicine clinics perceive higher manager support compared to those in surgical clinics. Intensive care staff are more sensitive to medical errors than emergency department staff. The level of medical error attitudes among physicians and nurses is higher than that of technicians. A weak but statistically significant correlation exists between perceived manager support and attitudes toward medical errors.Discussion – Training programs and anonymous error reporting can contribute to the prevention of medical errors. It is suggested that a learning-oriented approach to errors by managers would be beneficial.