
Bu çalışma, 2015-2025 döneminde deprem sonrası yeniden yerleşme literatüründeki küresel eğilimleri ve mekânsal yaklaşımları bibliyometrik yöntemle analiz etmeyi amaçlamaktadır. Web of Science veri tabanından elde edilen 890 makale, performans analizi ve bilimsel haritalama teknikleriyle incelenmiştir. Bulgular, literatürün 2021 yılından itibaren teknik sismolojik analizlerden sosyo-mekânsal dayanıklılık paradigmasına evrildiğini göstermektedir. Çin, yayın sayısı bakımından alanda öne çıkan ülke konumundadır.; Japonya ve Şili merkezli çalışmaların ise afet sonrası yeniden yerleşim, katılımcı planlama ve toplumsal uyum temaları bakımından işbirliği ağlarında görünür olduğu belirlenmiştir. 2023 sonrası yükselen algoritma trendi, yapay zekâ destekli yer seçim modellerinin önemini ortaya koymaktadır. Türkiye özelinde ise 2023 depremleri sonrası çalışmalar, mekânsal aidiyetin yerleşme başarısındaki kritik rolünü teyit etmektedir. Çalışma, sürdürülebilir iyileşme için teknik verimlilik ile toplumsal meşruiyetin entegre edildiği bütüncül modelleri önermektedir.
Bu çalışma, 2023 Kahramanmaraş (Türkiye) depremleri sonrasında kültürel mirasın afet sonrası iyileştirilmesine yönelik uyarlanabilir bir kavramsal çerçeve geliştirmeyi amaçlamaktadır. Notre-Dame, Musul, Katmandu ve Halep örneklerinden elde edilen uluslararası deneyimlerin sentezine dayanan araştırma, yapay zekâ, İHA tabanlı fotogrametri ve Miras Yapı Bilgi Modellemesi (H-BIM) teknolojilerinin birlikte kullanımını ele almaktadır. Önerilen çerçeve; hızlı belgeleme, tanısal analiz ve karar destek olmak üzere üç teknik aşama etrafında yapılandırılmış ve dijital özgünlük ile topluluk belleğini önceleyen etik bir katmanla desteklenmiştir. Bulgular, yapay zekâ destekli iş akışlarının yapısal değerlendirme süreçlerinin hızını ve nesnelliğini artırırken, yeniden yapılanmanın sosyal açıdan kapsayıcı niteliğini koruyabildiğini göstermektedir. Çalışma, Türkiye bağlamında kurumsal koordinasyonu güçlendirmeye yönelik stratejik bir yol haritası sunmaktadır.
Bu çalışma, sert karasal iklim ve engebeli topoğrafyaya sahip Özalp (Van) ilçesinin yerleşime uygunluk düzeyini jeo-mekansal parametrelerle (jeoloji, eğim, yükselti vb.), CBS tabanlı Analitik Hiyerarşi Prosesi (AHP) yöntemiyle modellemeyi amaçlamaktadır. 10 farklı parametrenin Ağırlıklı Çakıştırma (Weighted Overlay) analizine tabi tutulduğu araştırmada; alanın %0.67’si “Uygun değil”, %65.76’sı “Az uygun” bulunurken, %33.57’lık kısmının yerleşim için elverişli (Uygun-Çok uygun) olduğu saptanmıştır. Yüksek eğim, verimli tarım arazileri ve alüvyal vadi tabanları temel kısıtlayıcılar olarak öne çıkmaktadır. Bulgular, kentsel gelişimin tarımsal ve hidro-ekolojik hassasiyetler gözetilerek, jeolojik açıdan stabil yamaçlara yönlendirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Nihai model, yerel yönetimlerin sürdürülebilir mekânsal planlama süreçleri için bilimsel bir karar destek altlığı niteliğindedir.
Afetlere dirençli kentler, doğa kaynaklı afetlere karşı hazırlıklı, esnek ve hızlı toparlanabilen yerleşimler olarak tanımlanmaktadır. Özellikle 2000’li yıllardan itibaren uluslararası politika ve çalışmalarda, afet öncesi risk azaltımı ve afet sonrası iyileşme süreçlerinde kentsel dayanıklılığın güçlendirilmesi öncelikli hale gelmiştir. Bu bağlamda kamusal açık ve yeşil alanlar, deprem gibi yıkıcı afetlerde güvenli toplanma ve geçici barınma mekânları olarak kritik bir rol üstlenmektedir. Bu çalışmada, kardeş şehir modelinden esinlenerek geliştirilen Kardeş Afet Parkları yaklaşımı kapsamında, Yedisu sismik boşluğu çevresindeki iller için pilot il seçimi amaçlanmıştır. Literatürden belirlenen kriterler BWM yöntemiyle ağırlıklandırılmış, TOPSIS analizi sonucunda Erzincan en uygun pilot il olarak belirlenmiştir.
Bu çalışma, Analitik Hiyerarşi Süreci’ni (AHP) ve İdeal Çözüme Benzerlikle Sıralama Tekniği’ni (TOPSIS) birleştiren Bütünleşik Karar Verme Modeli’nin (IDMM), sismik riski yüksek ve yoğun nüfuslu İstanbul’un Ataşehir ilçesindeki acil durum toplanma alanlarının geçici barınma alanı olarak uygunluğunu değerlendirmedeki uygulanabilirliğini araştırmaktadır. Ataşehir ilçesinin Mevlana Mahallesi için yürütülen pilot çalışmada, literatür ve uzman görüşleriyle seçilen kriterler AHP ile ağırlıklandırılmış, önceden belirlenen yedi toplanma alanı TOPSIS ile sıralanmıştır. Kriter ağırlıklarındaki değişimlerin sonuçlara etkisini incelemek için duyarlılık analizi yapılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre sağlık ve hizmet merkezlerine uzaklık karar sürecinde en belirleyici kriter olurken, Site Spor Sahası geçici barınma alanı olarak değerlendirilme potansiyeli en yüksek alternatif olarak öne çıkmıştır. Bulgular, IDMM’nin mahalle ölçeğinde hızlı, şeffaf ve etkili karar desteği sunduğunu göstermektedir. Ayrıca toplanma alanlarının afet sonrası kısa süreli barınma için kullanılabilecek önemli bir çift kullanım potansiyeline sahip olduğu öngörülmektedir. Bu yaklaşım, gerçek belediye verileriyle desteklendiğinde kentsel dayanıklılık planlaması ve afet risk azaltma çalışmalarına ölçeklenebilir ve uygulanabilir bir çerçeve sunmakta ve karar vericilere pratik bir yol haritası sağlamaktadır.
Deprem, mimari tasarımın ve yapı mühendisliğinin en kritik belirleyicilerinden biri olarak, tarih boyunca yapı formlarının ve malzeme tercihlerinin evrimleşmesinde rol oynamıştır. Bu çalışma geleneksel dönemden günümüze ve geleceğin teknolojilerine uzanan süreçte sismik koruma stratejilerinin gelişimini incelemektedir. Çalışma kapsamında; Anadolu vernaküler mimarisindeki Hımış/Bağdadi teknikleri ile Uzak Doğu mimarisindeki Shinbashira prensibinin enerji sönümleme kapasiteleri analiz edilmiştir. Geleneksel yöntemlerin esneklik ve süneklik esaslı yaklaşımları, modern sismik izolasyon ve pasif enerji sönümleyicilerin çalışma sistemleri, şekil hafızalı alaşımlar (SMA) ve kendini onaran beton gibi akıllı malzemelerin, geleceğin depreme dayanıklı yapı tasarımındaki potansiyel rolleri incelenmiştir. Yapılan literatür taraması ve vaka analizleri sonucunda; sismik tasarımın sadece dayanım odaklı yaklaşımdan, enerji yönetimi ve esneklik odaklı yaklaşıma doğru evrildiği ve geleceğin yapılarının hibrit sistemler üzerine kurgulanacağı sonucuna varılmıştır.
Türkiye, dünyanın en aktif sismik bölgeleri arasında yer almakta olup, son yıllarda meydana gelen yıkıcı depremler ciddi yapısal hasara ve can kayıplarına neden olmuştur. 10 Ağustos 2025 tarihinde Sındırgı (Balıkesir)’de sığ odaklı Mw 6.1 büyüklüğünde bir deprem meydana gelmiştir. Bu deprem binalarda göçme ve ağır hasarlara neden olmuş; can kaybı ve yaralanmalar yaşanmıştır. Bu çalışma kapsamında depremin merkez üssüne en yakın 1015 ve 1030 numaralı ivmeölçer istasyonlarına ait elastik ivme tepki spektrumları, ülkemiz deprem yönetmeliklerinde tanımlanan elastik tasarım ivme spektrumları ile karşılaştırılmıştır. Ayrıca saha gözlemleri yapılarak binalardaki hasarların nedenleri irdelenmiş; hem deprem yönetmelikleri hem de uygulama açısından dikkat edilmesi gereken hususlar belirlenmeye çalışılmıştır. Elde edilen sonuçlar, hasarların başlıca nedenlerinin binaların mühendislik hizmeti alınmadan inşa edilmesi ve deprem yönetmeliği gerekliliklerinin tam olarak yerine getirilmemesi olduğunu göstermektedir. Bunun yanı sıra, inşaat uygulama hataları, işçilik ve malzeme kalitesindeki yetersizlikler, denetim eksiklikleri ve alüvyon zemin etkisi de gözlemlenen hasarlarda etkili olmuştur.
Bu çalışma, deprem odaklı risk azaltma sürecini mimarlık ve iç mimarlık ölçeğinde ele alarak, mevcut konut tipolojilerinde iç mekân yerleşimi ve taşıyıcı olmayan iç mimari kararların kullanıcı güvenliği üzerindeki etkilerini incelemektedir. Araştırma, tip plan temelli nitel analiz yöntemiyle yürütülmüş; Türkiye’de yaygın olarak kullanılan dört konut tipolojisini temsil eden tip plan şemaları, literatürde yer alan plan örnekleri üzerinden derlenerek analiz edilmiştir. Konut planları iç mekân dolaşımı, yerleşim yoğunluğu, iç mekân elemanları ve mekânsal esneklik ölçütleri doğrultusunda değerlendirilmiştir. Bulgular, iç mekân yerleşiminin yapısal güvenliği tamamlayan bir bileşen olarak ikincil risklerin azaltılmasına katkı sağlayabileceğini göstermektedir. Çalışma, deprem literatürüne iç mekân ölçeğinden özgün bir katkı sunmaktadır.
Çalışmanın amacı afet lojistiği, insani yardım lojistiği ve yardım lojistiği alanlarında yapay zekâ ve makine öğrenmesi tekniklerinin kullanımına ilişkin literatürü incelemek ve araştırma eğilimleri ile boşlukları ortaya koymaktır. Web of Science (WoS) veri tabanında geçmişten 2025 yılı sonunu kapsayacak şekilde yapılan sistematik literatür taramasında 35 makaleye ulaşılmıştır. İki aşamalı analiz sürecinin ilk aşamasında makaleler anahtar kelime, yayın yılı, ülke ve odaklanılan temalar itibariyle analiz edilmiştir. İkinci aşamada makaleler daha detaylı incelenerek afetlerle ilgili hangi yapay zekâ ve makine öğrenmesi tekniklerinin hangi tip karar problemlerinde kullanıldığı belirlenmiştir. Bulgular afet lojistiğinde tahminleme, rotalama ve tahliye planlaması, ağ tasarımı ve dağıtım planlaması gibi problemler ile karar destek sistemlerinin oluşturulmasında yapay zekâ ve makine öğrenmesi tekniklerinden yoğun olarak faydalanıldığını göstermiştir. Çalışmanın; mevcut durumu ortaya koyarak afet lojistiği, insani yardım lojistiği ve yardım lojistiği alanlarında gelecekte yapılacak araştırmalar için yol gösterici olması beklenmektedir.
Mikro afet depoları, ilçe düzeyinde kamu binaları, metro istasyonları gibi noktalarda acil yardım malzemelerinin önceden konumlandırıldığı depolardır. Yüksek deprem riski, yoğun nüfus yapısı ve karmaşık ulaşım ağına sahip İstanbul gibi metropollerde mikro afet depolarının etkin biçimde konumlandırılması, afetlere müdahale kapasitesinin artırılması açısından önem taşımaktadır. Geliştirilen yaklaşımda, öncelikle mikro afet deposu için alternatif yerler belirlenmiş ve ilgili yer seçiminde etkili olan kriterler belirlenmiştir. Kriterlerin önem düzeyleri Best-Worst Yöntemi kullanılarak ağırlıklandırılmıştır. Önem düzeyleri dikkate alınarak Coğrafi Bilgi Sisteminde (CBS) her kriter için mekânsal veri katmanı oluşturulmuştur. Bu çalışmada ilçe ölçeğinde mikro afet depo konumlarını optimize etmek amaçlanmıştır. Çalışmanın metodolojisinin uygulanması amacıyla Küçükçekmece ilçesi seçilmiş olup, geliştirilen yaklaşım farklı demografik ve coğrafi özelliklere sahip diğer ilçe düzeyindeki yerleşim birimlerine de uyarlanabilir niteliktedir.
Batı Anadolu, aktif normal faylarla karakterize edilen genişlemeli bir tektonik rejime sahiptir. Bu çalışmada, 10 Ağustos 2025 tarihinde Balıkesir-Sındırgı yakınlarında meydana gelen Mw 6.1 büyüklüğündeki depremin eş-sismik jeomanyetik etkileri incelenmiştir. İznik (IZN) jeomanyetik gözlemevine ait 1 saniyelik H, D ve Z bileşenleri ile AFAD 1657 istasyonunun ivme kayıtları birlikte analiz edilmiştir. Ana şok sırasında tüm jeomanyetik bileşenlerde kısa süreli anomaliler belirlenmiştir. Genlik zarfı analizleri, enerji yoğunlaşmasının ilk yaklaşık 60 saniye içinde gerçekleştiğini göstermektedir. Manyetik piklerin, P ve S dalga varışları ile maksimum ivme değerleriyle zamansal uyumlu olduğu saptanmıştır. Kp, Hp30 ve SYM-H indeksleri jeomanyetik fırtına olmadığını göstermektedir. Sonuçlar, sinyallerin kabuksal elektromanyetik üretimden çok aletsel kaynaklı olabileceğini ortaya koymaktadır.
Bu çalışmada Türk Devletleri Teşkilatı’na üye ülkelerde deprem riskinin ekonomik ve finansal göstergeler üzerindeki etkileri araştırılmaktadır. Afet yönetimi perspektifinden ele alınan çalışmada 2000-2024 dönemi incelenmiştir. Çalışmada deprem riskinin ekonomik büyüme, enflasyon, sermaye birikimi, doğrudan yabancı yatırımlar ve para arzı üzerindeki nedensel ilişkileri analiz edilmektedir. Ekonometrik analizlerde yatay kesit bağımlılığı dikkate alınarak heterojen panel nedensellik testlerinden yararlanılmıştır. Bu kapsamda panel SUR, panel VAR, panel LA-VAR ve PANICCA ile panel LA-VAR nedensellik testlerinden faydalanılmıştır. Ampirik bulgular, deprem riskinin iktisadi ve finansal kırılganlıkları artırarak ilgili ülkelerde afetlere karşı hazırlık düzeyi ve zarar azaltma kapasitesi üzerinde önemli etkiler oluşturduğunu belirtmektedir. Elde edilen sonuçlar, deprem riski özelinde afet ve risk yönetimi politikalarının ekonomik ve finansal göstergelerle bütünleşik olarak ele alınmasının gerekliliğini ortaya koymaktadır.
6 Şubat 2023 tarihinde Kahramanmaraş merkezli meydana gelen depremler, bölgedeki çok sayıda kültür varlığında ciddi hasarlara yol açmıştır. ODTÜ Deprem Mühendisliği Araştırma Merkezi tarafından hazırlanan 2023 tarihli raporda, hasar tespit çalışmalarının ağırlıklı olarak kent merkezlerine odaklandığı, kırsal mimari mirasın ise sınırlı düzeyde ele alındığı vurgulanmıştır. Söz konusu tespitten ve raporda işaret edilen veri eksikliğinden yola çıkan bu çalışma, depremlerin kırsal mimari miras üzerindeki etkilerini Şanlıurfa Germuş köyü örneği üzerinden incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma kapsamında, saha incelemeleri ve fotoğraf kayıtlarıyla, geleneksel yapılardaki hasarlar tespit edilerek yapıların deprem öncesi ve sonrası durumları belgelenmiştir. Elde edilen bulgular; hasarların temel nedenleri olarak hatıl eksikliğini, harçların bağlayıcılığını yitirmesini, çift cidarlı duvarlarda bağlantı elemanı bulunmamasını ve yapıların bakımsız kalmasını öne çıkarmaktadır. Çalışma, kırsal mimari mirasa yönelik kısıtlı olan yerleşim ölçekli deprem verilerine somut bir katkı sunmayı hedeflemektedir.
Bu araştırmada, Türkiye’nin 81 ilinin karşılaştırmalı istatistiksel analizini yapmak için Peyzaj-Sismik Dayanıklılık Endeksi'nin (LSRI) geliştirilmesi ve uygulanması amaçlanmıştır. Yöntemde, kriterlerin göreceli önemini istatistiksel özelliklerine göre türeten CRITIC (Kriterler Arası Korelasyon Yoluyla Kriter Önemi) yöntemi ile TOPSIS (İdeal Çözüme Benzerliğe Göre Sıralama Tercihi Tekniği) yöntemini birleştiren bir Çok Kriterli Karar Analizi (ÇKKA) kullanılmıştır. Sismik Tehlike, Peyzaj Kırılganlığı ve Sosyo-Ekonomik Kırılganlık kriterlerinde toplanan yedi temel gösterge değerlendirilmiştir. Sonuçlar, 81 ilin istatistik temelli dayanıklılık sıralamasını oluşturmaktadır. Sonuçların k-ortalamalar kümelemesi, dört farklı risk tipolojisi belirlemektedir. Bunların en önemlileri, "Metropoliten Kırılgan Dayanıklılık" ve "Doğu Kronik Kırılganlığı" olarak tanımlanmıştır. LSRI, politika yapıcılarla peyzaj mimarları için yenilikçi bir analitik araç olarak işlev görmekte ve İl Afet Risk Azaltma Planlarını (İRAP'lar) değerlendirmek için nicel bir çerçeve sunmaktadır.
Bu çalışma, 2023 Kahramanmaraş depremlerinin ilk ana şoku olan Pazarcık depremi sırasında Antakya’da kaydedilen yüksek yatay ve düşey yer ivmelerinin on katlı bir betonarme bina üzerindeki etkilerini incelemektedir. Bina için üç farklı yer hareketi senaryosu altında doğrusal olmayan zaman tanım alanında analizler yürütülmüştür: (1) kaydedilen yatay ve düşey bileşenlerin doğrudan kullanıldığı durum, (2) kayıtların hedef spektruma uyacak şekilde ölçeklendiği durum ve (3) yalnızca yatay bileşenlerin uygulandığı durum. Sonuçlar, gerçek kayıtların kullanıldığı durumda yaygın hasar, göçme, kat ötelemeleri ve ikinci mertebe etkilerinin belirgin biçimde arttığını göstermektedir. Düşey bileşenin ikincil bir rol oynadığı, göçme mekanizmasının ise esas olarak yatay yer hareketleri tarafından belirlendiği görülmüştür.
Afet sonrası geçici konut yerleşimleri, afetzedelerin fiziksel barınma ihtiyacına hızlı yanıtlar sunsa da uzun vadede sosyal izolasyon, mahremiyet kaybı, aidiyet problemleri ve mekansal yabancılaşma gibi derin psikososyal sorunlara yol açabilmektedir. Bu durumun güncel bir örneği, Türkiye’de 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremleri sonrasında kurgulanan konteyner kentlerde gözlenmiştir. Bu çalışmada, zamanla oluşan bu tür problemleri üreten statik yapılara karşı vernaküler mimari bir çözüm kaynağı olarak ele alınmaktadır. Çalışma kapsamında, depremlerden en fazla etkilenen kentlerin başında gelen Hatay’ın vernaküler konut dokusundan süzülen mekansal kodlar, üretken yapay zeka araçlarına tasarım girdisi olarak aktarılarak alternatif tasarım senaryoları geliştirilmiştir. Çalışma sonucunda, vernaküler mimari bilginin geçici konut alanlarını standart birer mühendislik nesnesi olmaktan çıkarıp toplumsal iyileşmeyi destekleyen, esnek ve aidiyet odaklı bir sosyal altyapıya dönüştürebilme potansiyeli tartışılmaktadır.
6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremleri, sismik aktivite, yapısal hasar ve tıbbi müdahaleler odaklı geniş bir literatür tetiklemiştir. Bu çalışma, afet sonrası bilimsel literatürün tematik yönelimini bibliyometrik yöntemlerle haritalandırarak mekânsal planlama ve kentsel tasarımın bu süreçteki konumunu sorgulamaktadır. Mayıs 2026’da Web of Science veri tabanından elde edilen 663 yayın, detaylı veri temizleme (thesaurus) sonrasında VOSviewer yazılımı ile analiz edilmiştir. Bulgular, literatürün tıp, yerbilimleri ve inşaat mühendisliği ekseninde kümelendiğini; kentsel tasarımı belirleyen mekânsal parametrelerin ise oldukça sınırlı temsil edildiğini göstermektedir. Yapısal güvenliği merkeze alan bu nicel yoğunlaşma ile sosyo-mekânsal boyutun zayıflığı arasındaki asimetri, çalışmada "tasarım boşluğu" (design gap) olarak kavramsallaştırılmıştır. Çalışma, afet sonrası kentsel dirençliliğin sağlanması için iyileşme sürecinin salt mühendislik odağından çıkarılarak, mekânsal kaliteyi önceleyen bütüncül bir tasarımla kurgulanması gerektiğini vurgulamaktadır.
Yapılan çalışmada, Kırşehir ve çevresine ait tarihsel ve aletsel dönem deprem katalogları incelenmiş ve Coulomb gerilme değişimleri modellenmiştir. Deprem kataloglarının önemli eksiklik ve belirsizlikler içerdiği, bazı depremlerin mevcut kataloglarda yer almadığı veya sınırlı şekilde temsil edildiği belirlenmiştir. Bu eksiklikler ve belirsizlikler azaltılarak ve iyileştirilerek, depremsellik çalışmalarında kullanılabilecek nitelikte güvenilir deprem veri setleri oluşturulmuştur. Gerilme tensör analizine göre doğrultu atımlı faylanmanın baskın olduğu belirlenmiş olup Coulomb modellemeleri, öncelikle 1938, 2012, 2016 depremleri için gerçekleştirilmiş, ardından farklı odak derinlikleri ve büyüklük değerleri dikkate alınarak genişletilmiştir. Belirgin bir tetikleme etkisinin saptanmadığı çalışma alanında, bölgesel ölçekte en baskın gerilme değişiminin 1938 Depremi sonrasında geliştiği gözlenmiştir. Ayrıca gerilme değişimlerinin çoğunlukla lokal ölçekte geliştiği ve bu değişim üzerinde odak derinliği ile büyüklük değerleri seçimlerinin etkili olduğu belirlenmiştir.
Mevcut yapı stokunun deprem güvenliğinin değerlendirilmesinde, yapı ve zemine ilişkin dinamik parametrelerin doğru bir şekilde tespit edilmesi kritik öneme sahiptir. Tahribatsız araştırma yöntemleri, bu parametrelerin ekonomik ve hızlı bir biçimde güvenilir olarak elde edilmesini sağlamaktadır. Bu çalışmada, İstanbul-Halkalı bölgesinde yer alan 17 katlı bir betonarme konut bloğunun dinamik karakteristikleri-mod frekansları, mod şekilleri, sönüm oranları ve dalga yayılım hızları çevresel titreşim (mikrotremör) ölçümleri kullanılarak belirlenmiştir. Ayrıca, yüzey sismik ölçümler yapılarak zemin dinamik parametreleri (zemin sınıfı, S-dalgası hız profili, zemin rezonans frekansı ve zemin büyütmesi) hesaplanmış ve olası bir deprem durumunda zemin-yapı etkileşiminin değerlendirilmesi için güvenilir veriler elde edilmiştir. Analiz sonuçlarına göre, yapının ilk üç eğilme modunun frekansları sırasıyla f₀ = 1.33 Hz, f₁ = 5.0-5.3 Hz ve f₂ = 10.5-11.7 Hz olarak belirlenmiştir. Birinci eğilme moduna ait sönüm oranları, her iki yapı ekseninde %1.44 ve %1.66 olarak hesaplanmıştır. İlk üç mod için modal yer değiştirme şekilleri elde edilmiştir. Yapının tamamını etkileyen dalga yayılma hızı, yapı eksenlerine bağlı olarak sırasıyla 397 m/sn ve 432 m/sn olarak belirlenmiştir. Beton kalitesini değerlendirmek amacıyla yüksek frekanslardaki dalga yayılma hızı 1830 m/sn olarak hesaplanmıştır. Yapının oturduğu zeminin Vs30 değeri 274 m/sn ve zemin sınıfı ZD olarak tespit edilmiştir. Zemin rezonans frekansı f₀ = 1.1 Hz olup, bu frekansta deprem dalgalarının zemin tarafından orta şiddette büyütüleceği öngörülmektedir. Yapı ve zemin doğal frekanslarının bu denli yakın olması, olası bir deprem sırasında yapı-zemin rezonansı ve sismik yüklerde büyütme riskinin yüksek olduğunu göstermektedir. Bu çalışma, yapı sağlığı izlemede ve mevcut yapıların performans analizinde tahribatsız deneysel yöntemlerin önemini vurgulamaktadır.
Bu çalışma, afet sonrası geçici barınma sistemlerinin önemini vurgulamakta ve katmanlı yapım yöntemleriyle geliştirilen yenilikçi bir “Yaşam Kapsülü” önerisi sunmaktadır. Acil durumlarda barınma, yalnızca hızlı üretim değil; yaşam kalitesi, mahremiyet, erişilebilirlik, kültürel uyum ve WASH (Water, Sanitation and Hygiene) standartlarının sağlanmasını da gerektirir. “Barınma projeleri” (shelter projects) örnekleri olarak 'Rohingya Kampı Barınakları' (Bangladeş), UNHCR tarafından geliştirilen 'T-Shelter' ve Nepal ve Haiti’de kullanılan 'Transitional Shelter' barınakları verilebilir. Bu tip barınaklarda topluluk katılımı güçlü olsa da iç mekân düzeni, kültürel normlar ve iklimsel konfor çoğunlukla geri planda kalmaktadır. Önerilen model, 3D beton baskı ile üretilen modüler kabuğu; esnek, kişiselleştirilebilir ve Sphere standartlarına uygun iç mekân çözümleriyle birleştirir, böylece lojistik verimlilik ve insan odaklı yaşam kalitesi sağlanarak, afet sonrası barınakların sürdürülebilirliği artırılabilir. Türkiye özelinde yeni bir kapsül önerisi getirilmektedir. Sahada kullanılan katmanlı yapım yöntemleri prefabrik yapım sistemleri olarak kullanılmış ve kapsül üretilmiştir. Barınma projeleri parametreleri ile kapsül yapı kıyaslanmış ve bazı noktalarda olumlu, bazı noktalarda ise olumsuz bulunmuştur.