
Amaç: Araştırmada, ergen ebeveynlerinin kuşaklararası ebeveynlik deneyimlerinde yaşadıkları zorlukların, kaygıların ve bu kaygılarla baş çıkma stratejilerinin zamana bağlı nasıl değişim gösterdiğinin karşılaştırmalı olarak incelenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Nitel karşılaştırmalı araştırma yaklaşımı ile tasarlanan çalışmada, ergenlik döneminde çocuğu olan ebeveynler ile ergenlik dönemini tamamlamış çocuğu olan ebeveynlerden oluşan toplam 30 katılımcı çalışma grubunu oluşturmuştur. Çalışmada veriler, yarı yapılandırılmış görüşme formu ile toplanmış ve form aracılığıyla toplanan verilerin nitel tematik analizi ile kodlar, temalar ve alt temalar oluşturulmuştur. Bulgular: Ebeveynlerin ergen çocuklarıyla iletişim ve disiplin kurmada zorluklar yaşadıkları, özellikle günümüz ebeveynlerinin ergenliği anlamada yaşadıkları zorluklar ile birlikte akademik ve gelecek odaklı zorluklar yaşadıkları, ergenlik dönemini tamamlamış çocuğu olan ebeveynlerin ise ebeveynlikte yetersizlik ve tükenmişlik duygularıyla birlikte aile ve yaşam koşullarına bağlı problemler yaşadıkları belirlenmiştir. Ebeveyn kaygılarının özellikle olumsuz sosyal çevre ve riskli davranışlar, değerler ve inanç alanlarında olmakla birlikte günümüz ebeveynlerinin daha çok ekran süresi, internet güvenliği ve dijital ortamın olumsuz etkilerine vurgu yaptıkları görülmüştür. Ebeveynlerin kaygılarıyla baş edebilmede, iletişim kurma, kontrol ve takip, duygusal öz düzenleme ve sabır, sosyal destek alma, manevi ve bilişsel baş etme gibi stratejiler ile birlikte ergenlik dönemini tamamlamış çocuğa sahip ebeveynlerin özellikle bireysel kaçınma stratejisine başvurdukları belirlenmiştir. Sonuçlar: Zaman perspektifinde geçmiş ve günümüz ebeveynlerinin ergen çocuklarını yetiştirme sürecinde değişen zorluklar ve kaygılar yaşadıkları, gerçekleşen değişimin etkisiyle farklı baş etme stratejileri geliştirdikleri görülmüştür.
Aim: This study examines the moderating role of satisfaction with social support in the relationship between perceived social support and resilience among mothers of children with autism spectrum disorder (ASD). Methods: This study employed a cross-sectional survey model with a predictive correlational design. The study sample consisted of 107 mothers of children with ASD aged 6–18. Of these children, 73.8% were boys and 26.2% were girls. The data collected for the study were gathered using the Maternal Resilience Scale and the Revised Parental Social Support Scale. Results: The mediation analyses revealed that satisfaction with perceived social support significantly mediated the relationship between perceived social support and resilience (Est. = 0.0069, SE = 0.0032, Z = 2.14, p
Aim: This study aimed to evaluate women's experiences with menstrual cup use, their satisfaction levels, and the impact of menstruation on their lives. Methods: This quasi experimental mixed methods study was conducted with 34 women who were either employed or studying at a university in Türkiye. Participants were provided with menstrual cups following an educational intervention and asked to use them for at least two menstrual cycles. Data were collected using the Menstrual Cup Use Satisfaction Form, the Menstruation Impact Scale (MIS), and a semi-structured interview form. Quantitative data were analyzed using descriptive statistics and the Wilcoxon signed-rank test, while qualitative data were analyzed using Braun and Clarke's six-phase thematic analysis. Results: The mean age of participants was 32.76±6.77 years; 85.3% were married, and 58.8% held a bachelor's degree. The mean total pretest MIS score (38.32±9.19) decreased significantly to 33.88±9.46 after the intervention (p=0.003). All participants reported that menstrual cup use eliminated odor, was easy to clean, reduced environmental waste, and provided economic benefits. Overall, 85.3% expressed satisfaction and willingness to continue use; however, 55.9% reported difficulty with insertion and 58.8% with removal. Qualitative analysis revealed four themes: initial concerns, attitude change, use experiences, and environmental awareness.Conclusion: Menstrual cup use was regarded by women as a hygienic, economical, and environmentally friendly alternative. Despite initial concerns, high satisfaction rates were achieved after use. Difficulties experienced in insertion and removal can be overcome through education and practical applications. Nurses and midwives should integrate menstrual cup education into reproductive health counseling.
Aim: Communication during developmental disability diagnosis disclosure may influence parents’ emotional responses, understanding, and engagement with care. This study investigated parents’ experiences and preferences regarding disclosure and their evaluations of the communication behaviors of the person who initially communicated the diagnosis. Methods: This descriptive cross-sectional web-based survey was conducted between July and November 2020 with 95 parents of children diagnosed with developmental disabilities. A semi-structured questionnaire assessed demographic characteristics, disclosure experiences and preferences, and perceived communication behaviors. Findings were summarized using descriptive statistics. Results: The most common diagnoses were Down syndrome (22.1%), cerebral palsy (17.9%), and intellectual disability/developmental delay (16.9%). Most parents reported physician-led disclosure (73.7%), whereas 93.7% preferred disclosure by a physician. More than half received the diagnosis in a crowded or shared room (52.6%), while 93.7% preferred a private room. In addition, 31.6% reported receiving inadequate information about their child’s medical condition and treatment, and 35.8% stated that the person who initially communicated the diagnosis did not adequately recognize their emotional distress.Conclusion: Group-level distributions of reported experiences and stated preferences differed descriptively across several aspects of disclosure. The findings indicate areas requiring attention, particularly privacy, information provision, and emotional sensitivity. Because individual-level concordance was not analyzed, these results should not be interpreted as demonstrating within-parent mismatch. Improving privacy, empathy, clarity of information, and post-diagnostic guidance may enhance parental satisfaction and support engagement with care.
Amaç: Çalışma, ergenlerde internet bağımlılığıyla ilgili yayınları bibliyometrik analiz yöntemiyle incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Yöntem: Çalışmanın amacına uygun 4947 veri toplanmıştır. Veriler bibliyometrik analiz yöntemiyle değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmada 2002-2026 yılları arasında toplam 4947 çalışma yayımlanmış; özellikle 2010 yılından itibaren hız kazanan çalışmalarda, 2025 yılında yaklaşık 600 yayın ile zirve noktasına ulaşmıştır. Anahtar kelime ağ analizi, internet bağımlılığının en güçlü şekilde "depresyon" ve "anksiyete" değişkenleriyle ilişkili olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Alanın en etkili yayın organı "Computers in Human Behavior" dergisidir. Çin, dünyada ilk sırada yer alırken; Türkiye, 271 yayın ile dünya genelinde 2. sırada yer almaktadır. Kuss ve Griffiths (2014) tarafından yapılan çalışma 895 küresel atıf ile alanın en etkili eseri olurken; Kim ve ark. (2006) çalışması %59.52 ile en yüksek yerel atıf oranına sahip en yüksek araştırma olarak belirlenmiştir. Sonuçlar: Ergenlerde internet bağımlılığı literatürü, özellikle 2018'den sonra hızla yükselen, depresyon ve anksiyete ile doğrudan ilişkili dinamik bir alandır. Küresel literatürde Çin ilk sırada liderliğini korurken, Türkiye 271 yayınla dünya genelinde 2. sıraya yerleşerek konuya olan yüksek akademik duyarlılığını kanıtlamıştır. Ancak Türkiye’deki çalışmaların büyük oranda yerel kaldığı ve uluslararası iş birliklerinin geliştirilmesine ihtiyaç duyulduğu saptanmıştır.
Aim: To investigate the relationships among physical activity, body image, and self-esteem in adolescents. Methods: A cross-sectional design was employed. A total of 246 high school adolescents were enrolled. The physical activity level of the adolescents was assessed using the International Physical Activity Questionnaire-Short Form (IPAQ-SF), body image perception was assessed using the Body Image Scale (BIS), and self-esteem was evaluated using the Rosenberg Self-Esteem Scale (RSE). The associations between the test scores were determined with Pearson's correlation analysis. Results: The mean age of the adolescents was 15.55 ± 1.32 years, and the mean body mass index was 20.90 ± 3.56 kg/m2. The mean IPAQ-SF score was 2845.56 MET/week, the mean BIS score was 58.02 ± 11.09, and the mean RSE score was 20.20 ± 5.30. The IPAQ-SF was moderately and negatively correlated to the BIS (r= -0.424) and moderately correlated to the RSE (r= 0.407) (p
Aim: This study aimed to examine the relationships between infertility-related stress, coping strategies, and quality of life among women undergoing infertility treatment. Methods: This descriptive, cross-sectional study was conducted between April-November 2025 with 200 women attending an infertility outpatient clinic at a city hospital in Central Anatolia, Türkiye. Data were collected using a Personal Information Form, the COMPI Fertility Problem Stress Scales, the COMPI Coping Strategy Scales, and the Fertility Quality of Life Questionnaire (FertiQoL). Data were analyzed using independent samples t-tests, one-way ANOVA, Pearson correlation analysis, and multiple linear regression analysis. Results: The participants’ mean age was 31.6±3.3 years, mean marriage duration 8.3±3.3 years, mean infertility duration 3.8±2.3 years, and mean treatment duration 3.1±1.4 years. FertiQoL core, treatment, and total scores were lower among women who were unemployed, smokers, had spouses with lower educational levels, had infertility attributed to both partners, were undergoing IVF/IUI treatment, had never been pregnant, or had a history of pregnancy after treatment (p
Aim: Perceptual and praxis skills are fundamental to adaptive functioning in early childhood. The aim of this study was to develop and examine the psychometric properties of the Perception and Praxis Scale (PPS), designed to assess sensory–motor integration across four domains: somatosensory, vestibular, visual, and motor planning. Methods: Data were collected from parents of 496 typically developing children aged 2–6 years. Sample adequacy and factorability were confirmed using the Kaiser–Meyer–Olkin measure and Bartlett’s test of sphericity. Construct validity was examined through exploratory factor analysis and confirmatory factor analysis. Reliability analyses included internal consistency, test–retest reliability, and item discrimination. Additional construct validity evidence was examined using composite reliability, average variance extracted, maximum shared variance, and heterotrait–monotrait ratios. Results: EFA revealed a four-factor structure accounting for 59.8% of the total variance, with factor loadings ranging from .46 to .83. CFA supported this structure and demonstrated acceptable to good model fit (χ²(1,028) = 2,210.20, χ²/df = 2.15, CFI = .94, TLI = .93, RMSEA = .047, SRMR = .049). Internal consistency coefficients were high (α = .86–.95; ω = .87–.95), and four-week test–retest reliability was excellent (ICC = .89, 95% CI [.84–.93]). All items showed strong discriminative power between the upper and lower 27% groups (p < .001).Conclusion: The PPS is a psychometrically robust instrument for assessing distinct yet related aspects of perceptual and praxis functioning, offering a culturally sensitive and time-efficient means to identify developmental differences and monitor progress in early childhood.
Aim: The aim of the present study was to examine the Turkish validity and reliability of the Short Breast Health Perception Questionnaire in women. Method: A total of 400 women who were admitted to the Internal Medicine polyclinics of Fırat University Hospital were included in this methodological study. After the translation process of the questionnaire, content and construct validity were conducted. Explanatory Factor Analysis (EFA) and Confirmatory Factor Analysis (CFA) were conducted for construct validity, while item analyses and internal consistency analysis were conducted for reliability. Results: It Total variance rate explained in the explanatory factor analysis found as a result of the evaluations and analyses was 66.35%. Factor loads of all items in the study ranged between 0.69 and 0.88. The questionnaire had a Cronbach’s alpha value of 0.940. EFA and CFA showed that the Turkish version of the 11-item and one-factor Short Breast Health Perception Questionnaire was confirmed without any changes to the original scale form. CFA results showed good fit index values. Conclusion: Short Breast Health Perception Questionnaire Turkish version is a valid and reliable measurement instrument for evaluating women’s perception of breast health and for use in clinical practice.
Amaç: Bu çalışmada, bebeklerin beceri gelişiminin desteklenmesine yönelik bebek kütüphanelerinde uygulanan erken müdahale destek programının niteliğini incelemek amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışma, nitel araştırma yöntemlerinden durum çalışması modeli ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın örneklemini 0-36 aylık bebeğe sahip 92 anne ve bebekleri (Kız: 48, Erkek: 44) oluşturmaktadır. Araştırmada veri değerlendirme aracı olarak Yarı Yapılandırışmış Aile Görüşme Formu, Ankara Gelişim Tarama Envanteri ve Denver II Gelişimsel Tarama Testi kullanılmıştır. Kullanılan ölçekler aracılığı ile elde edilen veriler analiz edilmiştir. Bulgular: Elde edilen bulgularda erken müdahale programlarının özellikle dil gelişimi, sosyal gelişim ve uyku rutinlerinin desteklenmesinde etkilerinin olduğu görülmüştür. Aynı zamanda programa devamlı katılımın evdeki öğrenmeleri de teşvik ettiği, gerçekleştirilen ev ziyaretleri ile bebeklerdeki gelişimsel problemlerin daha hızlı iyileştirilmesine katkıda bulunduğu gözlemlenmiştir. Sonuçlar: Araştırma sonuçlarına bakıldığında bebek kütüphanesinde uygulanan erken müdahale programı bebeklerin gelişimleri üzerinde anlamlı etkileri olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Aim: This study was conducted to determine the traditional practices used by mothers with 0-6 months old babies to increase breastfeeding and breast milk. Method: The descriptive study was conducted with 250 participants registered in the Family Health Center in Bucak District of Burdur Province. The data were collected with the Individual Diagnosis Form and the traditional methods used by mothers with babies aged 6 months and over to increase breast milk between 0-6 months. Results: The participants of 52.8% resorted to traditional practices for breast milk and breastfeeding. Before the first breastfeeding, 10.8% of the participants dripped formula, 7.6% sugar water, and 5.6% zamzam water to their babies. The three most common traditional practices to increase breast milk are drinking plenty of fluids and puerperal syrup, eating plenty of food, and eating popcorn. It was determined that there was a statistically significant relationship between the type of delivery of the mothers and the use of traditional methods to increase breast milk (p
Amaç: Bu çalışmada amaç, gebelerin e-sağlık okuryazarlığı düzeyinin kanıta dayalı uygulamalara ulaşma ve gebelerin öz bakım gücüne etkisini incelemektir. Yöntem: Araştırma kesitsel tipte bir çalışmadır. Araştırmanın örneklemi, evreni bilinen örneklem hesabı kullanılarak hesaplanmış olup, araştırma 385 gebe ile tamamlanmıştır. Araştırma verileri Google form ile online olarak toplanmıştır. Veriler e-Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği (e-SOÖ) ve Öz Bakım Ölçeği (ÖBGÖ) kullanılarak elde edilmiştir. Bulgular: Gebelerin e-Sağlık okuryazarlık düzeylerinin iyi, öz bakım gücü düzeylerinin orta düzeyde olduğu saptanmıştır (sırasıyla 34.00 ± 0.47; 93.00 ± 0.82). Kanıta dayalı uygulamalardan; folik asit ve demir ilacı kullanımı, bel ağrısına yönelik yapılan uygulama ve bağışıklama için aşı yaptıranların e-sağlık okuryazarlığı ölçeği ve öz bakım gücü ölçeği puan ortalamalarının daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0.05). Mide yanmasına yönelik uygulama yapanların ÖBGÖ toplam puan ortalamalarının daha yüksek olduğu, B6 vitamin takviyesi kullanan gebelerin ve gebeliğinde glikoz tolerans testi yapan kadınların e-SOÖ toplam puan ortalamalarının daha yüksek olduğu bulunmuştur (p<0.05). e-SOÖ ve ÖBGÖ ölçek puanları arasında orta düzeyde (pozitif yönlü) bir ilişki bulunmuştur (r=0.534; p<0.05). Sonuçlar: Gebelerin e-sağlık okuryazar düzeyi kanıta dayalı uygulama yapmalarını ve öz bakım gücünü etkilemektedir. Sağlık profesyonellerinin kanıta dayalı uygulamaların artması için gebelerin e-sağlık okuryazarlığı düzeyini artırarak, öz bakım faaliyetlerini desteklemeleri ve öz bakım güçlerini yükseltmeleri önerilebilir.
Amaç: Araştırmada okul öncesi dönemde öğrenme güçlüğü riski taşıyan çocukların belirlenmesi amacıyla, “Okul Öncesi Dönemde (60-78 ay) Özel Öğrenme Güçlüğü Erken Belirtileri Tarama Ölçeği”nin geliştirilmesi ve psikometrik özelliklerinin kapsamlı bir şekilde incelenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Araştırma metodolojik tiptedir. Araştırmanın evrenini Çankırı il merkezinde bulunan bağımsız anaokulu, anasınıfı ve özel anaokuluna devam eden 60-78 ay arasındaki çocuklar oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemi üç gruptan oluşmaktadır. Birinci gruptan Açımlayıcı Faktör Analizi (AFA) için, ikinci gruptan Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) ve Ölçüt Geçerliği, son gruptan ise test-tekrar test güvenirliği için farklı zamanlarda veri toplanmıştır. Bulgular: Yapılan faktör analizi sonucunda, ölçeğin altı faktörlü bir yapı sergilediği ve bu yapının toplam varyansın %73.39'unu açıkladığı tespit edilmiştir. DFA analizi ile altı faktörlü yapının doğrulandığı belirlenmiştir. Cronbach’s alpha katsayısı ölçeğin genelinde 0.90 olarak hesaplanmıştır. Sonuçlar: Araştırma sonuçları, ölçeğin altı faktörlü bir yapıya sahip olduğunu ve bu yapının hem açıklayıcı hem de doğrulayıcı faktör analizleri ile desteklendiğini göstermektedir. Ölçek öğrenme güçlüğü belirtilerinin kapsamlı bir şekilde değerlendirilmesine olanak tanımaktadır.
Aim: This study examines the relation between problematic media use and sleep disturbances in school age children. Method: The descriptive study was conducted between January and June 2024, with participation from 326 parents of children who visited the pediatric outpatient clinics of a university hospital. Data were obtained through the Introductory Information Form, Parent Form of Screen Addiction Scale in Children (Problematic Media Use Scale), and the Sleep Disturbance Scale in Children. Results: Findings indicated that mothers reported significantly higher scores for both sleep disturbances and problematic media use compared to fathers (p < 0.05). No significant differences were observed based on income, parental employment, family structure, or educational level. However, children residing in urban areas had higher media use scores than those in rural areas (p < 0.001). A weak but positive correlation was identified between sleep disturbances and media use (r = 0.384, p < 0.001). Problematic media use was associated with an 81.6% increase in abnormal sleep status (OR = 1.816, p < 0.05). Conclusion: The results suggest that regulating children’s media use may help mitigate sleep disturbances. Nurses have an important role in supporting children’s healthy development by educating families on sleep disturbances and problematic media use, promoting healthy sleep habits, managing screen time, and providing multidisciplinary support when necessary.
Aim: This study was conducted to investigate the effects of physical activity level on breastfeeding attitude in the postpartum period. Method: The study is a cross-sectional descriptive type study. Of the breastfeeding mothers who presented to the pediatric outpatient clinic of Suşehri State Hospital between September 2019 and January 2020; 100 mothers who accepted to participate in the study were included in the study. The study data were collected by using the Personal Information Form, International Physical Activity Questionnaire, and Breastfeeding Attitude Assessment Scale. To analyze the study data, the Statistical Package for the Social Sciences (SPSS) 23.0 was used. P-values less than 0.05 were considered statistically significant. Results: Of the mothers participating in the study, 57% did not do any physical activity before and during pregnancy, and 64% did not do any physical activity in the postpartum period. The mean score they obtained from the International Physical Activity Questionnaire was 470.09±316.64. Their activity levels were low in the postpartum period. The mean score they obtained from the Breastfeeding Attitude Assessment Scale was 108.91±13.58, which was above the medium level. There was a moderately significant positive correlation between the mean scores the mothers obtained from the International Physical Activity Questionnaire and Breastfeeding Attitude Assessment Scale (t=4.155; p
Amaç: Bu çalışma, kadınların üriner inkontinansa ilişkin farkındalık ve tutumlarının incelenmesi amacıyla planlanmıştır. Yöntem: Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı türde planlanan çalışmanın örneklemini, Temmuz 2023-Mart 2024 tarihleri arasında İç Anadolu bölgesinde bulunan bir kamu hastanesine başvuran 199 üriner inkontinansı olan kadın oluşturmuştur. Veriler; Kişisel Bilgi Formu, Üriner İnkontinans Farkındalık ve Tutum Ölçeği ve Ürogenital Distres Envanteri kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, bağımsız gruplarda t testi, One-Way ANOVA testi ve Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan kadınların yaş ortalaması 44.31±7.83 yıldır. Katılımcıların Üriner İnkontinans Farkındalık ve Tutum Ölçeği sağlık sorunu olarak kabulünü engelleyen faktörler alt boyut ortalama puanı 22.22±6.69, sağlık motivasyonu alt boyut ortalama puanı 10.73±3.96, üriner inkontinans ile başetme alt boyut ortalama puanı 16.55±5.64, kısıtlanma alt boyut ortalama puanı 9.99±3.50 ve idrar kaçırma korkusu alt boyut ortalama puanı 11.32±4.49’dir. Ürogenital Distres Envanteri toplam ortalama puanı 46.26±23.10’dur. Sonuçlar: Öğrenim düzeyi yüksek, kronik kabızlık sorunu olan, epizyotomi uygulanan kadınların üriner inkontinansı sağlık sorunu olarak gördükleri, gelir düzeyi yüksek olanların üriner inkontinans nedeniyle daha hafif düzeyde kısıtlanma yaşadıkları, kronik herhangi bir hastalığı olan, sık idrar yolu enfeksiyonu ve vajinal enfeksiyon geçiren, kronik kabızlığı olan, sık sık öksüren ve menopoza giren kadınların daha fazla ürogenital distres semptomları yaşadığı sonucuna varılmıştır.
Amaç: Bu araştırmada sosyal duygusal öğrenme beceri eğitimine yönelik okul öncesi öğretmenlerin deneyimlerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Araştırma, betimsel fenomenoloji desen kullanılarak nitel yöntem ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini, TÜBİTAK 4005 Yenilikçi Eğitim Uygulamaları Gelişen ve Geliştiren Öğretmenler: Sosyal Duygusal Öğrenme Beceri Eğitimi adlı proje kapsamında “Okul Öncesi Dönemdeki Çocukların Sosyal Duygusal Öğrenme Becerilerini Desteklemeye Yönelik Öğretmen Eğitimi” ne katılan 10 okul öncesi öğretmeni oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri, katılımcıların bireysel özelliklerini içeren sosyo-demografik bilgi formu ve yarı yapılandırılmış görüşme formu ile toplanmıştır. Bulgular: Yapılan içerik analizi sonucunda, bireysel etki, mesleki etki, proje niteliği olmak üzere üç tema ortaya çıkarılmıştır. Bireysel etki temasında, “kendini tanıma” ve “kendini tanıma yolculuğuna ilk adım” kategorileri yer almaktadır. Mesleki etki teması, “eğitim programında değişiklik”, “kişisel gelişimin mesleğe yansımaları” ve “veliler üzerine etkisi” kategorilerden meydana gelmektedir. “Eğitmenin niteliği”, “uygulamanın niteliği”, “zamanın niteliği” kategorileri ise proje niteliği temasını oluşturmuştur. Sonuçlar: Araştırma sonuçları göz önüne alındığında, eğitime katılan öğretmenlerin mesleki yaşantısında ve kişisel gelişim alanlarında olumlu değişiklikler yaşandığı görülmektedir. Ayrıca araştırmada, planlanmış eğitim programı ile sosyal duygusal öğrenme becerilerinin desteklenebildiği belirlemiştir.
Amaç: Türkiye’de uyaran eksikliğini belirlemeye ve değerlendirmeye yönelik psikometrik bir ölçek veya ölçüm aracı bulunmamaktadır. Bu çalışmanın amacı uyaran eksikliği için değerlendirme ölçeği geliştirilmesi ve psikometrik özelliklerinin belirlenmesidir. Bu amaç doğrultusunda Uyaran Eksikliği Belirleme Ölçeği-Ebeveyn Formu (UEBÖ-EF) oluşturulmuş ve kapsam geçerliği, yapı geçerliği, ölçüt geçerliği, iç tutarlık ve madde analizi ile psikometrik değerler sunulmaya çalışılmıştır. Yöntem: Araştırma metodolojik tiptedir ve örneklemini 24-48 aylık çocuğu olan 504 ebeveyn oluşturmuştur. Ölçüt bağıntılı geçerlik için Kısa 1-3 Yaş Sosyal ve Duygusal Değerlendirme Ölçeği-Türkçe kullanılmıştır. Yapı geçerliliği için Açıklayıcı Faktör Analizi (AFA) ve Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) yapılmıştır. Bulgular: Açıklayıcı faktör analizi sonucu toplam varyansın %77.96’sını açıklayan 21 madde ve tek boyutlu bir model oluşmuştur. DFA sonucu bu modelin uyum iyiliği değerleri CMIN=1986.29, sd=482, CMIN/sd=4.12 (p=.00), SRMR=.07, CFI=.92, IFI=.92, NFI=.92, RFI=.90, TLI=.91, RMSEA=.97 çıkmıştır. Madde faktör yükleri ise .67 ila .97 arasında değişmektedir. UEBÖ-EF ile psikiyatrik sorunlar ve psikososyal gelişim arasında ilişkiler (r=.54, r=-.23; p
Amaç: Ebelik öğrencilerinin üniversitede alacakları akademik eğitimin cinsiyet eşitliğinin temelinde sürdürülmesi önemlidir. Bu durum ebelik mesleğine olan profesyonel tutumlarını da etkilemektedir. Çalışmanın amacı; toplumsal cinsiyet eşitliği bağlamında ebelik öğrencilerinin ne düşündüğünü belirlemektir. Yöntem: Çalışmada nitel, fenomenolojik yöntem kullanılmıştır. Çalışmaya 32 ebelik öğrencisi dahil olmuştur. Bu çalışma boyunca ebelik öğrencilerinin cinsiyet eşitliği hakkındaki düşünceleri değerlendirilmiş ve bu konuya yönelik olarak sorular sorulmuştur. Bulgular: Literatürde ebelik eğitiminin cinsiyet eşitliği anlamında pozitif yönde değişiklikler yarattığı görünse de literatürde ebelik öğrencilerinin toplumsal cinsiyet eşitliği bağlamında tutumlarını ölçen herhangi bir çalışma bulunmamaktadır. Çalışmada uzmanlar 3 ana tema ve 5 alt boyut tespit etmişlerdir. Bu doğrultuda öğrencilerin vermiş oldukları yanıtlar 1) Cinsiyetler arasındaki farklılık yorumları ve kültürün etkisi, 2) Cinsiyet eşitliğine aile tutumunun etkisi, 3) Öğrencinin cinsiyet eşitliği bağlamında ebelik mesleği ile ilgili tutumu olmak üzere 3 ana tema başlıkları altında değerlendirilmişlerdir. Çalışmamıza katılan ebelik öğrencilerinin toplumsal cinsiyet eşitliğine ilişkin geleneksel tutumlar sergiledikleri belirlenmiştir. Sonuçlar: Toplumsal cinsiyet eşitliğine ilişkin geleneksel tutum sergileyen ebelik öğrencilerinin çoğunluğu birinci sınıf öğrencisi olduklarından, cinsiyet eşitliği bağlamındaki derslerin, öğrencilerin akademik eğitimlerinin daha erken dönemlerinde başlanarak verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
Amaç: Araştırmada doğurganlık çağındaki kadınların meme kanseri önleme davranışlarını etkileyen faktörlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Kesitsel ve ilişkisel tipte olan araştırma, Türkiye’de Tokat iline bağlı bir kasabada bulunan Aile Sağlığı Merkezi (ASM)’ne kayıtlı 181 katılımcı ile yürütülmüştür. Veriler, Sosyodemografik Veri Formu ve Meme Kanseri Önleme Davranışlarını Etkileyen Faktörleri Belirleme Ölçeği (MEKÖD) ile toplanmıştır. Bulgular: Kadınların MEKÖD ölçeği toplam puan ortalaması 115.59±15.43 olup, %55.8’inin Kendi Kendine Meme Muayenesi (KKMM) yaptığı, %96.1’inin düzenli Klinik Meme Muayenesi (KMM) kontrolüne gitmediği, %66.9’unun mamografi çektirmediği belirlenmiştir. KKMM bilgisi olanların, KKMM yapanların ve muayene zamanını bilenlerin, birinci derece akrabalarında meme kanseri olanların meme kanserini önleme davranışları daha yüksektir (p