
Bu araştırmada, Van Gölü Havzası’nı ziyaret eden Avrupalı seyyahların anlatımları incelenerek havzanın önemli bir bölümünü oluşturan Bitlis kenti ele alınmıştır. Günümüz Bitlis ili sınırlarında yer alan yerleşimlere ait görsel belgeler, seyahatname notları ve seyyahların kullandıkları yol aksları incelenmiştir. Gerçekleştirilen çalışmada, Van Gölü Havzası’na gelerek Bitlis kentini ziyaret eden seyyahlar belirlenmiştir. XVII. yüzyıl ile XIX. yüzyıl aralığına tarihlenen bu ziyaretlerde üretilen çok sayıda tarihi görsel belge niteliği taşıyan tasvirlere ulaşılmıştır. Bu belgelerde kentin sanat ve mimarlık tarihi ile ilişkili olan örnekleri kullanılmıştır. Ahlat, Adilcevaz, Tatvan ilçeleri ile Bitlis kent merkezini betimleyen bu çalışmaların kent merkezinde yoğunlaştığı, Tatvan’a ilişkin görsel kaynakların daha az kullanıldığı tespit edilmiştir. Görsel belgeler aracılığı ile kentin mimarlık hafızasına katkı sağlanmış, yerleşimlerin mimari dokusu ve yapısal zenginliği üzerine değerlendirmelerde bulunulmuştur. Kentin farklı yüzyıllardaki fiziksel görünümü, yapıların mekânsal sürekliliği, korunma durumları ile zaman içerisinde geçirdikleri mimari dönüşümlere ilişkin tespitlerin ortaya konması amaçlanmıştır. Bu sayede çalışmanın kentin unutulan tarihi ve mimari hafızasının hatırlanması, kent mimari dokusunun incelenmesi açısından ilgili disiplin faaliyetlerine yarar sağlayacağı ön görülmektedir.
Bu çalışma, Van ilinin doğal, kültürel, tarihi ve gastronomik değerlerini yapay zekâ destekli analizlerle değerlendirerek, turizm potansiyelini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Beş farklı yapay zekâ sohbet robotuyla (ChatGPT, DeepSeek, Gemini, Google DeepSearch, Claude) kültür, inanç, eko, macera ve gastronomi turizmi için iki günlük tur planları oluşturulmuş, MAXQDA ile kelime frekansı, kelime bulutu, etkileşimli kelime ağacı ve benzerlik analizleri gerçekleştirilmiştir. Kelime bulutu analizleri, Van Gölü, Akdamar Adası ve Kilisesi, Van Kalesi ve Muradiye Şelalesi gibi doğal ve tarihi değerlerin öne çıktığını, gastronomide ise Van kahvaltısı ve otlu peynirin önemli bir yer tuttuğunu göstermiştir. Benzerlik analizlerinde, Claude ve Gemini’nin Google DeepSearch ile yüksek uyum gösterdiği, DeepSeek ve Claude arasında ise düşük korelasyon olduğu tespit edilmiştir. 1. gün analizlerinde en yüksek uyum %81 ile Google DeepSearch ve Gemini arasında görülürken, 2. gün analizlerinde bu uyum %77 seviyesinde olmuştur. Bu farklılık, yapay zekâ modellerinin bir arada kullanımının daha geniş bir perspektif sağlayabileceğini göstermektedir. Çalışma, Van’ın çok yönlü turizm potansiyelinin yapay zekâ destekli planlamalarla daha etkin değerlendirilebileceğini ve bölgenin ulusal ve uluslararası cazibesinin artırılabileceğini ortaya koymaktadır.
Bu çalışma, Brukan (Bruki) aşiretinin düğün geleneklerini gastro(etno)müzikolojik bir perspektifle ele alarak, yiyecek, müzik ve dansın kültürel kimlik inşasındaki işlevlerini incelemektedir. Tarihsel kökenleri ve toplumsal örgütlenme biçimiyle kültürel sürekliliğini günümüze taşıyan Bruki aşireti, düğün ritüelleri aracılığıyla hem toplumsal hafızayı canlı tutmakta hem de kolektif değerlerin aktarımını sağlamaktadır. Araştırmada katılımlı gözlem, yapılandırılmış ve yarı yapılandırılmış görüşmeler ile sözlü ve yazılı anlatılar kullanılmış; böylece hem doğrudan gözlemler hem de yerel aktarımlar aracılığıyla veri çeşitliliği sağlanmıştır. Elde edilen bulgular, düğünlerdeki gastronomik pratiklerin yalnızca beslenme ihtiyacını karşılamadığını; aynı zamanda misafirperverlik, toplumsal statü, ekonomik güç ve kültürel kimlik göstergesi olarak işlev gördüğünü ortaya koymuştur. Özellikle etli yemekler, kavurma, pilav, tatlılar ve geleneksel içecekler hem maddi imkanların görünür kılınmasına hem de kültürel sürekliliğin korunmasına hizmet etmektedir. Yemek hazırlıklarının kolektif bir biçimde yürütülmesi, topluluk üyeleri arasındaki dayanışmayı pekiştirmektedir. Müzik ve dans unsurları ise düğünlerin sosyal boyutunu öne çıkararak topluluk içi birlikteliği, sevinci ve kimlik bilincini pekiştirmektedir. Geleneksel enstrümanların ve halk danslarının icrası, aşiretin tarihsel hafızasının canlı tutulmasına ve kültürel aktarımın sürekliliğine katkı sağlamaktadır. Sonuç olarak Bruki aşireti düğünleri, gastro(etno)müzikolojik bir bağlamda; kültürel devamlılığın sağlanması, kolektif kimlik inşasının desteklenmesi ve toplumsal değerlerin kuşaklar arası iletimi açısından merkezi bir rol üstlenmektedir. Bu yönüyle çalışma, düğünlerin sadece bireysel bir geçiş ritüeli değil; aynı zamanda toplumsal aidiyet, dayanışma ve kültürel kimliğin yeniden üretim alanı olduğunu göstermektedir.
Businesses always need a qualified workforce to sustain their operations. In today's business world, businesses encompass employees from different generations. Changes that began with the entry of Generation Y into the workforce in the past continue today with the employment of Generation Z. Each generation has entered the workforce with its own unique characteristics and values; Generation Z has also established itself in the business world with its uniqueness. Businesses will be further shaped by Generation Z employees in the future, and the need for this generation will gradually increase. Therefore, the role and values of Generation Z in business life should be better understood and analyzed. In this context, the aim of this study is to determine the work values of Generation Z employees. As part of the research, a survey was administered to 542 Generation Z employees in the province of Van, and data was collected on this generation's work values and work habits and analyzed using SPSS. The findings of the study indicate that there is a significant difference in the work experience and extrinsic work values of Generation Z employees, with Generation Z employees placing greater emphasis on extrinsic work values in their age groups. However, the survey results indicated that Generation Z employees are open to development, prioritize motivation, desire to hold power in the workplace, have a high sense of status, have ambitious career goals, spend their free time in virtual environments and engaging in career development activities, and desire to establish a work-life balance. This study aims to provide an important roadmap for businesses in planning their future workforces.
Türk halk kültürünün en önemli unsurlarından biri âşıklık geleneğidir. Köklü bir geçmişe sahip olan bu gelenek sözlü kültür temelli olarak, halkın duygu ve düşüncelerinin halk ozanları tarafından dile getirilmesiyle sürdürülmüştür. İstanbul, Erzurum, Kars, Sivas, vb. bazı şehirler âşıklık kültürünün yaşatıldığı yerler açısından önem arz etmektedir. Âşıklık kültürünün yaşatıldığı yerlerden biri de Van ilidir.Van âşıklık geleneğinde yetişen âşıklar arasında Ercişli Emrah, Karagündüzlü Âşık Davut, Alaköylü Âşık İsmail, Âşık Mehmet Ali, Âşık Hayrettin, Âşık Nur Mehmet, Ali Rıza Atacan, Âşık Çağlarî, Dertli Kazım, Âşık Ruhi, Âşık Doğanî, Âşık Emin, Âşık İsmail, Âşık Ahmet Poyrazoğlu vd. ile çalışmada ele alınan Âşık Celalî (Celal Yenitürk) yer almaktadır. Son dönemlerde ise Van âşıklık geleneğinde yeterince âşık yetişmemektedir. Âşık Celalî, Van âşıklık geleneğinin son temsilcilerinden biridir. Âşığın şiirleri doküman inceleme yöntemine göre değerlendirilmiştir.Âşık Celalî’nin şiirlerinde birçok konunun işlendiği görülmektedir. Öne çıkan unsurlar arasında aşk, sevda vb. yer almaktadır. Âşık edebiyatı şiir geleneğinde önemli olan bu unsurlar Celalî’nin şiirlerinde de kendisine yer bulmuştur. Bu bakımdan şairin âşık tarzı şiir geleneğini sürdürdüğü görülmektedir. Bu unsurların yanı sıra şiirlerinde din, tasavvuf, irfan, ilim, vatan, bayrak, doğa gibi temalar da vardır. Bu durum Âşık Celalî’nin şiirlerini yazarken tek bir unsura bağlı kalmadığını, şiirlerini zenginleştirmek için çeşitli konulara yöneldiğini göstermektedir. Bu konuların dışında Van ili ile alakalı şiirleri de bulunmaktadır. Şiirlerde Van ilinin genel olarak doğal güzellikleri, tarihi mirası vb. açılardan ele alındığı sonuçlarına ulaşılmıştır. Bu çalışmada Van ilinin doğal, tarihi vb. yönlerden Âşık Celalî’nin şiirlerine yansımaları incelenmiştir.
Bu çalışma; Van havzasında 2011 Van depremi sonrasından 2023 yılına kadar İŞKUR verilerine dayanarak kadınların işgücüne katılımındaki değişimi inceleyerek kadın istihdamının bölgesel, sektörel ve yapısal boyutlarını Türkiye ortalaması ile karşılaştırmalı bir şekilde ortaya koymuştur. Genel olarak Türkiye’de kadınların işgücüne katılımı yıllar içinde artış göstermiş olsa da bu artış Van Havzasına tam ve eşit bir şekilde yansımamıştır. Ağrı, Van ve Bitlis illeri özelinde yapılan analizde, kayıtlı kadın çalışan oranlarının Türkiye ortalamasına zamanla yaklaşma eğilimi gösterse dahi hâlen ortalamanın çok altında olduğu gözlemlenmiştir. Kadın çalışanların oransal olarak daha çok sağlık, eğitim, idari hizmetler ve imalat sektörlerinde yoğunlaştıkları gözlemlenmiştir. Van şehrinde kadın istihdamının büyük bir çoğunluğu idari ve destek hizmet faaliyetleri görevlerini üstlenirken Ağrı ve Bitlis’te imalat sektörünün kadın istihdamının lokomotifi görevini üstlendiği gözlemlenmiştir. Ayrıca kadınların esnek çalışma saatlerine yönelik istihdam tercileri yaptıkları da gözlemlenmiştir. Özellikle Van ilinde kadınların part-time işletmelerde çalışma oranları zaman zaman Türkiye ortalamasının çok üzerine çıkmaktadır. Bunların yanında Van ilinde COVID-19 zamanından bu yana kadın nüfusunun azaldığı gözlemlenmiştir. Sonuç olarak Van havzasında kadınların istihdama katılımlarını arttırmak için iş esnekliğinin ön planda olduğu işlerin geliştirilmesi gerekmektedir. Kadınların iş yaşamlarındaki bireysel beklentilerini anlamak üzere gelecekteki çalışmalar iş-yaşam dengesi ve iş üzerindeki algılanan kontrol faktörlerine yoğunlaşmalıdır. Ayrıca meslek eğitimleri geliştirilerek, kadınlara çocuk ve aile bakımları konusunda kaynaklar sağlayarak istihdama katılım arttırılabilir.
Araştırmanın amacı, Van’dan Gevaş’a uzanan klasik turizm rotasına alternatif tarih, kültür ve doğayı birbirine bağlayan yeni bir turizm kültür rotası önermektedir. Araştırma, Van Havzasında yaşamış olan Urartu, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait arkeolojik, mimari ve kültürel dokuyla birlikte turizm perspektifiyle ele almayı amaçlamaktadır. Çalışmada nitel yöntemlerle hazırlanarak literatür taraması ve saha incelemesiyle oluşturulacak yeni rotanın potansiyeli analiz edilmiştir. Ayrıca sürdürebilir turizm için koruma ve kullanma dengesine değinilmiştir. Sonuç olarak, önerilen yeni kültür rotasının bölge turizmine yeni bir destinasyon, turistlerin bölgede yeni yerler deneyimlemesi, kültürel çeşitliliğin yaratılması, buna bağlı olarak bölgedeki yerel kalkınmayı destekleyeceği öngörülmektedir.
Van Gölü Havzası, sahip olduğu eşsiz ekosistem ve barındırdığı zengin biyolojik çeşitliliğiyle ekolojik açıdan büyük bir öneme sahip kapalı bir havzadır. Ancak son yıllarda küresel iklim değişikliğinin etkileri, su kaynaklarının bilinçsiz ve yanlış kullanımı, insan kaynaklı müdahaleler, kirlilik ve atık sorunları, plansız yapılaşma ve dolgu gibi bazı uygulamalar nedeniyle bu hassas ekolojik yapı ciddi bir tehdit altına girmiştir. Bu çalışma, söz konusu tehditlere dikkat çekmeyi ve Van Gölü Havzası’nın ekolojik geleceğinin korunmasına yönelik bütüncül bir yaklaşım geliştirmeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda çalışmanın temel iddiası, yaşanılan sorunun ancak ekolojik bir bilinçle aşılabileceği yönündedir. Bu doğrultuda, ekolojik bilincin inşası sürecinde toplumsal ekoloji yaklaşımının bakış açısı temel bir çerçeve olarak önerilmektedir. Zira Van Gölü Havzası’nın ekolojik varlığının korunması, yalnızca çevre bilimsel bir mesele olarak değil, aynı zamanda etik ve politik bir mesele olarak da ele alınmalı; bu nedenle tamamlayıcılık etiğine dayanan bütüncül bir ekolojik perspektif benimsenmelidir.
Türkiye, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra siyasi yönetim olarak büyük bir değişim ve dönüşüm yaşamıştır. Savaş sonrası ortaya çıkan uluslararası konjonktür ile ülke içindeki siyasi ve ekonomik sıkıntılar, demokratik yönetim isteyen bazı çevrelerin talebiyle birleşince, Türkiye’de çoğunluğun arzuladığı çok partili sistem hayata geçmiştir. Bu atmosfere uygun olarak 1946 yılında Demokrat Parti’nin kurulması, Türkiye’de çok partili hayatın ve yeni yönetim tarzının ülkede başlamasının yolunu açmıştır. 1950 seçimleri, Türkiye’nin ilk çok partili seçimi olması hasebiyle demokrasi açısından büyük önem arz etmektedir. Bu ilk çok partili seçim, ülke genelinde olduğu gibi yerelde de büyük ilgi görmüştür. Bu çalışmada; 14 Mayıs 1950 Genel Seçimlerinin Van’da yerel basına yansıması “Vansesi Gazetesi” özelinde ele alınmıştır. Doküman analiz yöntemi ile hazırlanan bu çalışmanın amacı; 1950 seçimlerinde Van'da partilerin seçime hazırlığı, adayları ve çalışmalarının gazeteye yansımaları analiz edilerek değerlendirmektir. Gazetenin, 1950 seçimlerinde siyasi atmosferi nasıl yansıttığı, partilerin ve adayların çalışmaları, köşe yazıları ve düzenli olarak yayımlanan küçük “Az- Öz” köşesi aracılığıyla okuyucu kitlesini aydınlatma çabaları ve kullandığı politik dil içerik analizi ile incelenmiştir. Yapılan inceleme sonucunda gazetenin Van’daki siyasi atmosferi tarafsız bir şekilde aktarmaya çalıştığı, her iki partiye haber ve köşe yazılarında yer verdiği, objektif bir yayın dili kullandığı ve küçük köşesinde halkın beklentilerini dile getirerek, toplumun taleplerinin partilere ilettiği görülmüştür.
İklim değişikliğinin etkilerinin tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de artarak ve her geçen gün daha şiddetli bir şekilde kendini göstermeye başladığı günümüzde, kuraklık olaylarının incelenmesine yönelik çalışmalar büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamdan hareketle bu çalışmada Van Gölü Havzası’nda 1980-2024 yılları arasında meydana gelen kuraklık olayları analiz edilmiştir. Havzada bulunan 8 meteoroloji istasyonuna (Van Bölge, Gevaş, Özalp, Erciş, Muradiye, Başkale, Tatvan, Ahlat) ait veriler kullanılarak her istasyona ait 12 aylık standardize yağış-evapotranspirasyon indisi (SPEI) değerleri hesaplanmıştır. Bu analizlere göre 1985-1995 arası dönem de tüm havzada nemli koşullar egemen iken 2000 sonrası dönemde özellikle 2012 yılından itibaren kuraklık olaylarında belirgin bir artış yaşanmıştır. Van Bölge, Erciş, Başkale ve Muradiye istasyonlarında uzun süreli kuraklıklarda görülen artışlar bu alanda iklimsel kuraklık eğilimini göstermektedir. Havzanın doğu ve güneydoğusu (Özalp, Muradiye, Başkale) en fazla kuraklık riski taşıyan bölgelerdir. Batı bölgesi (Tatvan, Ahlat) nispeten daha dirençli görünmekle birlikte son yıllarda bu istasyonlarda da kuraklık eğilimlerinde artış görünmektedir. Bunun yanısıra Mann-Kendall trend analizi yöntemiyle istasyonlara ait sıcaklık ve yağış verilerinin trendleri ve Sen’in Eğimi yöntemiyle de olası eğilimlerin yönleri hesaplanmıştır. Bu analizler bize havzada bulunan tüm istasyonlarda ortalama sıcaklık değerlerinde 0.05 anlamlılık düzeyinde artma eğilimi olduğunu göstermiştir. Yağış değerlerinde ise sadece Ahlat istasyonunda anlamlı azalış tespit edilmiştir. Diğer istasyonlar da yağış değerlerinde anlamlı olmayan azalışlar görülmekle birlikte bu değişimlerin genelde mevsimlik ve yıllık farklılıklardan kaynaklandığını söyleyebiliriz. Bu değerler özellikle de sıcaklıklarda yaşanan önemli artışlar havzada yaşanan kuraklıkları anlamamız açısından önem taşımaktadır.
This article analyses the emergence, development, and transformation of the political sphere in Van from a historical perspective. It analyses how the political structure in Van was shaped after the foundation of the Turkish Republic and how local dynamics were reflected in political processes. his study was conducted within the framework of a qualitative research approach. It employs historical analysis and the documentary analysis method, based on the examination of archival records and existing literature. Official documents, press archives, and scholarly works were systematically reviewed to analyze the historical development of the political sphere in Van from a sociological perspective. During the Ottoman period, the interaction between the governance approach of the central authority and local elements changed with the proclamation of the Republic, and the transition from the single-party era to multi-party life increased political competition in the city. In the post-1980 period, political transformations across Turkey directly affected Van, and the rise of the Kurdish political movement and waves of migration, especially since the 1990s, have been important factors that have changed the political preferences of the city. The transformation of the economic structure, demographic changes, and security
Kültürel mirasın temel taşlarından biri olan türküler aşk, acı, sevinç, hüzün, özlem gibi duyguları etkileyici biçimde anlatan halk ezgileridir. Türkülerin üslubunu güçlendiren ve türkülerdeki duyguyu kuvvetlendiren pek çok dil unsuru halkın dilinde bambaşka bir anlam, yapı ya da göstergeye dönüşse de derin duygularını kelimelere kelimeleri de ezgilere döken halk, her zaman samimi ve yalın bir dili tercih etmiştir. Mani, masal, türkü, deyim, atasözü gibi kültürel ürünlerin yaratıcısı olan halk tüm bunları anlaşılır bir dil sayesinde yapar ve bu süreçte yeni kelimeler türetir ya da eskicil (arkaik) yapılar kullanır. Kültürel ürünlerin dili önemli ve söz varlığı açısından da oldukça değerlidir. Bu bağlamda sade bir dile sahip olan türkülerin derlemeler temelinde ve ağız özellikleri korunarak ayrıntılı olarak incelenmesi gerekmektedir. Çünkü bu belgeler ancak anlaşılır bir dil sayesinde gelecek nesillere aktarılarak kalıcılığını sağlayabilir. Çalışma Türkiye Türkçesinde kullanımdan düşmüş olan ancak Van yöresine ait türkülerde yaşayan bazı kelimelerin anlambilimsel çerçevede değerlendirilmesi üzerinedir.
Yerel yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı tersine lojistik tesisleri sürdürülebilir yerel kalkınmanın sağlanmasında ve bölgeler arası gelişmişlik farklılıklarının giderilmesinde önemli rol oynamaktadır. Tüketim ve/veya üretim sonucunda ortaya çıkan işe yaramaz atıkların, ekonomik değeri olan malzemelere dönüştürülerek tekrar piyasaya sunulması olarak tanımlanabilen tersine lojistik faaliyetleri, yerel potansiyelin harekete geçirilmesini ve etkin bir şekilde kullanılmasını sağlayan temel yerel politika araçlarından biridir. Bu nedenle çalışmada, TRB2 Bölgesi’nde tersine lojistik faaliyetleri için en uygun yerel yenilenebilir enerji kaynağının seçilmesine odaklanılmıştır. Seçim yapmada birçok farklı kriter etkili olduğundan, yerel enerji kaynağının seçiminde çok kriterli karar verme yöntemlerinden biri olan Analitik Hiyerarşi Süreci (AHP) yöntemi kullanılmıştır. AHP yönteminin karar hiyerarşisini oluşturmak amacıyla konu hakkında uzman 10 kişiye ankete dayalı bir saha araştırması yapılmıştır. Bu araştırmanın Etik Kurul Raporu; Hakkâri Üniversitesi, Bilimsel Araştırma ve Yayın Etiği Kurulu’ndan 25.11.2022 tarihli ve 2022/101 oturum sayılı yazı kararıyla alınmıştır. AHP yöntemine dayalı hesaplamalar sonucunda, TRB2 (Van, Hakkâri, Muş, Bitlis) Bölgesi’nde tersine lojistik tesisi için en uygun kaynağın biyokütle olduğu, bunu sırasıyla güneş, hidro güç, rüzgâr ve jeotermalin izlediği tespit edilmiştir.
Tasarım dünyasının güncellenen estetik yaklaşımları, geleneksel ve bağlayıcı kuralları sorgulamakta, özgün, dinamik ve fark edilir tasarımlar oluşturulmasına katkı sağlamaktadır. Sadelik ve işlevselliği vurgulayan minimalizm akımının ardından, görsel zenginliği ve aşırılık estetiğini ön plana çıkaran maksimalizm yaklaşımı, tasarım dünyasının yükselen trendi olarak karşımıza çıkmaktadır. Maksimalizm, tüm sınırları zorlayan cesur, ayrıntılı ve daha renkli tasarımlara kapı aralamakta, izleyicinin dikkatini çeken görsel bir şölen sunmaktadır. Bu yaklaşım özellikle tüketiciyi etkilemek ve özgün ifadesiyle raflarda yer edinmek isteyen ürünlerin ambalajlarında görülmektedir. Çünkü maksimalist tasarımlar, ürünlerin raflarda dikkat çekmesini sağlarken, markalar için stratejik pazarlama yolu olarak, tüketiciyle duygusal bir bağ kurmayı hedeflemektedir. Bu çalışmanın amacı, tasarımda minimalizm ve maksimalizm yaklaşımlarını karşılaştırmalı olarak açıklamak, maksimalizmin tasarım dünyasında yükselen seyrini açığa çıkarmak ve bu tasarımların izleyici üzerindeki olası etkileri hakkında bilgi vermektir. Araştırmada literatür taramasından elde edilen bilgilerden yola çıkarak, maksimalizmin etkisinde hazırlanmış üç farklı ambalaj tasarımı, içerik analizi yöntemiyle incelenmiştir. Elde edilen bulgulara göre ambalajların, yeni trendler dikkate alınarak tasarlandığı ve tasarımcıların çalışmalarında maksimalizme yöneldiği görülürken, destekler biçimde kullanılan doygun ve titreşimli renk kontrastlarının, tipografi ve illüstrasyonların özellikle genç tüketici grubunu hedeflediği tespit edilmiştir. Bu çalışma özgün ve etkileşimli tasarımlar oluşturmayı hedefleyen tasarımcıların, güncel trendleri tanımaları ve maksimalist tasarımların olası etkileri hakkında bilgi sahibi olmaları açısından önemlidir.
XIII. yüzyılın başları, Anadolu’nun siyasi ve askeri tarihini etkileyen kırılmalara sahne olmuştur. Bunların en önemlilerinden biri, Doğu Anadolu’nun stratejik kalesi Ahlat’ın Moğollar tarafından işgal edilmesidir. Ahlat, jeopolitik konumu sayesinde yalnızca Anadolu’nun değil, Kafkasya, Mezopotamya ve İran coğrafyalarının da kesişim noktasında yer almış, bu nedenle ticaret yolları, askeri stratejiler ve siyasi mücadeleler açısından merkezi bir önem taşımıştır. Selçuklu Devleti’nin Moğol ilerleyişi karşısında yetersiz savunması ile Bizans ve Gürcü baskıları, Ahlat’ın düşüşünü hızlandıran faktörler arasında yer almıştır. Tarihsel belgeler ve çağdaş araştırmalar, Moğol istilasının yalnızca siyasi egemenliği değiştirmediğini, aynı zamanda bölgede köklü toplumsal ve kültürel dönüşümlere yol açtığını ortaya koymaktadır. Kösedağ Savaşı’nın ardından Anadolu’nun savunmasız kalması, Ahlat’ın kaybını daha da sembolik hale getirmiş, Selçuklu otoritesinin çözülme sürecine girdiğini göstermiştir. Ulaşılan sonuçlardan biri, Ahlat’ın düşüşünün Anadolu’daki siyasi boşluğu derinleştirerek Moğol nüfuzunun kalıcı hale gelmesine zemin hazırlamasıdır. Ahlat’ın işgali yalnızca siyasi sonuçlar doğurmamış, toplumsal yapıya da yansımıştır. Melike Tamta’nın rolü, Moğol hâkimiyeti döneminde kadın liderliğinin belirli koşullarda dikkate değer bir etki oluşturduğunu göstermektedir. Ayrıca, Ahlat’ın kaybı, Anadolu’nun uluslararası ticaret ağlarındaki konumunu da zayıflatmıştır. Sonuç olarak, Moğolların Ahlat’ı işgali, Anadolu tarihindeki dönüm noktalarından biri olmuş; siyasi dengeleri değiştirmiş, toplumsal yapıyı dönüştürmüş ve Selçuklu Devleti’nin çözülme sürecinde simgesel bir kırılma olarak tarihe geçmiştir.
2019 yılının Aralık ayında Çin’in Vuhan kentinde ortaya çıkan Covid-19 pandemisi, kısa sürede tüm dünyaya yayılmış ve küresel ölçekte ekonomik, sosyal ve yönetsel yapıları etkilemiştir. Salgının etkileri özellikle kentlerde daha belirgin olmuş, yerel yönetimlerin kriz yönetimi kapasiteleri ciddi biçimde sınanmıştır. Salgın sürecinde özellikle kentler, yüksek nüfus yoğunluğu, sosyal etkileşim düzeyi ve ekonomik faaliyetlerin çeşitliliği nedeniyle en kırılgan alanlar haline gelmiştir. Bu bağlamda yerel yönetimler pandemiyle mücadelede halk sağlığını koruma, temel hizmetlerin sürekliliğini sağlama ve sosyal dayanışmayı güçlendirme açısından önemli bir rol üstlenmiştir. Çalışmanın amacı, Covid-19 pandemisinin Van ilindeki kentsel yaşam üzerindeki etkilerini belirlemek ve Van Büyükşehir Belediyesi ile İpekyolu, Tuşba ve Edremit Belediyelerinin pandemi sürecinde yürüttükleri faaliyetleri incelemektir. Çalışmada yöntem olarak doküman incelemesi yapılmıştır. Bu kapsamda Covid-19 sürecine ilişkin ulusal ve uluslararası akademik kaynaklar taranmıştır. Ayrıca Van Büyükşehir, İpekyolu, Tuşba ve Edremit belediyelerinin resmî web siteleri ile sosyal medya hesaplarında yer alan faaliyet raporları, duyurular ve basın bültenleri incelenmiştir. Elde edilen bulgulara göre, Van’daki yerel yönetimler pandemi döneminde hijyen ve dezenfeksiyon çalışmalarına öncelik vermiş, sosyal yardım faaliyetleri yürütmüş, gıda ve hijyen paketi dağıtımları gerçekleştirmiştir. Belediyeler, özellikle yaşlı, engelli ve düşük gelirli kesimlere yönelik evde bakım, sağlık hizmeti, uzaktan eğitim ve psikososyal destek uygulamalarıyla salgının olumsuz etkilerini azaltmaya çalışmıştır. Ayrıca bilgilendirme kampanyaları, toplumsal farkındalık çalışmaları ve ekonomik desteklerle kentsel dayanışma güçlendirilmiştir. Çalışma neticesinde, Van ili örneği yerel yönetimlerin pandemi gibi kriz dönemlerinde halk sağlığını koruma, temel hizmetleri olabildiğince aksatmadan sürdürme ve toplumsal dayanıklılığı artırma konularında etkin bir rol üstlendiği sonucuna varılmaktadır.
Erken yaşta evlilikler, küresel ölçekte ciddi bir toplumsal sorun olup hem kız hem de erkek çocuklar için hak ihlallerine yol açmaktadır. Ancak erkeklerin erken yaşta evlilik deneyimleri literatürde sınırlı olarak yer almakta ve özellikle babalık rolü bağlamında ele alınmadığı görülmektedir. Bu çalışma, erken yaşta evlendirilen erkeklerin babalık rollerini nasıl inşa ettiklerini, bu süreci nasıl deneyimlediklerini ve bireysel ile toplumsal yaşam üzerindeki etkilerini derinlemesine anlamayı amaçlamaktadır. Araştırmanın evrenini Van ilinde yaşayan, 18 yaş altındayken evlenmiş ve en az bir çocuğa sahip 20 erkek oluşturmaktadır. Katılımcılar kartopu ve amaçlı örnekleme teknikleriyle seçilmiş, veriler yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler yoluyla toplanmıştır. Analiz sürecinde güvenilirlik için denetim izi oluşturulmuş, bağımsız araştırmacı denetimi yapılmış ve katılımcı doğrulaması (member-checking) gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın raporlanmasında COREQ (Consolidated Criteria for Reporting Qualitative Research) ilkeleri dikkate alınmıştır. Çalışma bulguları, erken yaşta evlenen erkeklerin çocukluk ve yetişkinlik arasında sıkıştıklarını, eğitimden koparak ekonomik bağımsızlık kazanmadan ağır sorumluluklar üstlendiklerini göstermektedir. Bu durumun, sosyal baskılar ve aile beklentileriyle birleşerek psikolojik ve psikososyal sorunlara yol açtığı görülmüştür. Ayrıca erkeklerin babalık rollerini toplumsal erkeklik ve otorite normlarına göre benimsedikleri, ancak bu rollere duygusal ve psikolojik olarak hazırlıksız oldukları ortaya konmuştur.
Dünyanın diğer geleneksel toplumlarında olduğu gibi Anadolu’da da her zaman halk hekimliği modern tıptan önce var olmuş ve onunla eşanlı olarak yapılagelmiştir. Bu makale, Van kentindeki sağlık alanı, gündelik yaşam ve toplumsal yapıda önemli bir yere sahip olan halk hekimliği faaliyetlerinin öğrenme ve uygulama ile ilgili boyutunu ortaya koyma amacı taşımaktadır. Çalışmada nitel yöntem kullanılmış ve bu yöntem altında Van’da yaşayan halk hekimleriyle yüz yüze mülakat tekniği kullanılmıştır. Bu çalışma, Van’da halk hekimliği deneyimleri ile ilgili bazı bilgilere ve uygulamalara yer vererek ilgili literatüre katkı sunmayı da hedeflemektedir. Çalışmanın sonuçlarına göre, halk hekimliğinin Van ilinin toplumsal hayatına önemli katkıları olduğu söylenebilir. Diğer bir deyişle, Van ili toplum yaşamında halk hekimliği önemli bir yere sahip olmuş ve genellikle kadınların hekim olarak yer aldığı bu alanda kadın hekimlerin bu mesleği genellikle kadın akrabalarından öğrenmiş olması ve hemcinslerine uygulamayı ve öğretmeyi tercih etmesi önemli bir nitelik oluşturmuştur. Sonuç olarak bu çalışma Van toplumsal yaşamında önemli bir yeri olan halk hekimliğinin mesleği öğrenme ve uygulama süreçlerinden bazılarını ortaya koyarak, modern tıbba tamamlayıcı tıp bakış açısı oluşturma ve Van ilinin sağlık sosyolojisi alanındaki çalışmalara katkı sunma amacı taşımaktadır.
Kef Kalesi, Urartu Krallığı’nın önemli krali kentlerinden biri olup, Bitlis ili Adilcevaz ilçesinin kuzeyinde yer almaktadır. Urartu Kralı Argişti'nin oğlu Rusa tarafından inşa edilen kale, stratejik konumu sayesinde askeri ve ekonomik açıdan büyük bir öneme sahiptir. Kale, Van Gölü ve Erciş-Bitlis arasındaki önemli yol güzergahlarını kontrol edebilecek bir noktada konumlanmıştır. Kalenin mimarisi, Urartu medeniyetinin ileri mühendislik ve mimari yeteneklerini yansıtmaktadır. Yukarı ve aşağı şehir olarak iki ana kısımdan oluşan kale, surlarla çevrilidir ve saray yapısı, topografyayla uyumlu olarak en az üç farklı teras üzerine inşa edilmiştir. Sarayın dört katlı ve yaklaşık 140 odadan oluştuğu tahmin edilmektedir. Sarayın orta salonu, bazalt fil ayakları ile desteklenmiş olup, fresklerle süslenmiş duvarları ile dikkat çekmektedir. Kef Kalesi kazıları, ilk dönem kazılarından yaklaşık 50 yıl sonra 2021 yılında yeniden başlamıştır. İkinci dönem kazı çalışmaları kalenin en yüksek konumunda yer alan saray bölümünde devam etmektedir. Sarayın orta salon ve yukarı salon olarak isimlendirilen odalarında çalışmalar yapılmıştır. Bu odalarda fil ayakları olarak adlandırılan bazalt devasa sütunlar yer almaktadır. Ayrıca orta salonda yer aldığı düşünülen kabartmalı görsel sanat eserleri bu yapının dini özelliklerine vurgu yapmaktadır. Özenli taş işçiliği ile yapılmış bu odaların, sarayın özel odaları olarak planlanmış olabileceğini akla getirmektedir. Urartu yazılı metinlerinin birçoğunda ve aynı zamanda Kef Kalesi’nde tespit edilen taş blokların üzerinde “Aşihusi” yapılarından bahsedilmektedir. Bu anlamda “Aşihusi” yapılarının Kef Kalesi’nin önemli yapılarından biri olabileceği düşünülmektedir. Çalışmada “Aşihusi” yapısı olabilecek alanın ilk değerlendirmeleri verilmektedir.
Toplumların tarihsel sürekliliğini ve kimlik bilincini oluşturan kültürel miras; maddi (somut) ve manevi (somut olmayan) öğelerden oluşan çok katmanlı bir yapıya sahiptir. Bu mirasın korunarak gelecek kuşaklara aktarılması, sadece kültürel bir sorumluluk değil, aynı zamanda sürdürülebilir kalkınma açısından da stratejik bir öneme sahiptir. Kültürel miras ile turizm sektörü arasındaki karşılıklı etkileşim, kültürel varlıkların birer turizm değeri olarak değerlendirilmesini mümkün kılmakta; bu durum ekonomik büyüme, yerel kalkınma ve sosyo-kültürel canlanmayı teşvik etmektedir. Ayrıca kültürel miras turizmi sayesinde bireyler, ziyaret ettikleri alanlardaki tarihsel ve kültürel zenginlikleri deneyimleme fırsatı bularak hem kültürel duyarlılıklarını geliştirmekte hem de bilgi düzeylerini artırmaktadır. Bu yaklaşım, sadece mirasın tüketilmesini değil, aynı zamanda korunmasına yönelik bilinçli yatırımların yapılmasını da beraberinde getirmektedir. Bu kapsamda çalışma alanı olarak Van havzasında tarih boyunca önemli bir konuma sahip olan Bitlis kent merkezi seçilmiştir. Seçilen bölgedeki anıtsal tarihi ve kültürel miras yapıları seçilmiş ve çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmada Bitlis bölgesi özelinde gezgin ve turistler için kültürel miras rotası oluşturarak en kısa güzergahın belirlenmesi hedeflenmiştir. Çalışmada en kısa rotayı bulmak için gezgin satıcı probleminin çözümünde kullanılan En Yakın Komşu algoritması yöntemi kullanılmıştır. Çalışmanın daha iyi sonuç verebilmesi için anıtsal nitelikteki tarihi yapılar esas alınmıştır. Çalışma sonucunda, başlangıç noktası olarak Bitlis Kalesi esas alınarak belirlenen destinasyonlar arasında en kısa rota analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular doğrultusunda, tarihi ve kültürel miras yapılarının sürdürülebilir turizm kapsamında değerlendirilmesine yönelik çeşitli öneriler geliştirilmiştir.