
Aile denildiğinde iki ebeveyn ve çocuklardan oluşan kurum akla gelse de tek ebeveynli ailelerin sayısındaki artış dikkat çekmektedir. Ülkemizde tek ebeveynli aile oranlarına bakıldığında anne ve çocuk/çocuklardan oluşan ailelerin oranı yıllar içerisinde artış göstermiştir. Evlenme oranlarının azalması, boşanmaların artması gibi toplumsal değişimler göz önüne alındığında bu oranların artabileceği düşünülmektedir. Tek ebeveyn olmanın kadın sağlığını etkilediği düşünülmektedir. Planlanan bu derleme ile yalnız anneliğin kadın sağlığı üzerindeki etkilerini incelemek amaçlanmıştır. Derleme niteliğinde planlanan çalışma için “aile”, “tek ebeveynli aile”, “annelik”, “ebe”, “bakım” ve bağlantılı kelimeler elektronik veri tabanlarında (PubMed, Science Direct, Web of Science, Cochrane ve Mendeley) taranmıştır. Bekar anneler, evli annelere göre hem fiziksel hem de ruhsal rahatsızlıklar yönünden daha fazla risk altındadır. Yalnız annelerin yaşadıkları zorlukların sebebinin sadece tek ebeveyn olmaları değil, tek ebeveynlik sonucu kaybettikleri toplumsal ve ekonomik kayıplar olduğu görülmektedir. Damgalamanın yalnız annelerin sağlık bakımı alma durumunu ve ebeveynlik tutumlarını etkilediği gösterilmiştir. Sonuç olarak yalnız annelik kadın sağlığı üzerinde etkilidir. Yalnız annelerin en çok sağlık personellerine güvendiği gösterilmiştir. Kadın sağlığı hizmetlerinde aktif görev alan ebelerin yalnız annelerin ihtiyaçlarına yönelik bakım ve eğitim sunmaları yalnız annelerin ve çocuklarının sağlığı için önem arz etmektedir.
Amaç: Bu çalışma, 19. yüzyıl sonu ile 20. yüzyıl başlarında İran’da yaşanan siyasal ve toplumsal dönüşümlerin, özellikle 1906 Meşrutiyet Devrimi sürecinde kadınların toplumsal konumu üzerindeki etkilerini incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma, modernleşme sürecinin kadınların toplumsal rolleri, kamusal görünürlükleri ve siyasal özneleşme pratikleri üzerindeki belirleyici etkisini ortaya çıkarmayı hedeflemektedir.Yöntemler: İran’ın modernleşme deneyimi, kadınların eğitimi, kamusal alana katılımı ve örgütlenme biçimleri üzerinden tarihsel-sosyolojik bir çerçevede analiz edilmiştir. Çalışmada nitel doküman analizi ve tarihsel bağlam çözümlemesi kullanılmış; dönemin birincil kaynakları olan gazete yazıları, dergi metinleri, dernek kayıtları ve hatıratlar incelenmiştir.Bulgular: Meşrutiyet Devrimi, yalnızca anayasal bir dönüşüm değil, aynı zamanda toplumsal cinsiyet rollerinin yeniden tanımlandığı bir kırılma noktasıdır. Bu süreçte kadınlar, pasif destekçiler olmaktan çıkarak kamusal ve siyasal yaşamda görünürlük kazanmış; eğitim, örgütlenme ve basın yoluyla toplumsal alana aktif biçimde müdahil olmuşlardır. Bulgular, modernleşme sürecinin kadınların toplumsal öznelliğini dönüştürdüğünü göstermektedir.Sonuç: Çalışma, modernleşmenin yalnızca devlet merkezli bir reform projesi olmadığını, aynı zamanda kadınlar tarafından içeriden yeniden şekillendirilen bir toplumsal mücadele alanı olarak işlediğini ortaya koymaktadır. İranlı kadınların Meşrutiyet dönemi deneyimi, toplumsal cinsiyet rejiminin dönüşümünde kadın eylemliliğinin belirleyici bir rol oynadığını göstermekte; modernleşmenin toplumsal aktörler tarafından müzakere edilen çok katmanlı bir süreç olduğunu vurgulamaktadır.
Amaç: Birçok alanda olduğu gibi yüksek öğretim alanında da toplumsal cinsiyet eşitsizliği çözülmesi gereken dikkat çekici bir sorun olarak görülmektedir. Toplumsal etkisinin yanında, iktisadi kalkınma ve bilimsel gelişmelerin desteklenmesi açısından da cinsiyet eşitsizliğinin engellenmesi önem taşımaktadır. Bu çalışmanın amacı bilim (Science), teknoloji (Technology), mühendislik (Engineering) ve matematik (Mathematics), kısaca STEM olarak ifade edilen alanda eğitimlerini sürdüren kadın öğrencilerin lisansüstü eğitim alanında kariyerler planlamalarını etkileyen unsurların analiz edilmesidir.Yöntemler: STEM alanında eğitim gören kadın öğrencilere uygulanan anket çalışması ile elde edilmiş olan veriler, lojistik regresyon ve en küçük kareler yöntemleri uygulanarak analiz edilmiştir.Bulgular: Elde edilen sonuçlar ücret eşitsizliğinin lisansüstü kariyer planlarını negatif yönde etkileyen önemli bir unsur olduğunu göstermektedir.Sonuç: STEM alanında eğitim gören kadın öğrencilere uygulanmış olan anket çalışmasından elde edilen sonuçlar, katılımcıların iş bulma sürecinde karşılaştıkları olumsuzluklar ile kadın-erkek ücret farklılıklarının lisansüstü eğitim kararlarını etkileyen önemli faktörler arasında yer aldığını göstermektedir.
Objective: This article examines the legacy of Ünal Tekeli v. Türkiye and its impact on women’s right to retain their own surnames upon marriage in Türkiye. It aims to trace long term effects of Tekeli and analyze how judicial interventions at the supranational and domestic levels have shaped legal reform processes concerning gender equality and personal autonomy.Methods: The study adopts a qualitative legal analysis based on European Court of Human Rights (ECtHR) jurisprudence, Turkish Constitutional Court decisions, legislative developments, and strategic human rights litigation. Relevant legal texts, court judgments, and policy debates are examined through a socio-legal and feminist lens to assess both normative change and implementation practices.Results: The findings demonstrate that while the Ünal Tekeli judgment constituted a landmark international victory for gender equality in Türkiye, its domestic implementation remained delayed and inconsistent for many years. Persistent patriarchal norms, legislative inertia, and administrative resistance limited the transformative potential of the ruling. Although the annulment of Article 187 of the Turkish Civil Code in 2023 marked a significant advancement, subsequent legislative proposals and political discourse reveal continuing resistance and uncertainty in fully recognizing women’s independent legal identity.Conclusion: The article concludes that judicial victories alone are insufficient to secure substantive gender equality. The Turkish experience illustrates the complex interaction between supranational courts, domestic institutions, and political power in translating legal norms into structural and societal change. The legacy of Ünal Tekeli underscores the importance of sustained legal mobilization and political will in achieving meaningful and lasting reform.
Objective: It was aimed to evaluate the participants' resting energy expenditure, nutrient intake, food preferences, mindful eating and body composition in the follicular and luteal phase. Method: The study included 58 participants between the ages of 18-45 years, who had a stable menstrual cycle for a minimum of six months and normal body mass index (BMI). Participants were invited for resting energy expenditure, body weight and body composition analysis in both the follicular and luteal phases. Nutrient intake and food preferences were evaluated, and Mindful Eating Scale was applied in both phases. Results: Oxygen consumption (VO2) and resting energy expenditure (REE) were significantly higher in the luteal phase (p < .05). There was no significant difference between measurements of body weight and body composition analysis and nutrient intakes in both phases (p > .05). Although the preference for high-protein/low-fat foods, fatty foods and sugary foods tended to increase in the luteal phase, there was no significant difference between the phases (p > .05). Finally, it was shown that the mean score of Disinhibition subscale of Mindful Eating Scale was noticeably higher during the luteal period (p = .004). Conclusion: Changes in hormone levels during the menstrual cycle phases are an important factor to consider that may affect REE and impulsive eating. However, mindful eating strategies, dietary interventions and education programs are important in preventing the development of obesity and eating behavior disorders in predisposed individuals.
Amaç: Bu araştırmanın amacı, Bursa’da faaliyet gösteren kamu ve vakıf üniversitelerinin yönetim pozisyonlarındaki kadınların temsiliyet düzeyini ortaya koymaktır. Yöntem: Bu araştırma, betimsel tarama modeli çerçevesinde doküman analizi yöntemiyle yürütülmüştür. 2024 yılı itibariyle Bursa ilinde faaliyet gösteren tüm üniversiteler (iki devlet ve bir vakıf) kapsam dahiline alınmış; örnekleme yapılmaksızın evrenin tamamına ulaşılmıştır. Veriler, üniversitelerin resmî web sitelerinde yer alan güncel yönetim kadrolarından elde edilmiştir. SPSS 27 programı ile analiz edilen verilerde frekans, yüzde dağılımları ve ki-kare (χ²) testi kullanılmış, anlamlılık düzeyi p = ,05 olarak belirlenmiştir. Bulgular: Bursa Uludağ Üniversitesinde yönetim kademelerinde görev yapan 684 yöneticinin %36,8’i kadın, %63,2’si erkektir. Bursa Teknik Üniversitesinde toplam 238 yönetici belirlenmiş olup, bunların %27,7’si kadın, %72,3’ü erkek olarak tespit edilmiştir. Mudanya Üniversitesinde ise 34 yöneticiden %35,3’ü kadın, %64,7’si erkek olarak kaydedilmiştir. Cinsiyetin görev, görev yeri ve üniversiteler arasındaki dağılımına ilişkin yapılan analizler sonucunda istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar olduğu belirlenmiştir (p = ,05). Sonuç: Elde edilen veriler doğrultusunda toplam 960 yöneticiye ilişkin analiz, Bursa’da hizmet sunan üniversitelerin tümünün yönetim kademelerinde kadınların, erkeklere kıyasla daha düşük düzeyde temsil edildiğini ve bu durumun cinsiyet temelli eşitsizliğe işaret ettiğini ortaya koymaktadır.
Afetler, toplumları derinden etkileyerek özellikle kadınlar için ciddi sağlık ve güvenlik sorunlarına yol açabilen olaylardır. Afet dönemlerinde kadınlar; fiziksel, psikolojik, üreme ve cinsel sağlık açısından önemli risklere maruz kalmaktadır. Afet dönemlerinde kadınlar, artan kırılganlıkları nedeniyle cinsiyete dayalı şiddet, cinsel saldırı ve insan ticareti gibi tehditlerle karşı karşıya kalmaktadır. Afet sonrası toplumsal yapının çökmesi ve kaynakların sınırlı olması, kadınların sağlık hizmetlerine erişimini zorlaştırarak, bu süreçte sağlık ihtiyaçlarını karşılamalarını büyük ölçüde güçleştirir. Kadınların sağlık hizmetlerine, eğitim ve bilgiye erişimi kısıtlanırken, özellikle üreme sağlığı, gebelik, doğum ve menstrual sağlık gibi sorunlar daha da artar. Doğum kontrol hizmetlerine erişim eksikliği ve hijyenik koşulların bozulması, kadınların üreme sağlığını tehlikeye atmaktadır. Kadınlar, afetlerdeki bakım sorumlulukları ve ev içindeki roller nedeniyle sağlık açısından olumsuz etkilenir. Kadınların, afetlere karşı daha savunmasız olmaları, toplumsal ve kültürel normlardan kaynaklanan sınırlamalar ve karar alma süreçlerine katılım eksiklikleriyle birleşerek afet yönetiminde kadınların ihtiyaçlarının göz ardı edilmesine neden olmaktadır. Bu nedenle, afet yönetimi süreçlerinde kadınların sağlığına yönelik daha fazla dikkat gösterilmeli, ihtiyaçları doğru şekilde belirlenmeli ve sağlık hizmetleri, eğitim, güvenlik ve destek sistemleri güçlendirilmelidir. Afet döneminde kadın sağlığını iyileştirmek için bu döneme uygun toplumsal cinsiyet duyarlı sağlık politikaları geliştirilmelidir. Afetlere yönelik özel sağlık hizmetleri sunulmalı, özellikle cinsel ve üreme sağlığına öncelik verilmelidir. Afet öncesi eğitim ve farkındalık artırılmalı, iyileşme sürecinde kadınların katılımı desteklenmelidir. Ayrıca, kadınlar için psikolojik destek ve rehabilitasyon süreçleri güçlendirilmeli, cinsiyet eşitliğini teşvik eden politikalar uygulanmalıdır.
Objective: This study aims to examine the relationship of women's breast cancer fatalism perceptions with health beliefs and early diagnosis behaviors. Method: This descriptive and relational design study was conducted with 400 women. Data were collected using the Personal Information Form', the 'Breast Cancer Health Belief Model Scale', and the 'Breast Cancer Fatalism Scale'. Results: Women who had high Breast Cancer Fatalism Scale mean scores were found to have low levels of breast self-exam (BSE) and clinical breast exam (p< .05). While a negative relationship was detected between health motivation, BSE benefits, BSE self-efficacy, and mammography benefits sub-scale scores of the Breast Cancer Health Belief Model Scale, a positive relationship was detected between susceptibility, seriousness, BSE barriers, and mammography barriers sub-scales and Breast Cancer Fatalism Scale scores. Conclusion: As a result, a negative relationship was found between women's breast cancer fatalism, health beliefs and early diagnosis behaviors. It is recommended that health professionals evaluate individuals' health beliefs and breast cancer fatalism perception level and take these factors into account in their education planning in order to increase women's screening behavior.
Amaç: Çalışmanın amacı, Erbil’in romanında anlatılan kadın karakterin din ve kimlik krizinin boyutlarını görünür kılmaktır.Yöntem: Bu çalışmada; Din ve Kimlik Algısı kavramı incelenmiştir.Bulgular: Sosyal bilimler alanında defaatle çalışılan başlıklardan biri olan kadın konusu, sosyoloji ve edebiyatın ortak inceleme alanlarından bir tanesidir. Birçok akademik çalışmada farklı bağlamlardan ele alınmaktadır ve kendi içerisinde özel alt dallarda incelenmektedir. Özellikle kadın bedeni, kadın hakları, toplumsal cinsiyet rolleri, toplumsal kimliğin inşası, ataerkil toplumda kadının yeri ve feminizm gibi başlıklar çerçevesinde kadının tanımı yapılmaktadır. Kadının toplumdaki rolünün ne olduğu üzerinde ortak bir kanaate ulaşılamamış olsa da gelenekler ve kültürel çerçeve neticesinde kadının konumu belirlenmeye çalışılmıştır. Nitekim Leyla Erbil’in Tuhaf Bir Kadın adlı romanında da başkahraman Nermin’in geleneksel aile ve ataerkil-dindar toplum yapısı karşısında ki direnişi dikkat çekmektedir. Özgürlüğünü elde etmek isterken verdiği mücadele yazarın kendi döneminin nüansları doğrultusunda anlatılır. Bunun yanı sıra ataerkil yapının içinde yok sayıldığına inandığı kadın kimliğini ortaya çıkarmaya çalışmaktadır. Sonuç: Kadınların her şeye rağmen verdikleri var olabilme mücadelesi fikrinden yola çıkılan bu çalışmada, başkahramanın varoluşsal anlam arayışı ve kimlik bunalımı içerisinde ideolojik bir çöküntü yaşadığı tespit edilmiştir.
Amaç: “Türk Modernleşmesinin Cinsiyeti: Erkekler Devlet, Kadınlar Aile Kurar” Prof. Dr. Serpil Sancar'ın araştırma ve analiz kitabıdır. Kitaptaki ana kavram “toplumsal cinsiyet”, toplum tarafından kadın ve erkeğe özgü olduğu düşünülen rol, tutum ve davranışları karşılamaktadır. Bu doğrultudan yola çıkarak eserin, “toplumsal cinsiyet’’ bağlamında değerlendirilmesi amaçlanmıştır.Yöntem: Bu çalışmada; eser, “toplumsal cinsiyet’’ kavramı ışığında incelenmiştir. Eser, mevcut toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin temel nedenlerine göre değerlendirilmiştir. Kadınların, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin bir yansıması olarak özel alandaki deneyimleri ele alınmıştır. Bu noktada erkeklerin ise “devlet kurmak” metaforuyla kamusal alanda yaşadıkları gözler önüne serilmektedir.Bulgular: Sancar, toplumsal cinsiyet bağlamından yola çıkarak kadınların geçmişten günümüze kadar bu rol, tutum ve davranışlara karşı nasıl mücadele verdiklerini, erkeklerin gazete, dergi ve kitaplarla bu süreci nasıl yorumladıklarını ve karşı çıktıklarını sistematik bir şekilde ele almaktadır. Beş bölümden oluşan inceleme kitabının amacı, kadınların Türk tarihine katkıları üzerine yapılan araştırmaları daha sistematik ve metotlu hale getirmektir. Sancar’a göre, kitabın asıl amacı ise araştırılan dönemin mikro politiğini anlamaktır. Yazar, aynı zamanda “Erkekler devlet, kadınlar aile kurar” metaforunu kullanarak Türkiye’de cinsiyetçiliğin kamusal ve özel alanlara yansımasını incelemiştir.Sonuç: Sancar, erkeklerin siyaset, kamu, sanayi ve daha birçok alanda kendilerini öncelikli olarak görmelerini ve kadınların ikincil planda tutulmasını toplumsal cinsiyet bağlamında değerlendirerek eleştirmiştir. Dünyanın doğu ve batı olarak ayrılması, doğunun geri kalmış ve cahil, batının ise modern olarak algılanması Sancar tarafından eleştirilmiştir. Bu ayrıştırmanın toplumsal cinsiyet kavramıyla ilişkili olması alan yazısı için önemlidir. Kitabın; kadın, aile ve toplumsal cinsiyet çalışmaları başta olmak üzere multidisipliner birçok alanda akademik yayına önemli bir katkıda bulunacağı düşünülmektedir.
Objective: This study revealed the relationship of alexithymia with physical activity, self-worth, and intuitive eating in women. Method: The study was completed with 573 women referred to a family health center in eastern Turkey between June 2021 and June 2022 and agreed to participate. SPSS 25 was used to analyze the data. Results: The total mean score of the Toronto Alexithymia Scale of the women in the study was 76.53±11.68, while their mean physical activity self-worth inventory was 82.74±9.63, and they mean the intuitive eating scale total score was 45.37±.8.22. A negative and significant correlation was found between the alexithymia levels of the women included in the study and intuitive eating. In contrast, a positive correlation was found between their alexithymia levels and physical activity self-worth. As a result of multiple linear regression analysis, it was found that the Intuitive Eating Scale and the Women’s Physical Activity Self-Worth Inventory had a moderately significant relationship with alexithymia (R=0.64, R2=0.41, p
Amaç: Bu araştırmanın amacı, kadınların toplumsal cinsiyet rolleri tutumu ve cinsel öz-yeterlilik arasındaki ilişkinin belirlenmesidir.Yöntem: Araştırma tanımlayıcı tiptedir. Örneklem büyüklüğünü hesaplamak için “G. Power-3.1.9.7” programı kullanılmıştır. Örnekleme araştırma kriterlerini karşılayan 216 kadın alınmıştır. Verilerin toplanmasında; Kişisel Bilgi Formu, Toplumsal Cinsiyet Rolleri Tutum Ölçeği ve Cinsel Öz-Yeterlilik Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, ANOVA, bağımsız örneklem t-testi, ve pearson korelasyon analizleri kullanılmıştır. Yanılma düzeyi ise p,05) ancak Cinsel Öz-yeterlilik Ölçeği toplam puan ortalaması ile Kadınların Eşitlikçi Cinsiyet Rolü alt boyutu (r=0,274) ve Geleneksel Cinsiyet Rolü alt boyutu (r=0,256) puanları arasında pozitif yönlü, düşük düzeyde, Evlilikte Cinsiyet Rolü alt boyutu (r=-0,221) puanı arasında negatif yönlü, düşük düzeyde ve Erkek Cinsiyet Rolü alt boyutu (r=-,308) puanı arasında negatif yönlü, orta düzeyde anlamlı ilişki olduğu belirlenmiştir (p
Amaç: Araştırmada kadınlarda fertilite farkındalığının ve fertiliteyi etkileyen yaşam biçimi davranışlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Araştırma kesitsel tanımlayıcı tiptedir. Örneklemi, Ağustos-Ekim 2022 tarihleri arasında Sivas Akıncılar İlçe Aile Sağlığı Merkezine başvuran, 20-49 yaş aralığında ve araştırmaya katılmayı kabul eden 305 kadın oluşturmuştur. Veriler Kişisel Bilgi Formu, Fertilite Farkındalık Ölçeği (FFÖ) ve Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği-II (SYBDÖ-II) ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; tanımlayıcı istatistik analizi, tek yönlü varyans analizi, bağımsız gruplarda t testi, ki-kare testi ve pearson kolerasyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Kadınların yaş ortalaması 36,41±7,85 dir. FFÖ puan ortalaması 64,17±11,63; bedensel farkındalık ortalaması 36,46±6,82; bilişsel farkındalık ortalaması 27,71±6,30’dur. Kadınların %59,6’sı orta, %36,1’i yüksek, %4,3’ü düşük düzeyde fertilite farkındalığına sahiptir. SYBDÖ-II toplam puan ortalaması 132,84±21,16, manevi gelişim 27,17±4,32, sağlık sorumluluğu 21,55±5,02, fiziksel aktivite 15,68±4,98, beslenme 21,90±3,96, stres yönetimi 20,49±3,82, kişiler arası ilişkiler 26,06±4,61’dir. FFÖ ve SYBDÖ-II toplam ve alt boyut puan ortalamaları orta düzeyde bulunmuştur. FFÖ ile SYBDÖ-II toplam ve alt boyut (manevi gelişim, sağlık sorumluluğu, beslenme, kişiler arası ilişkiler, stres yönetimi) puanları arasında orta düzeyde, pozitif yönlü, anlamlı; fiziksel aktivite arasında ise çok düşük düzeyde, pozitif yönlü, anlamlı ilişki saptanmıştır (p< ,05). Sonuç: Kadınların fertilite farkındalık düzeyi ve sağlıklı yaşam biçim davranışları orta düzeydedir. Kadınlar en yüksek manevi gelişim en düşük fiziksel aktivite davranışına sahiptir. Fertilite farkındalık düzeyi arttıkça sağlıklı yaşam biçimi davranışları artmaktadır. Bu sonuçlar doğrultusunda kadınlara fertilite farkındalığı ve fertiliteyi etkileyen yaşam biçimi davranışları hakkında eğitim ve danışmanlık yapılması önerilmektedir.
Objective: Development is an essential concept of social and economic progress. In Turkiye, non-governmental organisations contribute to development and empowerment through their activities. The aim of this research is to respond to “What are the alterations caused by NGOs empowerment activities in the field of development of refugee and local women’s triple role in society after the 2011 Syrian crisis?”Method: This research article employed qualitative methodology with semi-structured face-to-face and online interviews. The interviewer was selected from 10 NGOs officers between the ages of 24-35 who graduated from social sciences and humanities and had at least 2 years’ experience working in the social cohesion, livelihoods, and protection units of NGOs.Results: The findings reveal that NGOs empowerment activities that considered "class andgender," "community participation," and "social cohesion, as concepts have effects on refugeeand local women’s triple role in society after the 2011 Syrian Crisis.Conclusion: Development policies and NGOs activities have an important role in the civil society. Itenhances women status in the society. Additionally, NGOs’ activities that focused on women'sempowerment and women's strategic life choices (resources, agency, and success), have positiveimpacts women’s triple roles.
Objective: This study aims to determine the complementary and alternative therapy (CAM) methods used among infertile women in Turkiye, the prevalence of their use and the factors affecting their use. Method: The sample of the descriptive and cross-sectional study consisted of 142 women who applied to the Assisted Reproductive Treatment Centre of a public hospital and volunteered to participate in the study. The data were collected with "Personal Information Form" and "Complementary and Alternative Medicine Approaches Scale (CAMAS)". Descriptive statistics, Mann-Whitney U, Kruskal Wallis Test were used in the evaluation of the data. Results: While the average age of the women who contributed to the study was found to be 29.77±4.83 years. When the CAM methods used by women are examined, they are mostly prayer (88.0%), prayer (namaz) (78.2%), vow (25.4%), visit to the tomb (24.6%), amulet (20.4%), black pepper (17.6%), ginseng (15.5%), astralagus (13.4%), going to a teacher and having yourself read (13.4%), shark cartilage (13.4%), turtle blood (13.4%), lead casting (4.2%), reiki (2.8%), bioenergy (2.1%) and hypnosis it was determined to be (1.4%). When the mean scores in the CAMAS subscales were examined, it was determined that the highest score was body-mind approaches (40.46±17.37). Conclusion: In line with the research findings, it was determined that the use of CAM was common among infertile women in Turkiye and the most frequently used approaches were spiritual and herbal methods. Health professionals need to evaluate infertile women about their use of CAM methods and inform women about these methods.
Understanding the specific vulnerabilities and requirements of adolescent girls is essential for creating effective strategies to address alcohol and substance use within this group. This article describes the unique challenges girls face during adolescence concerning alcohol and substance use. This article delves into the various factors contributing to alcohol and substance use among teenage girls, including societal pressures, peer influence, and family dynamics and emphasizes the importance of understanding these complexities to develop effective intervention strategies tailored to the specific needs of adolescent girls. It discusses evidence-based approaches for prevention and intervention, highlighting the significance of education and support systems in mitigating alcohol and substance use risks. Additionally, the article addresses the role of parents, schools, healthcare providers, and community in supporting girls through this critical developmental stage. Considering the complexity of their experiences, it is clear that a comprehensive and multifaceted approach is needed to address alcohol and substance use among adolescent girls. There is a need for studies that aim to define and explain alcohol and substance use problems for adolescent girls. By acknowledging the unique experiences and challenges that girls encounter both worldwide and specifically in Turkey, healthcare providers can develop inclusive and gender-responsive strategies for addiction prevention and treatment.
Objectives: The article examined the impact of the currency redesign on maternal healthcare services in Abeokuta, Southwest Nigeria. The objectives of the study were to (i) investigate the impact of naira redesign on maternal healthcare services in Abeokuta, southwest Nigeria and (ii) identify the implications of these impacts on maternal healthcare services in Abeokuta, southwest Nigeria.Methods: The study adopted the qualitative method. Data for the study were elicited majorly from non-participant observation and interviews of 10 purposive women attending antenatal or postnatal clinics in private and community clinics in Abeokuta, southwest Nigeria. This was complemented with other secondary sources. The ages of the participants were between 18 and 42 years old. The criteria for including the volunteers were based on their status of either being pregnant or nursing mothers, their consents, and their willingness to take part in the study. The data were evaluated through descriptive narrative and thematic analysis. Results: The article found that pregnant women and nursing mothers were affected by the naira design in various ways. These were scarcity of cash, problems of transportation to healthcare facilities, problems of purchasing drugs and medications, problems of purchasing food items, problems of accessing medical services, problems of high cost of living, maternal and infant mortality, and morbidity. These have implications on sexual and reproductive health, national development, and human rights.Conclusion: The article concludes that the government and its agencies must make proper plans before making public policies and also carry stakeholders along in what must be an inclusive policy.
Kadınlar, 17. yüzyılda Aydınlanma ile beraber sosya-kültürel, siyasi ve ekonomik yaşam alanlarında, toplumda atanan rollerine, ikinci sınıf statülerine, sistemli baskılara ve eşitsizliğe karşı mücadele etmektedirler. Bu mücadele, teori boyutunda başlamış olup, Fransız Devrimi’nde kadınların karşı cinsle eşit haklara sahip olması için fiziksel mücadeleye dönüşmüş ve bu hareket feminizm kuramının köklerini ortaya çıkarmıştır. Feminizm, temelde erkek egemen düzenin önüne geçerek kadın hakları için savaş veren, cinsiyetçi yaklaşımlara karşı olan, kamusal alan ve özel hayatta kadına yönelik baskıcı yaklaşımların sonlandırılması için mücadele veren bir yaklaşımdır. Feminizm, tarihsel süreç içerisinde evrimsel dönüşüme uğrayarak üç dalgaya ayrılmıştır. Feminist kadınlar, bulundukları dönemin koşulları altında, önce meşru haklarını elde etmek, ardından ise özgürlüklerini evrensel ve bireysel boyutta politik bir talep olarak kazanmak için mücadele etmişlerdir. Bu evrimsel gelişim sürecinde, ikinci dalga feminist Hareketin toplumdaki dönüştürücü etkisinin ve feminizm kuramının oluşumunda ve şekillenmesinde üstlendiği önemli rolün ortaya konulmasına gereksinim duyulmuştur. Bu çalışmada; feminizm kavramı, tarihsel süreç içerisinde evreleri ve ikinci dalga feminist hareketin kuramsal yaklaşımları incelenmiştir. Makalede, geçmişte yaşanmış olay ve olguların açıklanmasında, sorunsalın geçmişle olan ilişkisinin irdelenmesinde ve tarihsel sürecin farklı bir şekilde gelişmesine neden olan etkenlerin ortaya konulmasında başvurulan bir usül olan karşılaştırılmalı tarihi yöntem esas alınmıştır. Çalışma; ikinci dalga feminizmin, feminist kuramın gelişim sürecindeki etkisini irdelemiş ve ikinci dalga hareketinin ortaya koyduğu kavramlarının, sorunsalın bütününe yönelik kapsayıcı yaklaşımı ve alt kategorilere kırılmasının temel kaynağı olması nedenleriyle feminizm kuramının teorik altyapısını oluşturduğu çıkarımı ile sonlandırılmıştır.