
This study provides a comprehensive evaluation of the suitability of popular games available in major mobile application stores, namely Google Play and the Apple App Store, specifically for early childhood users. The research critically examines four key dimensions: advertising and commercial elements, educational quality, data security, and design and usability. Following a descriptive survey model, a sample of 48 of the most frequently downloaded mobile games was systematically selected for analysis. A key inclusion criterion was a high user rating of 4.0 points or above. The findings, based on calculated mean scores for each factor, reveal critical shortcomings. Advertising and commercial elements (M=2.88) and data security (M=3.17) emerged as the most problematic areas, indicating significant risks for young players. While educational quality (M=3.21) and design and usability (M=3.50) scored higher, they still fell short of ideal standards. The study concludes that substantial improvements are urgently needed, particularly in advertising and safety protocols, to ensure these digital products are genuinely appropriate for young children.
Bu araştırmanın amacı; devlet okullarında görev yapan öğretmenlerin örgütsel muhalefet davranışı ile muhalefetin öğretmen, yönetici ve okul üzerindeki sonuçları arasındaki ilişkinin belirlenmesidir. Mevcut araştırma nicel tarama modelindedir. Araştırmanın örneklemi 2022-2023 eğitim- öğretim yılında Yozgat ili Merkez ilçesinde yer alan devlet okullarında görev yapan 310 öğretmenden oluşmuştur. Araştırmaya gönüllü olarak katılan öğretmenlere Örgütsel Muhalefet Ölçeğinde (ÖMÖ) ele alınan alt ölçeklerden Kişisel Bilgiler, Muhalif Davranışlar, Muhalefetin Sonuçları ölçekleri uygulanmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, öğretmenlerin genel örgütsel muhalefet davranışlarının ortalamanın altında olduğu tespit edilmiştir. Örgütsel muhalefet davranışının alt boyutlarında en yüksek ortalamanın açık muhalefet boyutunda olduğu saptanmıştır. Açık muhalefeti, sırasıyla örtük muhalefet ve haber uçurma izlenmiştir. Öğretmenlerin muhalif davranışları sonucunda olumsuz bir durumla karşılaşacaklarına olan inançlarının muhalif davranışların 3 boyutuyla da anlamlı ilişkiye sahip olduğu tespit edilmiştir. Demografik değişkenlerin etkisi istatistiksel olarak hesaba katıldıktan sonra, örgütsel muhalefetin sonuçlarına ilişkin algıların, öğretmenlerin muhalif davranışlarındaki varyansa ek olarak %32.6 oranında açıkladığı saptanmıştır.
Bu araştırmanın amacı, Türkiye’de 2014–2024 yılları arasında fen eğitimi alanında yayımlanmış, Fen, Teknoloji, Mühendislik ve Matematik (STEM) yaklaşımının öğrenci merkezli uygulamalarına odaklanan akademik makaleleri incelemektir. Çalışma, nitel araştırma yöntemlerinden biri olan doküman analizi ile yürütülmüştür. ULAKBİM, Dergi Park ve Google Akademik veri tabanlarında belirlenen ölçütlere göre yapılan taramalar sonucunda toplam 55 makale analize dâhil edilmiştir. Makaleler; yayın yılı, araştırma amacı, desen, örneklem büyüklüğü, sınıf düzeyi, örnekleme yöntemi, veri toplama araçları, analiz yöntemleri ve genel bulgular açısından incelenmiştir. Bulgulara göre, çalışmaların çoğu ortaokul düzeyinde ve küçük örneklem gruplarıyla yürütülmüştür. En yaygın araştırma deseni deneysel çalışmalar olmuş; veri toplama aracı olarak tutum ölçekleri ve başarı testleri en sık kullanılmıştır. STEM uygulamalarının öğrencilerin akademik başarılarını artırdığı, bilime yönelik tutumlarını geliştirdiği ve STEM alanlarına ilgilerini güçlendirdiği sonucuna ulaşılmıştır. Elde edilen bulgular, gelecekteki araştırmalarda farklı sınıf düzeyleri ve çeşitli örneklem gruplarının incelenmesini; ayrıca lisansüstü tezlerin de dâhil edilerek demografik ve yöntemsel değişkenler açısından daha derinlemesine analizlerin yapılmasını önermektedir.
Bu çalışmada bireylerin kendini psikolojik olarak yanıltma (self-gaslighting) düzeylerini değerlendirmeye yönelik geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı geliştirilmesi amaçlanmıştır. Geçerlik sürecinde, rasyonel yaklaşım doğrultusunda uzman görüşlerine dayalı kapsam ve yapı geçerliği değerlendirmeleri yapılmış; istatistiksel açıdan ise açımlayıcı faktör analizi (AFA), doğrulayıcı faktör analizi (DFA) ve yakınsak geçerlik analizleri uygulanmıştır. Güvenirlik değerlendirmelerinde Cronbach alfa ve birleştirici güvenirlik katsayılarından yararlanılmıştır. AFA ve Horn paralel analizleri sonucunda, toplam varyansın %65,24’ünü açıklayan beş faktörlü ve 25 maddeden oluşan bir ölçek elde edilmiştir. DFA ile test edilen modelde, maddelerin standartlaştırılmış yüklerinin 0.58 ile 0.90 arasında değiştiği, t değerlerinin istatistiksel olarak anlamlı olduğu ve ölçme modelinin uyum indekslerinin mükemmel veya kabul edilebilir olduğu belirlenmiştir. Beş faktörlü yapıya dair DFA bulgularıyla hesaplanan yakınsak geçerlik değeri 0.61’dir. Cronbach alfa güvenirlik katsayısı AFA çalışma grubunda 0.94, DFA çalışma grubunda ise 0.96 olarak bulunmuştur. DFA sonuçlarına göre hesaplanan birleştirici güvenirlik (CR) katsayısı 0.974’tür. Bu bulgular, “Kendini Psikolojik Olarak Yanıltma (Self-Gaslighting) Ölçeği”nin bilimsel ve psikometrik açıdan geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğunu göstermektedir.
Bu araştırmanın amacı, okul öncesi öğretmen adaylarının açık öğretim çocuk gelişimi mezunlarının okul öncesi öğretmeni olarak atanmasına ilişkin görüşlerini incelemektir. Çalışma fenomenolojik desende yürütülmüştür. Araştırmaya, bir devlet üniversitesinde okul öncesi öğretmenliği programında okuyan 12 öğretmen adayı (11 kadın, 1 erkek) katılmıştır. Adaylarla yüz yüze yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Bulgulara göre mesleği seçme nedenleri arasında idealist (kritik dönem vurgusu, çocuk sevgisi, çocukluk hayali) ve pragmatik (puan, atanma) gerekçeler, ikincil tercih olgusu, kişisel yeterlilik ve çevresel etkiler belirtilmiştir. Mezuniyet planları kamuda istihdam edilme, lisansüstü eğitim, özel sektör, alternatif kariyer şeklinde ifade edilmiştir. Adaylara göre bir okul öncesi öğretmeninde olması gereken temel yeterlikler, duyuşsal ve mesleki değerler, mesleki alan bilgisi ve uygulamalı mesleki beceriler ile iletişim olarak tanımlanmıştır. Lisans eğitiminin sağladığı mesleki donanıma yönelik olarak adaylar kuram ile uygulama arasında dengesizlik olduğunu, erken saha deneyimi eksikliği, kimlik inşası ve müfredat sorunları doğrultusunda görüş bildirmişlerdir. Açık öğretim mezunlarının okul öncesi öğretmeni olarak atanması, pedagojik yetersizlik, adalet algısının zedelenmesi, mesleki kimlik ayrışması ve istihdam tehdidi olarak değerlendirilmektedir. Adaylar bu durumun mesleki anlamın ve kimliğin zarar görmesi ve istihdam kaygısı üzerinden motivasyonu düşürdüğünü belirtmiştir. Ek olarak uygulamanın öğretmen yeterliği, çocuk üzerindeki etkileri ve mesleğin değeri açısından risk oluşturduğu belirtilmiştir. Bulgular doğrultusunda, okul öncesi eğitimde yardımcı öğretmen statüsü kalıcı hale getirilerek açık öğretim mezunları ya da ön lisans mezunları bu statüde görevlendirilebilir. Okul öncesi öğretmen atamalarında sadece alandan mezun olanlar atanabilir.
Bu araştırma, ilkokul öğrencilerinin yoğun ekran maruziyeti ile yaşadıkları dil ve konuşma güçlükleri arasındaki ilişkiyi ebeveyn deneyimleri üzerinden incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma, nitel araştırma desenlerinden olgubilim (fenomenoloji) yöntemiyle tasarlanmıştır. Çalışma grubu, İstanbul ili Zeytinburnu Rehberlik ve Araştırma Merkezi’ne (RAM) bağlı, çocuk psikiyatristi tarafından konulmuş dil ve konuşma güçlüğü tanısı bulunan ilkokul öğrencisi çocuğu olan ve çocukları yoğun ekran kullanımına maruz kalan 20 ebeveynden oluşmaktadır. Veriler, yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla toplanmış ve tematik analiz yöntemiyle çözümlenmiştir. Araştırma sonuçları; çocukların büyük çoğunluğunun ekranla çok erken yaşlarda (1-2 yaş) tanıştığını ve ebeveyn bildirimlerine göre günlük maruziyet sürelerinin gelişimsel sınırların çok üzerinde olduğunu göstermektedir. Bulgular, ekranın ev içinde sıklıkla bir “dijital bakıcı” olarak konumlandırıldığını, ebeveynlerin günlük iş yükü ve yorgunluk gibi nedenlerle çocukları ekrana yönlendirdiklerini ortaya koymaktadır. Ayrıca, ebeveynlerin bir kısmının dil güçlüğünü çevresel faktörler yerine tamamen genetik unsurlara atfederek sorumluluğu dışsallaştırma eğiliminde oldukları saptanmıştır. Sonuç olarak; ekran maruziyetinin dil güçlüklerini tetikleyen önemli bir bağlamsal faktör olduğu, problemin çözümünde çocuk odaklı terapilerin yanı sıra ebeveyn dijital okuryazarlığını ve aile içi etkileşimi güçlendiren bütüncül müdahalelerin gerekliliği vurgulanmaktadır.
Teacher entrepreneurship is an increasingly popular field of research that has attracted considerable attention over the past 15 years (Keyhani & Kim, 2020b). While prior studies focused on the outcomes, qualifications, and institutional contexts of teacher entrepreneurship, there is limited research addressing the personal motivations and decision-making processes that lead to entrepreneurial actions (Ho & Lee, 2023; Keyhani & Kim, 2020a; Oplatka, 2014). Thus, this article aims to explore these underlying reasons in the decision-making process through a qualitative single case study of an 8-year experienced Turkish EFL teacher in Türkiye who is a novice entrepreneur in the teaching field. The qualitative data were collected through a semi-structured online interview and analyzed employing thematic analysis according to Braun and Clarke’s (2006) six-phase thematic analysis framework. The results were analyzed through Krueger, Reilly, and Carsrud’s (2000) Model of the Entrepreneurial Event and Sarasvathy’s (2008) effectuation theory. Two main themes emerged: Decision-Making and Accidental Piloting. The results suggest that entrepreneurial attempts emerged gradually from identity-based motivations, professional dissatisfaction, and contextual limitations rather than deliberate business planning. Despite changes in perceived feasibility, perceived desirability remained high, while entrepreneurial behaviors reflected effective principles such as bird-in-hand and lemonade, but not as purposeful plans. The study reveals that deliberate entrepreneurial planning is not required for teacher entrepreneurship; instead, entrepreneurial engagement might develop through professional identity motivations and experiential learning. Even though limited to a single case, the study enriches the literature by providing a contextualized perspective of teacher entrepreneurship in the Turkish EFL context.
Günümüzde eğitim ortamlarının dijitalleşmesi, öğretmenlerin teknolojiyi etkili kullanma gerekliliğini artırmıştır. Dijital okuryazarlık, bu araçların öğretim süreçlerine bilinçli ve verimli entegrasyonunu ifade eder. Bu nedenle öğretmenlerin dijital yeterliklerinin incelenmesi önemlidir. Bu bağlamda, alandaki bilgi birikiminin sistematik biçimde haritalanması, kavramların tarihsel süreç içerisindeki dönüşümünün izlenmesi ve güncel araştırma eğilimlerinin ortaya konulması amacıyla bibliyometrik analiz tercih edilmiştir. Veri seti, Web of Science Core Collection veri tabanında SSCI, SCI-EXPANDED ve ESCI indekslerinde yer alan Education & Educational Research kategorisindeki yayınlardan oluşturulmuştur. Tarama sürecinde ‘dijital okuryazarlık, dijital yeterlilik, BİT okuryazarlığı’ ve ‘öğretmen, eğitimci, eğitmen, öğretmen adayı’ odaklı kavram grupları mantıksal eşleştirmelerle ilişkilendirilmiş; inceleme yalnızca makale ve derleme türündeki yayınlarla sınırlandırılmıştır. Belirlenen filtreler sonucunda ulaşılan 1.414 yayın ön incelemeye tabi tutulmuş, uygunluk kriterlerini karşılamayan 170 çalışma çıkarılmış ve analizler 1.244 yayın üzerinden yürütülmüştür. Verilerin analizinde VOSviewer yazılımı kullanılmıştır. Bulgular, literatürün belirli araştırmacılar ve kavramlar etrafında yoğunlaştığını göstermektedir. Özellikle İspanyol araştırmacılar öne çıkarken, Punya Mishra gibi yazarlar alanın küresel boyutunu temsil etmektedir. Kavramsal olarak “dijital yetkinlik”, “dijital okuryazarlık”, “TPACK” ve “DigCompEdu” öne çıkmakta; son yıllarda yapay zekâ ve eleştirel dijital okuryazarlık temaları önem kazanmaktadır. Bu bulgular, öğretmenlerin dijital yeterliklerine ilişkin araştırmaların evrilen bir yapıya sahip olduğunu ve güncel temaların gelecekteki araştırma yönelimlerine ışık tutabileceğini göstermektedir.
Eğitim programları yenilenmekte ve güncel öğrenme-öğretme yaklaşımları tecrübe edilmektedir. Araştırmanın amacı Matematik, Teknoloji, Fen, Mühendislik (STEM) alanlarının disiplinler arası biçimde ve uygulamalı olarak öğretilmeye çabalandığı öğrenme ve öğretimi merkeze alan STEM uygulamaları için öğrenci görüşlerini ortaya sermektedir. Bu çalışma, nitel bir özel durum çalışması olmakla beraber Sakarya ili, Karapürçek ilçesinde öğrenim gören 20 adet sekizinci sınıf öğrencisinin gönüllülüğü ile oluşturulmuştur. Veriler toplanırken görüşme tekniği kullanılmıştır. Veri toplama aracı olarak, araştırmacılarca geliştirilen altı soruluk görüşme formu hazırlanmıştır. Verilerin analizi nitel analiz yöntemlerinden betimsel analiz yoluyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın sonuçlarında bireyler; STEM etkinliklerinin birçok yönden yarar sağladığını, bu alanlarda kendilerini geliştirmek istediklerini ve derslerin STEM etkinlikleriyle sürdürülmesi konusunda olumlu görüşler sunmuşlardır.
Evde, okulda, işte kısaca hayatın her aşamasında karşımıza çıkan sağlık ve güvenlik kavramlarının sürdürülebilir olması, kültür olarak hayatımıza yerleşmesi için geleceğimizi şekillendirecek ve yarınlarımızın çalışanları olacak çocuklarımızın bugünden itibaren bilinçlendirilmesi gerekmektedir. Bu çalışmada, ilköğretim düzeyindeki öğrencilerde sağlık ve güvenlik kültürünün oluşturulması, reaktif değil, proaktif yaşama prensiplerinin geliştirilmesi amaçlanmıştır. Bu bağlamda, Erzurum Narman ilçesinde belirlenen ilköğretim okullarında eğitim gören öğrencilerin iş sağlığı ve güvenliği (İSG) bakımından farkındalık ve bilgi seviyesi, sağlık ve güvenlik işaretleri yönetmeliği kapsamındaki işaretler hakkındaki bilgileri değerlendirilmiştir. Öğrencilerin bu çalışma kapsamında verilen İSG eğitimi öncesi ve eğitim sonrası farkındalık seviyeleri değerlendirilerek, okullar arasında bir farklılık olup olmadığı karşılaştırıldı. Buna göre öğrencilerin İSG eğitimi öncesi ve İSG eğitimi sonrası bilgi durumları değerlendirildiğinde verilen eğitimin etkin olduğunu, öğrencilerin İSG konusundaki bilgi birikimlerinin arttığı sonucu elde edilmiştir. Ayrıca, eğitim kurumları İSG açısından değerlendirilmiş ve çeşitli öneriler sunulmuştur. Bu amaçta ve kapsamda geleceğin işgücünün sağlıklı ve güvenli olmasına katkı için girişilen bu çalışma ile, Narman ilçesindeki ilköğretim okullarında düzenlenen ilk kapsamlı isg bilinçlendirme ve farkındalık kazandırma gerçekleştirilmiştir.
Bu araştırmanın amacı, Türkçe öğretmeni adaylarının ChatGPT kullanım deneyimlerini araştırmaktır. Bu araştırmada nitel araştırma desenlerinden fenomenoloji (olgubilim) kullanılmıştır. Araştırmaya ait çalışma grubu, 2024-2025 eğitim-öğretim yılı bahar döneminde Karadeniz Bölgesi’nde yer alan bir devlet üniversitesinde öğrenim gören 20 (15 kadın 5 erkek) Türkçe öğretmeni adayından oluşmaktadır. Çalışmada veri toplama aracı olarak kişisel bilgi formu ve yarı yapılandırmış görüşme formu kullanılmıştır. Veriler katılımcılarla yapılan görüşmelerden elde edilmiştir. Verileri toplamak için 20 Türkçe öğretmeni adayı ile yüz yüze görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Yüz yüze görüşmeler ortalama 25-30 dakika sürüp ses kayıtları alınmıştır. Elde edilen ses kayıtları deşifre edilerek Word dosyasına kaydedilmiştir. Verileri analiz etmek için nitel veri analizi yaklaşımlarından içerik analizi kullanılmıştır. Araştırmanın bulguları, Türkçe öğretmen adayları tarafından ChatGPT’nin en çok ders planı ve ödev hazırlığı gibi eğitim amaçlı kullanıldığını ortaya koymaktadır. Türkçe öğretmen adayları ChatGPT’nin dil becerilerini geliştirme ve bilgiye hızlı erişim konusunda da yararlı olduğunu ifade etmişlerdir. Bununla birlikte katılımcılar ChatGPT’nin yanlış bilgi verme, yazım hataları ve öğrencileri hazır bilgiye yönlendirme gibi olumsuzluklara sahip olduğunu dile getirmişlerdir. Sonuç olarak, ChatGPT’nin Türkçe öğretiminde Türkçe öğretmeni adaylarına katkı sunduğu ancak daha işlevsel ve verimli kullanım için eğitim odaklı güncellemeler ve farkındalığı arttırıcı çalışmaların yapılması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Araştırmanın amacı, Türkçe öğretmenlerinin derslerinde dijital içerikleri kullanma durumlarını incelemektir. Araştırma, nitel araştırma yöntemlerinden durum çalışmasıyla yürütülmüştür. Araştırmada birinci çalışma grubunda dersleri gözlemlenen 10 öğretmen, ikinci çalışma grubunda görüşme yapılan 39 öğretmen yer almaktadır. Veriler, gözlem ve yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak toplanmıştır. Gözlem formları, betimsel analiz ile görüşme formları ise içerik analizi yöntemi kullanılarak analiz edilmiştir. Gözlem bulgularından hareketle Türkçe öğretmenlerinin ders işleme süreçlerinde akıllı tahta kullandıkları, sınıflarda akıllı tahta dışında başka bir teknolojik araç gerecin bulunmadığı belirlenmiştir. Öğretmenlerin çoğunluğu derslerinde dijital içerik kullanmışlar ancak bu içerikler; YouTube, web siteleri ve PowerPoint platformlarıyla sınırlı kalmıştır. Kullanılan dijital içeriklerin görsel, işitsel ve görsel-işitsel türlerde materyal-öğretmen etkileşimine izin veren içeriklerdir. Dijital içerikler; metne hazırlık, kelime öğretimi ve dil bilgisi konularında kullanılmıştır. Görüşme bulgularında ise Türkçe öğretmenlerinin çoğunluğunun dijital içerik kullanımına yönelik olumlu tutum sergilediği belirlenmiştir. Bununla birlikte öğretmenlerin çoğunluğu dijital içeriklerden ders anlatımında ve etkinlik uygulamalarında yararlanmıştır. Kullanılan dijital içerik platformları; Web siteleri, Web 2.0 araçları, eğitim portalları, sosyal medya, sunu ve video araçlarından oluşmaktadır. Öğretmenlerin büyük bir çoğunluğunun dijital içerik hazırlamak yerine hazır dijital içerikleri tercih ettikleri, dijital içerik hazırlayan öğretmenlerin ise sunu ve ders notları, etkinlik uygulamaları, zihin haritaları/kavram haritaları, dijital öyküler ve video hazırladıkları belirlenmiştir. Öğretmenler, dijital içerik kullandıkları derslerde öğrencilerin daha ilgili olduklarını ve derse katılım sağladıklarını belirtmiştir. Dijital içerik kullanımı, özellikle dinleme/izleme becerisi açısından yararlı bulunmuştur. Öğretmenlerin çoğunluğu, dijital içerik kullanımında altyapı sorunları yaşadıklarını ifade etmişlerdir.
The main purpose of this study was to examine how social media addiction, experiential avoidance, and social emotional learning skills of high school students differed according to some demographic variables. The participants consisted of 721 (439 female, 282 male) high school students. Data were collected via Demographic Information Form, Social Media Addiction Scale for Adolescents, Avoidance and Fusion Scale–Youth 8 and Social Emotional Learning Scale for Adolescents. The results of independent samples t-tests and one-way ANOVA indicated significant differences between several demographic variables and social media addiction, experiential avoidance, and social emotional learning skills. Firstly, female students showed higher levels of social media addiction and experiential avoidance than male students. Secondly, students who used social media mainly for leisure and socializing purposes had higher social media addiction and experiential avoidance level but lower social emotional learning skills. Entertainment-oriented platforms such as Instagram and TikTok were associated with higher addiction and avoidance, while communication-oriented platforms such as WhatsApp were related to higher social emotional learning skills. Finally, nighttime use of social media increased social media addiction and experiential avoidance. All findings were discussed in the light of the related literature, and practical implications were provided.
Mesleki eğitim, ekonomik kalkınmanın temel dinamiklerinden biri olup, iş gücü piyasasının ihtiyaçlarını karşılayabilecek nitelikli bireylerin yetiştirilmesini hedefleyen stratejik bir eğitim alanıdır. Bu araştırmanın amacı, mesleki ve teknik liselerde görev yapan kültür ve meslek dersi öğretmenlerinin okul yönetimine ilişkin görüşlerini karşılaştırmalı olarak incelemektir. Araştırmada nitel araştırma desenlerinden durum çalışması yöntemi kullanılmıştır. Çalışmanın katılımcılarını, Erzurum ilinde görev yapan ve maksimum çeşitlilik ile kolay ulaşılabilirlik esaslarına göre seçilen 20 meslek lisesi öğretmeni oluşturmaktadır. Veriler yarı yapılandırılmış görüşmeler aracılığıyla toplanmış ve içerik analizi yöntemiyle çözümlenmiştir. Elde edilen bulgular, meslek liselerinde görev yapan öğretmenlerin okul yönetimiyle olan ilişkilerinde çeşitli sorunlarla karşılaştıklarını ve bu sorunların kültür ve meslek dersi öğretmenleri arasında anlamlı farklılıklar gösterdiğini ortaya koymaktadır. Kültür dersi öğretmenleri, okul yöneticilerinin alanlarına yönelik ilgisizlik gösterdiğini, adalet duygusunun yeterince tesis edilmediğini ve karar alma süreçlerine yeterince dâhil edilmediklerini ifade etmektedir. Buna karşılık meslek dersi öğretmenleri, daha çok teknik altyapı eksiklikleri, donanım yetersizliği ve sektörle uyumlu bir yönetim anlayışının bulunmamasına odaklanmaktadır. Ayrıca, okul yöneticilerinin çoğunlukla meslek dersi öğretmenliği kökenli olması, kültür dersi öğretmenleri tarafından kurumsal eşitsizlik ve dışlanmışlık algısını pekiştirici bir unsur olarak değerlendirilirken; meslek dersi öğretmenleri, bu durumun uygulamalı eğitim süreçlerinin yönetimi açısından avantaj sağladığını düşünmektedir. Bu yönüyle çalışma, iki öğretmen grubunun okul yönetimiyle kurduğu ilişkilerin doğasını karşılaştırmalı bir bakış açısıyla ele almakta ve okul yöneticilerinin alan bilgisi, adalet anlayışı ile iletişim becerilerinin eğitim ortamlarındaki yansımalarına ışık tutmaktadır.
Bu çalışmada, İngilizce derslerinde hissedilen can sıkıntısı nedenleri üzerine yapılmış akademik çalışmaların sistematik bir incelemesi yapılmıştır. Alan yazında İngilizce derslerinde hissedilen can sıkıntısının nedenlerine yönelik yapılan çalışmaların 2016-2024 yılları arasında gerçekleştirildiği tespit edilmiştir. Google Scholar, Scopus ve Web of Science veri tabanlarında yapılan çalışmalar incelemeye dahil edilmiştir. Yapılan inceleme sonucunda 33 adet çalışma sistematik değerlendirmeye alınmıştır. Çalışmaların nerede ve hangi örneklemler ile yapıldığı, öğretim türü, yöntemleri ve bulguları incelenmiştir. İngilizce derslerinde can sıkıntısı nedenlerinin Polonya, Çin ve İran’da çoğunlukla üniversite öğrencileri üzerinde ve yüz yüze dersler kapsamında nitel yöntemler kullanılarak incelendiği tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda, İngilizce derslerinde can sıkıntısına neden olan dört ana temanın olduğu bulunmuştur. Bunlar, öğretmen ve öğretim elemanından kaynaklanan nedenler, öğrencilerin kendisinden kaynaklı nedenler, görev ile ilgili nedenler ve bilgi ve iletişim teknolojilerinden kaynaklı nedenlerin olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırma bulgularına göre can sıkıntısının nedenlerinin nicel yöntemler ile incelendiği daha fazla araştırma ile daha genellenebilir sonuçlar elde edilebilir. İngilizce öğrenen öğrenciler arasında can sıkıntısındaki değişimin yönünü izlemek ve belirlemek için deneysel ve boylamsal desenlerin kullanıldığı daha fazla çalışma yapılması gerekmektedir.
Ortaokul öğrencilerinin eleştirel dinleme ve okuma özyeterlikleri algıları arasındaki ilişkiyi farklı değişkenler açısından incelemeyi hedefleyen bu çalışmada tarama yöntemi tercih edilmiştir. Araştırmanın katılımcı grubunu, MEB’e bağlı Sakarya ili Hendek ilçesinde bulunan iki ortaokulun tüm sınıf düzeylerinde öğrenim gören 314 kız ve 263 erkek olmak üzere toplam 577 öğrenci oluşturmaktadır. Veriler "Eleştirel Dinleme/İzleme Özyeterlik Ölçeği", "Eleştirel Okuma Özyeterlik Ölçeği" ve "Kişisel Bilgi Formu" aracılığıyla toplanmıştır. Veri toplama araçlarıyla toplanan verilerin çözümlenmesinde SPSS 20 programından yararlanılmıştır. Yapılan araştırma sonucunda, öğrencilerin eleştirel dinleme özyeterlik düzeylerinin orta seviyede olduğu saptanmıştır. Sınıf düzeyi değişkeni açısından, 8. sınıf öğrencilerinin eleştirel dinleme özyeterlik düzeylerinin 5. sınıf öğrencilerine kıyasla önemli boyutta daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Eleştirel okuma özyeterlik düzeyleri değerlendirildiğinde ise bu düzeylerin genel olarak düşük seviyede algılandığı görülmektedir. Sınıf düzeyleri arasında yapılan karşılaştırmalarda, 5. ve 6. sınıf seviyesindeki öğrenciler karşılaştırıldığında aralarında anlamlı bir farklılık saptanmış bu farkın 5. sınıf öğrencileri lehine olduğu belirlenmiştir. Benzer şekilde, 6. ve 7. sınıf öğrencileri arasındaki karşılaştırmada ise anlamlı farkın 7. sınıf öğrencilerinin üstünlük sağladığı saptanmıştır. Ayrıca, öğrencilerin Türkçe dersi başarı notları ile eleştirel okuma özyeterliklerine ilişkin puanları arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Eleştirel dinleme ve eleştirel okuma özyeterliği arasında güçlü ve olumlu bir ilişki saptandığı, buna ek olarak öğrencilerin Türkçe dersindeki başarı düzeyleri arttıkça, bu iki beceri alanına ilişkin özyeterlik algılarının da arttığı sonucuna ulaşılmıştır. Türkçe derslerinde, eleştirel düşünme becerilerinin geliştirilmesine yönelik dinleme ve okuma odaklı uygulamalı etkinliklere daha fazla yer verilebilir.
Bu araştırma, dördüncü sınıf öğrencilerinin beslenme tutumları ile dikkat düzeyleri arasındaki ilişkiyi belirlemek ve beslenme tutumlarının dikkat düzeylerine etkisini araştırmak amacıyla nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeline göre tasarlanmıştır. Araştırmadaki veriler Trabzon ili Ortahisar İlçesindeki devlet okullarında öğrenim gören 450 dördüncü sınıf öğrencisine uygulanan “Sağlıklı Beslenmeye İlişkin Tutum Ölçeği” ve “Bourdon Dikkat Testi” ile elde edilmiştir. Veri analiz teknikleri olarak; Pearson Momentler Korelasyon Katsayısı, Basit Doğrusal Regresyon Analizi, Durbin-Watson testi ve Bağımlı Gruplar t testi kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda öğrencilerin beslenme yapmasının onların dikkat düzeylerini anlamlı düzeyde artırdığı tespit edilmiştir. Hesaplanan eta-kare etki büyüklüğüne göre öğrencilerin dikkat düzeylerinde gözlemlenen değişkenliğin %37 oranında beslenme yapmaktan kaynaklanmaktadır. Beslenme tutumunu açıklamaya dönük basit doğrusal regresyon analizi gerçekleştirilmiş ve kurulan modelin anlamlı olduğu ve bağımsız değişkenin modele (%3) anlamlı katkı sağladığı görülmüştür. Katılımcı öğrencilerin sağlıklı beslenmeye yönelik olumlu bir tutum içerisinde oldukları ve sağlıklı beslenmeye ilişkin tutumlarının onların dikkat düzeyini pozitif ve anlamlı düzeyde artırdığı tespit edilmiştir. Sağlıklı beslenmeye yönelik tutum alt boyutlarının tümü ile dikkat düzeyleri arasında düşük düzeyde pozitif anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Beslenme öncesi ve beslenme sonrası yapılan dikkat testi sonuçları incelendiğinde öğrencilerin beslenme yapmasının dikkat düzeylerini anlamlı düzeyde artırdığı tespit edilmiştir.
The main purpose of this research is to determine the level of deans' performance of plasma leadership behaviors, based on the perspectives of academics working at state universities in Ankara. In addition, this study aims to analyze the roles of deans, in higher education within the framework of the plasma leadership concept. By identifying the similarities and differences between these roles, the study seeks to contribute to the management processes in Turkish higher education. Another goal is to advance management practices in higher education by highlighting the significance and functionality of plasma leadership within the educational management framework. Consequently, the study also aims to offer innovative perspectives on the duties of deans within the scope of plasma leadership.A quantitative research design has been adopted to fulfill these objectives. The level of deans' performance of plasma leadership behaviors were analyzed across several variables, as perceived by faculty members. The population of the study includes 15,846 academics employed at state universities in Ankara, with a sample group of 376 participants. The research utilized the "Multi Dimensional Plasma Leadership Scale," developed by Erçetin and Çevik (2021), adapted for the higher education context to measure deans' plasma leadership behaviors. Nonparametric tests were used for data analysis. The findings suggest that while demographic factors such as gender, seniority, and faculty affiliation may not significantly impact the perceptions of deans' plasma leadership behaviors, the length of time an academician has worked with the dean plays a crucial role in shaping these perceptions.
Öğrencilerin yaratıcı düşünme potansiyellerini geliştirme açısından eğitim alanı önemlidir. Yaratıcı düşünmenin problem çözmede etkin olduğu göz önünde bulundurulduğunda, eğitimde yaratıcı düşünmenin rolü ve bu rolden kaynaklı önemi daha iyi anlaşılabilir. Bu araştırmanın amacı, yaratıcı düşünmenin eğitimdeki rolü açısından önemini ilgili alanyazına dayalı olarak ortaya koymaktır. Bu amaçla, araştırmanın problem cümlesi “Eğitimde yaratıcı düşünmenin rolü ve önemi nedir?” şeklinde oluşturulmuştur. Bu çalışma nitel araştırma yöntemlerinden betimsel tarama deseninde tasarlanmıştır. Araştırmaya konu olan “yaratıcı düşünme” ve “eğitimde yaratıcı düşünme” kavramları Google Akademik veri tabanında anahtar kelimeler olarak, 2000-2024 yıllarını kapsayacak biçimde Türkçe ve İngilizce dokümanlarda taranmış, ulaşılan belgeler içerik analiziyle incelenmiştir. Araştırmada yaratıcı düşünme tanımlarında öne çıkan başat özelliğin “problem çözme” becerisi olduğu ve yaratıcı düşünme becerilerinin geliştirilmesinde eğitim alanının önemli olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Araştırmada elde edilen bulgulara göre eğitimde yaratıcı düşünmenin öğrenmeyi kolaylaştıran rolü ortaya konulmuş, yaratıcı düşünmenin öneminin bu rolden kaynaklı olarak, öğrencilerin problem çözme becerilerinin geliştirilebileceği yargısına varılmıştır. Sonuç olarak, okul öncesi dönemden başlayarak üniversite öğrenimine kadar eğitimin planlanmasında yaratıcı düşünmeyi geliştirici etkinliklere yer verilmesi önerilmiş ve bu etkinlik çıktılarının yaratıcı düşünme açısından değerlendirilerek sürecin izlenmesinin gerekli olduğu vurgulanmıştır.
Bu araştırmada yöneticilerin liderlik stillerinin öğretmenlerin psikolojik iyi oluş düzeylerini yordama gücü incelenmiştir. Ayrıca öğretmen görüşlerine göre yöneticilerin liderlik düzeyleri ve öğretmenlerin psikolojik iyi oluş düzeyleri belirlenerek, sosyodemografik değişkenlere göre farklılaşma düzeyleri ele alınmıştır. Araştırma nicel araştırma yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Yozgat İli Merkez İlçede bulunan Anaokulu, İlkokul ve Ortaokulda görev yapan 448 öğretmenden veri toplanmıştır. Araştırmada öğretmenlerin psikolojik iyi oluş düzeyleri yüksek bulunmuştur. Öğretmen görüşlerine göre okul yöneticilerinin tam serbestlik tanıyan liderlik stili yüksek düzeyde, demokratik ve otokratik liderlik stili orta düzeydedir. Okul yöneticilerinin tam serbestlik tanıyan liderlik stilleri ve psikolojik iyi oluşu cinsiyete göre anlamlı fark göstermektedir. Otokratik ve tam serbestlik tanıyan liderlik stilleri cinsiyete göre fark göstermemektedir. Liderlik stilleri ve psikolojik iyi oluş eğitim düzeyi, yaş, okul türü ve mesleki kıdeme göre anlamlı fark göstermemektedir. Öğretmenlerin psikolojik iyi oluşları demokratik liderlik stili ve tam serbestlik tanıyan liderlik stiliyle pozitif; otokratik liderlik stiliyle negatif ilişkilidir.