
Measurement tools used to monitor the diagnosis, treatment response, and follow-up in depression should demonstrate adequate validity and reliability. This study aimed to provide a descriptive overview of the psychometric properties evaluated in the methodological studies of depression scales developed or adapted for the Turkish population. Without time restriction, depression scales developed or adapted into Turkish were identified using predefined search strategies in selected databases. To identify validity and reliability studies of the Turkish versions, additional search filters were applied in PubMed, Scopus, ScienceDirect, and ULAKBİM. A checklist of psychometric properties was developed and used to assess each study. A total of 80 articles covering 56 depression scales were included. As some studies evaluated more than one scale, 86 scale-based evaluations were conducted. All studies were reviewed across 11 psychometric domains. Interpretability was evaluated in only one methodological study of a single scale, and inappropriate statistical methods were used in studies evaluating test-retest reliability. Internal consistency, reliability, and external construct validity were the most frequently examined psychometric properties. The Depression inventory for maintenance hemodialysis patients (DI-MHD), Depression anxiety stress scale for youth (DASS-Y), and Behavioral Activation for Depression Scale (BADS) showed the highest psychometric property assessment coverage among the evaluated scales. This systematic review provides a descriptive overview of psychometric properties in methodological studies of depression scales developed or adapted for the Turkish population. Although most studies focused on basic psychometric characteristics, advanced evaluations such as test-retest reliability, measurement error, and interpretability were less frequently addressed. These findings highlight the need for greater attention to these aspects in future methodological research.
Bu çalışmada, psikolojik ve eğitsel testlerin tarihsel kökenlerinden günümüzdeki dijital ve yapay zekâ odaklı dönüşümüne kadar uzanan süreç bütüncül bir perspektifle incelenmiştir. Nitel bir derleme araştırması olarak tasarlanan çalışmada, ulusal ve uluslararası alanyazındaki temel kaynaklar tematik içerik analizi yöntemiyle çözümlenmiştir. Analizler sonucunda; psikometrik ölçmelerin ilk dönemlerde fizyolojik ve duyusal-motor özelliklere odaklanırken, zamanla bilişsel, duyuşsal ve sosyal yeterlikleri kapsayan çok boyutlu bir yapıya evrildiği görülmüştür. Özellikle dünya savaşları gibi kitlesel ihtiyaçlar grup testlerinin ve standart başarı testlerinin kurumsallaşmasını hızlandırmıştır. Günümüzde ise Madde Tepki Kuramına dayalı Bilgisayar Ortamında Bireye Uyarlanmış Testler (BOBUT) ve yapay zekâ entegrasyonu, ölçme sürecini sonuç odaklı olmaktan çıkarıp süreç odaklı ve kişiselleştirilmiş dinamik bir yapıya dönüştürmektedir. Sonuç olarak 21. yüzyıl ölçme paradigması, bireyleri yalnızca sıralayan bir mekanizma olmak yerine, öğrenmeyi destekleyen ve biyo-psiko-sosyal bütünlüğü gözeten gelişim odaklı bir sisteme dönüşmektedir. Bu doğrultuda araştırmacılar, uygulamacılar ve politika yapıcılar için alternatif çoklu değerlendirme yöntemleri ile etik standartların gözetilmesine yönelik stratejik öneriler sunulmuştur.
Bu çalışma, Psikolojik Boşluk Hissi Ölçeği'nin (PBHÖ) Türk kültüründeki psikometrik özelliklerini değerlendirmeyi ve ROC analizi aracılığıyla tanısal ayırt etme performansını incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışma grubunu 18-64 yaş aralığında 303 yetişkin katılımcı oluşturmuştur. Ölçeğin uyarlama sürecinde çeviri-geri çeviri yöntemi uygulanmış, tüm maddeler için kapsam geçerlik oranlarının .80'in üzerinde olduğu saptanmıştır. Yapı geçerliğinin sınanması amacıyla AMOS 24.0 yazılımıyla Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) uygulanmıştır. İlk modelde elde edilen uyum indekslerinin sınırlı düzeyde kalması üzerine yapılan modifikasyonların ardından iki boyutlu modelde kabul edilebilir uyum değerlerine ulaşılmıştır (χ²/sd = 2.746; CFI = ,90; RMSEA = ,08). Tek boyutlu modelin de benzer uyum sergilemesi (CFI = ,90; RMSEA = ,08), ölçeğin hem iki boyutlu hem de tek boyutlu biçimde kullanılabileceğine işaret etmektedir. Ölçüt geçerliği kapsamında PBHÖ'nün Yaşamda Anlam Bilinci Ölçeği ve Psikolojik Sağlamlık Değerlendirme Ölçeği ile negatif yönde anlamlı ilişkiler gösterdiği belirlenmiştir (r = -,51 ve r = -,59, p < ,01). Güvenirlik analizleri yüksek iç tutarlılığa işaret etmiş; Cronbach α = ,93 ve McDonald ω = ,93 olarak hesaplanmıştır.
The purpose of this study is to provide a step-by-step demonstration of item recovery for the Multidimensional Graded Response Model (MGRM) using R. For this purpose, an illustrative simulation setup was employed, including test lengths of 20 and 40 items, interdimensional correlations of 0.3 and 0.7, and a sample size of 2000. Parameter estimates were obtained from datasets generated under the MGRM, and bias and Root Mean Square Error (RMSE) values were calculated and visualized as part of the demonstration process. Rather than evaluating recovery performance across conditions, the study focuses on explaining each stage of the analysis, data generation, parameter estimation, evaluation metrics, and visualization, through clearly annotated R code. By providing reproducible and accessible implementations, the study aims to serve as a practical guide for researchers interested in conducting item parameter recovery analyses within the MGRM framework. In addition, the presented workflow may be useful for researchers seeking guidance on specific steps such as data generation, estimation, or visualization.
Bu çalışmanın amacı, “Partnerin Öz Şefkat Algısı Ölçeği”ni Türkçeye uyarlamak ve Türkiye’deki beliren yetişkinlerde geçerlilik ve güvenilirliğini incelemektir. Çalışma, Türkiye’de devlet üniversitesinde öğrenim hayatına devam eden 18–29 yaş aralığında 410 üniversite öğrencisi (215 kadın, 195 erkek) ile gerçekleştirilmiştir. Dil geçerliliği analizi yapılarak ölçeğin orijinal formu ve Türkçe formu arasında ,73 düzeyinde istatiksel olarak anlamlı korelasyon bulunmuştur (p < ,05). Türkçe formu için doğrulayıcı faktör analizi yapılmıştır. Doğrulayıcı faktör analizi sonucunda tek boyutlu yapının Türkiye örnekleminde kabul edilebilir uyum verdiğini göstermiştir (χ²/sd = 1,8, RMSEA = ,04, GFI = ,90, CFI = ,92, IFI = ,92). Ölçeğin Türkçe formunun iç tutarlılık katsayısı ,76, test-tekrar test güvenirlik katsayısı ise ,71 olarak hesaplanmıştır. Ölçüt bağıntılı geçerlik analizleri sonuçları, ölçeğin ilişki doyumu (r = ,61) ve algılanan romantik ilişki kalitesi (r = ,51) ile pozitif ve anlamlı ilişkili olduğunu göstermiştir (p < ,01). Elde edilen bulgular ışığında, ölçeğin Türkiye’de romantik ilişkiler bağlamında partnerin öz şefkat algısını ölçmede geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğunu göstermektedir.
This study was conducted to adapt the Partner Phubbing Scale into Turkish and to examine the relationship between partner phubbing behavior and relationship satisfaction in romantic relationships. The sample of the study consisted of a total of 350 participants. As a result of confirmatory factor analysis, it was determined that the single-factor structure with 9 items of the scale was confirmed in the Turkish sample. The standardized item factor loadings ranged from .24 to .87, and all loadings were found to be statistically significant. The internal consistency coefficients were calculated as 0.85 for Cronbach’s alpha and 0.86 for McDonald’s omega. These findings indicate that the scale has an adequate level of reliability. In addition, it was found that women perceived higher levels of partner phubbing from their partners compared to men. A significant negative relationship was found between perceived partner phubbing and both self-control and relationship satisfaction. The findings suggest that partner phubbing may negatively affect interactions and relationship satisfaction in romantic relationships.
Bu araştırmanın amacı, evli bireylerin ilişki niteliğini demografik değişkenler (cinsiyet, evlilik süresi, evlenme biçimi, çocuk sayısı, gelir düzeyi) bağlamında incelemektir. Nicel araştırma yöntemlerinden betimsel ve ilişkisel tarama modelleri kullanılarak gerçekleştirilen çalışmada, kolay örnekleme yöntemiyle belirlenen 1013 evli birey yer almaktadır. Veriler, demografik bilgi formu ve İlişki Niteliği Ölçeği aracılığıyla toplanmıştır. Analizlerde bağımsız örneklemler için t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve regresyon ağacı (CART) yöntemleri kullanılmıştır. Araştırma sonuçları, ilişki niteliği puanlarının cinsiyet, evlilik süresi, evlenme biçimi, çocuk sayısı ve gelir düzeyine göre anlamlı farklılıklar gösterdiğini ortaya koymaktadır. Kadınlar, erkeklere kıyasla ilişki niteliğini daha olumlu değerlendirmiştir. Ayrıca, evlilik süresi uzadıkça ilişki niteliği puanlarının azaldığı; aşk evliliği yapanların görücü usulü evlenenlere göre daha yüksek ilişki niteliği algısına sahip olduğu belirlenmiştir. Çocuğu olmayan bireylerin ilişki niteliği puanları diğer gruplara göre daha yüksek bulunurken, yüksek gelir düzeyine sahip katılımcıların ilişkiyi daha olumlu değerlendirdiği saptanmıştır. Regresyon ağacı analizi sonucunda, ilişki niteliğinin en güçlü yordayıcısının evlilik süresi olduğu, bunu evlenme biçimi, çocuk sayısı, gelir düzeyi ve cinsiyetin takip ettiği görülmüştür. Modelin toplam varyans açıklama oranı %30 (R² = .30) olarak belirlenmiştir. Çalışmanın sonuçları, ilgili literatürle karşılaştırılarak değerlendirilmiş ve tartışılmıştır.
The university years represent a critical developmental stage in which academic satisfaction and subjective well-being are shaped by demographic factors such as gender, socioeconomic status, and year of study. This study examined the relationship between academic life satisfaction and subjective well-being among undergraduate students in Turkey, while exploring the moderating roles of gender, socioeconomic status, and year level. Participants were 427 undergraduates (77.52% female, N = 331; 22.48% male, N = 96). Data were collected through the Personal Information Form, the Academic Life Satisfaction Scale, and the Short Form of the General Well-Being Scale. Results revealed a strong positive association between academic life satisfaction and subjective well-being. Importantly, gender significantly moderated this relationship, with the association being stronger among female students. These findings highlight the importance of considering gender differences in student support programs and suggest that efforts to improve academic satisfaction may foster students’ overall psychological well-being.
Bu çalışmanın amacı, genç yetişkinlerin yapay zekâ (YZ) kullanımına yönelik bağımlılık eğilimlerini değerlendirmek için geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı geliştirmektir. Griffiths'in Bağımlılık Bileşenleri Modeli ve Teknolojik Belirlenimcilik Kuramı temel alınarak tasarlanan çalışma, iki aşamalı veri toplama süreci ile yürütülmüştür. İlk aşamada 307 katılımcıdan elde edilen verilerle açımlayıcı faktör analizi (AFA) gerçekleştirilmiş; ikinci aşamada ise bağımsız 361 kişilik örneklemden elde edilen verilerle ölçüm modelinin geçerliliğini test etmek amacıyla doğrulayıcı faktör analizi (DFA) uygulanmıştır. Kapsam geçerliliği uzman görüşleriyle sağlanmış ve pilot uygulamanın ardından ölçeğin nihai formu 25 maddeden oluşmuştur. AFA sonuçları üç boyutlu bir yapı ortaya koymuştur: Davranışsal Kontrolsüzlük, Duygusal Bağlanma ve Bilişsel Zayıflama. İç tutarlılık analizlerinde Cronbach α katsayıları .82 ile .95 arasında değişmiş ve yüksek düzeyde güvenirlik elde edilmiştir. Ölçek puanları, teknoloji ve internet bağımlılığı ölçekleriyle istatistiksel açıdan anlamlı ve pozitif korelasyonlar göstermiş; bu durum ölçüt geçerliğini desteklemiştir. Bulgular, geliştirilen ölçeğin bireylerin YZ kullanımına ilişkin davranışsal, duygusal ve bilişsel eğilimlerini kapsamlı biçimde değerlendirebildiğini ortaya koymaktadır. Dijital bağımlılık literatürüne katkı sağlamasının yanı sıra bu ölçek, psikolojik danışmanlık, eğitim ortamları ve teknoloji okuryazarlığı programlarında riskli YZ kullanım örüntülerini belirlemek amacıyla da uygulanabilir.
Antisocial behaviours are among the most concerning adolescent issues both in and out of the school context. These behaviours have a significant impact on adolescent and adult physical and mental health. Although there has been extensive research on antisocial behaviours, they warrant further investigation in terms of adolescents’ school achievement. The purpose of this study is to examine the associations between individual features, parenting behaviours, peer relations, neighbourhood features, and adolescent antisocial behaviours. The participants included 882 high school students (67.7% girls, 13-19 years old, Mage = 15.53, SD = 1.29). The results showed that resiliency, callous-unemotional traits, negative coping, poor monitoring, and discipline behaviours were associated with antisocial behaviours. However, peer relations and neighbourhood features were not associated with antisocial behaviours. The results and limitations of the study are discussed along with implications for future research.
Accurate educational assessment is critical for evaluating student learning and advancing instructional practices. Despite the robustness of Classical Test Theory (CTT) in assessing exam quality, its statistical complexity often limits its practical application by educators. This study presents the design and implementation of an innovative bilingual software tool (English/Arabic) that automates psychometric analysis of multiple-choice examinations. Developed using Python and leading data science libraries, the tool streamlines the computation of essential metrics such as item difficulty, discrimination indices, KR-20 reliability, and distractor efficiency. These parameters are synthesized into an intuitive Exam Quality Index (EQI), accompanied by automated narrative interpretations and targeted recommendations. This user-friendly application supports educators in enhancing assessment quality, promoting fairness, and fostering evidence-based educational practices.
This study assessed reliability and validity of the Depression, Anxiety, and Stress Scale (DASS-21) and Dysfunction Scale (DS) in the Tok Pisin (TP) language of Bougainville. The process followed translation, back translation, expert review, pilot testing with students (N = 77), and conducting CFA. The sub-scale for Stress of DASS-21 did not show reliability and validity in the CFA and was omitted for the analysis for the stress domain, a DASS-14 is suggested. The two-factor measurement model of the Depression Anxiety Scale (DAS-14) and a single-factor model for DS have demonstrated reliability and validity. Cronbach’s Alpha (α) for anxiety, depression, and dysfunction were .74, .82, and .73 respectively. McDonald’s Omega (ω) reliability score for anxiety and depression components of DAS-14 were .74 and .81 respectively. For DS, McDonald’s Omega (ω) reliability score was .72. For DAS-14, model fit indices for CFI = 0.90, TLI = 0.88, SMRs = 0.08, RMSEA = 0.07, and RMR = 0.06 indicating reasonable fit. For DS model fit indices were TLI = 0.91, and CFI = 0.94, and values of SMRs =0.06, RMR = 0.09, and RMSEA = 0.07 were measured which indicated a good fit. Convergent and discriminant validity scores showed appropriate to validate DAS-14 (TP) and DS
The current study aimed to develop and validate a very short Digital Detox Need Scale to assess the need for digital detox to avoid stress posed by constant job-related notifications on personal devices (cell-phones) and educational technology in academic settings (Personal Computers or PC’s in educational institutes) among teachers. A mixed-method approach involving qualitative interviews (n = 96), a feedback pilot study (n = 87) with a committee approach, a scale development study (n = 172), and a validation study (n = 308) through Exploratory and Confirmatory Factor Analyses. The scale was validated with 4 other scales i.e. it showed a strong convergent validity with global job satisfaction scale and teacher’s burnout scale, showed a strong predictive validity with the love of life scale and strong discriminant validity with the compulsive eating scale. The final scale revealed two subscales each having 3 items: Detox Coping Need and Detox Work Satisfaction Need. The scale demonstrated high internal consistency (α = .864). The scale offers a reliable and robust instrument for assessing digital detox needs and helping to enhance teachers’ well-being in the educational environment for counsellors and educational psychologists.
Patriarchal beliefs continue to shape social, political, and interpersonal dynamics across cultures, yet few psychometric tools exist to measure these beliefs within non-Western societies. This study aimed to adapt the Patriarchal Beliefs Scale (PBS) into Turkish and examine its validity and reliability among a sample of Turkish adults. The adaptation process followed standard translation-back translation procedures, followed by expert review for content validity. A sample of 503 participants (aged 18-69) was recruited for Exploratory Factor Analysis (EFA) and Confirmatory Factor Analysis (CFA). Internal consistency, test–retest reliability, item-total correlations, and inter-item correlations were assessed. Content validity was evaluated using Content Validity Index (CVI). EFA supported a single-factor structure consistent with the original scale. CFA confirmed good model fit (χ²/df = 2.14, GFI = 0.99, CFI = 0.98, RMSEA = 0.067). The PBS demonstrated high internal consistency (Cronbach’s α = .959) and strong test–retest reliability (r = .815, p < .001). Inter-item correlation coefficients ranged from 0.39 to 0.86, supporting the internal coherence of the scale. The CVI was .99, indicating excellent content validity. The Turkish version of the PBS is a valid and reliable instrument for assessing attitudes toward patriarchy in Turkish cultural contexts. It holds potential for use in sociological, psychological, and gender-based research, as well as intervention studies aiming to explore or challenge patriarchal norms.
Bu çalışmanın amacı Kendini Affetme İkili Süreç Ölçeğinin psikometrik özelliklerinin incelenmesidir. Araştırma kapsamında bilhassa ölçeğin Türkçe formunun cinsiyetler arasında ölçüm değişmezliğinin test edilmesi planlanmıştır. Araştırmanın örneklemini 168 (%64,37) kadın ve 93 (%35,63) erkek olmak üzere toplam 261 üniversite öğrencisi oluşturmaktadır. Katılımcıların yaş ortalaması 21,39 (SS = 2,91) olarak hesaplanmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu ve Kendini Affetme İkili Süreç Ölçeği Türkçe Formu kullanılmıştır. Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) ile elde edilen sonuçlar ölçeğin yapı geçerliğine ilişkin yeterli kanıtlar sunduğunu göstermiştir (X2/sd = 1,654, CFI = ,980, TLI = ,973, GFI = ,999, RMSEA = ,050, SRMR = ,067). Bunun yanı sıra, çoklu grup DFA cinsiyetler arasında şekilsel, metrik, skalar ve katı değişmezliğe ilişkin anlamlı bulgular ortaya koymuştur. Ayrıca, ölçeğin tümü için yakınsak geçerlik bulguları Pozitif Değere Yeniden Yönelim Alt Boyutu (PDYY) için sınırda iken (AVE = ,483), Kişisel Saygının Yenilenmesi Alt Boyutu (KSY) için yeterli düzeydedir (AVE = ,642). Son olarak, ölçeğin iç tutarlık güvenirliği (PDYY için McDonald ω = ,821 ve Cronbach’s α = ,817; KSY için McDonald ω = ,888 ve Cronbach’s α = ,886) ve iki yarı güvenirliği (PDYY için r = ,845; KSY için r = ,913) ile ilgili analizler iyi sonuçlar vermiştir. Sonuçlar Kendini Affetme İkili Süreç Ölçeği Türkçe Formunun üniversite öğrencileriyle kullanılmaya uygun, psikometrik olarak geçerli bir ölçüm aracı olduğunu göstermiştir. Özellikle, ölçeğin kadın ve erkeklerde benzer ölçüm performansı gösterdiğine ilişkin kanıtlar ortaya koyulmuştur.
Kaygı eğitim alanında en yaygın görülen ve araştırılan duygulardan biri olarak literatürde belirgin bir şekilde yer almaktadır. Kaygı bozuklukları çocuklar ve ergenler arasında da en yaygın rastlanan ruh sağlığı sorunu olarak dikkat çekmektedir. Kaygı bozuklukları öğrencilerin sosyal becerilerini, akademik başarılarını ve duygusal refahlarını önemli ölçüde bozabilmektedir. Eğitim bağlamında kaygı üzerine güncel düşünce ve araştırmalara bakıldığında, literatürde okul ortamı için çeşitli kaygı biçimlerinin tartışıldığı görülmektedir. Bunlar okul kaygısı, matematik, bilgisayar kaygısı, dil kaygısı, iletişim kaygısı, sosyal kaygı, spor kaygısı ve sınav kaygısı şeklinde sıralanabilir. Bununla birlikte yukarıdaki kaygı alanlarının hepsi farklı durumlardır ve öğretmenler, ebeveynler, yöneticiler ve danışmanlar için bir zorluk olarak değerlendirilmektedir. Bu bağlamda akademik kaygı ise tüm alanlarda kaygı yaşayan öğrencileri desteklemek, genelleştirilebilecek özelliklerin, sonuçların ve çözümlerin ulaşılabilirliğinin artırılması amacıyla, öğrencilerin okullarda yaşadıkları kaygıların bir araya getirilmesi için birleştirici bir formülasyondur. Bu çalışma kapsamında akademik kaygı için risk faktörleri ve çözüm önerileri sıralanmıştır. Böylelikle mevcut çalışma ile okul bağlamında değerlendirilen ve bilindik kaygı alanları dışında bir üst çerçeve olarak literatürde daha yeni bir kavram olan akademik kaygı üzerine çalışmaların yapılmasına öncülük etmesi ve akademik kaygının bileşenlerinin, risk faktörlerinin, kolaylaştırıcı etkenlerin incelenmesi ve akademik kaygıya yönelik müdahale programlarının tasarlanabilmesi amacıyla araştırmacılara yeni bir soluk kazandırılması amaçlanmaktadır.
Bu çalışmanın amacı, Genel Öz Yeterlik Ölçeği (General Self-Efficacy Scale-GSS) kısa formunun meta-analitik güvenirlik genellemesinin incelenmesidir. Ayrıca farklı moderatör değişkenlerin güvenirlik katsayılarını nasıl etkilediği incelenmiştir. Meta-analize dâhil edilecek çalışmaların belirlenmesi için birtakım kriterler belirlenmiştir. Kriterlere göre seçilen 87 çalışmadan elde edilen 101 Cronbach Alfa katsayısından meta-analize dâhil edilmiştir. Bonett dönüşümü kullanılarak Rastgele etkiler modeli ile analizler yürütülmüştür. Verilerin analizinde meta analize dayalı güvenirlik genellemesi kullanılmıştır. Etki büyüklüğü olarak güvenirlik tahminlerindeki değişkenlik üzerinde moderatör değişkenlerin etkisi Analog ANOVA ile incelenmiştir. Araştırma sonucunda genel çalışmalar için Cronbach Alfa katsayı ortalamasının ,85 olduğu belirlenmiştir. Cronbach Alfa değerlerindeki değişkenliği keşfetmek için üç kategorik değişken ile moderatör değişken analizleri yürütülmüştür ve sonuçlar raporlanmıştır. Moderatör değişken analizine göre ölçeğin kullanıldığı gruplarda eğitim alanında yapılan çalışmaların diğer alanda yapılan çalışmaların güvenirlik değerlerine göre anlamlı şekilde farklılaştığı belirlenmiştir. Araştırmadan elde sonuçlara göre; ölçeğin Cronbach Alfa değerinin yeterli düzeyde olduğu belirlenmiş ve bulgular doğrultusunda diğer araştırmacılara yönelik önerilerde bulunulmuştur.
ÖZBu çalışmanın amacı 3-6 yaş grubu çocuğu olan annelerin toplumsal cinsiyet algı düzeylerinin çeşitli değişkenler açısından incelenmesidir. Araştırmanın katılımcı annelerinin 65’i (%20,9) 20-30 yaş aralığında, 205’i (%65,9) 31-40 yaş aralığında ve 41’i (%13,2) 41 yaş ve üzerinde oldukları belirlenmiştir. Katılımcıların 303’ü (%97,4) anne-baba birlikte evli anne, 3’ü (%1,0) evli eşinden ayrı yaşayan anne ve 5’inin (%1,6) bekâr anne (boşanmış veya dul) oldukları görülmüştür. Araştırmada veri toplama sürecinde Toplumsal Cinsiyet Algısı Ölçeği ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Araştırma kapsamında elde edilen bulgulardan grupların ortalamalarının karşılaştırmalarının analizinde bağımsız gruplar için t testi, tek yönlü anova ve Kruskal-Wallis H testi kullanılmıştır. Araştırma bulgularında annelerin toplumsal cinsiyet algı düzeyleri üzerinde, eğitim düzeylerinin, çalışma durumlarının, 3-6 yaşındaki çocuğunun doğum sırasının, 3-6 yaş aralığındaki çocuğunun okul öncesi eğitim alma durumlarının ve çocuk büyütme sürecinde sosyal destek alma durumlarının etkili faktörler olduğu görülmüştür. Diğer taraftan yaş düzeylerinin, ebeveynlik durumlarının, baba eğitim düzeylerinin, 3-6 yaş aralığındaki çocuğunun cinsiyetinin, aylık gelir durumlarının, aile tiplerinin, en çok yaşanan bölgenin ve kendi ebeveynlerinin onları yetiştirirken sergilediği tutumların annelerin toplumsal cinsiyet algı düzeyleri üzerinde etkili birer faktör olmadığı belirlenmiştir. Araştırma kapsamında elde edilen bulgular alanyazın ışığında tartışılmış ve çeşitli öneriler sunulmuştur.
The study employed descriptive survey design to investigate the Parenting Styles and the Development of Socio-Emotional Regulation Skills of Preschool Children. Two hundred (200) Preschool respondents were randomly selected from ten (10) pre-primary schools; five (5) public and five (5) private schools. Parenting Styles Questionnaire (PSQ) and a self-Constructed Rating Scale for preschool Children's Socio-Emotional Rating Scale (PCSRS) were used to elicit information about the preschool parents' parenting styles and the rate scale for evaluation about their Socio-Emotional Skills displayed in the classroom. Validity and reliability studies of the measurement tools have been conducted. The data collected were analysed using statistical software SPSS 20.0 (Statistical Software Package for Social sciences). The findings revealed that that the dominant parenting Styles is authoritative parenting styles and the index of Socio-Emotional Regulation Skills are in the following order; friendship Skill, cooperation skill, responsibility skill, communication skill and the last is the empathy skill.
Bu çalışma yer bağlılığı, yer kimliği ve yer bağımlılığı kavramlarının bir değişken olarak ölçülebilmesi adına geliştirilen nicel ölçüm araçlarının bir araya getirilmesini ve tanıtılmasını amaçlamaktadır. Bu kavramların hangi tarihsel bağlamda ortaya çıktığını tespit edebimek adına öncelikle modern psikoloji tarihi içerisinde insan-çevre ilişkisinin gelişimi ele alınmıştır. Psikoloji çalışmalarında insan doğasına yönelik ön kabuller insanın çevre karşısındaki özerkliğini süreç içerisinde kabul etmiştir. Bu süreçte insanın çevre karşısında gittikçe daha fazla söz sahibi olduğu kabul edilmiştir. İnsan, çevrenin ürünü ve şekillendirdiği bir nesnesi olmaktan çıkarak çevre ile karşılıklı olarak birbirlerini şekillendiren bir özne haline gelmiştir. Psikoloji dünyasındaki bu paradigma değişimi çevre psikolojisi çalışmalarının ortaya çıkmasında etkili olmuştur. Ayrı bir alt disiplin olarak gelişen çevre psikolojisi insan ile yer arasındaki ilişkilerin doğasına yönelik çalışmalara giderek daha fazla önem vermektedir. Bu kapsamda gerçekleştirilen araştırmalar yer bağlılığı, yer kimliği ve yer bağımlılığı değişkenlerini öne sürmüştür. Ancak bu değişkenlerin ne düzeyde birbirilerinden ayrıldığı ve ne ölçüde birbirleri ile ilişkide olduğu üzerinde bir uzlaşı söz konusu değildir. Bu durum üç değişkenin de ölçülmesini zorlaştırmaktadır. Bu bağlamda mevcut çalışma üç değişkeni ölçmek amacıyla geliştirilmiş ölçüm araçlarını ve farklı ölçme tekniklerini incelemektedir