
Bu araştırmanın amacı; futsal maç simülasyonu sonrasında uygulanan üç farklı toparlanma stratejisinin (nöromüsküler elektrik stimülasyonu, foam roller ve aralıklı pnömatik kompresyon) kadın futsalcıların performans değişkenleri üzerindeki etkilerini incelemektir. Çalışmada gerçek deneysel araştırma modellerinden kontrol gruplu ön-son test modeli kullanılmıştır. Bu araştırmaya 46 kadın futsal sporcusu katılmıştır. Sporcular, ön test ölçümleri alındıktan sonra randomize atamayla 4 gruba (kontrol grubu, nöromüsküler elektrik stimülasyonu grubu, foam roller grubu ve aralıklı pnömatik kompresyon grubu) ayrılmıştır. Futsal maç simülasyonu uygulamasından sonra toparlanma stratejileri uygulanmış, 60 dakika dinlenmenin ardından performans testleri tekrar yapılmıştır. Bulgular, bazı parametrelerde (dikey sıçrama, diz eklem hareket açıklığı, anaerobik güç ve sürat) gruplar arasında anlamlı farklılıklar olduğunu göstermiştir. Elde edilen bulgular incelendiğinde; sporcuların dikey sıçrama performansında (foam roller, aralıklı pnömatik kompresyon ve nöromüsküler elektrik stimülasyonu gruplarında), sağ ve sol diz eklem hareket açıklığında (foam roller grubu) ve anaerobik güç değerlerinde (kontrol grubu) zamana bağlı anlamlı değişimler gözlenmiştir (p
Bu araştırmanın amacı, 12–14 yaş aralığındaki futbolcularda kinestetik zekâ düzeyi ile sporun yaşam becerilerine etkisi arasındaki ilişkiyi incelemektir. Nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli kullanılarak yürütülen çalışmaya, Türkiye’nin farklı illerindeki spor kulüplerinde lisanslı olarak futbol oynayan toplam 253 sporcu (126 kız, 127 erkek) katılmıştır. Veri toplama araçları olarak Çoklu Zekâ Alanları Değerlendirme Ölçeğinin bedensel/kinestetik zekâ alt boyutu ile Sporun Yaşam Becerilerine Etkisi Ölçeği kullanılmıştır. Veriler SPSS 26.0 programında analiz edilmiş; bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve regresyon analizlerinden yararlanılmıştır. Bulgular, kinestetik zekâ puanlarının anne ve baba eğitim düzeyine göre anlamlı farklılık gösterdiğini, buna karşın beden kitle indeksi, spor yapma süresi ve haftalık spor saatinin kinestetik zekâ üzerinde anlamlı bir etkisinin olmadığını ortaya koymuştur. Spor yapma süresinin yaşam becerileri puanlarını anlamlı düzeyde etkilediği belirlenmiştir. Regresyon analizi sonuçları, sporun yaşam becerilerine etkisinin kinestetik zekâyı anlamlı biçimde yordadığını göstermiştir. Yaşam becerilerinin alt boyutları incelendiğinde ise liderlik ve zaman yönetimi becerilerinin kinestetik zekânın anlamlı ve pozitif yordayıcıları olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak, sporun yaşam becerileri ile kinestetik zekâ arasında anlamlı ilişkiler bulunduğu ve özellikle liderlik ile zaman yönetimi becerilerinin kinestetik zekâ ile daha güçlü ilişkili olduğu belirlenmiştir.
Bu çalışmanın amacı 8 hafta boyunca uygulanan üst ekstremite patlayıcı kuvvet egzersizlerinin, judoculardaki el kavrama, dikey sıçrama ve sağlık topu fırlatma parametrelerine etkisini incelemektir. Çalışmaya düzenli antrenman yapan yaşları 14-17 aralığında olan 14 judo sporcusu gönüllü olarak katılmıştır. Antrenman programı öncesi judocuların yaş, boy ve vücut ağırlıkları, ölçümü planlanan parametrelerin öntest ölçümleri yapılmış ve kaydedilmiştir. Oluşturulan antrenman programı, sporcular tarafından 8 hafta boyunca haftada üç kez, birer saat uygulanmıştır. 8 hafta sonunda aynı ölçümler tekrar yapılmış ve kaydedilmiştir. Araştırma sonucuna göre yapılan öntest-sontest çalışmasında uygulanan parametreler arasında; el kavrama kuvveti (sağ el-sol el) arkaya sağlık topu fırlatma parametrelerinde anlamlı farklılık tespit edilmiştir (p0,05). Judocularda uygulanan, üst ekstremite patlayıcı kuvvet antrenmanlarının, el kavrama ve arkaya sağlık topu fırlatma üzerinde olumlu etki yarattığı görülürken, dikey sıçrama ve öne sağlık topu fırlatma performanslarında bir etkisi olmadığı tespit edilmiştir.
Bu araştırma, voleybolculara uygulanan Air Alert antrenman programının sıçrama, çeviklik ve denge performanslarına etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmaya Çanakkale’de faaliyet gösteren Fenerbahçe Voleybol Spor Okulu’nda antrenman yapan 14-16 yaş aralığında 14 deney ve 15 kontrol grubu olmak üzere toplam 29 kız sporcu gönüllü olarak katılmıştır. Bu çalışmada, kontrol grubu voleybol antrenmanlarına devam ederken, deney grubu 15 hafta süreyle voleybol antrenmanlarına ilave olarak Air Alert antrenman programına katılmıştır. Araştırmaya katılan gönüllülerden antrenman öncesi ve antrenman sonrası dikey sıçrama, yatay sıçrama, çeviklik, denge test ölçümleri alınmıştır. 15 hafta süreyle uygulanan antrenman öncesi ve sonrası elde edilen verilerin karşılaştırılmasında, ölçümler arası karşılaştırmada bağımlı gruplarda t testi, grupların karşılaştırılmasında ise bağımsız gruplarda t testi uygulanmıştır. Sonuçlar aritmetik ortalama ve standart sapma olarak sunulmuştur. İstatistiksel analizlerde anlamlılık düzeyi p
Spor bilimleri literatüründe sporcular, yöneticiler ve antrenörler gibi paydaşların liderlik özellikleri üzerine pek çok bilimsel araştırma yürütülmüştür. Bu çalışmanın temel amacı, içerik analizi yöntemiyle mevcut verileri sistematik bir şekilde inceleyerek alana dair bütüncül bir perspektif sunmak ve literatürdeki eksiklikleri tanımlamaktır. Araştırma kapsamında Yükseköğretim Kurulu Ulusal Tez Merkezi (YÖKTEZ) üzerinden yapılan tarama sonucu ulaşılan 479 tezin 321’i, belirlenen kriterler doğrultusunda analiz edilmiştir. Bulgular, çalışmaların büyük çoğunluğunun Türkçe dilinde yazılmış, nicel yönteme dayalı yüksek lisans tezlerinden oluştuğunu göstermektedir. Toplam 250 yüksek lisans ve 71 doktora tezinin incelendiği araştırmada, 1997-2024 yılları arasında akademik üretimin sürekli arttığı saptanmıştır. Çalışmalarda en sık başvurulan ölçme aracının "Spor İçin Liderlik" ölçeği olduğu, kurumsal bazda Gazi Üniversitesi'nin öne çıktığı ve örneklem grubu olarak en fazla öğrencilerin tercih edildiği belirlenmiştir. Örneklem büyüklükleri nicel araştırmalarda ağırlıklı olarak 101-1000 kişi arasındayken, nitel araştırmalarda genellikle 10 katılımcının üzerine çıkılmıştır. Tezlerin anahtar kelime dağılımı incelendiğinde; liderlik davranış stilleri ve spor branşları gibi temel kavramların yanı sıra dönüşümcü ve etik liderlik tarzlarının yoğunlukta olduğu; otantik, stratejik, vizyoner ve hizmetkâr liderlik gibi pek çok modelin de ele alındığı görülmektedir. Örgütsel boyutta en çok örgütsel bağlılık konusu işlenmekle birlikte örgütsel adalet, vatandaşlık ve iklim gibi değişkenler; ek olarak iş tatmini, motivasyon, duygusal zekâ, tükenmişlik, psikolojik sağlamlık ve mobbing gibi psikososyal unsurların spor ve liderlik bağlamında sıkça çalışıldığı sonucuna varılmıştır. Sonuç olarak bu araştırma, alandaki güncel eğilimleri ve literatürdeki boşlukları tespit ederek gelecek akademik çalışmalar için kapsamlı bir referans çerçevesi ve stratejik bir rehber sunmaktadır.
Psychological processes in athletes are considered to be as important as physical performance. In this context, the aim of the present study was to investigate the relationship between psychological need states and mental health continuum in the intrinsic processes of athletes’ effective decision-making. A total of 601 athletes, including 341 women and 260 men, voluntarily participated in the study. Research data were collected using the Scale of Effective Decision-Making in Sport, Psychological Need States in Sport Scale, and Sport Mental Health Continuum Short Form. According to the correlation analysis results, the strongest significant positive relationships were found between social well-being and psychological well-being (r = .78), and between social well-being and subjective well-being (r = .67). Regression analysis results, in which intrinsic decision-making was considered the predicted variable, revealed that autonomy (β = .120), competence (β = .338), and relatedness satisfaction (β = .222) had significant positive effects in the first model, whereas social well-being (β = .209) and psychological well-being (β = .336) had significant positive effects in the second model. As a result, it was determined that athletes’ mental health continuum (R² = .31) and psychological need states (R² = .22) had significant and positive predictive roles on intrinsically effective decision-making skills. In line with these findings, it is recommended that greater emphasis should be placed on practices aimed at supporting psychological needs and strengthening mental health in sports settings in order to improve athletes’ decision-making processes.
The primary objective of this study was to adapt the Toxic Sports Fandom Scale into Turkish and evaluate its psychometric properties within the context of Turkish football culture. Diverging from traditional measurement tools, the TSFS focuses on the cognitive structures and belief systems that legitimize fan aggression. This adaptation aims to address a significant gap in the literature regarding the cognitive and emotional foundations that predispose fans in Türkiye to aggressive behavior. The research sample consisted of 511 active sports fans (76.9% male, X̄_age=24.06), the majority of whom support the “Big Three” clubs. Data were collected via an online survey. Exploratory Factor Analysis (EFA) and Confirmatory Factor Analysis (CFA) revealed a robust two-factor structure, diverging from the original multi-dimensional model. The first factor, “Aggressive and Hostile Entitlement,” merges perceptions of entitlement to aggression with hostile environment beliefs; the second factor, “Dysregulated Loyal Fandom,” integrates emotional dysregulation with fan loyalty. The CFA results supported this structure with high fit indices, and the scale demonstrated high internal consistency (α=0.927). While the relatively low mean score for toxic fandom (X̄=2.66) suggests that these toxic cognitions remain somewhat implicit, the findings reveal that Turkish fans cognitively justify aggression as a “right” and recontextualize the loss of emotional control as a marker of “loyal fandom.” In conclusion, the two sub-dimesions and 16-item Turkish version of the TSFS provides a psychometrically sound and culturally sensitive instrument for assessing toxic attitudes and cognitive schemas among sports supporters in Türkiye.
The purpose of this research is to examine whether the students studying at sports sciences faculty have a digital gambling addiction level and for what reasons this addiction increases, in line with certain parameters. At the same time, the effects of students' educational environments and family structures on this addiction were also examined. The study sample consisted of 10 students studying at the Faculty of Sports Sciences. In the study, a case study design was preferred among qualitative research methods; data were collected through a semi-structured interview form developed by the researcher. The findings revealed that digital gambling addiction is shaped by multidimensional factors such as social environment, family pressure, economic inadequacy and easy access to digital platforms, beyond individual preferences. As a result, digital gambling addiction is a type of behavioral addiction shaped by different parameters such as individual impulses, social environment effect, economic pressures and ease of technological access. Therefore, it is thought that preventive and intervention strategies should be structured in a multi-level manner, not only for individual behaviors, but also for digital infrastructures, social environment norms and economic inequalities.
Spor ortamında en çok yaşanan kaygı türü olan durumluk kaygı, genellikle yarışma öncesi ya da sırasında ortaya çıkar ve bireyin o anki değerlendirmelerine, algılarına ve beklentilerine bağlı olarak artış gösterebilir. Durumluk kaygı düzeyini kontrol altına tutabilmek için sporcuların iyi bir psikolojik performans düzeyine ihtiyacı bulunmaktadır. Bu çalışmanın amacı, sporcuların yarışma öncesi durumluk kaygı düzeylerinde psikolojik performanslarının etkisinin incelenmesidir. Nicel araştırma yöntemlerinden tarama yöntemine göre tasarlanan bu çalışma, Eylül ve Ekim dönemi içerisinde yapılan bireysel ve takım sporlarındaki yarışmalara katılan sporcular üzerinde gerçekleştirilmiştir. Veri toplama aracı olarak durumluk kaygı ölçeği ile sporcu psikolojik performans ölçeği kullanılmıştır. Kolay örnekleme yoluyla 199 sporcuya yarışma öncesi ulaşılmıştır. Verilerin analizi sonrası normallik varsayımları sağlandığından parametrik testlerin yapılmasına karar verilmiştir. Cinsiyet değişkenine göre bakıldığında kendine güven alt boyutunda erkekler lehine anlamlı farklılık bulunmaktadır. Profesyonel sporcuların amatör sporculara kıyasla kendine güven ve güdülenme düzeylerinin yüksek, durumluk kaygı düzeylerinin ise daha düşük olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca takım sporcularının bireysel sporculara göre daha düşük kaygı yaşadıkları ve düzenli zihinsel antrenman yapan sporcularında yine durumluk kaygı düzeylerinin daha düşük olduğu görülmüştür. Psikolojik performans alt boyutları ile durumluk kaygı arasındaki ilişkiyi tespit etmek için yapılan analiz sonrası güdülenme ve kendine güven alt boyutlarından alınan puan yükseldikçe durumluk kaygı ve bedensel kaygı negatif yönde ilişkiliyken, bedensel kaygı alt ölçekten alınan puan ile durumluk ölçeğinden alınan puanlar pozitif yönde anlamlı düzeyde ilişkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Sporcuların psikolojik performanslarının yüksek olması, durumluk kaygı düzeylerinin düşük olması ve dolayısıyla fiziksel performanslarının artmasında etkili olabilir. Bu bağlamda sporcularda psikolojik performansın arttırılmasına yönelik çalışmalara ağırlık verilmelidir.
Araştırmada atletizm sporcularının sporcu kimliği düzeyleri ile sporda imgeleme durumları arasındaki ilişkiyi kanonik korelasyon analizi yöntemiyle incelemek amaçlanmıştır. Atletizm, yüksek düzeyde zihinsel hazırlık ve performans gerektiren bir spor branşıdır. Bu nedenle sporcu kimliği ve sporda imgeleme atletlerin performans süreçlerinde önemli rol oynamaktadır. Bu iki değişken arasındaki ilişkinin atletizm sporcularında incelenmesi, alan yazına özgün katkı sunması açısından önemlidir. Bu nedenle nicel araştırma desenlerinden biri olan korelasyonel araştırma yöntemi tercih edilmiştir. Araştırma grubunun belirlenmesinde uygun örnekleme yöntemi kullanılmış ve 56 kadın, 110 erkek olmak üzere toplam 166 atletizm sporcusundan veri toplanmıştır. Örneklem büyüklüğünün belirlenmesinde kanonik korelasyon analizi için gereken minimum örneklem büyüklüğü dikkate alınmıştır. Veri toplama aracı olarak kişisel bilgi formu, Sporcu kimliği ölçeği ve Sporda imgeleme ölçeği tercih edilmiştir. Verilerin analizinde, değişkenler arasındaki ilişkilerin yanı sıra olası etkileşimleri inceleyebilme potansiyeli ile hem korelasyon hem de regresyon analizlerinin kapsamına giren yönleri taşıması sebebiyle kanonik korelasyon analizi kullanılmıştır. Sonuç olarak, sporcu kimliği ile sporda imgeleme değişken setleri arasında yüksek düzeyde ve anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir (rc=.969, p
Bu araştırma, voleybol antrenörlerinde kariyer adanmışlık düzeyleri ile psikolojik sağlamlık düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışmada, nicel araştırma yöntemlerinden olan ilişkisel tarama deseni kullanılmıştır. Araştırmaya 307 kişi katılmıştır. Çalışmada Kişisel bilgi formu, Kariyer Adanmışlık Ölçeği ve Psikolojik Sağlamlık Ölçeği kullanılmıştır. Veriler SPSS 25 paket programında analiz edilmiştir. Verilerim normal dağılımına bakılmıştır. Verilerin normal dağıldığından dolayı ikili grup karşılaştırmalarında Bağımsız Örneklem T-Testi, üç ve üçten fazla grupları karşılaştırmak için Anova testi ve ölçeklerin birbiri ile ve bazı değişkenler arasındaki ilişki için Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda, katılımcıların kariyer adanmışlık düzeylerinde kadınlar, erkeklere göre toplam puanların anlamlı düzeyde yüksek çıkmıştır. Yaş değişkeninde psikolojik sağlamlık ile yaş arasında pozitif yönlü ve anlamlı bir ilişkini bulunmuştur. Antrenörlük kademesi değişkeni ile kariyer adanmışlık düzeyi arasında yapılan, Anova testi sonucunda, gruplar arasında anlamlı farklılık çıkmıştır. Gruplar arasındaki farkı bulmaya yönelik yapılan Scheffe testi sonucunda 2. kademe ile 4. ve 5. kademe olanların puan ortalaması 1. kademeye göre anlamlı düzeyde yüksek çıkmıştır. Antrenörlük yılında ise, kariyer adanmışlık ve psikolojik sağlamlık ile antrenörlük yılı arasında bir ilişki rastlanılmamıştır. Görevlendirme şekli değişkeninde ise, katılımcıların kariyer adanmışlık düzeyinde gruplar arasında anlamlı bir farklılık görülmüştür. Farkın kaynağı incelendiğinde kadrolu çalışanların, fahri çalışanlara göre kariyer adanmışlık düzeylerinin anlamlı düzeyde yüksek olduğu sonucu çıkmıştır. Katılımcıların kariyer adanmışlık düzeyleri ile psikolojik sağlamlık düzeyleri arasında yapılan korelasyon analizi sonucunda bir ilişki rastlanılmamıştır.
The total time spent at high percentages of maximal oxygen uptake (V̇O2max) during a high-intensity interval training (HIIT) session is considered one of the key acute responses for inducing long-term improvements in V̇O2max. Therefore, over the past 15 years, many studies have focused on maximizing the time spent near V̇O2max in constant-intensity HIIT protocols by manipulating variables such as work duration, number of repetitions, recovery duration, and recovery intensity. More recently, however, a limited number of studies have employed strategies that modify the intensity distribution within work bouts in order to increase this time. This narrative review aimed to examine the potential of HIIT strategies with variable intensity distributions to maximize the time spent near V̇O2max compared with constant-intensity HIIT protocols. Accordingly, fast-start, varied-intensity, linearly varying, and stepwise decreasing-intensity protocols were addressed. The findings indicate that, when sufficiently long work bouts are applied to allow V̇O2 to reach maximal levels, variable intensity-distribution HIIT approaches can increase the time spent at V̇O2max compared with traditional constant-intensity protocols. Furthermore, these strategies were found to elicit greater total V̇O2 consumption despite producing similar blood lactate responses and ratings of perceived exertion. These results suggest that HIIT approaches incorporating variable intensity distributions may impose higher aerobic demands.
The aim of the study was to determine the effect of 12-week core training on certain motor parameters and general soccer ability test of 13-year-old soccer players. The 13-year-old age group consisted of 20 volunteer athletes who were trained in a soccer school. Height, weight, 10-meter, 30-meter sprint test, Illinois agility test, T test and Mor-Christian general soccer ability tests were used before and after the study. Core training was applied to the study group 3 times per week for 12 weeks after the warm-up. The research data were analyzed in the SPSS 26.0 statistical program. It was determined that there was no statistically significant difference between the groups in height, body weight, 30m sprint and agility T-test averages. However, in the comparison of 10m sprint, agility, shooting, passing and dribbling test score averages, it was determined that the intervention group showed a statistically significant score average. As a result, it can be said that additional core training has an effect on the soccer skills and motor performance of 13-year-old soccer players and contributes significantly to the multidimensional development of children, in this respect, core exercises contribute to the personal development of young age group soccer players.
The aim of this study was to examine the effects of a brief, high-intensity functional training program conducted after basic strength training on isoinertial power measures of the upper and lower extremities in top wrestlers. The study involved 17 elite male freestyle wrestlers who had completed an eight-week strength training program. The participants completed a two-week functional training program targeting the upper and lower extremities (four sessions in total). Before and after training, Desmotec devices were used to measure average power, concentric and eccentric peak power, and movement duration. The findings showed statistically significant improvements in concentric and eccentric power outputs across all extremities. Specifically, lower-extremity maximum concentric peak power and average concentric power increased (p
Bu araştırmada iklim değişikliğinin rekreasyonel dış mekân spor faaliyetleri üzerindeki etkilerinin ve bireylerin iklim değişikliğine karşı geliştirdikleri uyum stratejilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma nitel araştırma yaklaşımı kapsamında bütüncül tek durum deseni kullanılarak yapılandırılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu Samsun ilinin İlkadım, Atakum, Canik ilçelerinde düzenli olarak sportif amaçlı dış mekân rekreasyon faaliyetlerine katılan bireyler oluşturmaktadır. Araştırma evreninin seçiminde kolay ulaşılabilir durum örneklemesi kullanılmıştır. Veri toplama yöntemi olarak odak grup görüşmesi tercih edilmiş ve veriler yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla toplanmıştır. Araştırmada toplanan veriler, nitel veri analizi tekniklerinden içerik analizi yöntemiyle analiz edilmiştir. Araştırma sonuçları, iklim değişikliğinin bireylerin rekreasyonel dış mekân spor faaliyetlerine katılım sıklığını, tercih edilen zaman dilimlerini ve mekân seçimlerini önemli ölçüde etkilediğini göstermektedir. Ayrıca araştırma rekreasyonel dış mekân spor faaliyetlerinde bulunan bireylerin iklim değişikliğini algılayıp buna göre fiziksel uyum ve direnç geliştirme, ekipman, zamanlama, alternatif mekân seçimi ve faaliyet değiştirme gibi uyum stratejileri geliştirdiklerini ortaya koymaktadır.
Bu araştırmanın amacı, üniversite öğrencilerinde sosyal medya bağımlılığı ile bilişsel davranışçı fiziksel aktivite düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırmada ilişkisel tarama modeli kullanılmış, evren olarak üniversite öğrencileri belirlenmiş ve tesadüfi örneklem yöntemiyle seçilen 315 öğrenci çalışma grubunu oluşturmuştur. Araştırmada veri toplama araçları olarak, sosyal medya bağımlılığı ölçeği ve bilişsel davranışçı fiziksel aktivite ölçeği kullanılmıştır. Bulgulara göre, sosyal medya bağımlılığı ve fiziksel aktivite düzeyleri cinsiyet, yaş ve gelir düzeyi gibi demografik değişkenlere göre anlamlı farklılıklar göstermektedir. Kadın katılımcıların sosyal medya bağımlılığı düzeylerinin erkeklerden daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Buna karşılık erkek katılımcılar, fiziksel aktiviteye yönelik olumlu tutumlar ve daha yüksek öz-düzenleme becerileri sergilemiştir. Gelir düzeyi açısından düşük gelirli öğrencilerin daha yüksek sosyal medya bağımlılığı puanları ve daha düşük fiziksel aktivite puanlarına sahip olduğu görülmüştür. Yaş grupları incelendiğinde, yaş ilerledikçe sosyal medya bağımlılığı düzeylerinin azaldığı, buna karşılık fiziksel aktivite düzeylerinin arttığı gözlemlenmiştir. Ayrıca, beden kitle indeksi ile sosyal medya bağımlılığı arasında pozitif, fiziksel aktivite arasında ise negatif ilişki bulunmuştur. Sonuç olarak, sosyal medya bağımlılığı üniversite öğrencileri arasında fiziksel aktivite düzeylerini olumsuz etkileyen önemli bir faktör olarak belirlenmiştir. Bu doğrultuda, kadın öğrenciler için sosyal medya kullanımını azaltmaya yönelik bilgilendirme seminerleri, dijital detoks atölyeleri ve rehberlik hizmetleri sunulması önerilmektedir. Ayrıca, fiziksel aktivite düzeylerini artırmak amacıyla üniversite bünyesinde kadınlara özel yürüyüş kulüpleri gibi grup egzersiz seansları düzenlenebilir. Düşük gelirli öğrenciler için ise, spor salonlarına ücretsiz üyelik imkânı sağlanması ya da belediye iş birliğiyle açık alanlarda ücretsiz spor etkinlikleri (sabah sporu, halk koşuları) düzenlenmesi önerilmektedir.
Bu çalışma, Türkiye’de 2008-2024 yılları arasında yayımlanan espor konulu lisansüstü tezleri içerik analizi yöntemiyle inceleyerek; alanın bibliyometrik özelliklerini belirlemeyi ve metodolojik eğilimlerini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Araştırma kapsamında Yükseköğretim Kurulu Ulusal Tez Merkezi (YÖKTEZ) veri tabanında taranan 135 lisansüstü tez örnekleme dahil edilmiştir. Çalışmada betimsel istatistiklerin yanı sıra; enstitü, yöntem, dönem ve danışman ünvanı gibi değişkenler arasındaki ilişkileri irdeleyen çapraz analizler kullanılmıştır. Bulgular, yapılan çalışmaların Türkiye Espor Federasyonu’nun kurulduğu 2018 yılına kadar düşük düzeyde olduğunu; ancak özellikle Covid-19 pandemisi sonrasında (2022-2024) önemli ölçüde arttığını göstermektedir. Metodolojik analizler, Spor ve Sağlık Bilimleri enstitülerinde nicel yöntemlerin (%77 üzeri) baskın olduğunu; buna karşın Sosyal Bilimler alanında nitel desenlerin (%55,6) daha yüksek oranda tercih edildiğini ortaya koymaktadır. Tematik olarak literatürün, "performans" (motivasyon) ve "sağlık" (bağımlılık) ekseninde kümelendiği; coğrafi olarak ise endüstrinin ve idari yapıların merkezi olan İstanbul ve Ankara'da yoğunlaştığı tespit edilmiştir. Ayrıca tezlerin %75,5’inin kıdemli öğretim üyeleri (Prof. Dr. ve Doç. Dr.) danışmanlığında yürütülmesi, esporun akademik camiada kabul gördüğünü göstermektedir. Sonuç olarak, Türkiye’deki espor literatürünün niceliksel açıdan ve kurumsal gelişim bağlamında önemli bir büyüme kaydettiği; ancak alanın daha bütüncül anlaşılabilmesi için disiplinlerarası ve metodolojik çeşitliliğin artırılması gerektiği belirlenmiştir. Gelecekteki çalışmalarda, esporun çok katmanlı yapısını kavrayabilmek adına; farklı disiplinlerin entegre edildiği ve nitel/karma yöntemlerin daha etkin kullanıldığı bütüncül araştırma tasarımlarına öncelik verilmesi önerilmektedir.
Alt ekstremite kaslarının koordinasyonu ve dengenin korunması, sportif performansın geliştirilmesinde kritik bir role sahiptir. Bu çalışmada, farklı kapalı kinetik zincir egzersizleri sırasında cinsiyet ve fiziksel aktivite düzeyinin stabilite indeksi ve alt ekstremite simetrisi üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Araştırmaya yaşları 18-24 arasında değişen, 40’ı sporcu ve 40’ı sedanter olmak üzere toplam 80 gönüllü katılmıştır. Katılımcıların denge performansları TOGU Challenge Disc kullanılarak; öne hamle, yana hamle, tek bacak üzerinde durma ve tek bacak squat egzersizleri sırasında ölçülmüş; alt ekstremite simetrisi ise simetri indeksi (SI) ile değerlendirilmiştir. Elde edilen veriler bağımsız gruplar t-testi ile analiz edilmiştir. Bulgular, öne hamle, tek bacak duruş ve squat egzersizlerinde sporcuların sedanter bireylere kıyasla anlamlı düzeyde daha düşük stabilite indeksi değerlerine sahip olduğunu göstermiştir (p < 0,05). Cinsiyet açısından değerlendirildiğinde, erkekler bazı görevlerde kadınlara göre daha iyi denge performansı sergilemiştir. Asimetri analizinde, yalnızca tek bacak üzerinde durma egzersizinde negatif ve pozitif SI grupları arasında anlamlı fark tespit edilmiştir. Sonuç olarak, cinsiyet ve fiziksel aktivite düzeyine göre denge ve simetri göstergelerinde anlamlı farklılıklar gözlenmiştir; tek bacak duruş gibi görevlerin alt ekstremite asimetrisini değerlendirmede daha duyarlı olabileceği düşünülmektedir.
Bu çalışmanın amacı; sosyal zekânın, empatik eğilim ve problem çözme becerisi arsındaki ilişkide aracılık etkisinin incelenmesidir. Araştırma Düzce Spor Bilimleri Fakültesinde öğrenim gören 114 kadın 228 erkek öğrenci olmak üzere toplam 342 katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların sosyal zekâ düzeylerini belirlemek için “Tromso Sosyal Zekâ Ölçeği”, empatik eğilim becerilerini belirlemek için “Empatik Eğilim Ölçeği” ve problem çözme becerilerini belirlemek içinde “Problem Çözme Becerisi Ölçeği (PÇBÖ)” kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS yazılımı kullanılarak Pearson korelasyon analizi uygulanmış ve PROCESS makrosuyla Bootstrap yöntemi temelinde regresyon analizi yapılmıştır. Aracılık etkisini değerlendirmek için PROCESS Makro Model 4 kullanılmıştır. Elde edilen bulgular, empatik eğilim becerisinin öğrencilerin problem çözme becerileri üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğunu ve sosyal zekânın bu etkiyi güçlendirdiğini göstermektedir. Sonuçlar, spor bilimleri fakültesinde okuyan öğrencilerin empatik eğilim becerileri ile problem çözme becerisi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğunu ve sosyal zekâ düzeyinin bu ilişkiye aracılık ettiğini ortaya koymuştur.
Bu araştırmanın amacı, orijinal formu Liu ve Keating (2022) tarafından geliştirilen “Beden Eğitimi Öğretmeni Adaylarının Öğretmen Kimliği Ölçeği”ni Türkçe ve Türk kültürüne uyarlamaktır. Araştırmanın çalışma grubunu, 2023-2024 eğitim öğretim yılında Karabük Üniversitesi Hasan Doğan Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulunda öğrenim gören 142’si kadın, 200’ü erkek olmak üzere toplam 342 beden eğitimi öğretmeni adayı oluşturmaktadır. Ölçek çeviri/geri çeviri yöntemi ile Türkçeye çevrilmiş ve tüm maddelerin anlamsal, dilsel ve kültürel eşdeğerlikleri incelenerek dil geçerliği sağlanmıştır. Ölçeğin yapı geçerliğini sağlamak amacıyla açımlayıcı faktör analizi (AFA) yapılmıştır. Ortaya çıkan yapı doğrulayıcı faktör analizi (DFA) ile sınanmış ve doğrulanmıştır. Madde ayırt ediciliğini test etmek amacıyla %27’lik alt-üst grup karşılaştırılması yapılmıştır. Ölçeğin güvenirliğini belirlemek için ise Cronbach’s Alpha güvenirlik katsayıları hesaplanmış ve ölçeğin tamamının .97, alt boyutlarının ise .87 ile .98 aralığında değere sahip olduğu kaydedilmiştir. Mevcut bulgular sonucunda; 17 madde ve 3 alt boyuttan oluşan ölçeğin Türkçe formunun, beden eğitimi ve spor öğretmeni adaylarının öğretmen kimliklerini belirlemede kullanılmak üzere geçerli ve güvenilir bir araç olduğu söylenebilir.