
Anlamlandırma sürecini interdisipliner bir yaklaşımla ele alan K. Weick, örgüt teorisi yazı-nında oldukça özgün bir konuma sahiptir. Buna karşın, Türkçe yazında, Weick’ın teorik ve kavramsal çerçevesi son derece sınırlı bir ilgiyle karşı karşıyadır. Weick’ın perspektifini konu edinen çalışmalar, sıklıkla, stratejik yönetim süreçlerini tartışmaya açmaktadır. Bununla bir-likte Weick’ın özgün kavrayışı, teorik ve uygulamaya dönük pek çok imkân sunmaktadır. Bu düzlemde Weick’ın değerlendirmelerine bütüncül bir bakış açısıyla yaklaşmak örgüt teorisi yazını için önem arz etmektedir. Bu çalışma, Weick’ın değerlendirmeleri doğrultusunda, an-lamlandırma sürecini odağa almaktadır. Çalışma, temelde, iki özgün katkıyı hedeflemektedir: Bunlardan ilki, anlamlandırma sürecini interdisipliner bir perspektifle ele almak; ikincisi ise, Weick’ın anlamlandırma perspektifini besleyen düşünce dünyasına ve tarihsel arka plana ışık tutmaktır. Çalışmada ilk olarak, Weick’ın yaklaşımı genel hatlarıyla tanıtılmakta ve tarihsel arka plana yer verilmektedir. Çalışmanın ilerleyen bölümlerinde ise, Weick’ın anlamlandırma perspektifini besleyen düşünceler ele alınmaktadır. Buradan hareketle bir bütün olarak anlam-landırma sürecinin bileşenleri, öznesi ve günlük yaşamla ilişkisi tartışılmaktadır.
Amaç: Bu çalışma, 21. yüzyılda Türkiye ile Afrika ülkeleri arasında imzalanan enerji, maden ve hidrokarbon anlaşmalarını nitel çözümleme yöntemiyle inceleyerek, Türkiye’nin enerji diplo-masisinin yumuşak güç stratejisiyle nasıl iç içe geçtiğini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Ayrıca, bölgedeki enerji ilişkilerinde karşılaşılan sorunları ve fırsatları değerlendirmeyi hedeflemektedir. Yöntem: Çalışma, Türkiye’nin Afrika’daki enerji diplomasisini belgeler temelli, kapsamlı ve sistematik bir şekilde analiz etmek amacıyla nitel çözümleme yöntemini kullanmaktadır. 21. yüzyılda Türkiye ve Afrika ülkeleri arasında yapılan enerji anlaşmaları detaylı bir şekilde in-celenmiştir. Bulgular: Çalışma sonucunda, Türkiye’nin Afrika’daki enerji iş birliklerinin ekonomik he-deflerin ötesine geçerek, yumuşak güç unsurlarıyla desteklendiği tespit edilmiştir. Ayrıca, Türkiye’nin kıtadaki yumuşak gücünün enerji iş birliklerine somut katkılar sunduğu ve bu iş birliklerinin daha geniş stratejik etkilere sahip olduğu ortaya konmuştur. Sınırlılıklar: Bu çalışmanın sınırlılığı, Türkiye’nin Afrika’daki enerji diplomasisinin belgeler temelli analizine dayalı olması ve literatürde bu konuya yönelik yapılan çalışmaların sınırlı düzeyde bulunmasıdır. Katkı: Bu çalışma, Türkiye’nin Afrika’daki enerji diplomasisini inceleyerek, yumuşak güç araçlarıyla bütünleşen çok boyutlu bir enerji diplomasisinin, Türkiye’nin Afrika’daki yapısal ve diplomatik zorlukları aşmasında etkili bir çözüm sunduğunu ortaya koymaktadır. Ayrıca, Tür-kiye’nin Afrika’daki stratejik konumunu güçlendirmek için fırsatların nasıl değerlendirilmesi gerektiğine dair önemli çıkarımlar sunmaktadır.
Bu çalışmada Luc de Brabandere’nin matematik, mantık ve bilişim disiplinlerinin tarihsel ve felsefi kesişimlerini ele aldığı Homo İnformatiks: Bilişim, Matematik ve Mantığın Kesi-şen Dünyaları adlı eseri incelenmiştir. Belçikalı bir matematikçi, bilişim uzmanı ve felsefeci olan de Brabandere, teknik uzmanlığını ve felsefi bakış açısını birleştirerek bu üç disiplinin modernite ve sonrasında dijital çağın oluşumundaki rolünü değerlendirmiştir. Kitap, tarihsel bir anlatıyı eleştirel bir analizle harmanlayarak teknolojinin ilerleme süreçlerini ve toplumsal yansımalarını ele almaktadır. Bu gelişim sürecini anlatırken bilim ve felsefe tarihinde yer etmiş birçok kişinin görüşlerine başvurmuştur. Eser hem akademisyen hem de teknoloji ve fütürist düşünceye özel ilgi duyan okuyucu kitlesine hitap etmektedir. İnceleme üç aşamalı gerçekleş-tirilmiştir. İlk aşamada metin özetlenerek kitabın ana fikri ortaya koyulmuştur. İkinci aşamada metin analitik perspektiften ele alınmıştır. Üçüncü aşamada ise genel bir değerlendirme yapı-larak eserin alana katkısı sorgulanmıştır.
Bu makale; iki boyutlu bir düzlem üzerinde tasarlanan afiş tasarımlarında, Op Art sanat akımının görme algısı üzerinde yarattığı hareket illüzyonu ve kinetik tipografi ile meydana getirilen döngüsel optik etkinin bir tasarım elementi haline getirilmesini tematik olarak iş-lerken, Op Art bağlamı ve tarihi retrospektifiyle sanat eserlerinde devinim arayışının güncel afiş tasarım trendlerine olan yansımaları ve entegrasyonu perspektifiyle afiş ve afiş izleyicisi üzerinde yarattığı etkiyi irdelemeyi amaçlamaktadır. Bu araştırma; Op Art’ın algısal yanıltma ile yarattığı dinamizmin afiş tasarımlarına izdüşümüyle sınırlandırılarak, literatür taramaları desteğiyle, gözleme dayalı ve nitel bir yöntemle elde edilmiş analizler ortaya koymaktadır. Sanat, yöntemsel ve kuramsal skalasını; 20. yy modern sanat anlayışı sonrası modernite ötesi postmodern, kuramsal ve dijitalleşen sanat anlayışıyla genişletmiştir. İncelenen sanat eserleri ve afiş tasarımları karşılaştırılmalarıyla elde edilen bulgular; 1960’larda belirginleşen Op Art sanat akımı prensiplerinin, geleneksel ya da dijital teknikler kullanılarak, güncel tasarım me-totlarıyla uyarlanarak hibrit hale getirildiğini ve popülerliğini kaybetmediğini göstermektedir. Op Art akımı unsurlarının kullanımı ve devinim olgusu, süjenin algısı üzerinde yoğun uyarıcı bir aksiyon yaratma formülü olarak kullandığı görülmektedir.
Çalışmanın amacı, Türkiye’nin UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde Dünya Miras Alanı ola-rak ilan edilen yerlerini filatelik tasarımlar üzerinden inceleyerek, kültürel mirasın görsel ve temsili boyutuna katkı sunmaktır. Nitel araştırma yöntemi esas alınarak yürütülen bu çalışma-nın verilerine basılı ve elektronik ortamda yayımlanmış dokümanlar aracılığıyla erişilmiştir. Öncelikle literatür taraması yapılarak araştırmanın kuramsal çerçevesi oluşturulmuş, ardın-dan 1984-2018 yılları arasında yayımlanan pul emisyon programı incelenerek görsel veriler toplanmıştır. Farklı zamanlarda çeşitli başlıklar altında pul tasarımları yayımlanmış olsa da araştırma kapsamına yalnızca “UNESCO” başlıklı tasarımlar dâhil edilmiştir. Yapılan araş-tırmada; İstanbul’un Tarihi Alanları, Göreme Millî Parkı ve Kapadokya, Hierapolis-Pamuk-kale ve Truva Arkeolojik Alanı başlığı ile tedavüle çıkarılan 12 filatelik tasarıma ulaşılmıştır. Türkiye’nin UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde Dünya Miras Alanı olarak kayıtlanan toplam 21 miras alanı bulunmasına rağmen, yalnızca dört miras alanına ilişkin filatelik tasarımın yayımlandığı tespit edilmiştir. Mevcut tasarımların da sayı ve içerik itibarıyla beklentiyi tam olarak karşılamadığı anlaşılmıştır. Bu nedenle, henüz hakkında filatelik tasarım bulunmayan konularla ilgili çalışmalar yapılması ve pul emisyon programına “UNESCO Türkiye Kültürel Mirası” başlıklı bir seri eklenmesi önerisinde bulunulmaktadır. Ayrıca söz konusu serinin ge-rek FDC (First Day Cover - İlk gün zarfı) gerekse pul portföyü olarak hazırlanması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Kentler, yalnızca fiziksel yapılar değil; aynı zamanda sınıfsal, kültürel ve mekânsal dışlama biçimlerinin yeniden üretildiği toplumsal alanlardır. Bu çalışma, neoliberal kentleşme süreçlerinin bu dışlama biçimlerini nasıl derinleştirdiğini, Henri Lefebvre, David Harvey ve Manuel Castells’in kuramsal perspektiflerinden hareketle eleştirel bir bakış açısıyla incelemektedir. Lefebvre’nin “mekânın üretimi” ve “kent hakkı”, Harvey’in “birikim yoluyla el koyma” ve “mekânsal adalet”, Castells’in ise “ağ toplumu” ve “kentsel toplumsal hareketler” kuramları doğrultusunda, kentlerin sadece ekonomik değil; aynı zamanda siyasal ve kültürel mücadele alanları olduğu gösterilmektedir. Türkiye’den Sulukule, Tarlabaşı ve Fikirtepe örnekleri üzerinden mekânsal dönüşüm süreçleri analiz edilerek, dışlama mekanizmaları ile bu süreçlere karşı gelişen çok katmanlı direniş pratikleri ortaya konmuştur. Ayrıca Brezilya, Fransa ve ABD gibi ülkelerden örneklerle çok ölçekli bir karşılaştırma yapılarak, kuramların küresel bağlamda da açıklayıcı gücü test edilmiştir. Çalışma, üç kuramcıyı bütüncül biçimde ele alarak kent sosyolojisi literatürüne teorik katkı sunmakta; saha verilerine dayalı karşılaştırmalı çözümlemelerle kuram ve pratik arasında köprü kurmaktadır. Son olarak, çalışmada geliştirilen politika önerileri, toplumsal dışlanmayı azaltıcı, katılımı artırıcı ve adil mekânsal planlamayı teşvik edici ilkeler çerçevesinde yapılandırılmıştır.
Türk- İtalyan ilişkilerinin tarihi uzun bir geçmişe sahiptir. İtalyanlar ve Türkler arasında ticaret, savaş ve denizcilik yoluyla kurulan ilişkiler bu iki milletin dil açısından da birbirini etkilemesine neden olmuş ve karşılıklı sözcük alıntılamaları her iki dilin bünyesinde de var olmuştur. Türkçedeki İtalyanca alıntılar 13.-18. yüzyıllar arasına uzanan geniş bir zaman diliminde gerçekleşmiştir. Bugün Türk Dil Kurumu'nun yayımladığı Türkçe Sözlük’ün son baskısında (2023) çeşitli alanlara ait yaklaşık 627 İtalyanca alıntı sözcük bulunmaktadır. Bu İtalyanca söz varlığı içindeki bir kısım sözcüğün Türkçede özel bir argo anlam kazandığı dikkati çekmektedir. Sunacağımız bildiride bu türden özel argo anlamlar kazanmış İtalyanca kökenli sözcükler ele alınarak bu argo kullanımlarının hangi alanlarda nasıl oluştuğu konusu dilsel açıdan değerlendirilmeye çalışılacaktır. Argo denildiğinde birçok kaynağın ve araştırmacının farklı tanımları mevcuttur. Ancak genel olarak argoyu toplumun içinden bir alt kültür grubunun kendi arasında ve diğerlerinin anlamayacağı şekilde kurdukları iletişim dili, özel dil olduğu şeklinde ifade etmek mümkündür. Bu argo sözcükleri kullanan kültür grupları sözcüklere yükledikleri değişik anlamlarla sözcüklerin anlam çerçevesini genişletebilmektedir. İtalyanca kökenli alıntı sözcüklerin bir kısmının Türkçeye girdikten sonra argolaşması bu özel dili kullanan grupların sözcükleri benimsemesi ve kullanmasıyla ilgili olmalıdır. Bu bildiri çerçevesinde ilgili söz varlığı temelinde Türkçedeki argo dil kültürü konusunda da değerlendirmeler yapılmaya çalışılacaktır.
Bu çalışma, yere aidiyet (YA) ve topluluk bağlılığının (TB) kırsal ve kentsel genç yetişkinler arasında nasıl farklılaştığını incelemekte ve özellikle dijitalleşmenin bu ilişkideki düzenleyici rolüne odaklanmaktadır. Genç yetişkinden oluşan tabakalı rastgele bir örneklem, kırsal (n = 245) ve kentsel (n = 219) yerleşimlerde çevrim içi anket yoluyla çalışmaya katılmıştır. Doğrulayıcı faktör analizi (CFA), çok boyutlu ölçüm modelini doğrulamıştır. Yapısal eşitlik modellemesi (YEM) ve çok gruplu moderasyon analizleri, sosyodemografik değişkenler ile dijitalleşmenin bilişsel, duygusal ve değerlendirici YA ve TB boyutları üzerindeki etkisini incelemek amacıyla uygulanmıştır. Kırsal gençler, tüm alt boyutlarda anlamlı biçimde daha yüksek düzeyde yere aidiyet ve topluluk bağlılığı bildirmiştir. Dijitalleşme, değerlendirici aidiyet ile değerlendirici bağlılık arasındaki ilişkiyi seçici biçimde modere etmiştir; bu da, mekâna yönelik sembolik bağların dijital yoğun yaşam tarzlarında daha kırılgan olabileceğini göstermektedir. İkamet süresi ve göçmenlik geçmişi, yere aidiyetin anlamlı pozitif yordayıcıları olarak ortaya çıkarken, cinsiyet ve eğitim düzeyinin tutarlı etkileri gözlemlenmemiştir. Elde edilen bulgular, dijital alışkanlıklarla bütünleştirilen yerel çabaları içeren hibrit müdahalelerin yere aidiyet ve topluluk bilincini güçlendirmek adına önemli olduğunu ortaya koymakta; bu sayede topluluk temelli planlama stratejilerine katkı sağlamaktadır. Bağlam duyarlı yaklaşımlar, hem kırsal hem de kentsel ortamlarda gençlerin katılımını, sosyal sürdürülebilirliği ve toplumsal dirençliliği teşvik edebilir. Bu çalışma, dijital davranışları yere aidiyet kuramlarına entegre eden çok boyutlu bir modeli ampirik olarak test ederek yere aidiyet literatürüne katkı sağlamaktadır. Bulgular, yere aidiyetin farklılaşan doğasını vurgulamakta ve dijital dönüşüm sürecindeki genç-mekan ilişkilerine dair güncel ve ampirik bir bakış sunmaktadır.
Bu çalışmada, psikolojik danışmanların kültürel tevazu düzeylerini ölçen ‘’Çok Boyutlu Kültürel Tevazu Ölçeği’’nin türkçeye uyarlanması, geçerlik ve güvenirliğinin test edilmesi amaçlanmıştır. Çalışma aktif olarak mesleğini sürdüren, 201’i kadın (%70.1) 90’ı erkek (%29.9) olmak üzere toplam 301 psikolojik danışmanla yürütülmüştür. Uyarlama sürecinde merkezden uzaklaştırma yöntemi kullanılmış, uzman görüşleri alınarak dilsel uyum süreci tamamlanmıştır. Yapı geçerliğini değerlendirmek amacıyla doğrulayıcı faktör analizi uygulanmış ve ölçeğin beş faktörlü yapısının korunduğu belirlenmiştir. Ölçüt geçerliğini belirlemek için Damgalama Ölçeği kullanılmış ve iki ölçek arasında negatif yönde anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Güvenirlik analizi kapsamında Cronbach alfa katsayısı hesaplanmış ve ölçeğin iç tutarlılığının yeterli düzeyde olduğu saptanmıştır. Ölçeğin psikolojik danışmanların kültürel tevazu düzeylerini değerlendirmede güvenilir ve geçerli bir araç olduğu görülmüştür. Bulgular, kültürel tevazunun ölçülmesine yönelik bilimsel bir çerçeve sunarken, psikolojik danışma alanındaki uygulamalar için de önemli katkılar sağlamaktadır. Çalışmanın sonuçları kültürel tevazu kavramına yönelik gelecekteki araştırmalara katkı sağlayabilecek şekilde tartışılmış ve öneriler sunulmuştur.
Bu çalışma, ortaokul öğrencilerinin sürdürülebilir ekoloji ve sürdürülebilir yaşam alanlarına yönelik görüşlerinin ortaya konulması amaçlamaktadır. Araştırma nitel araştırma tipolojileri yöntemlerine dayalı olgu bilim deseniyle yürütülmüştür. Araştırma katılımcıları amaçlı örnekleme türlerinden kolay ulaşılabilir örnekleme yöntemiyle belirlenmiştir. Çalışma katılımcılarını yedinci sınıf seviyesinde öğrenim gören 68 ortaokul öğrencisi oluşturmaktadır. Araştırmada, çizim formlarından ve açık uçlu soru formları veri toplama aracı olarak kullanılmıştır. Çizim formları betimsel analize ve açık uçlu soru formları içerik analizine başvurularak çözümlenmiştir. Araştırma bulguları; öğrencilerin yaşadıkları çevrede hava ve su kirliliği ekoloji problemlerinin ön planda olduğunu ve bu ekolojik problemlerin kaynağının insan faaliyetleri olduğunu işaret ettiğini göstermektedir. Öğrencilerin hava kirliliğinin yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılması ve geri dönüşüm faaliyetlerinin desteklenmesiyle çözümlenebileceği kanısında oldukları belirlenmiştir. Ayrıca öğrenci çizimleri yeşil alanların fazla olduğu, su, hava ve toprak unsurlarının temiz olduğu ve atıklardan arınmış bir yaşamsal bağlam tercih ettikleri ortaya konulmuştur. Çalışma sonuçları doğrultusunda okul ortamlarının daha yeşil bir hale getirilmesi ve öğrencilerin doğayla iç içe daha fazla vakit geçirmeleri önerilmektedir. Ayrıca öğrencilerin hava, su ve toprak kirliliğini azaltmaya yönelik öğrenci liderliğinde bilinçlendirme çalışmalarına katılımı desteklenmelidir.
In this study, through a museum visit, which is an informal learning environment, it is aimed to reveal the students’ perspectives on the existing relationship between their cul-ture and mathematics. The study also aims to provide an opportunity for them to correlate their cultural heritage with mathematics, gain awareness about mathematics in their cul-ture, realize the usage areas of mathematics in real life, and see the connection between mathematics and other disciplines. For these purposes holistic multi-case study design was used. Within the scope of the study carried out with 13 high school students, Museum of the History of Science and Technology in Islam and Museum of Turkish and Islamic Arts were visited. The data of the study were collected through the questionnaire applied to the students after the visit. The data were analyzed by creating categories and codes according to the characteristics of the questions in the form. As a result of the study, it was seen that students gained awareness of the relationship between their culture and mathematics, but they could superficially make the correlation. About half of the students stated that they wanted mathematics classes to be correlated with history and culture, while the rest of them stated that they did not want it to be correlated with the worry of not being successful. On the other hand, through the application, it was found that the students were able to discover mathematics in daily life and correlate mathematics with other disciplines.
Türkçede Fransızca tesiri, Tanzimat Fermanı sonrası dalga dalga yayılan batılılaşma yönelimiyle beraber hızla artmıştır. Daha çok yazılı dil aracılığıyla dilimize giriş yapan Fransızca alıntı sözcükler bilim, sanat, edebiyat, gündelik yaşam araçları, giyim-kuşam vb. gibi konularda yoğunluk kazanmıştır. Fransızcanın adeta ikinci dil gibi yayıldığı Osmanlı toprakları, 19. yüzyılda dikkate değer bir Fransız rüzgârının tesiri altına girmiştir. Fransız vatandaşı gibi konuşabilmek, giyinip kuşanabilmek oldukça önemli bir özellik hâlini almıştır. Bunda Fransa’ya gönderilen elçilerin ve öğrencilerin, yapılan tercüme çalışmalarının etkisi öne çıkmaktadır. Bilhassa öğrenciler yurda döndükten sonra Fransız giyim tarzını benimseyerek halka bir nevi bu yeni kıyafetlerin tanıtımını yapmışlardır. O dönemin edebî eserlerinde de bu giyimi benimsemiş karakterler yer almıştır. Fransa’dan giyim-kuşam ve süslenmeye dair getirtilen kıyafet, kumaş vb. ürünler, Beyoğlu’nda vitrin kültürünün oluşması gibi ekonomik nedenlerle de Fransız giyim-kuşam ve süslenme kültürü yaygınlaşma imkânı kazanmıştır. Bu vesileyle Fransa’dan Türkçeye kıyafet, aksesuar ve kozmetik ürünü adları, terzilikte kullanılan malzeme ve yöntemlerin adları, giyim kuşamla ilişkili çeşitli gereçlerin adları giriş yapmıştır. 19. yüzyılda yoğun bir şekilde yapılan Fransızca sözcük alıntılaması, Cumhuriyet dönemine gelindiğinde zaman içerisinde İngilizcenin yaygınlık kazanmasıyla azalma göstermiştir. Fakat hâlâ günlük dilde kullanılan çok sayıda yerlileşmiş Fransızca kökenli giyim-kuşam ve süslenme kategorisinde sözcük yer almaktadır. Bu bildiride güncel Türkçenin yapı taşı Türk Dil Kurumu (TDK) Türkçe Sözlük’ün son baskısındaki (2023) giyim-kuşam ve süslenme kültürüyle ilgili Fransızca alıntı söz varlığı üzerine genel bir değerlendirme yapılacaktır. Sözlükte inceleyeceğimiz alanla ilgili 374 sözcük tespit edilmiştir. Giyim-Kuşam Kültürü, Süslenme Kültürü, Terzilik, Giyim Kuşam ve Süslenmeyle İlgili Diğer Sözcükler olmak üzere dört ana grupta ilgili alt gruplarıyla birlikte incelenecektir. Söz konusu alıntı sözcükler istatistiksel verileriyle sunularak Türk kültürü içerisindeki yaygın ve sınırlı kullanımları ile ilgili değerlendirmeleri yapılacaktır.
Amaç Mevcut literatürde yöneticilerin zaman ufku ile stratejik karar alma süreçleri arasındaki ilişki, özellikle farklı çevresel koşullar altında nasıl şekillendiği konusunda önemli bir boşluk bulunmaktadır. Bu çalışma, yöneticilerin zaman ufkunun stratejik karar alma sürecinin üç temel boyutu kapsamlılık, hız ve yaratıcılık üzerindeki etkilerini incelemekte ve bu ilişkilerde çevresel dinamizmin düzenleyici rolünü ortaya koymayı amaçlamaktadır. Yöntem Bu çalışma nicel araştırma tasarımını benimsemiş olup, örneklem Marmara Bölgesi'ndeki orta ve büyük ölçekli işletmelerde görev yapan üst düzey yöneticilerden oluşmaktadır. Toplam 450 geçerli yanıt çevrimiçi anket yöntemiyle toplanmıştır. Veriler keşfedici ve doğrulayıcı faktör analizleri sonrasında yapısal eşitlik modellemesi kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular Araştırma sonuçları, uzun vadeli zaman ufkuna sahip yöneticilerin stratejik karar kapsamlılığı ve stratejik karar yaratıcılığı üzerinde olumlu ve anlamlı etkilere sahip olduğunu göstermiştir. Buna karşılık, yöneticinin zaman ufkunun karar hızı üzerinde anlamlı bir etkisi tespit edilmemiştir. Çalışmada ayrıca, çevresel dinamizmin bu ilişkilerde düzenleyici bir rol oynadığı belirlenmiştir. Yüksek çevresel dinamizm koşullarında, yöneticinin uzun vadeli zaman ufkunun kapsamlı ve yaratıcı stratejik kararlar alma eğilimini güçlendirdiği saptanmıştır. Sınırlılıklar Bu araştırmanın Marmara Bölgesi'ndeki orta ve büyük ölçekli işletmelerle sınırlı olması, bulguların genellenebilirliğini kısıtlamaktadır. Çalışma kesitsel bir tasarıma sahip olup, öz-bildirime dayalı veriler kullanılmıştır, bu da nedensel ilişkilerin tam olarak ortaya konmasını zorlaştırmaktadır. Ayrıca, örgüt kültürü, üst yönetim ekibi yapısı veya sektörel farklılıklar gibi ek faktörler kontrol edilmemiştir. Katkı Bu çalışma, yöneticilerin zaman ufkunun stratejik karar süreçleri üzerindeki etkisini ve çevresel dinamizmin bu ilişkideki düzenleyici rolünü ortaya koyarak literatüre katkı sağlamaktadır. Bulgular, uzun vadeli perspektife sahip yöneticilerin özellikle dinamik çevrelerde kapsamlı ve yaratıcı stratejik kararlar üretme eğiliminde olduklarını göstermekte ve işletmelerin stratejik karar kalitesini artırmak için zaman ufku ve çevresel faktörleri birlikte değerlendirmeleri gerektiğini vurgulamaktadır.
Uzayın askeri amaçlı kullanımı yeni bir olgu değildir, ancak günümüzde kapsamı daha genişlemiştir. ABD, Rusya ve Çin’in uzay araştırmaları konusunda uzmanlaşmış askeri ve sivil birimleri ile kurumları bulunmaktadır. Bu sayılan devletler arasındaki rekabetin uzaya sıçramaması için dikkat edilmektedir ancak ülkeler arasındaki dengelerin bozulması halinde uzayın taraflar arasında askeri rekabet alanı haline geleceği açıktır. Bu kapsamda bu üç ülke ve uzay yarışına dâhil olan diğer devletler, uzay silahları da dâhil, uzay araştırma kapasitelerini geliştirmektedir. Dünya, genel olarak iletişim, ulaşım, hava durumu tespiti ve navigasyon gibi alanlarda artan bir şekilde uydu merkezli hizmetler ve teknolojilere bağımlı hale geldiği için bu konu önem arz etmektedir. Ancak Uzay Hukuku yeni ve gelişmekte olan bir hukuk dalı olması sebebiyle mevcut uluslararası hukukta eksikler bulunmaktadır. Zira bu alan kuruluş aşamasındadır. Uzay Hukuk konusunda genel çerçeveyi çizen ve yasal altyapının da oluşturulmasında hareket noktası olarak kabul edilen uluslararası metin, Soğuk Savaş döneminde, 1967 yılında yürürlüğe giren Dış Uzay Antlaşması-Outer Space Treaty (OST) olmuştur. Mevcutta uluslararası hukuktaki boşluklar da bu antlaşmanın yapısından kaynaklanmaktadır. Uzayın silahlandırılması ve askerileştirilmesi mevcut gerilimlere yenilerin de eklenmesine sebep olmuştur. Bu yüzden devletler arasındaki işbirliğini destekleyecek ve yasal çerçeveyi güçlendirecek yeni antlaşma ve metinlere ihtiyaç duyulmaktadır. Çalışma bu konuya dikkat çekmeyi amaçlamıştır.
Yöneticiler, aldıkları kararlarla yalnızca kurumlarının değil, aynı zamanda toplumun geleceğini de şekillendiren stratejik aktörlerdir. Zira yöneticilerin kararları, çalışanlardan müşterilere, tedarikçilerden yatırımcılara ve hatta makro düzeyde ülke refahına kadar uzanan geniş bir etki alanına sahiptir. Bu bağlamda, yöneticilik sürecini anlamak ve değerlendirmek, liderlik konusunda önemli bilgiler edinmek son derece önemlidir. İşte bu noktada, yönetim biliminin duayenlerinden Henry Mintzberg'in kaleme aldığı "Yöneticilere Öyküler" adlı kitap, okuyucularını yöneticilik dünyasında keyifli bir yolculuğa çıkararak bu dünyanın anlaşılmasına katkı sağlıyor. Henry Mintzberg'in yöneticilik dehasını yansıtan eser, aynı zamanda mizahi dokunuşlarla zenginleştirilmiş öykülerle doludur. Kitap, yönetim bilimine dair alışılmışın dışında bir anlatım kullanmakta, okuyucularına eğlenceli bir öğrenme deneyimi sunmaktadır. Öykülerde Mintzberg'in engin yöneticilik deneyimi hissedilmekte bu da yöneticilikle ilgili önemli derslerin kolayca anlaşılmasına yardımcı olmaktadır. Bu eleştiri yazısındaki amaç, genel olarak kitabı ve içinde verilen mesajları işletme bilimi ışığında eleştirel bir bakış açısıyla ele almaktır.
Ahmet Tevfik Paşa, Sultan II. Abdülhamid döneminde, 1895-1909 yılları arasında kesintisiz bir şekilde Hariciye Nazırı olarak görev yapmış tecrübeli ve güvenilir bir diplomattır. Sultan II. Abdülhamid tahta çıktıktan belli bir süre sonra, özellikle de Osmanlı-Rus Savaşı sonrasından II. Meşrutiyet’in ilanına kadar Yıldız Sarayı’nı yönetiminin merkezi konumunda tutmuştur. Sultan II. Abdülhamid her şeyi bilmek ve her şeyden haberdar olmak istemiştir. Dolayısıyla, bu durum Sultan’ı Osmanlı Devleti’nin dışişlerinin yönetiminde de baskın konuma getirmiştir. Bu realite ise karar alma süreçlerinde Babıâli’ye az bir alan bırakmıştır. Bununla birlikte, Sultan'ın güvendiği bir devlet adamı ve titiz bir diplomat olan Ahmet Tevfik Paşa, bir takım sorunlarla boğuşulurken, Osmanlı Devleti’ni olumlu veya olumsuz olarak etkilemiş olan dış politika kararlarının belirlenmesinde ve uluslararası diplomasinin yürütülmesinde aktif rol almıştır. Bu rolünü, bazen büyükelçilerle direk görüşüp fikirlerini rapor olarak sunmakla, bazen ise Meclis-i Vükelâ, Meclis-i Mahsus-ı Vükelâ ve Encümen-i Mahsus-ı Vükelâ gibi danışma meclislerinde alınan kararlarda pay sahibi olarak yerine getirmiştir. Bu çalışma, 1895-1897 Ermeni olayları sırasında Osmanlı Devleti, hem iç hem de dış gelişmelere karşı politikalar geliştirmeye çalışırken bir hariciye nazırı olarak Ahmet Tevfik Paşa’nın bu süreçteki rolünün ve etkisinin ne olduğunu ortaya çıkarmayı hedeflemektedir.
Bu çalışmanın amacı, otantik liderin bağlamsal performans üzerindeki etkisini ve destekleyici örgüt kültürünün bu etki üzerinde aracılık rolüne sahip olup olmadığını incelemektir. Otantik liderin, bağlamsal performansın ve destekleyici örgüt kültürünün demografik özelliklere göre nasıl farklılık gösterebileceğini araştırmak çalışmanın bir diğer amacını oluşturmaktadır. Bu çalışmada nicel bir tarama deseni kullanılmaktadır. Çalışma kapsamında bir büyükşehir belediyesinde görev yapan 452 memur ve sözleşmeli personel, kolayda örnekleme tekniğiyle seçilerek, 23.03.2022-01.01.2023 tarihleri arasında çevrimiçi anketle değerlendirilmiş ve elde edilen veriler SPSS 26.0 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışma bulguları, otantik liderliğin çalışanların bağlamsal performansını etkilediğini göstermektedir. Destekleyici örgüt kültürü bu etkiye aracılık etmektedir; ayrıca otantik liderlik ve bağlamsal performans üzerinde ayrı ayrı etkilidir. Otantik liderin, bağlamsal performansın ve destekleyici örgüt kültürünün bazı sosyo-demografik özelliklere göre anlamlı farklılıklar gösterdiği belirlenmiştir. Bu araştırma, otantik liderliğin bağlamsal performansın öncülü olduğunu göstermektedir. Kurumlarda destekleyici bir örgüt kültürü, çalışanların liderlik tarzını benimsemelerini kolaylaştırarak güven, bağlılık ve olumlu sonuçların örgüt iklimine yayılmasını teşvik edebilir, bu da kurumun genel başarısına ve bağlamsal performansına katkı sağlayabilir.
Son yıllarda dijital teknolojilerde gözlenen ilerlemeler tasarım ve üretim modellerinde yeni imkanların oluşmasını sağlamaktadır. Bu durum geleneksel tasarım anlayışının dışına çıkarak yenilikçi bir bakış açısının kazanılmasına olanak tanımaya devam etmektedir. Geleneksel tasarım yöntemlerinin teknolojinin gelişmesiyle birlikte imkansız görülen ve uygulamada güçlük yaşanabileceği düşünülen tasarımların daha kolay ve etik anlayışla ürüne dönüşmesi mümkün hale gelmektedir. Bu teknolojinin temeli, karmaşık, dinamik yapılar üretmek için parametrelerin harekete geçirilmesine dayandırılmaktadır. Özellikle mimari ve endüstriyel tasarım pratiklerinde karşımıza çıkan parametrik tasarım moda alanında da kendine yer edinmeye başlamıştır. Bu çalışmada; parametrik tasarım, 3B baskı ve parametrik tasarımın ilerlemesiyle birlikte disiplinler arası ve kültürler arası bağlamlarda her geçen gün daha fazla artan tasarımcı ve araştırmacı çalışmalarıyla birlikte moda ve tekstil ürünlerinin gelişiminde farklı alanlardaki işbirliğinin sonucu olan yeni dijital üretim ve modellemeler incelenerek moda ürünlerinin uygulamalarına yönelik değerlendirmeler yapılmıştır.
Teknopark, inovatif fikirlerin ürünlere dönüştüğü, farklı uzmanlık alanlarının kesiştiği, üniversite-sanayi arasında güçlü bir sinerjinin sağlandığı ar-ge, inovasyon ve girişimcilik merkezidir. Teknoparklar bilimsel araştırmaları projelendirerek yenilikçi ürünlere dönüştürme kapasitesine sahip girişimleri bir araya getirerek, sürdürülebilir kalkınma ve rekabet gücünü artırmak için ideal bir ekosistem sunmaktadır. Bu bağlamda çalışma teknoparkların öncüllerinin ve sonuçlarının belirmesini, teknoparklarda bilgi işbirliği faaliyetlerinin teşvik edilmesi için atılması gereken adımların tespit edilmesini amaçlamaktadır. Bu amaçla nitel araştırma yöntemlerinden olan yarı-yapılandırılmış mülakat yöntemiyle Türkiye’de faaliyet gösteren 30 farklı teknopark yöneticisi ile çevrimiçi görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Mülakat görüşmeleri esnasında alınan görüşme kayıtları Maxqda programı aracılığıyla analiz edilmiştir. Yapılan analizlerin sonuçlarına göre, bilgi işbirliklerinin öncülleri ve sonuçları tespit edilmiştir. Aynı zamanda hem firmalar, hem de teknoparklar için bilgi işbirliklerini teşvik etmek adına atılması gereken adımlarla ilgili önerilerde bulunulmuştur.