
Bu çalışma başlangıç tarihi verilmeden Kasım 2024 tarihine kadar YÖK Ulusal Tez Merkezi’nde kayıtlı ve izinli “Örgütsel Öğrenme” veya “Örgütsel Çift Yönlülük ” konulu 117 doktora tezinin bibliyometrik metot ile incelenmesini ve anahtar kelime analizlerinin yapılmasını amaçlamaktadır. Doktora tezleri, “yayınlandıkları yıllar”, “yazım dilleri”, “yazıldıkları üniversiteler”, “yazıldıkları iller”, “bilim dalları”, “danışmanların akademik unvanları”, “çalışma yöntemleri”, görgül çalışmalar için “analiz düzeyleri”, “çalışmada incelenen bağlam”, nicel çalışmalarda incelenen “bağımlı değişken”, örgütsel öğrenme ve örgütsel çift yönlülük ve bunlarla ilgili değişkenlerin çalışmalarda oynadıkları “değişken rolü”, ve nicel çalışmalarda kullanılan “veri toplama araçları” bakımından incelenmiş ve frekans dağılımları verilmiştir. Çalışmada ayrıca eş anlamlı terimler tespit edilmiş ve anahtar kelimeler Voyant Tools ve MS Excel programlarında analiz edilmiştir. Bu çalışmanın örgütsel öğrenme veya örgütsel çift yönlülük konusunda araştırma yapan akademisyenlere ve yüksek lisans/doktora öğrencileri için alan ile ilgili genel bilgi vermesi ve kapsamlı bir kavramsal çerçeve oluşturması hedeflenmektedir, ayrıca bu iki kavramı Türkiye’deki doktora tezleri üzerinden inceleyen ilk çalışma olması sebebiyle ilgili yazına katkı sunması amaçlanmaktadır. Çalışma, doktora tezlerinde örgütsel öğrenme ve örgütsel çift yönlülük konularına artan bir akademik ilgi olduğunu, incelenen dönemde 28 ildeki 52 üniversitede toplam 117 doktora tezi yazıldığını ortaya koymaktadır. Örgütsel öğrenme ve örgütsel çift yönlülük birlikte incelenmemekte, örgütsel öğrenme anahtar kelime analizlerinde 59 kere, örgütsel çift yönlülük ise 25 kere yer almaktadır. Örgütsel öğrenme isimli tezlerde örgütsel öğrenme yanısıra örgütsel öğrenme yeteneği, öğrenme yönelimi veya öğrenen örgütler gibi değişkenlerin ve onları ölçen ölçeklerin kullanıldığı görülmektedir. İncelenen tezlerin %94’ü nicel çalışmalar olup analiz düzeyi çoğunluk oranda birey ve örgüt seviyesindedir.
Sürdürülebilirlik, bireylerin ve kurumların iş yönetim biçimlerini değiştiren ve çevreye karşı duyarlılığı artıran bir kavramdır. Günümüzde özellikle duyarlılığın gelişim gösterdiği alanlardan birini sağlık sektörü oluşturmaktadır. Nitekim sağlık hizmetinin doğrudan insan eliyle sunulduğu düşünüldüğünde, çalışanların yeşil farkındalık ve inisiyatif düzeyleri, sürdürülebilirlik hedeflerinin başarısında belirleyici hale gelmektedir. Ancak sağlık kurumlarında çevre yanlısı davranışları ölçen ölçüm araçlarının kısıtlı olduğu görülmektedir. Bu bakımdan araştırmanın amacı sağlık kurumlarında Gönüllü İşyeri Yeşil Davranış Ölçeği’nin Türkçeye uyarlanmasıdır. Kayseri’de bir kamu hastanesi evreninde gerçekleştirilen çalışmaya 199 kişi gönüllü katılım sağlamıştır. Veri setinin analizine geçmeden önce ölçek kapsam ve dil geçerliliği bakımından incelenmiştir. Tek boyutlu ölçeğin kapsam geçerlik indeksi (0,875) kritik değerden (0,750) büyüktür. Ölçeğin faktör analizine uygun olup olmaması Açıklayıcı Faktör Analizi (AFA) ile test edilirken veri setinin model ile uyumluluğu doğrulayıcı faktör analizi (DFA) ile incelenmiştir. Analiz sonucunda uyum indekslerinin kabul edilen değerler aralığında olduğu belirlenmiştir. İç tutarlılıkta ölçeğin Cronbach’s Alpha değeri 0,751 olarak hesaplanmıştır. Yakınsak geçerliğinde Açıklanan Ortalama Varyans (AVE) ile Birleşik/Toplam Güvenirlik (CR) değerleri incelenmiş ve bu değerlerin kabul edilen eşik değeri karşıladığı görülmüştür. Son olarak belirli bir grup üzerinde ilk test ve son test uygulanmıştır. Ölçeğin zamana göre geçerli olduğu belirlenmiştir.
Derdestlik bir usul hukuku müessesesi olarak, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda (HMK) düzenlenmiştir. İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda (İYUK) derdestliğe ilişkin bir hüküm bulunmadığı gibi, kanunda hüküm bulunmayan hallerde HMK hükümlerinin uygulanacağını düzenleyen 31. maddesinde de buna ilişkin bir gönderme yer almamaktadır. Bununla birlikte derdestlik müessesesinin usul hukukunun temel ilkelerinden olması ve uygulanmaması halinde yargılama hukuku bakımında olumsuz sonuçlar doğuracak olması sebebiyle HMK hükümleri kıyasen uygulanmaktadır. Çalışmamızda derdestlik müessesesine ilişkin olarak idari yargı merci kararlarına yer verilerek HMK hükümleri kapsamında incelenmiş, idari yargıda derdestlik haline ilişkin yeni düzenlemelere vesile olmak ümidiyle değerlendirmelerde bulunulmuştur.
Bu çalışma, İstanbul imalat sektöründe faaliyet gösteren firmaların ihracat yapma olasılığını belirleyen faktörleri ekonometrik yöntemlerle analiz etmektedir. 2009-2022 dönemini kapsayan 330.469 firma-yıl gözleminden oluşan geniş panel veri seti kullanılarak logit model tahmini gerçekleştirilmiştir. Bulgular, firma büyüklüğü, AR-GE yoğunluğu, pazarlama harcamaları ve kârlılık oranının ihracat olasılığını pozitif yönde etkilediğini; borç/özsermaye oranının ise negatif etkiye sahip olduğunu göstermektedir. AR-GE harcamalarındaki %10'luk artışın ihracat olasılığını 2,9 puan, net satışlardaki artışın %3,4 oranında artırdığı tespit edilmiştir. Çalışma ayrıca firmaların jeopolitik riskler, enerji krizleri ve doğal afetler gibi dışsal şoklara karşı dayanıklılık profillerini analiz ederek geleneksel ihracat belirleyicilerini risk perspektifiyle bütünleştirmektedir. Senaryo analizleri sonucunda, ihracat karakteristiklerine sahip ancak henüz ihracatçı olmayan 4.209 firma belirlenmiş ve bu firmaların 1,9-4,8 milyar dolar arasında ek ihracat potansiyeli taşıdığı hesaplanmıştır. Sonuçlar, ihracat teşvik politikalarının yalnızca geleneksel performans göstergelerine değil, aynı zamanda firmaların şok direncini artıracak yapısal kapasitelere de odaklanması gerektiğini ortaya koymaktadır.
Bir kentin meydanlarında veya sokaklarında gerçekleştirilen müzik, resim, tiyatro ya da dans gibi sanat etkinlikleri, o kentin kimliğinin yansımasıdır; ait olduğu ülkenin kültürü, tarihi geçmişi ve değerleri hakkında görsel veya sözel ipuçları barındırır. Bu özelliği ile sokak sanatı, kent kimliğinin ayrılmaz bir parçası olup onu görünür kılan güçlü bir iletişim aracıdır da. Sokak sanatı, birbirinden farklı çevrelerden gelen bireyleri birleştirici yönüyle yalnızca estetik bir ifade biçimi değil, aynı zamanda toplumsal hafızayı besleyen ve yerel değerleri görünür kılan kültürel bir pratik olarak kent yaşamında önemli bir yer tutmaktadır. Bu çalışmada, İstanbul ve Münih kentleri bağlamında, sokakta gerçekleştirilen sanat etkinliklerinin hangi sanat dallarını kapsadığı, kentsel mekânlarda nasıl konumlandıkları ve kent kimliğini iletme sürecinde üstlendikleri iletişimsel rol incelenmiştir. Araştırma bulguları, Münih’te evrensel ve estetik odaklı, uzun vadeli stratejik planlamalarla desteklenen sanatsal üretimlerin öne çıktığını; İstanbul’da ise toplumsal olaylar, politik figürler ve yerel değerler üzerinden güçlü mesajlar içeren çalışmaların yaygın olduğunu ortaya koymuştur. Temelde Münih ve İstanbul arasındaki sokak sanatı farklılıklarının iki kentin sosyo-kültürel yapıları, tarihsel gelişim süreçleri, yerel yönetim politikaları ve sanata bakış açıları ile şekillendiği saptanmıştır. Her iki kentte de sokak sanatı, kentsel kültürü zenginleştiren ve kent kimliğini güçlendiren bir iletişim aracı işlevi görmektedir. Yerel yönetim politikaları ise, sokakta sanat etkinliklerinin biçimini, konumunu ve ilettiği mesajları doğrudan şekillendiren temel belirleyici unsurdur. Bu önemi nedeniyle, kültürel veya coğrafi farklılık gözetmeksizin tüm kentlerin farklı bölgelerindeki sanat gösterimlerinin, kent sakinleri ve ziyaretçileriyle buluşturulması ve sokak sanatının katılımcı yapısının etkili iletişim stratejileri aracılığıyla kamuya duyurulması önerilmektedir. Bu sayede sanatın etkisi daha geniş toplumsal kesimlere ulaşacak, bireylerin yaşam kalitesine olan olumlu katkısı artacak ve kentsel kimliğin güçlenmesine önemli ölçüde katkı sağlayacaktır.
This study examined the role of ethnic identity and relationship ambivalence in predicting psychological well-being among 422 adults from Turkey. Specifically, the mediating role of relationship ambivalence (direct and indirect) on the link between the importance of ethnic identity and well-being (hedonic and eudaimonic) was examined using an online survey. Mediation analyses, using SPSS PROCESS macro, indicated that the importance attached to ethnic identity positively predicted eudaimonic well-being through a reduction in direct ambivalence, but not through indirect ambivalence. For hedonic well-being, both direct and indirect ambivalence mediated the relationship between the importance of ethnic identity and well-being, with reductions in ambivalence linking to increased well-being. Gender, age, education, and relationship status were included as covariates, with age and relationship status positively predicting well-being outcomes. These findings suggest that the significance individuals place on their ethnic identity may enhance their psychological well-being by alleviating relationship ambivalence, drawing attention to the impact of social relationships on well-being.
Kendilerini incel olarak tanımlayan kadın düşmanı erkekler tarafından yapılan çok sayıdaki saldırıdan (2014'te ABD'de, 2018'de Toronto'da vb.) sonra incel fenomenine ve bu fenomen etrafında gelişen harekete olan ilgi dünya genelinde artmıştır. 2024 yılında İstanbul’da iki kadını öldüren ve akabinde intihar eden kişinin incel topluluğuyla bağlantılı olduğunun anlaşılması; incel kavramını ve incel hareketini Türkiye’de de tartışmaya açmıştır. Bu bağlamda gerek dünyada gerekse Türkiye’de yankı uyandıran incel hareketini inceleyen akademik çalışmalarda nelere, nasıl odaklanıldığı, incel kavramının ve hareketinin anlaşılması için önemli bir gösterge olarak karşımıza çıkmıştır. Bu çalışma ile incel kavramı ve hareketi hakkında akademik literatürde açığa çıkan eğilimler, gelişimler, etkileşimler ve paylaşımların tespit edilmesi amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında, Web of Science ve Scopus veri tabanında taranan “Incel” ve eş anlamlı anahtar kelimeleri içeren araştırma makaleleri bibliyometrik analiz yöntemiyle incelenmiştir. Analiz yardımıyla makalelerin meta verilerinden yola çıkılarak (anahtar kelime, özet, başlık, yayın yılı, atıf sayısı, yazar, dergi ismi) incel kavramıyla ilgili kavramsal, sosyal ve entelektüel durum incelenmiştir. Analizler için R programında çalışan bibliometrix kütüphanesi kullanılmıştır. Araştırma neticesinde, incel kavramıyla ilgili yayınların sayısında 2019 yılından itibaren önemli bir artış olduğu tespit edilmiştir. Bununla birlikte incel kavramının toplumsal girift yapısı sebebiyle disiplinlerarası literatürün ilgi odağı olduğu ve daha çok batı toplumlarında ele alınarak incelendiği saptanmıştır.
Bu çalışma, Türkiye’de kripto varlık hizmet sağlayıcılarının muhasebe sistemlerinin, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) tarafından yayımlanan düzenlemeler doğrultusunda nasıl şekillendiğini incelemektedir. Kripto varlıkların finansal sistemde artan rolü, bu varlıkların muhasebeleştirilmesine yönelik ulusal ve uluslararası standartlarda bütüncül bir yaklaşım ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Çalışmada, Türkiye’de 7518 sayılı Kanun ve SPK’nın (III-35/B.2) sayılı “Kripto Varlık Hizmet Sağlayıcıların Kuruluş ve Faaliyet Esasları Hakkında Tebliği” kapsamında, kripto varlık hizmet sağlayıcılarının Aracı Kurum Hesap Planı’nı uygulama zorunluluğu incelenmiştir. Araştırmanın yöntemini, bu düzenlemenin muhasebe sistemine etkilerini değerlendiren vaka analizi oluşturmaktadır. Analiz kapsamında, kripto varlık işlemlerinin bilanço içi ve bilanço dışı muhasebeleştirme yaklaşımları varlık-yükümlülük eşleştirmesi modeli temelinde örnek kayıtlarla incelenmiş ve Aracı Kurum Hesap Planı çerçevesinde kripto varlık işlemlerine özgü yeni hesap önerileri geliştirilmiştir. Sonuç olarak, kripto varlık hizmet sağlayıcılarına yönelik muhasebe mimarisinin oluşturulmasında, mevcut muhasebe sistemlerinin ötesine geçilerek kripto varlıkların dijital ve dinamik yapısına uyum sağlayacak yeni hesap sınıflarının tanımlanması, teknik entegrasyon mekanizmalarının geliştirilmesi ve raporlama standartlarının güncellenmesi gerekliliği ortaya konulmaktadır.
Halkla ilişkiler, tarihsel gelişimiyle 21. yüzyılda disiplinler arası bir nitelik kazanarak çevreyle etkileşimin temel yöntemlerinden biri hâline gelmiş ve kamu ile özel sektör için stratejik bir hizmet alanı olarak önem kazanmıştır. İmaj, marka, reklam, itibar ve algı yönetimi gibi kavramlarla gelişen bu alan, zamanla stratejik iletişim anlayışına evrilmiştir. Hedef kitlenin algı ve davranışlarını etkilemeyi amaçlayan stratejik iletişim, günümüzde geniş bir kapsama sahip olup hemen her alanda etkin biçimde uygulanmaktadır. Bu çerçevede uzmanlar istihdam edilmekte, askerî talimnameler ve kurumsal genelgeler yayımlanmakta, eğitim programları düzenlenmekte ve üniversitelerde akademik çalışmalar yürütülmektedir. NATO’ da bu alana özel önem atfetmektedir. Uluslararası güvenlik bağlamında, NATO’nun 2003’te Afganistan’da komutayı devralmasından 2021’deki çekilişine kadar geçen dönem, stratejik iletişim açısından dikkate değer bir inceleme alanı sunmaktadır. Bu makalede, halkla ilişkilerin tarihsel süreci, stratejik iletişime dönüşümü ve NATO’nun Afganistan’daki iletişim uygulamaları ayrıntılı biçimde incelenmektedir. Çalışma, literatür taramasına dayalı nitel yöntemle hazırlanmış; stratejik iletişim konusundaki akademik kaynakların yanı sıra NATO yayınları ve sahada görev yapmış uzman personelin deneyimlerinden yararlanılmıştır. Böylece teorik çerçeve, saha gözlemleriyle bütüncül biçimde desteklenmiş, stratejik iletişim alanında bu tür çalışmaların hem akademik literatür hem de pratik uygulamalar için taşıdığı önem ortaya konmuştur.
Bu araştırma, dönüşümcü liderlik tarzının sağlık çalışanlarının bireysel inovasyon yetkinlikleri üzerindeki etkilerini ve bu yetkinliklerin alt boyutlarına (yaratıcılık, eleştirel düşünme, girişkenlik, takım çalışması, ağ kurma) olan yansımalarını incelemektedir. İstanbul Beyoğlu ilçesindeki özel ve devlet hastaneleri ile aile sağlığı merkezlerinde görev yapan 194 sağlık çalışanından kolayda örnekleme yöntemiyle anket yoluyla veri toplanmıştır. Araştırmada kullanılan ölçekler dönüşümcü liderlik ve bireysel inovasyon yetkinliklerini ölçmek için geliştirilmiştir. Veriler SPSS ve AMOS programları kullanılarak doğrulayıcı faktör analizi (DFA) ve yapısal eşitlik modeli (YEM) yöntemleriyle analiz edilmiştir. Sonuçlar, dönüşümcü liderliğin bireysel inovasyon yetkinlikleri ve alt boyutları üzerinde anlamlı ve pozitif etkiler yarattığını göstermiştir. Çalışma, sağlık sektöründe liderlik uygulamalarını iyileştirme ve inovasyon yetkinliklerini artırma stratejileri için rehber niteliğindedir.
Bu çalışma, turist rehberliği eğitimi alan öğrencileri konu edinen bilimsel yayınların bibliyometrik analizini gerçekleştirmeyi amaçlamaktadır. Scopus veri tabanında 1976–2025 yılları arasında yayımlanan toplam 220 makale, R Studio programı üzerinden Biblioshiny arayüzü kullanılarak analiz edilmiştir. Analiz kapsamında yayın sayıları, atıf eğilimleri, yazar üretkenliği, ülke ve kurum katkıları ile anahtar kelime dağılımları incelenmiştir. Bulgular, 2010 sonrası dönemde turist rehberliği öğrencilerine yönelik akademik ilginin belirgin biçimde arttığını ve bu alanın disiplinler arası bir yapıya evrildiğini göstermektedir. En fazla katkı sağlayan ülkeler Çin, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Avustralya olurken, literatürün sanal gerçeklik, yeterliliğe dayalı eğitim ve dijital öğrenme gibi temalar etrafında yoğunlaştığı gözlemlenmiştir. Türkiye’nin turist rehberliği eğitimi açısından güçlü bir kurumsal altyapıya sahip olmasına rağmen, uluslararası literatürde görünürlüğünün sınırlı olduğu dikkat çekmektedir. Çalışma sonucunda, turizm eğitimi literatürüne katkı sağlayacak tematik eğilimler belirlenmiş; politika yapıcılar, eğitim kurumları ve araştırmacılar için öneriler geliştirilmiştir.
Bu çalışma, Balkan coğrafyasındaki liderlik anlayışlarını kültürel, tarihsel ve kurumsal bağlamlar çerçevesinde karşılaştırmalı olarak analiz etmeyi amaçlamaktadır. Arnavutluk, Bulgaristan, Sırbistan, Hırvatistan, Kuzey Makedonya, Bosna-Hersek ve Yunanistan’a bakıldığında, liderliğin sadece kişisel yeteneklere değil, aynı zamanda toplumun ortak kültürel değerlerine, tarihsel geçmişine ve sosyal yapısına bağlı olarak geliştiği görülmektedir. Çalışmada Hofstede’nin kültürel boyutlar kuramı ve Trompenaars’ın kültürel modeline dayalı olarak, güç mesafesi, kolektivizm, belirsizlikten kaçınma gibi değişkenlerin liderlik tarzları üzerindeki etkileri incelenmiştir. Ayrıca tarihsel kurumsalcı bakış açısıyla, ulus-devlet kurulurken liderlerin topluma kendilerini kabul ettirme ve güven sağlama görevine dikkat çekilmiştir. Post-sosyalist geçişin liderlik normları üzerindeki etkileri de ele alınarak, otoriter ve karizmatik liderlikten katılımcı ve temsil temelli liderlik biçimlerine yönelimler tartışılmıştır. Ataerkil kültürel yapının ve toplumsal cinsiyet rollerinin liderlikteki yansıması, kadınların temsil düzeyleri üzerinden değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular, Balkanlar’daki liderlik anlayışının çok katmanlı ve bağlama duyarlı bir yapıya sahip olduğunu göstermekte; bu nedenle liderliğin, kültürel ve tarihsel bağlamdan bağımsız olarak evrensel modellerle açıklanamayacağını ortaya koymaktadır.
Bu makale, müziğin tarihsel süreç içinde geçirdiği değişimleri “yozlaşma” kavramı çerçevesinde inceleyerek, söz konusu kavramın nasıl kurgulandığını ve hangi toplumsal, psikolojik, ekonomik ve ideolojik etkenlerle beslendiğini ortaya koymaktadır. Nitel bir araştırma yaklaşımı izlenerek hem tarihsel hem de söylemsel düzeyde kapsamlı bir değerlendirme yapılmıştır. Metodoloji olarak tarihsel ve kuramsal analiz yöntemleri benimsenmiş, müzikte gelenek ve yenilik arasındaki gerilimler incelenmiş, çeşitli dönemlere ait örnekler söylemsel bağlamda yorumlanmıştır. Sonuçlara göre, “yozlaşma” söylemleri çoğunlukla varolan normatif yargılardan beslenmekte, müziğin dinamik ve çok katmanlı doğasını göz ardı edebilmektedir. Araştırma, müzik türlerinin sürekli melezleşme ve yenilenme potansiyeli taşıdığını, “saf” ya da değişmez bir öz kurgusunun tarihsel gerçeklikle çeliştiğini göstermektedir. Buna karşın, ideolojik veya nostaljik gerekçelerle “eski”nin yüceltildiği, “yeni”nin ise değersizleştirildiği gerilimin her dönemde tekrarlandığı belirtilmektedir. Makale, müzikteki dönüşümleri nesnel bir perspektifle değerlendirmenin önemine vurgu yaparak, gelecekteki çalışmalar için çok boyutlu bir inceleme modeli önermektedir. Böylece, müziğin evrimi ve tartışmalı yenilik süreçleri daha sağlıklı bir biçimde anlaşılabilmektedir.
Günümüzde teknolojik gelişmeler etki ve boyutlarıyla yeni bir sanayi devrimine zemin hazırlamış ve Sanayi 4.0 devrimine yönelik ülkelerin uyum ve dönüşüm ihtiyacı baş göstermiştir. Bu kapsamda Sanayi 4.0’a yönelik çeşitli politika ve stratejilerin ortaya konmasında ulusal çabaların ön plana çıktığı görülmektedir. Bu devrim, gelişmiş ve yeni sanayileşen ülkelerde dahil olmak üzere çeşitli zorlukları beraberinde getirmektedir. Dolayısıyla Sanayi 4.0’ın ulusal açıdan incelenmesi oldukça önemlidir. Bu çerçevede Sanayi 4.0’a yönelik çeşitli ülkelerin uyguladığı politika ve stratejilerin incelenmesi çalışmanın temel amacıdır. Bu amacı gerçekleştirmek için nicel yöntem kullanılmıştır. Nicel yöntem kapsamında saçılım grafikleri ve trend analizi tercih edilmiştir. Nicel analiz ise nitel verilerle desteklenmiştir. Çalışmada, nitel veriler arasında ülkelerin strateji belgeleri (ör. Made in China 2025, Türkiye Sanayi Stratejisi, Industrie 4.0), kalkınma planları, kamu politikası raporları ve akademik çalışmalar yer almaktadır. Nicel analiz için ise Geleceğe Hazırlık Ekonomik Endeks (FREI) skorları ile teknoloji skoru verileri kullanılmıştır. Bu veriler üzerinden ülke gruplarına göre sınıflandırma yapılmış ve FREI ile teknoloji skoru arasındaki ilişki grafiklerle desteklenerek yorumlanmıştır. Sanayi 4.0 devrimine yönelik çeşitli ülkelerdeki uygulamaların ortaya koyulmasıyla sürecin daha iyi anlaşılacağı ve değerlendirilebileceği düşünülmektedir.
Sustainability reporting has become a regulatory necessity under frameworks such as the European Sustainability Reporting Standards and the International Sustainability Standards Board’s global baseline standards. The audit profession has been facing increasing demands to ensure the reliability of environmental, social and governance disclosures. However, the level of readiness of auditors with these expectations is still not evenly distributed across provinces, especially in emerging economies. This study aims to fill an important gap in the literature by systematically evaluating provincial differences in awareness and competence levels related to sustainability reporting among independent auditors in Türkiye. Based on the developments in the field of composite indicators, the multiple reference point based on weak and strong composite indicators was used in the study. Using the survey data obtained from 694 auditors throughout Türkiye, three alternative composite indicators were created to capture provincial differences in a robust way and the sensitivity of these indicators to different aggregation logics were evaluated. Findings reveal that metropolitan provinces such as İstanbul perform significantly better compared to the surrounding provinces, and provincial asymmetries are quite pronounced. These differences indicate that there are serious deficiencies in sustainability literacy and audit readiness in areas outside the core provinces.
This study aims to evaluate the impact of the expenditure ceiling (appropriation proposal ceiling) mechanism implemented in Türkiye on public finance. Expenditure ceilings are key fiscal rule instruments designed to strengthen budgetary discipline and ensure the strategic allocation of public resources. Using central government budget data from 2006 to 2024, the study analyzes the errors between ceilings and actual expenditures, examining the distribution of these errors across spending categories. Findings indicate that while personnel and social security expenditures have been relatively disciplined, significant errors are observed in current transfers, goods and services purchases, and capital expenditures. The lack of legal enforcement in cases of errors undermines the binding nature of ceilings and weakens governance quality in the budgeting process. The study offers policy recommendations for integrating ceilings with performance-based budgeting, enhancing transparency and accountability, and reinforcing the legal framework. In this regard, it is emphasized that the expenditure ceiling practice in Türkiye should not be viewed merely as a technical control tool but as a strategic and governance-oriented mechanism that contributes to sound fiscal management.
Kamu çalışanları ve kamu yöneticileri, hükümetlerin devletin örgüt yapısına yerleştirmek istediği uygulamalara adapte olurken bazı zorluklarla karşı karşıya kalabilir. Bu zorlukların kolayca atlatılabilmesi için kamu çalışan ve yöneticilerinin bilişsel hazırbulunuşluklarının tespit edilmesi büyük önem arz etmektedir. Bu araştırmanın amacı, kamu çalışanlarının algıları ile yapay zeka hazırbulunuşluk düzeyini belirleyecek geçerliliği ve güvenilirliği test edilmiş ölçme aracı geliştirmektir. Ölçme aracı kamu kurum ve kuruluş türlerinde uygulanabilecek şekilde geliştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini İstanbul ili Anadolu ve Avrupa Yakası ilçeleri hizmet merkezlerinde çalışan İstanbul Çalışma ve İş kurumunda görev yapmakta olan kamu çalışanları oluşturmaktadır. Ölçek geliştirme sürecinde faktör yapısı için Açımlayıcı Faktör Analizi (AFA) daha sonra bu faktör yapısını doğrulamak için Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) gerçekleştirilmiştir. AFA işlemi 290 katılımcı verisi ile, DFA işlemi ise 239 katılımcı verisi ile gerçekleştirilmiştir. Yapılan analizler sonucunda öz yeterlilik (12 madde) ve iyimserlik (5 madde) boyutlarından oluşan 17 madden oluşan ölçek elde edilmiştir. Elde edilen ölçeğin güvenirlik katsayısı, öz yeterlilik faktörü için .93, iyimserlik faktörü için .91 olarak tespit edilmiştir. Maddelerin ayırt ediciliğini tespit etmek amacıyla %27’lik alt-üst gruplar için yapılan t test sonuçlarına göre, maddelerin amaca uygun ayırt ediciliğinin olduğu tespitinde bulunulmuştur. Sonuç olarak ölçeğin geçerli ve güvenilir olduğuna karar verilmiştir.
Bu araştırma, eğitim sağlayıcılar ile istihdam piyasası arasındaki uyumun değerlendirilmesini amaçlamaktadır. Nitel araştırma yöntemi benimsenmiş olup, Türkiye'de farklı eğitim kademelerinden (mesleki-teknik liseler, meslek edindirme merkezleri, yükseköğretim kurumları ve İŞKUR) toplam 15 kurum yöneticisi ile yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler MAXQDA-20 yazılımı ile tematik analiz yöntemi kullanılarak değerlendirilmiş ve dört ana tema (işgücü piyasasıyla uyum, beyin göçü, yeterliliklerin tanınması ve aktarılabilirliği, eğitimin uluslararasılaşması) altında incelenmiştir. Araştırma bulguları, mesleki ve teknik eğitim veren kurumların işgücü piyasasıyla daha uyumlu olduğunu, yerel işverenlerle doğrudan ilişkiler kurduklarını ve mezun istihdamında daha etkin rol oynadıklarını göstermektedir. Buna karşılık, yükseköğretim kurumlarının özellikle fakülte düzeyinde programlarını sektörel ihtiyaçlara göre güncellemede yetersiz kaldığı ve beceri uyumsuzluğunun yaygın olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, beyin göçünün nitelikli işgücü kaybına yol açtığı, uluslararası yeterlilik çerçevelerine (AYÇ, Europass, ESCO) entegrasyonun ise sınırlı düzeyde kaldığı ortaya konmuştur. Eğitimin uluslararasılaşması bağlamında ise uluslararası ortak programların, protokollerin ve işbirliğinin yetersiz olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak, eğitim-istihdam uyumunun güçlendirilmesi için müfredatların sektörel ihtiyaçlara göre güncellenmesi, uluslararası standartlara uyum sağlanması ve kurumlar arası iş birliğinin artırılması önerilmektedir.
Bürokratik itibar, bir kurumun benzersiz, ayırt edilebilir kapasitesi, rolleri ve yükümlülükleri hakkındaki sembolik inançlar kümesidir. Çalışmanın temel amacı, Lee ve Van Ryzin (2019) tarafından geliştirilen, 10 ifadeden oluşan tek boyutlu Bürokratik İtibar Ölçeği’ni (Bureaucratic Reputation Scale) Türkçe literatüre kazandırmaktır. Bu amaç doğrultusunda İlaç Takip Sistemi uygulamasını geliştiren Türkiye İlaç ve Tıbbı Cihaz Kurumu’nun bürokratik itibarının Sağlık Bakanlığı’nın kurumsal itibarına etkisinde hasta güçlendirmenin düzenleyici rolü test edilmiştir. Yapılandırılmış çevrimiçi anket ile Türkiye genelinde 18-32 yaş arası genç yetişkin 1527 gönüllü sağlık hizmeti kullanıcısına ulaşılmıştır. Bulgulara göre, Bürokratik İtibar ölçeği orijinali ile uyumlu olarak 10 madde ve tek faktörden oluşmaktadır. Yapı güvenirlik ve geçerlik koşullarını sağlamakta, literatürün öngördüğü gibi kurumsal itibarı doğrudan olumlu yönde etkilemektedir. Ayrıca vatandaşların hasta güçlendirme düzeyi arttıkça, Türkiye İlaç ve Tıbbı Cihaz Kurumu gibi bağlı kurumun Sağlık Bakanlığı itibarına katkısı azalmakta; hasta güçlendirme düzeyi azaldıkça Türkiye İlaç ve Tıbbı Cihaz Kurumu gibi bağlı kurumun Sağlık Bakanlığı itibarına katkısı artmaktadır. Sonuç olarak sağlık sektöründe kamu kurumlarının itibarının doğru değerlendirilmesi için bağlı yapılar, hedef kitlenin özellikleri ve hasta güçlendirme düzeyi gibi etkenlerin dikkate alınması, bu doğrultuda bilgi kaynakları ve bilgi asimetrisine odaklanan gelecekteki araştırmalarla yönetsel stratejilere katkı sağlanması önerilmektedir.
We aim to examine the effectiveness of the Central Bank of the Republic of Turkey’s (CBRT) monetary policy tools in reducing inflation and exchange-rate volatility, given the spillovers emanating from the Federal Reserve’s (FED) policies between 2010 and 2022. Relying upon the vector error correction model methodology proposed by Johansen (1995), we found that the inflation rate, one of the main indicators of internal equilibrium conditions, is affected more strongly by global liquidity conditions than by the CBRT’s policies. Moreover, the evidence suggests that the long-term US interest rate proves to be the most disturbing factor to the exchange rate volatility in Turkey. More particularly, we show that the destabilizing effects of increases in the long-term US rates are stronger than the ability of the CBRT’s contractionary policies to fix internal and external disequilibria, which is evident of the erosion in the CBRT’s credibility. Given the devastatingly high economic and social costs associated with these rate hikes, the CBRT may instead turn to ways for enhancing the effectiveness of its policy tools by abandoning its unconventional policies. In this regard, it may start with restoring its highly damaged credibility and introducing some regulations restricting the free capital mobility.