
Eğitim programlarının temel ögelerinden biri ölçme değerlendirme eylemidir. Ölçme değerlendirme, öğrenme eksikliklerinin belirlenmesi, belirlenen hedef kazanımlara ulaşma düzeyi ve programın etkililiği hakkında veri toplamak amacı ile yapılmaktadır. Bu çalışmanın amacı ortaokullarda görev yapan öğretmenlerin değişen sınav sistemine yönelik görüşlerinin belirlenmesidir. Çalışma grubunu Doğu Anadolu Bölgesinin bir ilinin bir ilçesinde görev yapan 30 ortaokul öğretmeni oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından oluşturulan yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde betimsel içerik analizi tekniği kullanılmıştır. Çalışma sonucunda yeni sınav sistemi, üst düzey becerileri ölçme, anlama yorumlama becerilerini geliştirme, şans başarısını en alt düzeye indirme ve çok kapsamlı değerlendirme imkânı sunması olumlu görüşler arasında yer almaktadır. Yenilenen sınav sistemi ile ilgili öğretmenlerin, yeterli düzeyde dokümana ulaşamadığı, kazanım senaryoları ile sınırlama getirildiği, ülke geneli yapılan ortak sınavlarda bireysel farklılıkların dikkate alınmadığı ve kapsam geçerliğini düşürdüğü olumsuz düşünceler arasında yer almaktadır. Yenilenen sınav sistemi geniş bir zamanda uygulanırsa, yeterli materyal ve dokümana sahip olunursa başarılı olabileceği öğretmenlerin görüşleri arasında yer almaktadır.
Bu çalışmanın temel amacı, zorunlu eğitimini tamamlamış olan ağır zihinsel engelli bireylerin iletişim, öz bakım, günlük yaşam becerileri, toplumsal ve sosyal durumlarını belirlemek, bu süreçteki sorunları belirleyerek mevcut durumu ortaya koymaktır. Araştırma, durum çalışması olarak tasarlanmış olup çalışma grubu, İç Anadolu Bölgesi'nde bir ilde yaşayan ve ağır zihinsel engelli yetişkin çocuğa sahip 19 ebeveynden oluşmaktadır. Araştırmacı tarafından geliştirilen yarı-yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak, ebeveynlerle detaylı görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Veriler, MaxQda programı aracılığıyla içerik analizi ile değerlendirilmiştir. Araştırmanın bulguları, engelli bireylerin ilerleyen yaşlarına rağmen bağımsız yaşam becerilerine ulaşamadıklarını, başka bir kişiye bağımlı bir yaşam sürdüklerini göstermektedir. Ayrıca, engelli bireylerin iletişim, sosyal uyum, toplumsal normlara uyma ve öz bakım konularında zorluklar yaşadıkları, davranış problemlerinin devam ettiği ortaya çıkmıştır. Ebeveynlerin ise bu süreçte ekonomik, psikolojik ve sosyal sorunlar yaşadıkları belirlenmiştir. Ebeveynler, özellikle kendi yaşlarının ilerlemesinden kaynaklı sağlık problemi yaşadıkları bunu da çocuklarına bakım be ilgilenme düzeylerini etkilediğini belirtmişlerdir. Çocuklarının da yaşı ilerlediği için mevcut sağlık problemlerine ek olarak yaşa bağlı yeni sorunlarının da ortaya çıktığını ifade etmişlerdir. Ebeveynlerin ihtiyaç duyduklarında çocuklarını bırakabilecekleri güvenilir yerlerin sayısının arttırılması, engelli raporlarının ebeveyn onayları doğrultusunda resmî kurumlar arasında paylaşılabilmesinin işlemleri kolaylaştıracağı belirtilmiştir. Toplumda engelli bireylere karşı farkındalığın artırılmasına yönelik özellikle kamu kurumlarının çalışmalarının arttırılmasının olumlu sonuçlar doğuracağı görülmektedir.
Bu çalışma kapsamında sınıf öğretmenlerin problem çözme süreçlerindeki uygulamaları Polya’nın 4’lü problem çözme süreci olan problemi anlama, strateji geliştirme, stratejiyi problem çözümüne uygulama ve problemi değerlendirme basamakları dikkate alınarak incelenmiştir. Yaklaşım olarak nitel araştırmanın benimsendiği araştırma betimsel amaçlı olup, özel durum deseninde yürütülmüştür. 30 sınıf öğretmeni ile gerçekleştirilen çalışmada öğretmenlerin mesleki tecrübeleri 1- 14 yıl arasında değişmektedir. Geçerlilik ve güvenirlik çalışmaları yapılan ve araştırmacılar tarafından geliştirilen problem çözme beceri testinde rutin ve rutin olmayan tartma alt öğrenme alanını içeren problemler yer almaktadır. Elde edilen veriler araştırmacılar tarafından geliştirilen rubrik kullanılarak ve betimsel olarak analiz edilmiştir. Sınıf öğretmenlerinin teoride sunmuş oldukları problem çözme ile ilgili bilgileri uygulama süreçlerinde eksiklikler yaşadıkları ve değerlendirme basamağına problem çözme süreçlerinde yer verilmediği sonuç olarak karşımıza çıkmaktadır. Polya’nın problem çözme basamaklarının tamamını tartma alt öğrenme alanına ait problem çözme süreçlerinde hiçbir katılımcının uygulamadığı görülmüştür. Hiç değinilmeyen problem çözme basamağının değerlendirme basamağı, en çok vurgu yapılanların ise plan yapma ve planı uygulama basamakları olduğu ortaya çıkan bir diğer sonuçtur. Yapılan değerlendirme ile problem çözme başarısı noktasında farklı yeterlilikler gösteren sınıf öğretmenlerinin mesleki tecrübeleri ile yeterlilik seviyeleri arasında doğrudan ilişki olmadığı sonucu ortaya konulmuştur.
Bu çalışmanın amacı, Türkiye’nin Karadeniz Bölgesi’nin Doğu Karadeniz bölümünde yer alan üniversitelerin sosyal bilgiler eğitimi bölümlerinde öğrenim gören 4. sınıf öğretmen adaylarının doğal afet okuryazarlık düzeylerini belirlemektir. Çalışmada örneklem seçme yöntemi olarak ölçüt örnekleme, yöntem olarak tarama modeli kullanılmıştır. Çalışma 232 sosyal bilgiler öğretmen adayı ile yürütülmüştür. Çalışmanın verileri kişisel bilgiler formu, başarı testi, davranış ve duyuşsal eğilimler ölçeğinden oluşan Doğal Afet Okuryazarlığı Anketi ile toplanmış; katılımcıların başarı testi ile davranış ölçeği puanının orta, duyuşsal eğilimler ölçeği puanının ise yüksek düzeyde olduğu tespit edilmiştir. Başarı, davranış ve duyuşsal eğilimler puanlarının birleşiminden elde edilen puan yüksek düzey aralıklarına denk geldiği için Doğu Karadeniz bölümündeki sosyal bilgiler 4. sınıf öğretmen adaylarının doğal afet okuryazarlık düzeyinin yüksek seviyede olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Çalışmada incelenen değişkenler arasında yer alan yaş, üniversitedeki afet planı, acil toplanma ve sığınak yerini bilme değişkenlerine ait doğal afet okuryazarlık puanlarının, diğer değişkenlere kıyasla daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Ayrıca bu değişkenlerde doğal afet okuryazarlığını oluşturan başarı, davranış ve duyuşsal eğilim düzeylerinin de yüksek seviyede olduğu saptanmıştır. Çalışma grubunu sosyal bilgiler eğitimi 4. sınıf öğretmen adaylarının oluşturması ve öğretmen adaylarının doğal afetlerle ilgili ders almış olmaları nedeniyle, doğal afet okuryazarlığı bileşenlerinden yüksek puan almaları beklenmiş; ancak bu durumun gerçekleşmediği tespit edilmiştir. Türkiye’nin Doğu Karadeniz bölümünü kapsayan bu çalışmanın, farklı bölgelerde yapılması önerilmektedir.
Programlama eğitimi, günümüz dünyasında giderek daha fazla önem kazanmaktadır. Bilgisayarların hayatımızın her alanında yer alması, programlamayı üzerinde düşünülmesi gereken bir konu haline getirmiştir. Bu araştırma, Türkiye’deki üniversitelerin programlama ile ilgili eğitim verilen bölümlerinde öğrenim gören öğrencilerin programlama eğitimine yönelik görüşlerini incelemeyi amaçlamaktadır. Tarama yöntemi kullanılarak gerçekleştirilen çalışmaya, Türkiye’nin yedi farklı coğrafi bölgesinde bulunan 41 farklı üniversiteden toplam 409 lisans öğrencisi katılım sağlamıştır. Araştırma verileri, öğrencilerin programlama eğitimine yönelik memnuniyet, nitelik ve mesleğe hazırlamaya katkı ile ilgili görüşlerini değerlendiren 20 soruluk bir anket ile toplanmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlar, öğrencilerin almış oldukları programlama eğitiminden genel olarak memnun olmadıklarını ve eğitimlerin mesleğe hazırlamaya yeterince katkıda bulunmadığını düşündüklerini göstermektedir. Öğrenciler, verilen programlama eğitimlerinde uygulama saatlerinin azlığı, öğretim materyallerinin yetersizliği ve büyük ölçekli projelerde deneyim kazandırma eksikliği gibi sorunları vurgulamışlardır. Araştırmadan elde edilen sonuçlar çerçevesinde programlama eğitimlerinde uygulamaya daha fazla önem verilmesi, eğitimlerin daha görsel ve uygulamalı yöntemlerle desteklenmesi, eğitimler planlanırken öğrenci görüşleri ve geri bildirimlerinin dikkate alınması, öğretim materyallerinin güncellenmesi önerilmektedir.
Bu çalışma, ortaokul öğrencilerinin yapay zekâ (YZ) farkındalığı ve kullanım eğilimlerini ölçmek amacıyla dört boyutlu bir ölçek geliştirmeyi amaçlamaktadır. Ortaokul Yapay Zekâ Farkındalık ve Kullanım Eğilimleri Ölçeği (YZFKÖ), YZ Temel Bilgi, YZ Kullanım Alanları, YZ Kaygı ve YZ Zorlanma olmak üzere dört boyuttan oluşmaktadır. Ölçeğin geliştirme sürecinde literatür taraması, uzman görüşleri, pilot uygulama, Açıklayıcı Faktör Analizi (AFA) ve Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) gerçekleştirilmiştir. AFA ve DFA sonuçları, dört faktörlü yapının toplam varyansın %52,05'ini açıkladığını ve uyum iyiliği indekslerinin kabul edilebilir düzeyde olduğunu göstermiştir (KMO = ,924; χ²/df = 2,057; CFI = ,935; RMSEA = ,043). Cronbach Alfa katsayısı tüm ölçek için α = ,870 olarak belirlenmiş, alt boyutlar için ise α değerlerinin ,743 ile ,914 arasında değiştiği görülmüştür. Bu bulgular, ölçeğin geçerli, güvenilir ve tutarlı bir ölçüm aracı olduğunu ortaya koymaktadır. Bu çalışmada geliştirilen ölçek, öğretmenler, eğitim programı geliştiricileri ve eğitim politikacıları için öğrencilerin YZ farkındalık ve kullanım eğilimlerini ölçmede geçerli ve güvenilir bir araç sunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Yapay zekâ farkındalığı, Yapay zekâ kullanım eğilimleri, Ortaokul, Ölçek geliştirme, Eğitimde yapay zekâ
Bu çalışmada, genç yetişkinlerde olumsuz değerlendirilme korkusu ve sosyal yeterlik düzeylerinin sosyal kaygı düzeyini nasıl yordadığı ve bu ilişkilerde bilişsel esnekliğin aracı rolünün incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma, sosyal kaygının bilişsel ve kişilerarası belirleyicilerini bütüncül bir model olarak ele almayı hedeflemektedir. Çalışma; 18-30 yaş aralığında bulunan, 447’si kadın (%68.99) ve 201’i erkek (%31.01) olmak üzere 648 kişi ile gerçekleştirilmiştir. Katılımcılara; Demografik Bilgi Formu, Bilişsel Esneklik Ölçeği, Sosyal Yeterlik ve Sosyal Sonuçlar Ölçeği, Olumsuz Değerlendirilme Korkusu Ölçeği ve Liebowitz Sosyal Kaygı Ölçeği uygulanmıştır. Araştırma ilişkisel tarama deseni ile yürütülmüştür. Değişkenlerin birbirleri arasındaki ilişkisini belirleyebilmek amacıyla Pearson korelasyon analizi yapılmış; aracılık modellerini test etmek için ise çoklu aracı değişken analizi uygulanmıştır. Aracılık etkilerinin anlamlılığını değerlendirmek üzere bootstrap yöntemi kullanılmıştır. Elde edilen korelasyon analizi bulguları sonucunda, olumsuz değerlendirilme korkusu ile sosyal kaygı arasında pozitif, olumsuz değerlendirilme korkusu ile bilişsel esneklik arasında negatif bir ilişki olduğu görülmüştür. Sosyal yeterlik ile sosyal kaygı arasında ise negatif, sosyal yeterlik ile bilişsel esneklik arasında pozitif ilişkinin olduğu görülmüştür. Bunun yanında bilişsel esneklik ile sosyal kaygı arasında da negatif yönde bir ilişkinin olduğu görülmüştür. Yapılan aracılık analizi sonucunda ise olumsuz değerlendirilme korkusu ve sosyal yeterlik ile sosyal kaygı arasındaki ilişkide, bilişsel esnekliğin aracılık rolü olduğu belirlenmiştir. Buna göre katılımcıların sosyal yeterlik düzeyleri arttıkça sosyal kaygı düzeyleri düşmekte, olumsuz değerlendirilme korkusu düzeyleri arttıkça sosyal kaygı düzeyleri artmaktadır. Bilişsel esneklik düzeyleri ise bu etkilere aracılık etmektedir.
This study examines scholarly trends in culturally responsive teaching research using the Web of Science database. spanning from 1995 to 2025, the analysis covers 551 English-language articles, review articles, and book chapters, visualizing findings through tables, figures, and network maps. Key findings include a steady annual growth rate of 7.18%, indicating increasing scholarly interest in culturally responsive teaching, and an average of 13.47 citations per document, suggesting moderate research impact. The study identifies "motor themes" like identity, culture, and race as well-developed and influential, while "niche themes" such as practices and pre-service teacher education show less connection to the broader field. Underdeveloped but essential "basic themes" include culturally responsive teaching, diversity, and curriculum. The results also reveal that frequent title bigrams like "culturally responsive" and "responsive teaching," and highlight distinct clusters in global research collaboration, notably one led by the USA.
Araştırmanın amacı lise Kimya dersi kapsamında “Asitler, Bazlar ve Tuzlar” ünitesinde bulunan, “Asitler ve Bazlar”, “Asitlerin ve Bazların Tepkimeleri”, “Hayatımızda Asitler ve Bazlar” ve “Tuzlar” konularının istasyon tekniği kullanılarak öğretilmesinin öğrencilerin akademik başarılarına ve Kimya dersine karşı tutumlarına etkisini incelemektir. Araştırma, 2022-2023 eğitim öğretim yılı, Denizli ilinde bulanan bir meslek lisesinde öğrenim gören toplam 113 öğrenciyle yürütülmüştür. Araştırmada deneysel modellerinden ön test son test kontrol gruplu eşitlenmemiş yarı deneysel desen kullanılmıştır. Araştırmanın yapıldığı okulda rastgele atama sonucu iki sınıf deney, iki sınıf ise kontrol grubu olarak belirlenmiştir. Deney grubundaki öğrencilerle dersler istasyon tekniğiyle işlenirken kontrol grubundaki öğrencilerle dersler resmi müfredata uygun şekilde işlenmiştir. Uygulama öncesi ve sonrası öğrencilerin akademik başarılarını tespit etmek için araştırmacı tarafından geliştirilen “Asit Baz Başarı Testi” ve öğrencilerin uygulamaya karşı tutumlarını değerlendirmek için İnal (2013) tarafından Kimya dersine uyarlanan “Kimya Tutum Ölçeği” kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda, kontrol ve deney grubundaki öğrencilerin son test akademik başarı ve kimya tutum puanları arasında deney grubu lehine anlamlı bir fark olduğu bulunmuştur. Bu sonuca göre uygulanan istasyon tekniğinin etkili bir yöntem olduğu söylenebilir. Gelecekteki çalışmalarda, bu tekniğin kalıcılık ve güdülenme gibi başlıklar altında incelenebileceği ve diğer sınıf kademelerinde de uygulanabileceği önerilmektedir.
The first pilot region of the Zero Waste Project implemented by the Ministry of Environment, Urbanization and Climate Change was determined as Kızılcahamam district of Ankara province. The project was carried out with activities for the staff working in public and private institutions and organizations in the whole district and the people living in the district. In this context, the current study aims to investigate the effects of zero waste practices on students, their parents and classroom teachers selected from this region. Case study, one of the qualitative research methods, was used in the study. The study included 21 participants, including 4th grade students (n=10), their parents (n=10) and classroom teachers (n=1) of a primary school affiliated to the Ministry of National Education in the district. Semi-structured interview questions were prepared for the research and the answers were audio recorded. The audio recordings were transcribed and analyzed by content analysis. The data obtained were organized into themes and sub-themes. According to the findings of the study, it was determined that the majority of the participants had incomplete and insufficient knowledge before the zero waste practices, but their knowledge levels increased after all the practices. It was determined that their perspectives on the environment and the concept of garbage changed with the activities in the project and that they reflected what they learned in their lives. In addition, it was emphasized by the participants that in order to increase the impact of the project, various sanctions should be imposed on people who behave negatively towards their environment, and that these activities should be spread throughout Turkey in order to increase the level of awareness of the public and take their place in the education system.
Bu araştırmanın amacı, özerk ve merkeziyetçi yapıya sahip eğitim sistemlerini okul ikliminde ele alınabilecek okul, öğretmen ve öğrenci değişkenleri açısından karşılaştırmaktır. Okul özerkliği, yönetsel karar alma süreçlerinde okullara tanınan yetki düzeyiyle ilişkilidir. Okulların yönetim yapısının, okul içi ilişkiler ve karar alma süreçleri aracılığıyla okul iklimine yansıyacağı düşünülmektedir. Bu noktadan hareketle, bu araştırmada eğitim sistemlerinin yönetsel yapıları farklılık gösteren Türkiye ve Litvanya’da okullardaki okul iklimine dair değişkenler belirlenmiş ve karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır. Araştırmada, 2022 yılına ait PISA Türkiye ve Litvanya veri setleri kullanılmıştır. Her iki ülkeye ait veri setlerinden elde edilen yönetici ve öğrenci anketlerinde yer alan okul iklimiyle ilişkili indeksler analiz edilmiştir. Araştırmada, 19 indeks bağımlı değişken olarak ele alınmış ve okul iklimi değişkenleri, okul, öğretmen ve öğrenci temelli olmak üzere üç boyutta incelenmiştir. Verilerin analizinde çok değişkenli varyans analizi (MANOVA) yapılmıştır. Elde edilen bulgulara göre okul özerkliği olan bir eğitim sisteminde, öğrencinin kendini daha güvende hissettiği, işbirliği ve uzlaşının hakim olduğu, okulun öğretmene sağladığı destek hizmetlerinin olduğu, öğrenmeyi sağlayan okul aktiviteleri bulunduğu ve öğretmenle ilişkili olumlu faktörlerin daha fazla olduğu bir okul iklimi bulunmaktadır. Karşılaştırılan iki eğitim sistemi göz önüne alındığında, merkeziyetçi yapı içinde belirli faktörlerin kontrol edilmesiyle okul ikliminin iyileştirilebileceği ve bunun eğitim sisteminin niteliğini artırmaya katkı sağlayabileceği önerilmektedir.
Bu çalışmanın amacı, Türkiye’de 2014-2024 yılları arasında eğitim alanında hayat boyu öğrenme ile ilgili yapılmış olan çalışmaların yayın türüne, yayınlandıkları yıllara, araştırma modeline, araştırma desenine, örneklem seviysine, örneklem büyüklüğüne, veri toplama araçlarına, veri analiz tekniğine ve araştırma konusuna göre dağılımlarını incelemektir. Bu çalışmada sistematik derleme yöntemi kullanılmıştır. TR Dizin veri tabanındaki makaleleler ve YÖK Ulusal Tez Merkezi veri tabanındaki tez çalışmaları taranarak 73 çalışma araştırmaya dahil edilmiştir. Araştırmada elde edilen bulguların sunumunda, betimsel istatistiklerden yararlanılmıştır. Çalışmaların çoğunlukla yüksek lisans tezi olduğu belirlenmiştir. Çalışmaların büyük bölümünün 2021 yılında yayınlandığı, araştırma modeli olarak nitel araştırma modelinin kullanıldığı ve araştırma deseninin belirtilmediği belirlenmiştir. Araştırmaların örneklem seviyesi genellikle öğretmenler, örneklem büyüklüğünün de 301-1000 arasında değiştiği belirlenmiştir. Veri toplama aracı olarak ölçeklerin çoğunlukta olduğu, veri analizlerinin ise içerik analizi ile yapıldığı sonucuna ulaşılmıştır. Araştırma konusu olarak en fazla öğrenme eğilimlerini belirleme konusunda çalışmalar yapıldığı belirlenmiştir. Çalışma, hayat boyu öğrenme kavramının eğitim bağlamında nasıl ele alındığını ortaya koyarak literatürdeki eğilimleri ve boşlukları görünür kılmakta; araştırmacılar ve politika yapıcılar için yol gösterici veriler sunmaktadır. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda, özellikle doktora düzeyinde, kuramsal ve uygulamalı yeni araştırmaların yapılması önerilmektedir.
Araştırmanın amacı, sosyal bilgiler öğretmen adaylarının 21. yüzyıl becerileri ile yaşam boyu öğrenmeye ilşikin bakış açısını belirlemektir. Araştırmanın çalışma grubunu 2021-2022 eğitim öğretim yılında 15 üniversitenin Sosyal Bilgiler Eğitimi Ana Bilim Dalında 1., 2., 3. ve 4. sınıfta öğrenim gören 120 öğretmen adayı oluşturmaktadır. Araştırma, nitel araştırma desenlerinden olgubilim deseni ile yürütülmüştür. Araştırmada veriler görüşme yöntemi kullanılarak elde edilmiş ve içerik analizi ile çözümlenmiştir. Araştırma sonucunda sosyal bilgiler öğretmen adaylarının 21. yüzyıl becerilerini genel olarak başarılı olmak için ihtiyaç duyulan beceriler olarak tanımladıkları tespit edilirken, yaşam boyu öğrenmeyi ise beşikten mezara kadar öğrenme şeklinde ifade ettikleri tespit edilmiştir. Ayrıca öğretmen adaylarının, 21. yüzyıl becerileri ile yaşam boyu öğrenme arasında ilişki olduğunu ifade ettikleri belirlenmiştir. Öğretmen adaylarının 21. yüzyıl becerileri ve yaşam boyu öğrenme ile ilgili tüm gelişmeleri takip edebilmeleri, bu konuda bilinçlenebilmeleri ve farkındalıklarını geliştirmeleri, birbirleriyle etkileşim sağlayabilmeleri ve bilgi alışverişinde bulunabilmeleri için yurt içinde ve yurt dışında panel, konferans, kongre, sempozyum gibi bilimsel etkinlikler düzenlenebilir ve bu etkinliklere katılmaları teşvik edilebilir.
Araştırmanın amacı, okul yöneticilerinin okuldaki iş akış döngülerine ilişkin deneyimleri konusundaki görüşlerini incelemektir. Araştırmada, nitel araştırma yaklaşımlarından fenomenolojik desen kullanılmıştır. Araştırmanın katılımcılarını İzmir ili Bayraklı, Bornova, Karşıyaka ve Konak ilçelerindeki devlet okullarının ilkokul, ortaokul ve liselerinde görev yapan 50 okul yöneticisi oluşturmuştur. Araştırma verilerinin toplanması için araştırmacılar tarafından geliştirilen yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Araştırmanın verilerinin analizi içerik analizi ile yapılmıştır. Araştırma bulgularına göre, okul yöneticilerinin görüşlerine göre okuldaki iş akışı döngülerinden en çok eğitsel iş akışı teması öne çıkmıştır. Okul yöneticilerinin iş akış döngülerinde karşılaştığı sorunların kaynağına yönelik en çok çevresel-sistemsel sorunlar teması vurgulanmıştır. Okuldaki iş akışının sürdürülmesinde öğretmenlerin davranış örüntülerini en çok iş akışına duyarsız davranma temasının kapsamında tanımlamışlardır. Son olarak okul yöneticilerinin okuldaki iş akışı döngülerini dengeleme stratejileri incelendiğinde en çok sosyal/etkileşimsel reaktif stratejiler teması bulunmuştur. Okul yöneticilerinin, iletişimi etkili gerçekleştirmesi ve iş akışlarının sürdürülebilirliği adına okul paydaşlarını birleştirecek önlemleri alması ve sorunları önleyici ve engelleyici stratejiler kullanması önerilmektedir.
Okul temelli önleyici müdahale programları çocuk ve ergenklere psikolojik yardım süreçlerinin önemli bir parçasıdır. Önleyici çalışmalar kapsamında Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT) uygulamalalarının okullardaki yaygınlığı artmaktadır. Mevcut çalışmada ACT temelli piskoeğitim programının lise düzeyinde eğitime devam eden ergenlerin psikolojik esneklik, psikolojik sağlamlık ve depresif belirti düzeylerine etkisi incelenmiştir. Çalışmanın örneklemini 15-17 yaş aralığında 10 ve 11. Sınıf eğitime devam eden ergenler oluşturmaktadır. Araştırmada, 2x3'lük split-plot/deneysel desen kullanarak öntest, sontest ve izleme testleriyle birlikte kontrol grubuyla karşılaştırmalı bir çalışma yapılmıştır. Katılımcılar, rastgele olarak deney (n=14) ve kontrol (n=14) gruplarına atanmıştır. Müdahale programının sonunda, deney ve kontrol gruplarına sontest uygulanmış, ardından 5 hafta sonra izleme testi yapılmıştır. Toplanan veriler, SPSS-26 yazılımıyla analiz edilmiştir. Analizlerde, ölçümler arasında ve gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıkların olup olmadığı tekrarlı ölçümler için iki faktörlü varyans analizi (ANOVA) kullanılarak incelenmiştir. Elde edilen bulgulara göre, ACT odaklı psiko-eğitim programının psikolojik esneklik düzeyini artırmakta ve depresif belirtileri azaltmakta istatistiksel olarak etkili olduğu, bu etkinin izleyen süreçte devam ettiği görülmüştür. Ancak, psikolojik sağlamlık düzeyindeki değişimin istatistiksel olarak anlamlı olmadığı saptanmıştır. Bu bulgular, literatür ışığında tartışılmış ve bazı öneriler sunulmuştur.
Yeryüzünde yaşamı sürdürülebilir kılacak dönüşümün önüne açabilmek, her şeyden önce eğitimi sürdürülebilirlik perspektifi doğrultusunda yeniden düşünmeyi ve hayata geçirmeyi kaçınılmaz hale getirmektedir. Ancak, Dünya’da olduğu gibi ülkemizde de sürdürülebilirlik eğitimi konusunda yaygın bir kavram kargaşası ve belirsizlik göze çarpmaktadır. Çalışmada, buradan hareketle yeni bir eğitim alanı olarak öne çıkmakta olan sürdürülebilirlik eğitimini geniş bir açıdan açıklanmakta ve uygulamaya yönelik öneriler getirilmektedir. Bu açıdan, çalışmanın gelecekte eğitim politikalarının sürdürülebilirlik eğitimi yönünde oluşturulmasına, buna uygun programların geliştirilmesine ve eğitim pratiklerinin etkili şekilde hayata geçirilmesine; nihayetinde ilgili alan yazının bu yönde gelişmesine katkı getirmesi beklenmektedir.
Bu çalışmanın temel amacı; öğretmenlerin öğrenme ve öğretme süreçlerinde tasarım odaklı düşünme becerilerinin hangi düzeyde olduğunu tespit etmek ve bu becerilerin çeşitli demografik değişkenler açısından farklılaşma durumlarını incelemektir. Araştırma; nicel araştırma desenlerinden betimsel tarama modelinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini, 2024-2025 eğitim öğretim yılında İstanbul ilinde görev yapan öğretmenler oluşturmuş ve araştırma kolay ulaşılabilir örnekleme yöntemiyle belirlenen 434 öğretmen ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada; veri toplamak için “Öğretimde Tasarım Odaklı Düşünme Becerileri Ölçeği” kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; öğretmenlerin öğretimde tasarım odaklı düşünme becerilerinin yüksek düzeyde olduğu; tasarım odaklı düşünme yaklaşımının ilişki, süreç, etik ve birey boyutlarında da yüksek puanlar aldıkları; en yüksek beceriyi tasarım odaklı düşünmenin etik boyutunda, en düşük beceriyi ise süreç boyutunda sergiledikleri tespit edilmiştir. Öğretmenlerin öğretimde tasarım odaklı düşünme becerilerinde cinsiyet, öğretim kademesi, en son mezun olunan program ve mesleki kıdem gibi değişkenleri açısından ise herhangi bir farklılaşma tespit edilememiştir. Araştırma sonuçlarına göre; öğretmenlerin öğretimde tasarım odaklı düşünme açısından insanları tasarım sürecine aktif olarak dâhil ettikleri, çevresindekilerle etkili iletişim kurarak uygulamalar öncesi fikirlerini aldıkları ve süreci birlikte değerlendirdikleri, insanların çözüm önerilerine yönelik fikirleri üzerine düşündükleri saptanmıştır. Yine çözüm açısından farklı yollara başvurdukları ve yaratıcı çözümler aradıkları, yeni teknolojileri uygulamaktan çekinmedikleri, yeni fikirleri tasarımlar aracılığıyla insanlara aktarabildikleri, tasarımda katkısı olan tüm paydaşları dikkate aldıkları ve tasarım sürecinde etik unsurlara dikkat ettikleri gibi yorumlar getirilmiştir. Araştırma sonucunda elde edilen bulguların, öğretmenlerin öğretimde tasarım odaklı düşünme becerilerinin geliştirilmesi ve bu hususta öğretmen yetiştiren kurumlarda öğrenim gören öğretmen adaylarının öğrenme süreçlerinde yapılacak düzenleme, iyileştirme ya da öğretim tasarımları gibi konularda da yol gösterici olacağı umulmaktadır.
The study, aimed at evaluating the alignment of citizenship education outcomes in primary and secondary school curricula with the spiral programming approach, was conducted using the document analysis method. The 2018 Human Rights and Citizenship Education Curriculum, 2018 Social Studies Curriculum, and 2024 Ethics and Civic Education Curriculum were examined and the data, collected using the Citizenship Education Outcomes Programming Approach Assessment Chart and Bloom's Taxonomy Assessment Chart, were analyzed through content analysis. The findings revealed that some citizenship education outcomes were repeated at the same or different grade levels, indicating that the curricula were not developed with a comprehensive programming approach at the primary and secondary levels. Based on these results, it is recommended that the citizenship education outcomes across different levels in Türkiye be designed with a holistic curriculum approach.
This study has two purposes. The first of these is the adaptation of the Attitudes towards Sustainable Development (ASD) scale developed by Biasutti and Frate into Turkish and finding evidence of its factor structure, reliability and measurement invariance by gender. The second one is to examine teacher candidates' attitudes towards sustainable development before and during Covid-19. For this purpose, two applications were conducted. The first application was conducted on 412 participants in the 2018-2019 spring semester (before Covid-19), 291 of whom were female (70%) and 121 male (30%). The findings of the adaptation study have indicated that ASD is suitable to collect Turkish pre-service students’ attitudes towards sustainable development. The second application was conducted on 628 participants in the 2021-2022 spring semester (during Covid-19), of whom 421 were female (67%) and 207 were male (33%). The participants were students of the faculty of education. As a result, before Covid-19, the environment and economy sub-scale means of males were higher than females. Total ASD, economy, society and education sub-scale mean of the females were higher than males during Covid-19. Finally, females' total ASD, economy, society and education sub-scale mean during Covid-19 were higher than their pre-Covid-19 means. In all comparisons, no significant differences were found between the environmental sub-scale means of ASD.
Son yıllarda hızlı teknolojik gelişmeler ile birlikte sıkça yaşanan siber zorbalık hakkında farklı konu ve kazanımlara sahip sosyal bilgiler öğretmenleri ile olayın tespit ve çözümünde önemli göreve sahip rehber öğretmenlerinin duyarlılıkları, önem taşımaktadır. Bu çerçevede araştırmanın amacını, sosyal bilgiler öğretmenleri ile rehber öğretmenlerin siber zorbalığa ilişkin farkındalıklarının tespit edilmesi ve işbirliklerinin belirlenmesi oluşturmaktadır. Çalışma, nitel bir araştırma olup durum çalışması desenine sahiptir. Araştırmanın çalışma grubunu devlet ve özel olmak üzere farklı kurumlarda görevli 22 sosyal bilgiler öğretmeni ve 18 rehber öğretmen oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak yedişer açık uçlu sorudan oluşan 2 farklı anket kullanılmıştır. Ayrıca 4 sosyal bilgiler öğretmeni ve 3 rehber öğretmen ile yarı yapılandırılmış görüşme gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler nitel veri analiz yöntemlerinden içerik analizine tabi tutulmuştur. Araştırma sonuçlarına göre öğretmenler siber zorbalığa ilişkin sosyal medya, internet gibi teknik özellikli ve intikam, çıkmaz sokak gibi duygu özellikli farklı kavramlar ile açıklamalar getirmişler; öğrencilerin özellikle intikam duygusu ile hareket ederek olayı gerçekleştirdiklerini vurgulamışlardır. Aynı zamanda siber zorbalığın okul dışında yaşanan bir zorbalık türü olmasına rağmen etkileri itibariyle okul ve sınıf ortamına farklı boyutlarda yansıdığı görülmektedir. Olayın çözümüne ilişkin ise sosyal bilgiler dersinin farklı ünite ve konularında yapılabilecek çalışmalara ilişkin görüşlere ve genel bir işbirliğine vurgu yapılmıştır.