
Bu çalışma, çocuk gelişimi ve eğitimi alanında öğrenim gören çocuk gelişimi programı öğrencilerinin, ülkemizde çoğunlukla fenomen çocuklar olarak adlandırılan kidfluencerlara yönelik algılarını metaforlar aracılığıyla ortaya koymayı amaçlamaktadır. Araştırma Kayseri Üniversitesi Develi Hüseyin Şahin MYO Çocuk Gelişimi Programı’nda öğrenimine devam eden, çalışmaya katılmaya gönüllü olan 112 öğrenci ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden fenomenolojik (olgu bilim) desen kullanılmıştır. Verilerin toplanması için yarı-yapılandırılmış yazılı form kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizinde, nitel araştırma desenine uygun olarak içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. Veri analizi MAXQDA 2020 programı ile yapılmıştır. Kidfluencer/Fenomen çocuklar kavramına ilişkin metaforlar ve gerekçeleri kodlanmış; ortaya çıkan alt temalar sonucu “Gelişimsel Risk, İrade Yoksunluğu, Biçimlendirilebilir Olma, Geçici Olma, Ekonomik Kazanç, Etkileme Gücü ve Bağımlılık, Sosyal Öğrenme, İlgi Odağı Olma” başlıklarıyla toplam 8 kategori oluşturulmuştur. Analiz sürecinde elde edilen 75 geçerli metafor kodlandığında, katılımcıların kidfluencerlara ilişkin olumsuz algılarının yoğunlukta olduğu görülmektedir.
Suçluluk, gurur, utanç gibi ahlaki duygular erken çocukluk döneminde çocukların sosyal duygusal gelişiminde önemli bir role sahiptir. Bu duygular çocukların sosyal davranışlarını düzenler ve ahlaki standartlara uygun hareket etmelerini sağlar. Bu çalışmada çocukların ahlaki duygularına ilişkin davranışsal tepkilerini ebeveyn raporlarına dayalı olarak değerlendirmeyi amaçlayan Ahlaki Duygular Ölçeği’nin Türk kültürüne uyarlanması amaçlanmıştır. Araştırma kapsamında 355 ebeveynden elde edilen veriler doğrulayıcı faktör analizi (DFA) ile incelenmiştir. DFA sonuçları, üç faktörlü yapının (utanç, suçluluk ve gurur) kabul edilebilir düzeyde uyum gösterdiğini ortaya koymuştur (χ²/SD = 1.31; RMSEA = .030; CFI = .934; TLI = .923; SRMR = .060). Faktör yükleri .30 ile .66 arasında değişmektedir. AVE değerleri yakınsak geçerliğin sınırlı düzeyde kaldığını gösterirken, HTMT bulguları ayırt edici geçerliğin sağlandığını göstermektedir. Ölçeğin iç tutarlılığı Cronbach’s α ve McDonald’s ω katsayıları ile incelenmiş; utanç ve suçluluk alt boyutlarının kabul edilebilir, gurur alt boyutunun ise araştırma amaçlı kullanımlar için tolere edilebilir düzeyde güvenirlik sağladığı belirlenmiştir. Bulgular, Ahlaki Duygular Ölçeği’nin Türkçe formunun erken çocukluk dönemindeki çocukların ahlaki duygularını ebeveyn raporları aracılığıyla değerlendirmede kullanılabileceğine işaret etmekle birlikte, bazı psikometrik sınırlılıkların varlığı nedeniyle araştırma amaçlı kullanımlarda temkinli bir şekilde ele alınmasının uygun olacağını göstermektedir.
The purpose of this study is to determine the predictive relationships among teachers’ cultural values, perceptions of cultural leadership, and classroom management approaches in Türkiye and Kosovo. The study was conducted using a correlational survey model. The sample consisted of 642 teachers from Türkiye and 448 teachers from various cities in the Republic of Kosovo. The findings revealed that teachers’ perceptions of cultural values in both Türkiye and Kosovo were lower than their perceptions of cultural leadership and adopted classroom management approaches. Significant differences were found between teachers in Türkiye and Kosovo regarding cultural values, cultural leadership, and classroom management approaches. Teachers working in Kosovo demonstrated higher levels of uncertainty avoidance, collectivism, and long-term orientation compared to teachers in Türkiye. No significant relationship was found between teachers’ masculinity perceptions and cultural leadership or its sub-dimensions in either country. In contrast, significant relationships were identified between power distance, uncertainty avoidance, collectivism, and long-term orientation, and the sub-dimensions of cultural leadership. Furthermore, significant relationships were found between all sub-dimensions of cultural values and the sub-dimensions of adopted classroom management approaches, except for power distance. The results also indicated that teachers’ perceptions of cultural values are significant predictors of both cultural leadership perceptions and classroom management approaches in Türkiye and Kosovo. Additionally, teachers’ perceptions of cultural leadership were found to be significant predictors of their adopted classroom management approaches in both countries.
Bu çalışmada, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nde tanımlanan sosyal bilimler alan becerilerinin farklı eğitim kademelerindeki öğretim programlarına yansımasının incelenmesi amaçlanmıştır. Doküman analizi yöntemiyle yürütülen araştırmanın Veri kaynağı olarak “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Ortak Metni”, “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Okul Öncesi Eğitim Programı”, “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Hayat Bilgisi Dersi Öğretim Programı (İlkokul)”, “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli İnsan Hakları ve Demokrasi Dersi Öğretim Programı (İlkokul)” ve “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Sosyal Bilgiler Dersi Öğretim Programı (İlkokul-Ortaokul)” olmak üzere beş temel belge seçilmiştir. Veriler, betimsel analiz yöntemi kullanılarak çözümlenmiştir. Yapılan analiz sonucunda incelenen toplam 17 sosyal bilimler alan becerisi arasında okul öncesi kademesi, en fazla sosyal bilimler alan becerisini kapsayan program olmuştur. İlkokul kademesinde ise “Kanıta Dayalı Sorgulama ve Araştırma Becerisi”, “Sosyal Katılım Becerisi” ve “Mekânsal Düşünme Becerisi” alan becerilerine daha çok yer verildiği görülmüştür. Ortaokul düzeyinde, Sosyal Bilgiler Dersi Öğretim Programı’nda “Kanıta Dayalı Sorgulama ve Araştırma Becerisi”, “Tarihsel Empati Becerisi”, “Değişim ve Sürekliliği Algılama Becerisi”, “Sosyal Katılım Becerisi”, “Girişimcilik Becerisi”, “Mekânsal Düşünme Becerisi” ve “Coğrafi Sorgulama Becerisi” olmak üzere yedi beceriye yer verilmiştir. Ancak “Mantıksal Muhakeme”, “Felsefi Sorgulama Becerisi”, “Felsefi Muhakeme Becerisi”, “Felsefi Düşünme ve Sorgulama” ve “Tarihsel Sorun Analizi” becerileri hiçbir kademede yer almamaktadır. Dikkat çeken başka bir sonuç ise “Finans Becerisi” yalnızca okul öncesi kademesinde yer bulmuştur.
Bu araştırma, fen bilimleri öğretmenlerinin görme engelli öğrencilerle kaynaştırma ortamlarında yürüttükleri öğretim süreçlerine ilişkin deneyimlerini incelemeyi ve bu süreçte karşılaştıkları güçlükler ile bu güçlüklere yönelik çözüm önerilerini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Nitel araştırma deseninde yürütülen çalışmada, Aksaray ilinde farklı devlet okullarında görev yapan ve en az bir yıl süreyle görme engelli öğrencilerle doğrudan çalışma deneyimine sahip 14 fen bilimleri öğretmeni yer almıştır. Veriler, araştırmacılar tarafından geliştirilen yarı-yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla yüz yüze toplanmış ve veriler nitel araştırma desenlerinden biri olan durum çalışması yöntemiyle analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular, öğretmenlerin özellikle görme engelli öğrenciyle çalışma alanında pedagojik yeterlik eksikliği, görme engelli öğrenciler için öğretimin uyarlanmasında yaşanan güçlükler, erişilebilir materyal eksikliği, fiziksel mekânlara dair yapısal engeller ve ölçme-değerlendirme uygulamalarının yetersizliği gibi çok boyutlu sorunlarla karşılaştığını ortaya koymuştur. Katılımcılar, bu sorunların çözümü için öğretmen yetiştirme programlarının kapsayıcılık temelinde yeniden yapılandırılması, uygulamalı hizmet içi eğitimlerin yaygınlaştırılması, disiplinler arası destek mekanizmalarının geliştirilmesi ve yardımcı teknolojilere erişimin artırılması gerektiğini vurgulamıştır. Çalışmanın bulguları, görme engelli bireylerin fen bilimleri derslerine tam katılımının sağlanabilmesi için hem eğitim politikalarının hem de öğretim ortamlarının erişilebilirlik odaklı yeniden düzenlenmesi gerektiğine işaret etmektedir.
Bu araştırmanın amacı, eğitim denetmenlerinin eğitim denetimi kuramlarına yönelik tutumlarını saptamaya uygun geçerli ve güvenilir bir ölçek bataryası geliştirmektir. Bu çalışma, 2022-2023 eğitim öğretim yılında, Türkiye genelinde (196 Bakanlık müfettişi, 374 eğitim müfettişi) 570 müfettişle gerçekleştirilmiştir. AFA işlemlerine alınan tüm taslak ölçekler tek faktörlü bir yapı üzerinden denetlenmiştir. DFA analizi sonucunda her bir ölçeğin tek faktörlü yapısı doğrulanmıştır. Ölçeklerin güvenirliğinde iç tutarlık analizi yapılmış, ölçeklerin yüksek düzeyde güvenirliğe sahip olduğu saptanmıştır. Tüm maddelerin içinde yer aldıkları ölçeklerin toplam puanları ile ilişkileri anlamlı bulunmuştur. Tüm ölçekler için maddelerin ve ölçek toplam puanlarının ayırdediciliklerini belirlemek amacıyla bağımsız gruplar t-testi ile alt-üst %27’lik grupların ortalamaları karşılaştırılmış, tüm ölçek maddelerinin ve toplam puanlarının ayırdedici olduğu saptanmıştır. Ölçeğin test-tekrar test korelasyonları hesaplanmıştır. Pearson analizi sonucunda gerçekleştirilen iki uygulamadan elde edilen puanların tutarlı olduğu, ölçme aracının yüksek düzeyde güvenirliğe sahip olduğu görülmüştür. Test-tekrar test güvenirliği için yapılan eşleştirilmiş gruplar t-testi sonucunda, ölçme aracının test-tekrar test güvenirliğini taşıdığı saptanmıştır. Eğitim Denetimi Kuramsal Tutum Ölçek Bataryası’nın (EDEKTÖ-B) geçerlik ve güvenirlik kriterlerinin tamamını karşıladığı görülmüştür. Eğitim denetmenlerinin eğitim denetimi kuramlarına yönelik tutumlarını ölçmek amacıyla 11 bağımsız tutum ölçeğinden (Risk Odak-Oranlı, Çoklu Değerlendirme, Programsal, Kliniksel, Gelişimsel, Farklılaştırılmış, Koçlu Meslektaş, Portfolyo, Performans, Sanatsal, Bilimsel Yönteme Dayalı), toplam 102 maddeden oluşan EDEKTÖ-B geliştirilmiştir.
Bu çalışmanın amacı, yeni Öğretmenlik Mesleği Kanunu’nda yer alan hazırlık eğitimi, kariyer basamakları, Millî Eğitim Akademisinin kurulması ve görevleri ile kanunun lisansüstü eğitime etkilerine yönelik öğretmen adaylarının ve eğitim fakültesi öğretim elemanlarının görüşlerini ortaya koymaktır. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden durum çalışması modeli kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu amaçlı örnekleme yöntemlerinden ölçüt örnekleme tekniği ile belirlenen ve Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Eğitim Fakültesinde öğrenim gören 113 öğretmen adayı ile aynı fakültede görev yapan 16 öğretim elemanı oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri, araştırmacılar tarafından hazırlanan yarı-yapılandırılmış görüşme formu ile toplanmıştır ve içerik analizi yöntemi ile çözümlenmiştir. Araştırma sonuçları çerçevesinde yeni çıkan kanunun katılımcılar tarafından olumsuz olarak değerlendirildiği ve kanunun eğitim fakültelerini yeterince dikkate almadığı söylenebilir. Kariyer basamakları uygulamasında mesleki gelişime yönelik kriterlerin bulunmaması bir eksiklik olarak göze çarpmaktadır. Akademinin öğretmeni geliştirme işlevinden ziyade öğretmen yetiştirme sürecine yönelmesi ve kanunda lisansüstü eğitimi teşvik eden bir durumun olmaması öğretim elemanları tarafından olumsuz olarak değerlendirilmektedir. Kanunun lisansüstü eğitime yansımaları konusunda öğretmen adayları ise atanamayan veya akademiye giremeyen öğretmen adaylarının lisansüstü eğitime yönelebileceğini düşünmektedirler. Araştırmadan ortaya çıkan sonuçlar çerçevesinde; akademinin öğretmen ve yönetici gelişimine yönelik bir kurum olarak yeniden düzenlenmesi, kariyer basamakları uygulamasının gelişim odaklı tasarlanması, akademideki hazırlık eğitiminin eğitim fakültesi mezunları dışındakilere yönelik düzenlenmesi ve hazırlık eğitimleri ile ilgili merkezlerin sayısının artırılması önerilebilir.
Bu çalışmada Türkiye’deki farklı lise türlerine ait kurumsal misyon ifadeleri, doğal dil işleme (DDİ) teknikleriyle analiz edilmiştir. Araştırmanın amacı, misyon ifadelerinin lise türlerine göre farklılaşıp farklılaşmadığını incelemek ve bu ifadelerin kurumsal amaçlarla uyum düzeyine ilişkin bir görünüm sunmaktır. Ayrıca farklı lise türleri için ortak misyon ifadeleri üretmek ve misyonları anlamlı bilgilere dönüştürerek yönetsel karar süreçlerinin desteklenmesini sağlamak hedeflenmiştir. Doküman analizine dayalı olarak tasarlanan çalışmada, Millî Eğitim Bakanlığına bağlı sekiz farklı lise türünden 8068 okulun kurumsal web sayfasında yayımlanan misyon ifadeleri incelenmiştir. Yapılandırılmamış veri niteliğindeki misyonlar; kelime sıklıkları, kelime eş birliktelikleri ve üçlü n gram analizleri ile çözümlenmiştir. Araştırma bulguları; millî değerlere sahip, Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı öğrenci/birey yetiştirmenin misyonlarda en sık vurgu yapılan ifadeler olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte analizler; belirli temalarda benzerlikler bulunsa da kuruluş amaçlarına paralel olarak misyonlarda ayırt edici kavramların öne çıktığına, misyonların genel olarak lise türlerine göre farklılaştığına ve mevcut misyonların kurum amaçlarıyla büyük ölçüde uyumlu olduğuna işaret etmektedir. Çalışma; her lise türü için ayrı üretilen misyon ifadeleriyle politika yapıcılara stratejik planlama aşamalarında rehberlik edecek ortak misyonlar önermekte, yöneticilere misyon ifadelerini güncelleme süreçlerinde kanıta dayalı veriler sunmakta ve sistematik analiz yaklaşımıyla uygulamada karar destek mekanizmalarını güçlendirmektedir.
Bu çalışmanın amacı 2024 Türkçe Dersi Öğretim Programı kapsamında 5. sınıf Türkçe ders kitabında yer alan konuşma etkinliklerinin öğrenme çıktılarıyla eşleşmesi, öğrenme çıktılarının temalara göre dağılımı, öğrenme çıktılarının ölçme-değerlendirme araçlarıyla uyumu, konuşma yöntem ve teknikleri ile destek unsurları açısından incelenmesidir. Araştırmada nitel araştırma yaklaşımı benimsenmiştir. Araştırmanın verileri doküman incelemesi yöntemiyle toplanmıştır. Veri analizi yapılırken içerik analizi tekniğinden faydalanılmıştır. Araştırmada elde edilen bulgular 5. sınıf Türkçe ders kitabında yer alan konuşma etkinliklerinin; 1-Öğrenme çıktılarını, 2- Temalara göre dağılımını, 3- Yöntem ve tekniklerini, 4- Ölçme ve değerlendirme araçlarını, 5- Metinsel, işitsel ve görsel destek içerip içermemesine göre ayrı ayrı incelenmiştir. Araştırmanın sonucunda 5. sınıf Türkçe ders kitabında öğrenme çıktılarının tamamının kullanıldığı ancak eşit şekilde dağıtılmadığı, metinlerin temalara göre dengeli bir dağılım gösterdiği, yöntem ve teknikler bakımından genellikle güdümlü konuşmanın kullanıldığı diğer yöntem ve tekniklerin ise daha az tercih edildiği, ölçme ve değerlendirme araçlarından yalnızca akran değerlendirme ve öz değerlendirme formlarının kullanıldığı, metinlerin genellikle metinsel, işitsel ve görsel desteklerle zenginleştirildiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu sonuçlar ışığında uygulayıcılara, program geliştirici ve yazarlara, araştırmacılara çeşitli önerilerde bulunmuştur. Bu öneriler; araştırmada tespit edilen "dengesiz dağılım" (bazı öğrenme çıktılarının çok sık, bazılarının ise az kullanımı) sorununun aşılması için öğrenme çıktılarının kitap geneline ve temalara eşit dengeli bir şekilde dağıtılması sağlanabilir ve de araştırmacılar konuşma etkinliklerinin öğrencinin motivasyonuna katkısı ve kaygı düzeyine etkisi üzerine çalışmalar yapabilir şeklindedir
Bu araştırmada özel eğitim öğretmen adaylarının yapay zekâ teknolojisine ilişkin metaforik algılarının belirlenmesi amaçlanmaktadır. Araştırma, nitel araştırma yöntemlerinden fenomenoloji deseni kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Katılımcı grubu Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi Özel Eğitim Öğretmenliği Programında öğrenim görmekte olan ve katılımcı olmak için gönüllü 149 öğretmen adayından oluşmaktadır. Araştırmanın verileri, araştırmacı tarafından hazırlanan formlar aracılığıyla çevrim içi ve yüz yüze toplanmıştır. Toplanan veriler, içerik analizi yöntemi ile analiz edilmiştir. Analiz sonucunda 149 öğretmen adayından elde edilen 94 farklı metafor, gerekçeli açıklamaları da göz önünde bulundurularak altı kategoride toplanmıştır. Bulgular, özel eğitim öğretmen adaylarının büyük çoğunluğunun yapay zekâ teknolojisine ilişkin algılarının olumlu olduğunu göstermektedir.
Eğitim örgütlerinde görev yapmakta olan kadın yöneticiler yöneticiliğe atanma süreçlerinden itibaren ve yöneticilikleri boyunca kariyer basamaklarında ilerlemede çeşitli engellerle karşılaşmaktadırlar. Ayrıca eğitim örgütleri kadınların yoğun olarak çalıştıkları sektörlerin başında gelmesine rağmen diğer sektörlerde de olduğu üzere yönetim kademelerindeki temsillerinin oldukça düşük bir oranda olması araştırmanın önemini artırmaktadır. Bu çerçeveden hareketle bu araştırmanın amacı, eğitim yöneticisi olarak görev yapan kadınların yöneticilik deneyimlerini incelemektir. Bu araştırma ile kadın yöneticilerin yöneticilik sürecinde yaşadıkları deneyimlerden yola çıkılarak eğitim yönetiminde karşılaştıkları sorunları ele almak ve diğer çalışmalara katkıda bulunmak hedeflenmiştir. Araştırmada nitel çalışma yöntemlerden fenomenolojik araştırma deseni kullanılmış, veriler kadın yöneticilerle yapılan yüz yüze görüşmelerden elde edilmiş ve betimsel analiz yöntemiyle incelenmiştir. Araştırmanın çalışma grubu, Mersin il merkezinde görev yapmakta olan okul müdürü, müdür başyardımcısı, okul müdür yardımcısı ve şef olmak üzere 21 kadın yöneticiden oluşmaktadır. Araştırmanın bulguları yöneticiliğe geçiş süreci, yönetim kadın yöneticilerin karşılaştıkları engeller ve baş etme yolları temaları altında incelenmiştir. Araştırmaya katılan kadın yöneticilerden adaylık ve atanma süreci ve yöneticilik sürecinde pek çok sorun ve engelle karşılaştıkları yönünde bulgulara ulaşılmıştır.
Türk eğitim sisteminde okulların denetim sürecini okul müdürlerinin görüşleri aracılığıyla incelemeyi amaçlayan bu araştırma, nitel araştırma modellerinden durum çalışması deseninde yürütülmüştür. Okul, incelenen durumun sınırlarını belirlerken denetim süreci ise incelenen durumun kendisini oluşturmaktadır. Araştırmanın çalışma grubu amaçlı örnekleme yöntemlerinden ölçüt örnekleme ve maksimum çeşitlilik örneklemesi ile oluşturulmuştur. Bu kapsamda görev süresi 10 yıl ve üzerinde olup ilkokul, ortaokul ve lise kademelerinde görev yapan 15 okul müdürü ile yüz yüze görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Veriler, araştırmacılar tarafından geliştirilen yarıyapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla toplanmıştır. Toplanan veriler içerik analizi ile analiz edilmiş, bulguların sunumunda bazı betimsel istatistiklere yer verilmiştir. Araştırmada; okullarda denetimin sembolik anlamının kontrol olduğu, rehberlik rolünün ideale ilişkin bir beklenti olarak kaldığı, olan denetim ile olması gereken denetim arasındaki farkın sorumluluğunun yalnızca okul müdürlerine bırakıldığı dönemde daha da derinleştiği ve denetime ilişkin uygulama biçimlerinin okul müdürleri arasında bireysel olarak önemli ölçüde farklılaştığı sonuçlarına ulaşılmıştır. Bu sonuçlara dayalı olarak da denetimin rehberlik yönünü ön plana çıkaracak uygulamaların hayata geçirilmesi, okul müdürlerinin denetim yeterliklerinin geliştirilmesi ve denetimi sosyolojik bir olgu olarak ele alan araştırmalar yürütülmesi gibi birtakım öneriler sıralanmıştır.
Bu çalışma, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nde (TYMM) yer alan dijital okuryazarlık becerisine ilişkin öğretmen görüşlerini Q metodolojisi kullanarak incelemektedir. Eğitimde dijital dönüşümün hız kazandığı günümüzde, yeni eğitim modellerinin en önemli paydaşlarından olan öğretmenlerin, bu modellerin kritik bileşenlerine yönelik algılarının anlaşılması büyük önem taşımaktadır. Araştırmada, farklı branş ve deneyim düzeylerine sahip 52 öğretmenin, TYMM’nin dijital okuryazarlıkla ilgili 20 temel ifadeye verdikleri öznel tepkiler, Q sıralama tekniği ile toplanmış ve faktör analizi ile çözümlenmiştir. Analizler sonucunda, öğretmenlerin TYMM'deki dijital okuryazarlık becerisine ilişkin farklılaşan bakış açılarını yansıtan anlamlı faktörler ortaya çıkarılmıştır. Bulgular, öğretmenlerin TYMM’nin dijital okuryazarlık hedeflerinin netliği, uygulamaya yönelik rehberliğin yeterliliği, sunulan içeriğin güncelliği ve kapsamı, öğretmen özerkliği ve mesleki gelişim ihtiyaçları gibi temel konularda ayrışan ve benzeşen görüşlere sahip olduğunu göstermektedir. Bu farklı perspektifler, modelin dijital okuryazarlık alanındaki potansiyelini, uygulama zorluklarını ve öğretmenlerin beklentilerini yansıtması açısından değerlidir. Sonuç olarak, TYMM’nin dijital okuryazarlık boyutunun eğitim sistemine etkili bir şekilde entegre edilebilmesi ve sürdürülebilirliğinin sağlanabilmesi için öğretmenlerin bu farklılaşan ve örtüşen perspektiflerinin dikkate alınması; buna yönelik destekleyici, katılımcı ve esnek mekanizmaların geliştirilmesi önerilmektedir.
Bu araştırmanın amacı, Türkiye’deki ortaokul düzeyindeki dijital vatandaşlık eğitimini içeren bilişim teknolojileri ve sosyal bilgiler derslerinin öğretim programları, Avrupa Konseyi dijital vatandaşlık çerçevesiyle öğrenme alanları ve kazanımları açısından karşılaştırmaktır. Bu karşılaştırmada öğretim programlarındaki kazanımları öğretmenlerin deneyimleri yoluyla açıklayabilmek amacıyla iki sosyal bilgiler, iki bilişim teknolojileri ve yazılım dersi öğretmeni ile bütünleşik bir durum çalışması gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın sonuçlarında, Avrupa Konseyi dijital vatandaşlık eğitim programında öğretim içeriklerinin; erişim ve dahil olma, öğrenme ve yaratıcılık, etik değerler ve empati, sağlık ve iyi olma hali, e-varlık ve iletişim medya ve bilgi okuryazarlığı, aktif katılım, haklar ve sorumluluklar, özel yaşam ve güvenlik, tüketici farkındalığı gibi kavramlarla yer aldığı görülmüştür. Bununla birlikte Milli Eğitim Bakanlığının sosyal bilgiler ve bilişim teknolojileri ve yazılım dersi öğretim programlarında dijital erişim, dijital okuryazarlık, dijital etik, dijital sağlık, dijital iletişim, dijital hukuk, dijital hak ve sorumluluklar, dijital ticaret, dijital güvenlik kavramları yer almaktadır. Karşılaştırma sonucunda Avrupa Konseyi çerçevesinde yer alan e-mevcudiyet, tüketici farkındalığı konularının Milli Eğiti Bakanlığı öğretim programlarının kapsamına alınmadığı ve bu kavramları öğrenme alanları bağlamında yapılandıran yaklaşımın benimsenmediği söylenebilir. Milli Eğitim Bakanlığı öğretim programlarında farklı kavramlarla da olsa dijital vatandaşlığın önemsendiği ancak bu iki dersin programlarının Türkiye’de dijital vatandaşlık eğitimi açısından bütünlük taşımadığı ortaya çıkmıştır. Ayrıca bilişim teknolojileri ve yazılım dersinin kapsamının sosyal bilgiler dersine göre daha geniş olduğu, dijital güvenlik, dijital iletişim ve dijital etik alt boyutlarının öğretim programında daha fazla kazanım içerdiği sonucuna varılmıştır. Avrupa Konseyi ve Milli Eğitim Bakanlığı dijital vatandaşlık programlarının karşılaştırılması sonucunda bütünleşik dijital vatandaşlık eğitimi konularının Milli Eğitim Bakanlığı programına dahil edilmesi önerilmiştir.
Yapılan araştırmada, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli (TYMM) çerçevesinde ilkokul ve ortaokul Sosyal Bilgiler Dersi Öğretim Programının programlar arası bileşenlere göre incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç çerçevesinde araştırmada, nitel araştırma yaklaşımlarından doküman inceleme yöntemi tercih edilmiştir. Bu amaçtan hareketle TYMM kapsamında yayınlanan 2024 “Sosyal Bilgiler Dersi Öğretim Programı” veri kaynağı olarak kullanılmıştır. Bu bağlamda veri kaynağında yer alan dokümanlar betimsel analiz tekniği ile çözümlenerek bir takım sonuçlara ulaşılmıştır. Genel anlamda bu sonuçlara bakıldığında; sosyal bilgiler öğretim programında sosyal duygusal öğrenme becerileri ve değerlerin sınıflara göre farklı yoğunluklarda işlendiği tespit edilmiştir. Ayrıca “kendini tanıma” gibi benlik becerisinin sınırlı olarak vurgulandığı görülürken, “kendini düzenleme” benlik becerisinin tüm sınıflarda vurgulandığı belirlenmiştir. Yine erdem-değer-eylem çerçevesinde 4. sınıfta değerler açısından yoğunlaşmanın olduğu, “adalet” ve “vatanseverlik” değerlerinin tüm sınıflarda ele alınan önemli değerler olarak öne çıktığı saptanmıştır. Son olarak okuryazarlık becerileri bağlamında, bilgi ve dijital okuryazarlık becerilerinin özellikle 6. ve 7. sınıflarda daha fazla işlendiği tespit edilirken; sürdürülebilirlik, sanat ve finansal okuryazarlık gibi becerilerde sınırlı bir vurgunun olduğu ve daha fazla entegrasyon gerektiği vurgulanmıştır. Bu sonuçlar; TYMM kapsamında hazırlanan Sosyal Bilgiler Öğretim Programının programlar arası bileşenler açısından yatay ve dikey tutarlılığı sağladığını göstermektedir. Ayrıca değerlerin “erdem-değer-eylem” çerçevesinde verilirken, becerilerin de çerçevesinin olabildiğince geniş tutularak (sosyal-duygusal öğrenme becerileri, alan becerileri, kavramsal beceriler, okuryazarlık becerileri) programlar arası bir yaklaşımla ve öğrenme-öğretme uygulamaları ile bağdaştırılarak döngüsel bir yapı çerçevesinde tasarlanması, program geliştirme ve öğretim tasarımını büyük oranda desteklemektedir.
Bu çalışma, 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun genel amaçları ile Maarif Modeli kapsamında güncellenen 2024 Sosyal Bilgiler Öğretim Programı’nda yer alan öğrenme çıktılarının karşılaştırmalı olarak incelenmesini amaçlamaktadır. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli çerçevesinde yayınlanan programlar ile ilgili olarak bakanlığın görüş ve öneri toplaması, modelin esnek bir yapıya sahip olduğunun göstergesidir. Bu çalışmada 1739 Sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu’nda belirtilen genel amaçlar doğrultusunda, 2024 Sosyal Bilgiler Öğretim Programı öğrenme çıktıları bağlamında incelenmiştir. Bu inceleme Milli Eğitim Bakanlığı’nın program güncelleme noktasında dikkate alabileceği akademik alt yapı oluşturması açısından önemlidir. Bu nedenle 2024 Sosyal Bilgiler Öğretim Programı öğrenme çıktısı içeriğinin 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu genel amaçları ile ne derece örtüştüğünün ortaya konmasının önemli olduğu düşünülmektedir. Bu araştırmada veri toplama sürecinde nitel araştırma yöntemleri kapsamında doküman inceleme tekniği tercih edilmiştir. Araştırmada 4., 5., 6. ve 7. sınıfları içeren öğretim kademelerinde toplam 71 öğrenme çıktısı incelenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre 2024 Sosyal Bilgiler Öğretim Programı içerik olarak 1739 Milli Eğitim Temel Kanunu genel amaçlarına yönelik içerik barındırdığı bulgusuna ulaşılmıştır.
Bu çalışmanın amacı, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Okul Öncesi Eğitim Programında bulunan alan becerilerinin 21. Yüzyıl becerileri açısından incelenmesi ve referans becerilerin hangi oranda yer aldığının belirlenmesidir. 21. yüzyılda hızla değişen sosyal, ekonomik ve teknolojik yapı, eğitim sistemlerinin bireylere kazandırması gereken bilgi, beceri ve yeterliliklerde köklü değişiklikler yapmayı zorunlu kılmıştır. Dolayısıyla, eğitim politikalarının erken çocukluk döneminden başlayarak bu yetkinlikleri kazandıracak nitelikte yapılandırılması gerekmektedir. Bu bağlamda, Türkiye’de okul öncesi eğitimin daha verimli ve modern eğitim hedeflerine uyumlu hale gelmesi amacıyla Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli geliştirilmiştir. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli, okul öncesi eğitimde 21. yüzyıl becerilerini kapsayan ve çocukları bu becerilerle donatmayı amaçlayan yenilikçi bir eğitim programıdır. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden olan içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. İçerik olarak Maarif Modeli’ne kapsayıcılık açısından daha uygun olduğu düşünüldüğü için 21. Yy becerileri sınıflamalarından P21 (Partnership for 21st Century Skills) tercih edilmiştir. Araştırma sonucunda 21. Yy. beceriler kapsamında maarif modeli incelendiğinde programda bulunan alan becerilerinin çoğunlukla iletişim ve işbirliği, bilgi becerileri, sosyal ve kültürlerarası ilişkiler etrafında toplandığı görülmüştür. Alan becerileri kategorileri kapsamında incelendiğinde 21. Yy. becerilerinin en çok matematik ve sosyal beceri kategorisinde yer aldığı saptanmıştır. Bunun yanı sıra sanat becerileri kategorisinde ilgili becerilere daha az yer verilmiştir. Öte yandan 21. Yy. becerilerinde yer alan bilgi, medya ve teknoloji okuryazarlığı ile ilgili becerilere çok az yer verilmiştir. Ulaşılan sonuçlar doğrultusunda bazı öneriler sunulmuştur.
Araştırmada çözünme ve erime kavramlarına yönelik öğrencilerin bilgi yapılarının kavramsal değişim teorilerine göre incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma Marmara Bölgesi’nde yer alan bir büyükşehirin bir ilçesinde dördüncü sınıfa devam eden 230 öğrencinin katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya katılacak öğrencilerin belirlenmesinde amaçlı örnekleme yöntemlerinden biri olan kolay ulaşılabilir durum (uygun) örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Araştırmada, nitel ve nicel araştırmanın bir arada kullanıldığı karma desen yaklaşımlarından biri olan gömülü desen kullanılmıştır. Araştırmada veriler; görüşme formu ve bilgi yapısı testinden elde edilmiştir. Verilerin analizinde betimsel analiz, Kay-Kare Uyum İyiliği Testi, yüzde ve frekans kullanılmıştır. Verilerin analizi sonucunda, öğrencilerin çözünme kavramı, hacim-çözünme ilişkisi, kütle-çözünme ilişkisi, çözünme-maddenin hali ilişkisi, erime kavramı, kütle-erime ilişkisine yönelik bilgi yapılarında tutarsızlık saptanmıştır. Öğrencilerin çözünme hızı-sıcaklık ilişkisi, çözünme hızı-tanecik boyutu, çözünme hızı-çözünen miktarı, çözünme hızı-çözücü miktarı, hacim-erime ilişkisine yönelik bilgi yapılarında tutarlılık gözlenmiştir. Bunun yanında öğrencilerin, erime kavramına ilişkin tutarlı yanıt sayısı ile tutarsız yanıt sayısı arasında anlamlı bir fark olmadığı; çözünme kavramına ilişkin tutarlı yanıt sayısı ile tutarsız yanıt sayısı arasında anlamlı bir fark olduğu; erime ve çözünme kavramlarına yönelik bilgi yapılarının daha çok parça nitelikli bilgi yapısı teorisiyle benzerlik gösterdiği tespit edilmiştir. Fen bilimleri dersine ait diğer kavramlara yönelik bu tür karma araştırmaların yapılması yönünde öneride bulunulmuştur.
Bu çalışmada, ceza infaz kurumlarında bulunan yabancı uyruklu hükümlü/tutukluların dil öğrenme ihtiyaçlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Nitel araştırma desenlerinden araçsal durum çalışmasının kullanıldığı bu araştırmada veriler görüşme tekniğiyle elde edilmiştir. Çalışma, Ankara’daki iki ceza infaz kurumunda; hükümlü/tutuklularla mesai halinde olan yöneticiler, öğretmenler, uzmanlar, diğer ceza infaz kurumu personeli ve yabancı uyruklu hükümlü/tutuklularla yürütülmüştür. Verilerin analizinde tematik analiz ve içerik analizi kullanılmış; elde edilen veriler tablolar halinde sunulmuştur. Çalışmadan elde edilen bulgulara göre; ceza infaz kurumunda bulunan yabancı uyruklu hükümlü/tutukluların dil öğrenme ihtiyaçlarının sosyal, kişisel ve mücbir gereksinimler, entegrasyon temelli gereksinimler, dil becerileri ve akademik gereksinimlerden müteşekkil olduğu görülmüştür. Yabancı uyruklu hükümlü/tutukluların özellikle kişisel alanda ve kamusal alanda temel gereksinimlerini karşılayabilecek düzeyde yazılı ve sözlü iletişim yetisine ihtiyaç duydukları anlaşılmıştır. Ceza infaz kurumlarında bulunan yabancıların iletişim ihtiyaçlarının ise en çok arkadaşlarıyla ve kamu görevlileriyle olduğu belirlenmiştir. Bunların yanında; ceza infaz kurumlarında günlük yaşamı, sosyal hayatı, hukukî-idari alanı içeren temel terminoloji ve yapılar ile günlük rutin, fiziksel-ruhsal sağlık, manevi rehberlik, teknik, alışveriş, eşya, iktisadi gereksinimleri içeren temel terminoloji ve yapıların öğrenilmesine duyulan ihtiyaç ortaya konulmuştur. Mezkûr ihtiyaçlara odaklı dil öğretim programlarının geliştirilmesinin yararlı olacağı değerlendirilmiştir.
Bu çalışmanın amacı, eşzamanlı çevrimiçi biyoloji derslerinde uygulanmak üzere sorgulamaya dayalı laboratuvar etkinlikleri geliştirmek ve hem geliştirme hem de uygulama süreçlerinde tespit edilen sorunlara çözüm önerileri sunmaktır. Yaparak ve yaşayarak öğrenmeye dayalı laboratuvar etkinlikleri bilimsel çalışma yöntemlerinin geliştirilmesi, araştırma ve sorgulama becerilerinin kazandırılması bakımından önemli bir role sahiptir. COVID 19 salgını döneminde yüz yüze eğitimden hızlı bir şekilde uzaktan eğitime geçilmiştir. Çevrimiçi derslerde konu anlatımlarına odaklanılmış, laboratuvar etkinlikleri gerçekleştirilememiştir. Dolayısıyla bilimsel sorgulama ve bilimsel süreç becerileri göz ardı edilmiştir. Bu çalışmada, çevrimiçi derslerde uygulanmak üzere, öğrenme döngüsü modelinin farklı aşamaları kullanılarak beş açık uçlu sorgulamaya dayalı laboratuvar etkinliği geliştirilmiştir. Geliştirilen laboratuvar etkinlikleri eylem araştırmasının ardışık sarmal yapısı içerisinde Zoom kullanılarak eş zamanlı çevrimiçi derslerde uygulanmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu Ankara ili Gölbaşı ilçesinde bulunan uluslararası bir okulda öğrenim gören yedi 10. sınıf öğrencisi ve iki fen bilimleri öğretmeni oluşturmaktadır. Nitel veriler araştırmacı günlükleri, öğrencilerle yapılan yarı yapılandırılmış ve yapılandırılmamış görüşmeler yoluyla toplanmıştır. Birinci eylem planında yer alan çevrimiçi laboratuvar etkinliği, 7E öğrenme döngüsü modeli kullanılarak geliştirilmiş ve uygulanmıştır. Kullanılan bu modelin, çevrimiçi laboratuvar etkinlikleri için odak dışı ve zaman bakımından verimsiz olduğu tespit edilmiş ve çözüm önerileri doğrultusunda bir sonraki etkinliğin 5E öğrenme döngüsü modeli kullanılarak tasarlanmasına karar verilmiştir. Yapılan uygulamalar sonrasında hem 7E hem de 5E modellerinin öğrencilerin bilimsel süreç becerilerini geliştirmede olumlu katkı sağladığı ancak bilimsel sorgulamayı geliştirme ve çevrimiçi kullanıma uygunluk bakımından yeterli olmadığı sonuçlarına varılmıştır. Laboratuvar etkinliklerinin uygulanmasından elde edilen veriler doğrultusunda, belirlenen problemlerin çözümüne yönelik olarak, araştırmacı tarafından Sarmal-3E (S-3E) adlı yeni bir model geliştirilerek uygulanmıştır.