
Bu araştırmada, kadınların eğitim yöneticisi olmalarına ilişkin eğitim yöneticilerinin görüşlerinin toplumsal cinsiyet bağlamında değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırma, nitel araştırma yöntemlerinden olgubilim (fenomenoloji) deseniyle yürütülmüş ve görüşme tekniği uygulanmıştır. Araştırmada, ilgili literatür taranarak ve uzman görüşleri alınarak hazırlanan yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Çalışmaya 13 müdür, 8 müdür yardımcısı olmak üzere toplam 21 katılımcı katkı sağlamıştır. Görüşmeler yüz yüze gerçekleştirilmiş ve ortalama 265 dakika sürmüştür. Görüşme esnasında ses kayıt cihazıyla kayıt altına alınan veriler bilgisayar ortamında yazıya dökülmüştür. Elde edilen veriler betimsel analiz ve içerik analizi yöntemiyle çözümlenmiştir. Araştırmada, eğitim kurumlarında kadın yönetici sayısının az olma nedenlerine, toplumsal cinsiyetin yöneticiliği tercih etmedeki etkisine, eğitim çalışanlarının kadın yöneticilere ilişkin görüşlerine dair bulgular elde edilmiştir. Araştırma verilerine göre eğitim kurumlarında kadın yönetici sayısının az olmasında uzun mesai saatlerinin ve ev işleri ve çocuk bakımı sorumluluğunu kadına yükleyen toplumsal cinsiyet rollerinin etkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bununla birlikte, kadın eğitim yöneticilerinin yönetici olma sürecinde çevrelerinden olumsuz tepkiler aldıkları, cinsiyet kaynaklı engellerle karşılaştıkları, erkek yönetici ve öğretmenlerden genellikle olumlu tavır görürken, hemcinslerinden olumsuz tutum gördükleri sonuçlarına ulaşılmıştır. Kadın öğretmenleri eğitim yönetimine daha fazla dahil edebilmek için eğitim yöneticisi atama yönetmeliğindeki kadın önceliği ibaresi kadın zorunluluğu ibaresine çevrilip gerekli düzenlemeler yapılabilir. Eğitim fakültesi müfredatına eğitim yönetimi temalı dersler eklenip, eğitim yöneticiliğine karşı erken farkındalık kazanılmasının önü açılabilir.
Teknolojik gelişmelerin etkilediği alanlardan biri de eğitimdir. Bu gelişmeler, özellikle kodlama ve algoritmik düşünme becerilerinin önemini artırmıştır. Kodlama; sistematik düşünme ve yazılım geliştirme sürecidir. Algoritmik düşünme ise problem çözmede mantıklı ve yaratıcı adımlar planlamayı ifade eder. Bu araştırmada, 2 ve 3 boyutlu Blok Tabanlı Kodlama (BTK) eğitimlerinin ortaokul öğrencilerinin akademik başarılarına, uzamsal zekâ düzeylerine etkisi ve öğrenci görüşleri incelenmiştir. 2022-2023 yılında, bilim ve sanat merkezi öğrencileriyle yürütülen çalışmada, 8 hafta süren BTK eğitimi uygulanmış; 16 öğrenci 3B (CoSpaces), 16 öğrenci ise 2B (Scratch) kodlama eğitimi almıştır. Bulgulara göre, iki grup arasında anlamlı bir fark bulunmazken, her grubun kendi içindeki ön test-son test puanları arasında anlamlı artışlar görülmüştür. Nitel verilerde ise 3B eğitim alan öğrencilerin daha motive olduğu, süreci daha kolay ve gerçekçi buldukları belirlenmiştir. Artırılmış ve sanal gerçeklik unsurları, öğrencilerin ilgisini artıran önemli etmenler arasında yer almıştır.
Bu araştırma, meslek lisesi öğrencilerinin okul ortamında maruz kaldıkları etiketlenme deneyimlerini ve bu deneyimlere yükledikleri anlamları derinlemesine keşfetmeyi amaçlamaktadır. Fenomenolojik desende tasarlanan çalışma, Bursa ilindeki bir meslek lisesinde öğrenim gören ve amaçlı örnekleme yöntemlerinden maksimum çeşitlilik ile seçilen öğrencilerle gerçekleştirilmiştir. Veriler, yarı yapılandırılmış görüşmeler yoluyla toplanmış ve tematik analiz tekniği ile çözümlenmiştir. Araştırma bulguları, öğrencilere yönelik etiketlemelerin; akademik performans, sosyoekonomik durum, fiziksel görünüm ve toplumsal cinsiyet normlarından sapma gibi farklılıklardan kaynaklandığını ortaya koymuştur. Bu etiketleme sürecinin, öğrencilerin benlik algısını zedelediği, sosyal ilişkilerini zayıflattığı ve akademik motivasyonlarını düşürdüğü tespit edilmiştir. Öte yandan, bazı öğrencilerin bu sürece karşı aktif direnç ve baş etme stratejileri geliştirdiği de görülmüştür. Sonuç olarak, meslek lisesi öğrencilerinin hem okullarının kurumsal damgası hem de bireysel etiketlenmeler nedeniyle "çifte etiketlenme" olarak adlandırılabilecek katmanlı bir baskı yaşadığı anlaşılmıştır. Bu çalışma, okullardaki dışlayıcı pratiklerin öğrencilerin öznel deneyimleri üzerindeki etkilerini ortaya koyarak, daha kapsayıcı eğitim politikaları geliştirilmesi için öneriler sunmaktadır.
This study aimed to examine whether technology-supported instruction improves the language skills of 47 Hungarian learners of Turkish at pre-A1 and A1-A2 levels and to explore changes in their valency errors within a structured instructional intervention. The study contributes to the literature by proposing and empirically examining a technology-supported instructional model specifically designed to reduce valency errors, an area that has received limited attention in intervention-based research in teaching Turkish as a foreign language. The research was designed as a mixed-methods intervention study employing a single-group pretest-posttest design. Participants used the researcher-developed website (hizliturkce.com), which includes instructional videos, Lumi-based Web 2.0 activities, chat, and live support. In addition, online Turkish lessons focusing on valency topics were conducted over eighteen weeks. Quantitative data were collected using a Turkish achievement test and standardized scales measuring speaking self-efficacy, learning attitudes, and writing attitudes and anxiety, and were analyzed using SPSS. Qualitative data were obtained from a practitioner-researcher diary and structured student interviews and analyzed through content analysis. Findings indicate that, following the technology-supported instruction, a decrease in students’ valency errors was observed, along with improvements in written expression skills, speaking self-efficacy, and attitudes toward writing. The findings may also suggest increased learning efficiency within the scope of this implementation; however, no causal inference can be made due to the absence of a control group or experimental comparison. In addition, occasional technical problems and initial difficulties in using the website interface were reported.
Bu araştırmanın amacı, Kahramanmaraş depremi sonrası Kayseri ilinde depreme dayanıksız olduğu gerekçesiyle tahliye edilen okulların taşınma sürecinde ortaya çıkan sorunları, okul müdürlerinin deneyimlerini ve çözüm önerilerini incelemektir. Nitel araştırma yöntemlerinden durum çalışması deseninde yürütülen bu araştırmanın çalışma grubunu, amaçlı örnekleme yöntemlerinden maksimum çeşitlilik örneklemesi ile belirlenen, Kayseri ilindeki 13 tahliye edilen ve 13 tahliye kararı alınan okuldan toplam 26 okul müdürü oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Elde edilen veriler içerik analizi ve betimsel analiz yöntemleri kullanılarak çözümlenmiştir. Araştırmanın bulguları, deprem sonrası taşınan okulların yönetim, eğitim ortamı, ikili eğitime geçiş, sınıf mevcutları artışı, okul ikliminin bozulması ve akran zorbalığı gibi sorunlarla karşılaştığını göstermektedir. Okul müdürleri, afet sonrası psikososyal destek hizmetlerinin koordineli verilmesi, her okul için deprem iş planı oluşturulması, acil donanım temini ve deprem farkındalığının artırılması gibi çözüm önerilerinde bulunmuşlardır. Araştırma, okulların deprem eğitimi ve afet yönetiminde önemli bir rol üstlendiğini vurgulamaktadır.
Gündelik yaşamda ve matematik derslerinde tahmin bir beceri olarak tanımlanmaktadır. Bu araştırmada, ortaokul beşinci sınıf öğrencilerinin ölçümsel ve yığın tahmin becerilerinin belirlenmesi ve bu becerilerin geliştirilmesine yönelik müdahale çalışması yapılması amaçlanmıştır. Araştırmanın katılımcılarını kolay ulaşılabilir örnekleme yöntemiyle belirlenmiş 40 ortaokul beşinci sınıf öğrencisi oluşturmaktadır. Nitel araştırma yöntemi ile yürütülen araştırmanın verileri tahmin testleri, etkinliklere verilen öğrenci cevapları ve yarı yapılandırılmış görüşmelerle toplanmıştır. Araştırmanın verileri içerik ve betimsel analiz yöntemleri ile analiz edilmiştir. Araştırma bulguları, müdahale çalışması sonrası öğrencilerin tahmin performanslarında anlamlı bir artış olduğunu ortaya koymuştur. Bununla birlikte araştırmada, öğrencilerin ölçümsel ve yığın tahmin performanslarının müdahale çalışmasının etkisiyle arttığı tespit edilmiştir. Öğrenciler müdahale çalışmasından önce çoğunlukla rastgele ve gözünde canlandırma tahmin etme stratejilerini kullanırken müdahale çalışmasının etkisiyle parçalama, karşılaştırma gibi farklı tahmin etme stratejilerini kullandıkları belirlenmiştir. Ayrıca görüşmelerde, öğrenciler tahmin testlerindeki soru çözümlerinde strateji değişimlerinin sebebinin müdahale çalışması olduğunu ifade etmişlerdir. Bu doğrultuda, tahmin becerilerinin gelişimini desteklemek için öğretim süreçlerine daha fazla tahmin etkinliği entegre edilmesi ve öğrencilere farklı tahmin stratejilerini kullanma fırsatı sunan öğretim ortamlarının oluşturulması önerilmektedir.
Teknolojinin iletişimde giderek daha önemli ve etkili bir rol üstlenmesiyle birlikte, bireysel davranışlar teknolojik gelişmelerden etkilenerek şekillenmekte ve erken yaşta geliştirilen tutumlar gelecekteki davranışları belirlemede kritik bir rol oynamaktadır. Bu çalışma, benliğin farklılaşmasının phubbing davranışı ile evlilik içi kendini açma arasındaki ilişkide aracı ve düzenleyici olarak rol oynayıp oynamadığını incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmaya İç Anadolu Bölgesinde bir şehir merkezinden toplam 571 kişi katılmıştır. Katılımcıların 289'u (%50,6) kadın, 282'si (%49,4) erkektir. Yaş ortalaması 37,62'dir. Çalışmada, Evlilikte Kendini Açma Ölçeği, Benliğin Farklılaşması Envanteri ve Phubbing Ölçeği ölçme araçları olarak kullanılmıştır. Veri analizinde aracı ve düzenleyici etkileri belirlemek için Hayes‘in PROCESS makrosu (model 1/model 4) kullanılmıştır. Benliğin farklılaşmasının phubbing ile anlamlı derecede negatif korelasyonlu olduğu, evlilik içi kendini açma ile ise pozitif korelasyonlu olduğu bulunmuştur. Bulgular, bir davranış problemi olan phubbing'in evlilik içi kendini açmayı olumsuz etkilediğini ortaya koymuştur. Analiz sonuçları, benlik farklılaşmasının phubbing ile evlilik içi kendini açma arasındaki ilişkide hem aracı hem de düzenleyici etkilere sahip olduğunu göstermektedir. Bulgular alanyazın çerçevesinde detaylı bir biçimde tartışılmıştır.
Bu çalışmanın amacı, matematik öğretmen adaylarının özel dörtgenlere yönelik oluşturdukları tanımları ve tanım oluştururken kullandıkları stratejileri incelemektir. Öğretmen adaylarının her özel dörtgen için gerekli ve yeterli koşulları ne ölçüde ayırt edebildiklerinin ve bu süreçte kullandıkları stratejilerin incelenmesinin, tanım oluşturma sürecinin karmaşık yapısının anlaşılmasında önemli olduğu düşünülmektedir. Bu amaç kapsamında Türkiye’deki bir devlet üniversitesinde öğrenim görmekte olan son sınıftaki tüm matematik öğretmen adaylarına her özel dörtgene yönelik iki farklı tanım oluşturmaları istenen bir form uygulanmıştır. Tanım oluşturma sürecinde farklı stratejiler kullandığı öngörülen yedi öğretmen adayı ile bireysel görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya katılan yedi öğretmen adayının formda yer alan özel dörtgenlere yönelik oluşturdukları tanımlar ve bu öğretmen adayları ile yapılan bireysel görüşme kayıtları çalışmanın veri kaynaklarını oluşturmuştur. Çalışmanın bulguları, bireysel görüşmelere katılan öğretmen adaylarının özel dörtgenler için genellikle doğru tanımlar üretebildiklerini ancak, deltoid ve ikizkenar yamuk için birden fazla doğru tanım oluşturmakta zorlandıklarını göstermiştir. Ayrıca, çalışmaya katılan öğretmen adaylarının tanım oluşturma sürecinde benimsedikleri stratejilerin oluşturdukları tanımların özelliklerini etkilediği de çalışmanın bulguları arasında yer almıştır.
Bu araştırmanın amacı, ortaokul öğrencilerinin (5, 6, 7 ve 8. sınıf) biçimsel olmayan istatistiksel çıkarım (BOİÇ) becerilerini; Makar ve Rubin (2009)’in verdiği Verilerin Ötesine Genelleme (VÖG), Verilerden Delil (VD) ve Olasılıksal Dil (OD) bileşenleri çerçevesinde incelemektir. Nitel araştırma yöntemlerinden durum çalışması deseninin benimsendiği araştırmanın çalışma grubunu, Mersin ilindeki dört farklı devlet ortaokulunda öğrenim gören 198 öğrenci oluşturmaktadır. Veriler, günlük yaşam bağlamlı beş açık uçlu görev aracılığıyla toplanmış ve betimsel analiz yöntemiyle çözümlenmiştir. Araştırma bulguları, öğrencilerin en yüksek performansı, veriye dayalı gerekçelendirme yapabildikleri "Verilerden Delil" (VD) düzeyinde sergilediklerini göstermiştir. Buna karşın, bağlamsal faktörlerin etkisiyle "Verilerin Ötesine Genelleme" (VÖG) becerisinin orta düzeyde kaldığı; istatistiksel düşünmenin daha üst bir boyutu olan "Olasılıksal Dil" (OD) kullanımının ise tüm sınıf düzeylerinde oldukça düşük olduğu tespit edilmiştir. Olasılıksal dil kullanımı yalnızca 8. sınıf öğrencilerinde sınırlı bir artış göstermiştir. Sonuç olarak çalışma, ortaokul öğrencilerinin veriyi kanıt olarak kullanmada yetkin olduklarını, ancak belirsizlik içeren durumlarda genelleme yapma ve olasılıksal dil kullanma konusunda desteğe ihtiyaç duyduklarını ortaya koymuştur.
Recent changes and uncertainty in labor markets delay the demand and requirements of employment. Thus, career anxiety has made an important issue among university students. The aim of this study was to adapt the Career Anxiety Scale (CAS), originally developed by Tsai et al. (2017), into Turkish and to investigate its psychometric properties in terms of validity and reliability. The Turkish version of the CAS was administrated to four different groups (N= 619) to examine its validity and reliability. Confirmatory factor analysis, concurrent validity with intolerance to uncertainty and psychological well-being and test-retest reliability were conducted. After ensuring the linguistic equivalence and clarity, the results of confirmatory factor analysis revealed that the second-order four-factor structure had acceptable fit indices with the data of 356 undergraduate students. Correlation test results showed that the CAS and its subscales had positive relationships with intolerance to uncertainty, and negative relationships with psychological well-being. Internal consistency values were higher than .70 cutoff value and test-retest correlation coefficient was .88. In addition, it was observed that female university students scored higher than male students on both total career anxiety and its subscales, whereas no significant differences were found in total career anxiety or subscale scores across academic fields. The findings of this study indicate that the Turkish version of the scale is a valid and reliable instrument, offering a foundation for future research and interventions focused on understanding career-related anxiety.
Araştırmada Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli ile yenilenen Sosyal Bilgiler Öğretim Programının hangi felsefi çerçeve kapsamında sunulduğu ortaya koymaya çalışılmış; program içeriği etik (ahlak felsefesi), bilim felsefesi, siyaset felsefesi, bilgi felsefesi (epistemoloji), toplum felsefesi, hukuk felsefesi, çevre felsefesi ve kültür felsefesi açısından derinlemesine analiz edilmiştir. Bu araştırma nitel araştırma yaklaşımıyla yürütülmüş olup, doküman incelemesi deseninde tasarlanmıştır. Veriler doküman incelemesi yoluyla toplanmıştır. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında yayımlanan 4, 5, 6 ve 7. sınıf Sosyal Bilgiler Öğretim Programı veri kaynağı olarak betimsel analiz yoluyla incelenmiştir. Araştırma sonucuna göre Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Sosyal Bilgiler Dersi Öğretim Programı, demokratik vatandaşlık, bilgi ve çevre duyarlılığı eksenlerini merkeze almakta; etik ve siyaset felsefesini temel bir çerçeve olarak konumlandırmaktadır. Öğrenme alanları ve çıktılarının etik, siyaset, bilgi, kültür, çevre, hukuk ve toplum felsefesiyle bütüncül biçimde ilişkilendirildiği; bu ilişkinin sınıf düzeylerine göre farklılaşarak 4. sınıfta etik ve siyaset, 5. sınıfta etik, siyaset ve kültür, 6. sınıfta etik, hukuk ve kültür, 7. sınıfta ise siyaset ve toplum felsefesi ağırlıklı olarak yapılandığı görülmektedir.
Dünyadaki bilimsel, toplumsal ve ekonomik değişim ve dönüşümler, yükseköğretim kurumlarının eğitim-öğretim, araştırma ve topluma hizmet alanlarındaki uygulamalarını etkilemektedir. Bu uygulamaların gerçekleştirilmesine yönelik üniversitelerde çeşitli akademik birimler bulunmaktadır. Bu birimlerden biri yükseköğretim kurumlarında eğitim-öğretim hizmetlerinin nitelikli olarak yürütülmesi amacıyla kurulan öğretme ve öğrenme merkezleridir. Bu merkezlerde, öğretim elemanlarına yönelik mesleki ve profesyonel gelişim fırsatları sunma, öğrencilere yönelik akademik ve kişisel gelişime katkıda bulunma gibi birçok faaliyet yürütülmektedir. Bu makalede, İngiltere'deki Oxford, Manchester, Edge Hill ve Leeds Üniversitelerindeki Öğretme ve Öğrenme Merkezleri tarafından uygulanan öğretim elemanlarına yönelik mesleki gelişim programları analiz edilmiştir. Bu araştırma betimsel ve karşılaştırmalı eğitim araştırma modellerini kullanan nitel bir çalışmadır. Araştırmanın yöntemi doküman incelemesidir. Veri kaynakları öğretme-öğrenme merkezlerinin resmî web sitelerindeki bilgi ve belgelerdir. Verilerin analizinde doküman analizi tekniği kullanılmıştır.Araştırma bulgularından bazıları şunlardır: Oxford Üniversitesi Öğretme ve Öğrenme Merkezi deneyimli öğretim elemanları için yedi program uygularken, Edge Hill dört, Manchester üç ve Leeds üç program uygulamaktadır. Tüm programların ortak amacı, öğretim elemanlarının gereksinimleri doğrultusunda akademik ve öğretim becerilerini geliştirmektir. Ayrıca, bu merkezler teknoloji destekli eğitimler ve küresel dijital kaynaklara erişim yoluyla üniversitelerin uluslararasılaşmasını sağlamayı amaçlamışlardır. İngiltere'deki öğretme ve öğrenme merkezleri kalite güvencesi ve kurumsal dönüşümün ayrılmaz bir parçasıdır. Bu programlar, bireysel öğretim danışmanlığından üniversite çapında stratejik programlara kadar, eğitim politikalarını doğrudan şekillendirmekte, değerlendirme yapmakta, sonuçları sistematik olarak izleyerek kaliteyi sürdürülebilir kılmaktadır. İngiltere ve Türkiye’deki merkezler arasındaki iş birliğinin sürdürülebilirliğinin her iki ülke açısından faydalı olması beklenmektedir.
In recent years, research on how to promote students’ oral fluency has proliferated due to its central role in effective communication. However, given its complex nature, oral fluency remains a contested concept among educators, learners, and assessors. Notably, in-depth research from learners’ perspectives is limited, although such perspectives can offer valuable pedagogical insights. This phenomenological qualitative study aimed to address this gap by exploring undergraduate students’ experiences and conceptualizations of oral fluency and the factors shaping its development. Data were collected through face-to-face semi-structured interviews with ten undergraduate civil aviation students enrolled in an English speaking skills course. Thematic analysis revealed that students’ prior experiences with oral fluency were highly limited and that most held predominantly transactional conceptions, associating fluency with rapid, uninterrupted speech based on linguistic resources. The findings further indicated that cognitive, social, and affective constraints jointly shape oral fluency development. In response, learners expressed a preference for classroom environments that combine sustained L2-mediated interaction with individualized pedagogical support. By foregrounding learners’ voices, the study contributes to a more holistic understanding of oral fluency as a psychologically mediated, socially situated, and emotionally regulated construct, with implications for designing more learner-responsive approaches to fluency development in higher education.
This study aims to examine the experiences, opinions, and professional development contributions of pre-service teachers from various disciplines regarding the "Introduction to Robotic Coding Implementations in Education" course. A qualitative case study design was employed to gain an in-depth understanding of the instructional process. The study group for observations consisted of 51 pre-service teachers enrolled in eight different departments at a state university in Turkey. Data were collected comprehensively through semi-structured interviews with 21 participants selected via maximum variation sampling, alongside classroom observations and document analysis. The collected data were analyzed using the content analysis method. The findings indicate that while the course positively contributes to cognitive skills such as problem-solving, creativity, and algorithmic thinking, as well as social skills like collaboration, participants also encountered technical challenges related to circuit assembly and syntax errors. Furthermore, the study revealed significant departmental differences, highlighting that pedagogical integration of robotics varies broadly across disciplines. Ultimately, the study concludes that robotic coding education fosters interdisciplinary connections and enhances Technological Pedagogical Content Knowledge (TPACK). Improvements regarding scaffolding strategies and hardware material support are recommended to reduce learners' cognitive load.
The Vocational Education Center (MESEM) project, introduced in recent years by the Ministry of National Education (MoNE) as one of the initiatives aimed at strengthening the processes of education, production, and employment within vocational and technical education, has been reexamined and debated in light of the original rationale behind the emergence of vocational education. Vocational education refers to a system in which students receive in-person training in vocational and technical high schools while completing their apprenticeship, journeyman, and master-level training in vocational education centers that function as non-formal education institutions. However, in response to the continuously changing dynamics of working life and the evolving expectations of the labor market, the project has recently been discussed as a policy proposal designed to direct the workforce into working life under classifications such as “student-worker” and “student-apprentice.”Vocational education is considered highly significant in terms of facilitating students’ integration into the labor force by enabling them to transform their theoretical knowledge into practice, acquire work habits, develop their knowledge and skills, and specialize in a specific occupational field. This study reveals that the working conditions of students employed within the scope of MESEM—implemented as one of the initiatives aimed at strengthening and improving vocational and technical education and opened within Vocational and Technical Anatolian High Schools—are largely shaped by unfavorable circumstances. In the research, this process was examined through the example of students studying in schools located central and peripheral districts of Mersin. The study aimed to observe the students’ working conditions concretely and to identify the problems and adverse situations that may arise within this context.
Bu araştırma, 3–6 yaş aralığında çocuğu olan babaların ebeveyn tükenmişliği deneyimlerini derinlemesine incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışma, nitel araştırma yöntemlerinden fenomenolojik yaklaşım temel alınarak tasarlanmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu maksimum çeşitlilik örnekleme yöntemi kullanılarak 3-6 yaş aralığında çocuğu olan ve araştırmaya katılımda gönüllü 16 baba oluşturmaktadır. Araştırma verileri, kişisel bilgi formu ve araştırmacılar tarafından geliştirilen yarı yapılandırılmış görüşme formu ile elde edilmiştir. Veriler, içerik analizi yöntemi ile değerlendirilmiştir. Verilerin analizi sonucunda; babaların ebeveyn tükenmişliğinin duygusal, fiziksel ve zihinsel boyutları olan çok katmanlı bir süreç olduğu saptanmıştır. Tükenmişliğin ortaya çıkışında "iyi baba olma" ideali ve mükemmeliyetçilik gibi bireysel faktörlerin yanı sıra, iş yükü ve ekonomik sorumluluklar gibi çevresel unsurların belirleyici olduğu görülmüştür. Ayrıca tükenmişliğin babaların çocuklarıyla olan iletişim kalitesini ve sabır eşiğini etkilediği, ancak babaların bu durumu dengelemek adına çeşitli bilinçli öz-denetim ve telafi edici ebeveynlik mekanizmaları ile bilişsel yeniden çerçeveleme stratejileri geliştirdikleri saptanmıştır. Sonuç olarak, babaların ebeveyn tükenmişliğinin toplumsal roller ve bireysel beklentilerin etkileşimiyle şekillendiği; eş ve geniş aile desteğinin ise bu süreçte en temel koruyucu faktör olduğu görülmüştür.
In this study, the predictive role of perceived parental attitudes and basic psychological needs on career indecision among students studying in faculties of education of universities in Türkiye was examined within the framework of Roe's Career Theory. Data were collected from students in the education faculty using the Demographic Information Form, EMBU-C, Psychological Needs Scale, and Career Decision Scale. In general, the results indicate that emotional warmth perceived from parents is negatively associated with career indecision. However, parental overprotectiveness and rejection were positively associated with career indecision. Satisfaction with basic psychological needs is also negatively associated with career indecision. Hierarchical regression analysis revealed that all models were significant, and perceived parental attitudes and basic psychological needs together explained 38% of the variance in career indecision. These findings are expected to contribute to the literature on understanding the career decision process of education faculty students and examining the family system in career counseling.
Bu çalışmanın amacı, ortaokul beşinci sınıf öğrencilerinin dijital ve basılı okuma materyallerine yönelik tutumlarını belirlemek ve bu tutumları çeşitli değişkenler (cinsiyet, okuma sıklığı, tercih edilen okuma materyali türü ve ekran süresi) açısından incelemektir. Araştırmada öğrencilerin basılı, e-okuyucu ve internet tabanlı okuma ortamlarına ilişkin eğilimleri karşılaştırılmış; dijitalleşmenin öğrencilerin okuma tutumları üzerindeki etkileri analiz edilmiştir. Araştırmada nicel yöntemlerden betimsel tarama modeli kullanılmıştır. Örneklem, uygun örnekleme yöntemiyle seçilmiş 5. sınıf öğrencilerinden oluşmaktadır. Veri toplama aracı olarak “Kişisel Bilgi Formu” ile Ciğerci, Kesik ve Yıldırım (2022) tarafından uyarlanan “Dijital ve Basılı Okumaya Yönelik Tutum Ölçeği” kullanılmıştır. Bulgular, dijitalleşmenin öğrencilerin okuma tutumlarını anlamlı biçimde etkilediğini göstermektedir. Öğrenciler basılı kaynaklara daha olumlu yaklaşırken, dijital ortamlarda okuma tutumlarının giderek güçlendiği görülmüştür. Bu durum, okuma kültürünün dijital çağda biçim değiştirdiğini ve eğitim uygulamalarında her iki okuma biçiminin dengeli biçimde desteklenmesinin gerekliliğini ortaya koymaktadır.
As artificial intelligence (AI) systems increasingly shape educational experiences, the demand for transparency and trust in algorithmic decision-making has led to a growing interest in Explainable AI (XAI). This literature review examines how XAI is being implemented in educational contexts across different countries, highlighting both its pedagogical promises and ethical tensions. Drawing from real-world applications and student reflections, the study explores how explainability enhances feedback systems, supports learner autonomy, and fosters instructional alignment. However, it also identifies persistent challenges, including cognitive over-reliance, educator deskilling, and the illusion of fairness. Through a synthesis of global case studies, this review offers a comprehensive analysis of design considerations, policy frameworks, and user-centered practices for XAI in education. The study concludes with a detailed checklist for ethical deployment and a set of forward-looking recommendations aimed at ensuring that XAI contributes meaningfully to equitable, human-centered learning environments.
Bu araştırmanın amacı çağdaş eğitim sistemlerinde kritik bir sorun olan akran zorbalığını okul yöneticileri, öğretmenler, okul psikolojik danışmanları ve veliler perspektifinde çok boyutlu olarak incelemektir. Araştırmada durum çalışması deseni benimsenmiş, İstanbul’da bir özel okulda görev yapan üç okul yöneticisi, yedi sınıf/branş öğretmeni, dört okul psikolojik danışmanı ve altı öğrenci velisi olmak üzere 20 katılımcı ile yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Veriler nitel içerik analizi ile analiz edilmiştir. Bulgular dört ana tema etrafında toplanmıştır; deneyimler, neden olan faktörler, müdahale yöntemleri ve ihtiyaçlar. Deneyimler teması altında elde edilen başlıca bulgular; akran zorbalığı ile çatışma ve şaka kavramları arasındaki sınır belirsizliği, zorbalık davranışlarının geçiş dönemlerinde yoğunlaşması ve sözel zorbalığın yaygınlığı olmuştur. Nedenler teması altında popülerlik isteği gibi öğrenciye bağlı nedenlerin yanı sıra, eğitim ortamı, aile ve çevresel faktörlerin rolüne ilişkin alt tema ve kodlar oluşturulmuştur. Müdahale süreçleri incelendiğinde öğretmenlerin bildirim rolüyle sınırlı kaldığı, okul psikolojik danışmanlarının ise mağdur ve zorba öğrencilere yönelik düzenli görüşmeler yürüttüğü; velilerin ise okul ile iş birliğine sınırlı katıldığı görülmüştür. Katılımcılar, okul yönetimi, öğretmen ve velilerin tutarlı bir iletişim ağı oluşturmada eksiklikler yaşadığını ifade etmiştir. Sonuç olarak araştırma, akran zorbalığıyla mücadelede yalnızca reaktif müdahalelerin değil, okul iklimini güçlendirecek, tüm paydaşların katılımını önceleyen proaktif yaklaşım ve modellerinin geliştirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.