
Merhamet sağlık bakımında hizmet vericilerin hastaya olan ilgi ve yaklaşımını dolayısıyla da sağlık hizmetin kalitesini etkileyen önemli bir duygudur. Çalışmanın temel amacı, sağlık eğitimi alan öğrencilerin merhamet düzeylerini şekillendiren faktörleri araştırmaktır. Tanımlayıcı nitelikteki bu çalışma Karabük Üniversitesinde tıp, diş hekimliği, hemşirelik, ebelik, ilk ve acil yardım ve yaşlı bakımı gibi sağlık alanında eğitim veren birimlerde yürütülmüştür. Araştırma örneklemini yaklaşık 3600 öğrenci oluşturmakta olup kolayda örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Veri toplama aracı olarak demografik özelliklere ait anket soruları ve “Merhamet Ölçeği” kullanılmıştır. Verilerin analizinde istatistiksel paket programı kullanılarak frekans ve yüzde dağılımları, t-testi, ANOVA, Cronbach Alpha güvenirlik testi ve tanımlayıcı istatistiklerden yararlanılmıştır. Araştırmada 663 geçerli cevap elde edilmiştir. Araştırmaya katılanların çoğunluğunun 17-20 yaş aralığında, kadınlar ve 1. sınıf öğrencileri olduğu, büyük çoğunluğun yurtta ikamet ettiği, ailelerinin ise il/ilçede yaşadıkları tespit edilmiştir. Ailelerin gelir düzeyi çoğunlukla orta seviyedir. Öğrencilerin merhamet ölçeği toplam puan ortalaması 95,52’dir. Öğrencilerin %58’i merhamet yorgunluğu hissettiğini ve %28’i de bölüm değişikliği düşündüğünü belirtmiştir. Merhamet ölçeği toplam puanı ile cinsiyet, öğrencinin ikamet yeri, ailenin gelir durumu ve yaşadığı yer arasında anlamlı farklılık olduğu saptanmıştır. Ancak yaş, eğitim düzeyi, program, sınıf, mezun olunan lise, arasında anlamlı faklılık olmadığı görülmüştür. Öğrencilerin en fazla merhamet duygusunu harekete geçiren grubun çocuklar olduğu, zorlayıcı durumlarla baş etme mekanizması olarak ilk üç sırada uyuma, yürüyüş yapma ve dua etme/namaz kılma yöntemlerini kullandıkları tespit edilmiştir. Öğrencilerin yüksek merhamet düzeyine sahip oldukları, merhamet düzeyini etkileyen faktörlerin cinsiyet, aile gelir durumu ve öğrencinin ikamet yeri olduğu belirlenmiştir. Sağlık bakım kalitesinin artırılması ve nitelikli sağlık personeline sahip olmak amacıyla merhamet eğitimi ve kurumsal destek çalışmalarının yapılması önerilebilir. Benzer çalışmaların, farklı üniversitelerde, farklı sağlık bilimleri alanlarında ve eğitim seviyelerinde gerçekleştirilmesinin alana ve literatüre katkı sağlayacağı öngörülmektedir.
In this study, the aim is to examine the relationship between university students' methods of coping with stress and their future anxiety. This descriptive and correlational study was conducted using data obtained from 334 associate and undergraduate students at Bartın University between February 1, 2023, and April 30, 2023. Each survey was planned to be completed in an average of 15 minutes. The data collection form included questions about sociodemographic characteristics in the first part, and the Stress Coping Styles Scale and Future Anxiety Scale for University Students in the second part. Data were collected through online survey tools. Analysis of the study data was performed using the Statistical Package for the Social Sciences (SPSS) version 26.0. Descriptive statistics were reported with numbers, percentages, means, and standard deviations. Correlation analyses were used to compare research variables. The research found a relationship between students' future anxiety levels and various factors. It was concluded that women have higher levels of future anxiety compared to men, men score higher in the submissive approach sub-dimension than women, and some variables significantly influence anxiety levels. Based on these results, it is concluded that it is important to develop psychological counseling and guidance services to reduce students' future anxiety and to promote a healthy mental structure.
Çocuk istismarı ve ihmali önemli bir halk sağlığı sorunudur. Bu araştırmanın amacı öğrenci hemşirelerin çocuk istismarını ve ihmalini raporlamaya karşı tutumlarının belirlenmesidir. Kesitsel-tanımlayıcı modelde planlanan bu araştırma, Türkiye'nin doğusundaki bir üniversitenin hemşirelik bölümünde 2022-2023 bahar döneminde eğitim gören 248 öğrenci hemşireyle yürütülmüştür. Herhangi bir örneklem seçimine gidilmeden evrenin tamamına ulaşılması hedeflenmiştir. Araştırma verileri tanıtıcı bilgi formu ve Sağlık Çalışanlarının Çocuk İstismarını/İhmalini Raporlamaya Karşı Tutumlarını Belirleme Ölçeği ile Google Formlar uygulaması kullanılarak toplanmıştır. Veriler elektronik ortamda değerlendirilmiş olup, istatistiksel analizlerde IBM SPSS 23.0 ve bilimsel çalışmalara dahil edilen örneklemden elde edilen sonuçların tüm popülasyon için uygunluğunu kontrol etmek için de G*Power 3.1.9.7 paket programları kullanılmıştır. Öğrencilerin yaş ortalamasının 21,35±2,25, %61,7'sinin kadın olduğu, %25,8'inin dördüncü sınıfta eğitim gördüğü ve %56,5'inin hemşirelik bölümünü isteyerek tercih ettiği belirlenmiştir. Cinsiyet ve sınıf değişkenleri ile hemşirelik bölümünün tercih edilme durumu açısından çocuk istismarı ve ihmalini raporlamaya karşı tutumun anlamlı bir fark göstermediği bulunmuştur (p>0,05). Katılımcıların %58,1'inin daha önce çocuk bakmadığı, en fazla bilinen istismar türlerinin %26,4 ile fiziksel ve duygusal istismar olduğu görülmüştür. Öğrencilerin %39,9'unun çocuk istismarı ve ihmalini belirlemede kendini yeterli görmediği, %67,7'sinin çocuk istismarı ve ihmali konusunda eğitim almadığı, %30,2'sinin daha önce çocuk istismar/ihmal türlerinden biriyle karşılaştığı ve bunların %45,3'ünün daha önce çocuk istismar/ihmalini bildirmediği belirlenmiştir. Çocuk istismarı ve ihmali konusunda eğitim alma durumunun raporlamayla negatif bir ilişkisi olduğu belirlenmiştir. Öğrenci hemşirelerin çocuk istismarı ve ihmali hakkında kapsamlı bir eğitim almadığı, dolayısıyla istenen düzeyde bir farkındalığa sahip olmadığı bulunmuştur. Çocuk istismarı ve ihmali konusunda eğitim alan öğrenci hemşirelerin raporlama konusunda daha olumlu tutumda olduğu görülmüştür. Bu doğrultuda, hemşirelik müfredatlarında çocuk istismarı ve ihmali konularına daha kapsamlı bir şekilde yer verilmesinin ve öğrencilerin bu alandaki eksikliklerinin giderilerek farkındalık kazandırılmasının çocuk istismarı ve ihmali vakalarında raporlama oranlarını arttıracağı düşünülmektedir.
Ülkemizdeki yükseköğretim kurumlarının sayısındaki artış, beraberinde, bu kurumlar arasında bir rekabet ortamı yaratmış ve öğrencilere yükseköğretim kurumlarını seçerken bazı faktörleri de göz önünde bulundurmaları gerçeğini de ortaya çıkartmıştır. Bu faktörlerden biri de öğrenci bağlılığıdır. Öğrencilerin bu konuda seçici olmaya başlamış olmaları, eğitim alacakları süre boyunca seçmeyi düşündükleri yükseköğretim kurumuna karşı bağlılık duyma hissi yaratmıştır. Dolayısıyla, bu çalışmanın amacı bir devlet üniversitesinin Eğitim Fakültesinde eğitim görmekte olan öğrencilerin, üniversitelerine olan bağlılıklarını araştırmaktır çünkü kurumsal bir bağlılığın olmadığı durumlarda, öğrencilerin başarılı olmaları ve üniversitelerin de istenilen düzeye ulaşması mümkün olamayacaktır. Çalışmaya, sekiz farklı bölümden toplam 655 öğrenci gönüllülük esasına göre katılmıştır. Veri toplama aracı olarak Çınkır, Kurum ve Yıldız (2021) tarafından geliştirilmiş olan14 maddelik, 5li likert tipi bir ölçek kullanılmıştır. Verilerin analizi; frekans analizi, bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü varyans analizi (One-way Anova) ve Post-hoc testleri ile yapılmıştır. Elde edilen bulgular sonucunda, katılımcıların büyük çoğunluğunun üniversiteye bağlılık düzeylerinin “yüksek” seviyede olduğu tespit edilmiştir. Bölüm bazında, istatistiksel olarak anlamlı bir fark ortaya çıkmış olmasına rağmen, cinsiyet ve sınıf değişkenleri açısından bir fark gözlenmemiştir.
Bu araştırmada, hemşirelik bölümü öğrencilerinin hemşirelik eğitimine ilişkin yaşadıkları stres düzeyleri ve stresle baş etme yöntemlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Tanımlayıcı tipteki araştırmanın evrenini İstanbul’da bulunan bir vakıf üniversitesine kayıtlı 220 hemşirelik bölümü öğrencisi oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemi sınıflara göre tabakalı örneklem ve sınıflar içerisinde basit rastgele olarak belirlenmiştir. Çalışma, gönüllü olan 121 öğrenci ile gerçekleştirilmiştir. Veriler, Bilgi Formu, Hemşirelik Eğitimi Stres Ölçeği ve Hemşirelik Öğrencileri için Stresle Baş Etme Davranışları Ölçeği ile toplanmıştır. Öğrencilerin Hemşirelik Eğitimi Stres Ölçeği’nin toplam puan ortalaması 53.42±16.35; Hemşirelik Öğrencileri için Stresle Baş Etme Davranışları Ölçeği’nin “İyimserlik” alt boyutunda 10.03±2.1 ve “Sorun Çözme” 18.1±4.26 olduğu saptanmıştır. Kadınların Hemşirelik Eğitimi Stres Ölçeği ve Hemşirelik Eğitimi Stres Ölçeği’nin “Uygulama” alt boyutunda; 4. Sınıfa devam edenlerin Hemşirelik Öğrencileri için Stresle Baş Etme Davranışları Ölçeği’nin “Sorun Çözme” alt boyutunda; puan ortalamasının anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu saptanmıştır. Öğrencilerin hemşirelik eğitimine yönelik ortalama bir stres yaşadıkları ve stresle baş etme yöntemi olarak en yüksek sorun çözme yöntemini kullandıkları sonucuna ulaşılmıştır
Bu program değerlendirme çalışmasında, Batı Karadeniz bölgesinde bulunan bir devlet üniversitesinin yabancı diller yüksekokulunda uygulanmakta olan İngilizce hazırlık eğitim programının Stufflebeam’in (2003) bağlam, girdi, ürün ve süreç program değerlendirme modeli kullanılarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Karma araştırma desenlerinden biri olan gömülü desenin kullanıldığı bu çalışmada veriler eğitim programının farklı paydaşlarından çeşitli veri toplama araçları kullanılarak toplanmıştır. Araştırmanın nicel boyutunda veriler 365 öğrenciden (226 kadın, 139 erkek) toplanırken, nitel boyutunda dokuz öğrenci (5 kadın, 4 erkek), hazırlık eğitimini tamamlamış ve bölümlerinin birinci sınıfında eğitim görmekte olan üç öğrenci (2 kadın, 1 erkek) ve Yabancı Diller Yüksekokulu bünyesinde aktif olarak çalışan ve farklı ofis ve birimlerde görev yapmakta olan toplam 10 öğretim görevlisi ile yapılan yarı yapılandırılmış görüşmelerle toplanmıştır. Ayrıca, farklı rapor ve dokümanlar da program değerlendirme çalışması kapsamında incelenmiştir. Araştırma sonucunda, eğitim programının dört boyutuna (bağlam, girdi, ürün ve süreç) ilişkin görüşlerin olumlu olduğu ve bu boyutlara ilişkin genel memnuniyetin yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ancak, elde edilen sonuçlar programın bazı boyutlarına ilişkin önemli birkaç eksikliği de ortaya koymaktadır. Araştırma sonucunda elde edilen sonuçlardan hareketle eğitim programını iyileştirebilmek adına bazı önerilerde bulunulmuştur.
Küresel ölçekte rekabetçi bir yükseköğretim sistemine ulaşılması, etkili bir stratejik planlamayı gerektirmektedir. Yükseköğretimde hem ulusal hem de uluslararası düzeyde artan rekabet koşulları, kaynakların etkin ve verimli kullanılmasını zorunlu kılmaktadır. Bu bağlamda, üniversitelerin rekabetçi bir ortamda varlık gösterebilmeleri ve bilimsel özerkliklerini koruyabilmeleri, stratejik planların kuruma özgü bir yaklaşımla geliştirilmesini zorunlu hale getirmektedir. Bu çalışmanın amacı, Üstün (2019) tarafından gerçekleştirilen ve üniversitelerin stratejik plan farkındalık seviyeleri, stratejik planlama süreçlerinde katılımcılık ve veri altyapısı kullanımının faaliyet süreleriyle ilişkisini inceleyen yüksek lisans tez çalışmasındaki bulguların, beş yıl sonraki durumunu değerlendirmek ve bu süre zarfında stratejik planlamaya yönelik politika ve uygulamalarda yaşanan değişimlerin etkilerini analiz etmek ve öneriler sunmaktır. Bu kapsamda, 2024 yılında aynı örneklem grubu ve araştırma yöntemleri kullanılarak çalışma tekrarlanmış ve iki dönem arasındaki değişimler karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. Çalışmanın bulguları, 2019 yılında üniversitelerin faaliyet sürelerine bağlı olarak görülen stratejik plan farkındalığı, katılımcılık düzeyi ve veri altyapısı farklılıklarının, 2024 yılına gelindiğinde ortadan kalktığını ortaya koymaktadır. Üniversiteler arasında faaliyet sürelerine bağlı olarak gözlemlenen stratejik planlama farkındalık seviyelerindeki farklılıkların zaman içinde ortadan kalkmasında, merkezi yönetim kapsamında performans esaslı program bütçe sistemine geçilmesi ve bu sistemin stratejik planlamayı zorunlu kılan gereklilikleri önemli bir rol oynamıştır. Ayrıca, Yükseköğretim Kurulu bünyesindeki Yükseköğretim Kalite Kurulu’nun stratejik planlamayı kalite çalışmalarının merkezine alması, bu süreci daha da etkili hale getirmiştir. Yükseköğretim Kalite Kurulu’nun akreditasyon çalışmalarına odaklanma stratejisi, üniversitelerin faaliyet sürelerine bakılmaksızın sistematik bir bakış açısına sahip olmalarında etkili olmuştur. Bu sonuçlar Stratejik planlamaya yönelik politika ve uygulamalardaki iyileştirmelerin, üniversiteler arasındaki stratejik planlama kapasitesi farklılıklarını azaltarak bir eşitlenme sağladığını ortaya koymaktadır.
Türk kültürü, tarih boyu birçok medeniyetin kültürü ile etkileşime girmiş ve bu etkileşimlerin mutfak kültürü üzerine yansımaları ile geleneksel Türk mutfak kültürü oluşmuştur. Türk mutfağında ülke genelinde görülen ortak özellikler olmasıyla birlikte bölgeler arası mutfaklarda birçok farklılık gözlenmektedir. Coğrafi, iklimsel ve insana bağlı faktörlere bağlı olarak bazı bölgelerde yağlı ve baharatlı, bazılarında ise et veya sebze ağırlıklı beslenme görülmekte ve bu durum, farklı bölgelerde yaşayanların enerji, karbonhidrat, protein, yağ ve posa gibi birçok besin ögesi alımında farklılıkla sonuçlanmaktadır. Diyet posası; diyabet, kardiyovasküler hastalık, obezite, kanser gibi kronik hastalık riskinin azaltılmasında ve bağırsak mikrobiyotasını düzenlenmesinde anahtar role sahip bir diyet bileşenidir. Diyet posası kaynakları olan sebze-meyve, tam tahıl ve kurubaklagil tüketimi fazla olan bölgelerde kronik hastalık riskinde azalma görülebileceği düşünülmektedir. Bu makalede, seçilen altı farklı bölgenin geleneksel yemekleriyle oluşturulan menülerdeki tahmini enerji, karbonhidrat, protein, yağ ve diyet posası miktarları belirlenip, bölgeler arası diyet posası alım miktarları ve fast food tarzı bir menü tipi karşılaştırılmıştır. Bölgesel yemek kültürümüze ait yemeklerin tüketilmesi dengeli diyet posası alımı sağlayabilirken, fast-food tarzı yiyeceklerin tüketiminin yetersiz diyet posası alımına sebep olabileceği sonucu ortaya çıkmıştır.
Bu çalışma, ebelik lisansüstü öğrencilerin ORPHEUS programları konusunda görüşlerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı tasarımda yürütülen çalışmanın örneklemini Türkiye’de 2023-2024 eğitim öğretim döneminde lisansüstü programlarda öğrenim gören 257 öğrenci oluşturmuştur. Araştırma verileri çevrim içi ortamda Google Forms’ ta hazırlanan veri formu ile toplanmıştır. Araştırma verilerinin analizinde tanımlayıcı istatistikler (sayı, yüzde, ortalama) kullanılmıştır. Öğrencilerin %89.1’i lisansüstü eğitim sürecinden memnundur. Eğitim gördüğü üniversitenin proje imkânlarını %65.8’i yeterli bulurken, %9.3’ü üniversitenin araştırma olanaklarını; her beş öğrenciden dördü uluslararası eğitim olanaklarını yetersiz bulduğunu belirtmiştir. ORPHEUS programını öğrencilerin %70'i daha önce duymadığını belirtmişken, %51.8'i ORPHEUS akreditasyonunun ebelik alanında lisansüstü eğitime katkı sağlayacağını düşünmekte; %90.7'si ORPHEUS programı kapsamında akredite olan bir üniversitede eğitim almak istemektedir. Öğrencilerin %58.4’ü kendisini bilimsel araştırma/yayın yapma konusunda kısmen yeterli görmekte olup, %40.5’i akademik bir çalışmada yer almıştır. Çalışma sonuçlarına göre; öğrencilerin büyük çoğunluğunun ORPHEUS programı hakkında yeterli bilgiye sahip olmadığı, uluslararası eğitim ve araştırma olanaklarını yetersiz buldukları, ayrıca bu program kapsamında yer alan uluslararası tez izlem komitesi oluşturulması ile tez savunma sınavlarına olumlu baktıkları belirlenmiştir. Bu sonuç doğrultusunda üniversitelerin sağlık bilimleri enstitüleri tarafından ORPHEUS Programının tanıtımının artırılması, öğrencilerin program hakkında daha fazla bilgi sahibi olmasını sağlayabilir.
Background: Having a healthy youth period is a great importance in taking a healthy step into adulthood. Experiencing a trauma such as an earthquake during this period is a serious importance for the mental health of younger. Objective: This research was conducted in a descriptive and cross-sectional style to determine intolerance of uncertainty and well-being of university students who experienced the Turkey-Syria earthquake. Methods: The sample of the research consisted of 193 students who were studying at the Vocational School of Health Services of a state university located in the Southeastern region of Turkey and who experienced the Turkey-Syria earthquake and agreed to participate in this research. Data were collected with the "Personal Information Form", "Intolerance of Uncertainty Scale (IUS-12)" and "Well-Being Scale (WBS)" and an online survey. Results: WBS total score average was 35.78±9.55; IUS total score average was determined as 40.18±8.21. The relationship between the students' WBS and IUS total scores was found to be statistically negative significant (p
We examine how the increasing use of artificial intelligence (AI) in education—through tools that generate and summarize text, translate languages, and produce visual content—impacts students' critical thinking. While these technologies enhance personalized learning, broaden assessment strategies, and support data-driven policy decisions, we argue that their integration into the learning process carries unintended cognitive consequences. Specifically, we show that when students offload key tasks to AI systems, their cognitive load decreases in ways that weaken memory retention and reduce active engagement with content. This shift fosters a pattern of overreliance, as students increasingly depend on AI to perform intellectual tasks in their place. As a result, their ability to think critically, question information, and evaluate sources diminishes over time. We highlight this emerging dependency as a medium- to long-term threat to critical thinking and call for a more careful evaluation of how generative AI is used in education—not only in terms of its benefits, but also its influence on core cognitive processes. Finally, we propose targeted strategies to mitigate these effects and preserve students' critical capacities in AI-rich learning environments
Bu araştırma, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli temelli yapılandırılmış müdahale programının sınıf öğretmeni adaylarının öğretim programı okuryazarlığına etkisini hem nicel hem de nitel verilerle incelemeyi amaçlamaktadır. Karma yöntem deseninin kullanıldığı çalışmada, nicel boyutta ön test-son test yarı deneysel desen uygulanmış, nitel boyutta ise öğretmen adaylarının Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ne ilişkin metaforik algıları analiz edilmiştir. Araştırma, 2024-2025 eğitim-öğretim yılında bir devlet üniversitesinde öğrenim gören 23 öğretmen adayı ile yürütülmüştür. 8 haftalık müdahale süreci sonunda yapılan bağımlı gruplar t-testi analizine göre, genel ölçek puanlarında ve özellikle “felsefi temeller”, “psikolojik temeller”, “amaçlar ve içerik bilgisi” ile “öğretim ve ölçme değerlendirme süreçleri” alt boyutlarında anlamlı düzeyde artışlar görülmüştür. “Sosyoekonomik temeller” alt boyutunda ise anlamlı fark tespit edilmemiştir. Nitel verilerde yapılan içerik analizleri sonucunda öğretmen adaylarının Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ne yönelik metaforları “Rehberlik”, “Bilgi ve İçerik Derinliği”, “Gelişim ve Dönüşüm”, “Bütünlük”, “Belirsizlik ve Karmaşa” ve “Riskler” gibi temalarda toplanmıştır. Müdahale sonrasında olumlu metaforların arttığı, belirsizlik ve risk temalı olumsuz metaforların ise azaldığı gözlenmiştir. Bu sonuçlar, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ne ilişkin yapılandırılmış eğitimin öğretmen adaylarının kavrayışını derinleştirdiğini ve algılarını olumlu yönde etkilediğini göstermektedir.
Bu makalenin amacı, seçili üniversitelerde yabancı diller yüksekokullarının örgüt yapılarının incelenerek, bu okullarda sunulan akademik ve idari hizmetlerin etkili bir şekilde sunulması için bir akademik örgütlenme modeli önerisinde bulunmaktır. Üniversitelerde yabancı dil eğitimi rektörlüklere veya çeşitli fakültelere bağlı bölüm başkanlıkları, koordinatörlükler, yabancı dil programları veya hazırlık okullarında sunulmakla birlikte son dönemlerde yabancı diller yüksekokulları çatısı altında sunulması yaygınlaşmaktadır. Üniversitelerde yabancı dil öğretiminin tarihçesine bakıldığında yabancı diller yüksekokullarının kurulması bir dönem noktası olarak değerlendirilebilir. Yüksekokulların hizmetlerin etkili sunulabilmesi adına kanun ve yönetmeliklere uygun olarak doğru örgüt yapılarının oluşturulması bir gereksinimdir. Bunun için bu çalışmada Yükseköğretim Kurulu (YÖK) tarafından araştırma üniversitesi olarak belirlenen 20 üniversite bünyesindeki en köklü 10 yabancı diller yüksekokulunun akademik ve idari örgüt yapıları incelenmiştir. Bunun sonucunda yabancı diller yüksekokullarının idari örgütlenmelerinin büyük oranda benzerlik göstermelerine karşın akademik örgütlenmede çeşitlilik ve farklılık olduğu görülmüş ve özellikle yabancı dilde hazırlık öğrenci sayıları 1500’den fazla yüksekokullar için bir akademik örgütlenme modeli önerisinde bulunulmuştur.
Bu araştırmanın amacı, huzurevinde kalan yaşlı bireylerin uyku kalitesi ve düşme riskinin belirlenmesidir. Bu araştırma tanımlayıcı bir araştırmadır. Araştırma Mart-Mayıs 2019 tarihleri arasında bir huzurevinde yapılmıştır. Araştırma verileri kişisel bilgi formu, Pittsburg Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ) ve Morse Düşme Ölçeği kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemiyle toplanmıştır. Araştırma örneklemini 94 yaşlı birey oluşturmuştur. Huzurevinde kalan yaşlı bireylerin uyku kalitesi iyi ve düşme riskleri düşük bulunmuştur. Yaş ile ölçek puanları arasında ve PUKİ ile Morse Düşme Ölçeği arasında anlamlı bir ilişki belirlenmemiştir. PUKİ ve Morse Düşme Ölçeği puanları sosyodemografik verilere göre farklılık göstermemiştir. İkiden fazla ilaç kullananların düşme riski diğerlerine göre daha yüksek; uyku ilacı kullananların ise uyku kalitesi kullanmayanlara göre daha iyi bulunmuştur (p0.05). Uyuduğu odada ışık olmayan ve uyku öncesi alışkanlığı olmayan yaşlıların PUKİ puanı diğerlerine kıyasla daha yüksek bulunmuştur (p
Günümüzde birçok işletme, operasyonel maliyetleri azaltmak, verimliliği ve geliri artırmak, müşteri deneyimlerini iyileştirmek amaçlarıyla Yapay Zeka (AI) teknolojilerinden yararlanmaktadır. Gelişen teknolojilerle işletmeler, en büyük faydayı elde etmek adına makine öğrenimi, doğal dil işleme, üretken yapay zeka ve daha fazlası olmak üzere tüm akıllı teknolojileri süreçlerine ve ürünlerine dâhil etme çalışmalarına başlamışlardır. İçinde bulunduğumuz çağın iş yaşam alanlarında yapay zeka teknolojilerinin kullanımının ivme kazanması özellikle işletmeler kapsamında rekabet üstünlüğünün önem kazanmasını sağlayan en önemli faktörler arasında kendisine yer edinmiştir. Yapılan araştırmalarda yapay zekaya entegre olan işletmelerin müşterileriyle buluşmalarının daha hızlı ve verimli olacağı saptanmıştır. Hali hazırda geliştirilmiş yapay zeka destekli mobil uygulamalar ve ilgili programlar ile işletmelerin rekabet stratejileri değişmeye başlamış ve bu kapsamda değişim ve dönüşüme öncülük edilmiştir. Bu bağlamda yapay zekanın mobil ticarette yön vereceği değişiklikler günümüzde popüler araştırma konuları sınıfına dâhil olmuştur. Tüm bu bilgiler ışığında bu çalışmada, araştırma popülerliğine ve ihtiyaca binaen “İşletme Yönetiminde Yenilikçi Rekabet Yaklaşımına Yönelik Yapay Zeka Kullanımı” konulu geçerliği ve güvenirliği ispatlanan bir ölçeğin alan yazına kazandırılması hedeflenmiştir. Yapay zeka teknoloji ve uygulamalarının işletme yönetiminde yenilikçi rekabet yaklaşımına yönelik kullanımı konusunda, alanın önemli paydaşlarından biri olan İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi öğrencilerinin görüşlerine başvurmak bu çalışmanın ana amaçlarındandır. Araştırmanın örneklem grubunu Uşak Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesinin ilgili bölümlerinde öğrenim gören toplam 302 öğrenci oluşturmuştur. Ölçek geliştirme süreci üç aşamadan oluşturulmuştur: (1) Açımlayıcı Faktör Analizi, (2) Açımlayıcı Faktör Analizinin Farklı Bir Örneklemle Tekrarlanması ve (3) Doğrulayıcı Faktör Analizi olmak üzere. Analiz sonuçlarına göre ölçek, 20 madde ve 4 alt boyuttan oluşmaktadır. Bu alt boyutlar “algılanan fayda”, “algılanan kullanım kolaylığı”, “etkililik”, “yeniliğin yayılımı” olarak adlandırılmıştır. Ölçeğin iç tutarlılığı Cronbach Alpha kullanılarak hesaplanmış ve bu veri setinden elde edilen sonuçların yüksek güvenilirliğe sahip olduğu ortaya çıkmıştır. Sonuç olarak, geliştirilen ilgili ölçeğin literatüre katkı sunacağı ve ilgili konuda çalışmalarda bulunacak araştırmacılar için örnek bir veri toplama aracı olarak kullanılabileceği öngörülmektedir.
This study was conducted to examine the effect of dormitory life on perceived stress and insomnia severity among university students living in dormitories. The study was a cross-sectional descriptive-relationship-seeking type. The research population consists of 504 students living in state dormitories who accessed the survey via the Internet and volunteered to participate. Research data were collected using the Introductory Information Form, Perceived Stress Scale, and Insomnia Severity Index. The average age of the students is 21.21±1.83 (18-35). The Perceived Stress Scale total score average was 15.99±5.57, Insomnia Severity Index mean score was 13.17±5.74. There was a very weak negative significant relationship found between the students' sleep duration and the perceived stress sub-dimension (p=0.001, r-0.167) and total stress (p=0.003, r=-0.134) mean scores, a weak negative significant relationship between the average score of the insomnia severity index and the insomnia severity index (p=0,001, r=-0,254). There was a negative, very weakly significant relationship between students' sleep quality and perceived stress sub-dimension (p=0.001, r=-0.245), perceived coping sub-dimension (p=0.001, r=-0.272), total stress (p=0.001, r= -0.293) and insomnia severity index (p=0.001, r=-0.460) score averages were found to have a negative, weakly significant relationship. There was a weak positive relationship between insomnia severity index and perceived stress (p=0.0001, r=0.470), a very weak significant relationship was found between perceived coping (p=0.002, r=0.135) and a moderately significant relationship between total stress (p=0.0001, r=0.523). Environmental factors in the students' dormitory environment affected the average scores of perceived stress, total stress and insomnia severity index. It was determined that there was a moderate positive relationship between the insomnia severity index and the total perceived stress score.
Bu araştırmada, üniversite öğrencilerinin flört şiddetine ilişkin tutumlarının benlik saygısı ve toplumsal cinsiyet algıları ile ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda ilişkisel tarama yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu 440 üniversite öğrencisi oluşturmaktadır. Çalışmada, Flört Şiddeti Tutum Ölçeği puan ortalaması 4,73±1,07 olarak bulunmuş ve öğrencilerin flört şiddetini desteklemedikleri görülmüştür. Toplumsal Cinsiyet Algısı Ölçeği puan ortalaması 110,71±3,08 olarak belirlenmiş ve öğrencilerin toplumsal cinsiyet algılarının yüksek düzeyde olduğu belirlenmiştir. Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği puan ortalaması ise 2,34±1,06 olarak belirlenmiş ve ölçek değerlendirilmesine göre öğrencilerin orta düzeyin üzerinde benlik saygısına sahip olduğu bulunmuştur. Öğrencilerin ölçek puan ortalamalarının sosyo-demografik değişkenlere göre ilişkisi incelendiğinde; kadın öğrencilerin ve ekonomik durumu daha yüksek olan öğrencilerin toplumsal cinsiyet algılarının, flört şiddeti tutumlarının ve benlik saygılarının istatistik olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir (p
Bu araştırma fizyoterapi ve rehabilitasyon bölümü öğrencilerinin kanıta dayalı uygulamalara yönelik bakış açılarının değerlendirilmesi ve kanıta dayalı müdahalelere yaklaşımlarını etkileyen faktörlerin incelenmesi amacıyla planlanmıştır. Araştırmaya dört sınıf düzeyinden toplam 156 (115 kadın, 41 erkek) öğrenci katılmıştır. Katılımcıların sosyodemografik özelliklerine ilişkin veriler araştırmacılar tarafından hazırlanan sosyodemografik bilgi formu aracılığıyla toplanmıştır. Kanıta dayalı uygulamalara yönelik tutumları, kişilik özellikleri, eleştirel düşünme eğilimleri ve karar verme stillerine ilişkin değerlendirmeler ise sırasıyla Kanıta Dayalı Uygulama Ölçeği, On Maddelik Kişilik Ölçeği, Eleştirel Düşünme Eğilimi Ölçeği ve Akılcı ve Sezgisel Karar Verme Ölçeği kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Regresyon analizleri sonucunda, Kanıta Dayalı Uygulama Ölçeği’nin gelecekte kullanım, tutum, bilgi ve kişisel kullanım alt boyutlarının yordayıcıları arasında; eleştirel açıklık, yansıtıcı şüphecilik, akılcı karar verme ve sezgisel karar verme değişkenlerinin istatistiksel olarak anlamlı bir etkiye sahip olduğu saptanmıştır (p
Ulusal ve uluslararası alanda nitelikli eğitim, rekabet gibi paradigmalar bir üniversitenin eğitim-öğretim kalitesinin ve bir akredite programın değerini ve önemini artırmaktadır. Bu bağlamda, bu programlardan yararlanan öğrencilerin, verilen eğitimin niteliğini ölçmek için öğretimin kalitesi ve akreditasyon algılarına ilişkin görüşlerinin alınması değerlidir. Bu araştırma, bir sağlık bilimleri fakültesinde öğrenim gören öğrencilerin öğretim kalitesi ve akreditasyon algı düzeylerini belirlemek ve iki algı arasındaki ilişkiyi araştırmak amacıyla yapılan tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte bir çalışmadır. Araştırmanın örneklemini, 2023-2024 eğitim öğretim güz döneminde bir sağlık bilimleri fakültesinde öğrenim gören ve araştırmaya katılmaya gönüllü olan 860 öğrenci oluşturmuştur. Araştırmanın verileri Tanıtıcı Bilgi Formu, Üniversite Öğretim Kalitesi Algısı Ölçeği ve Akreditasyon Algısı Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde IBM 25.0 paket programı kullanılmıştır. Anlamlılık düzeyi 0.05'ten küçük p değerleri olarak kabul edilmiştir. Araştırmaya katılan öğrencilerin yaş ortalaması 20.43±2.21’dir. Öğrencilerin %84.5'i kadın, %34.3'ü birinci sınıf, %76.5'i Anadolu Lisesinden mezunu olup, %42.3'ü Hemşirelik bölümünde öğrenim görmektedir. Öğrencilerin öğretim kalitesi ve akreditasyon algısı düzeylerine ilişkin bulguları incelendiğinde; en düşük puan ortalaması Üniversite Öğretim Kalitesi Algısı Ölçeği’nin Öğretim Koşulları alt boyutunda (3.36±.69) iken, en yüksek puan ortalaması Üniversite Öğretim Kalitesi Algısı Ölçeği’nin Öğretim Elemanları alt boyutunda (3.65±.66) bulunmuştur. Üniversite Öğretim Kalitesi Algısı Ölçeği dört alt boyutunun puan ortalamaları ile Akreditasyon Algısı Ölçeği’nin her iki alt boyutunun puan ortalamaları arasında pozitif yönde zayıf güçte anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur (p
İçinde yaşadığımız günümüz toplumu, 21. yüzyıl becerilerine sahip insan gücü talep etmektedir. 21. yüzyıl becerileri arasında öne çıkan yaratıcılık, bireylerin var oldukları her türlü ortamda fark edilmelerine yol açabilmektedir. Bu çalışmanın amacı, 21. yüzyıl becerileri arasında yer alan yaratıcılığı tetikleyen matematik öğrenme ortamlarının ne gibi özelliklere sahip olabileceğini detaylı bir şekilde ortaya koymak ve matematik öğretmen adaylarının matematiksel yaratıcılığa dair farkındalıklarının artırılmasına yönelik yapılabilecek etkinlikleri irdelemektir. Buradan hareketle, öncelikle yaratıcılığın eğitim literatüründe nasıl ele alındığına etraflıca yer verilmiştir. Sonrasında ise matematiksel yaratıcılığın çeşitli araştırmacılar tarafından nasıl kavramsallaştırıldığı derinlemesine tartışılmıştır. Ayrıca öğrenme ortamlarında matematiksel yaratıcılığı geliştirilmesine yönelik önerilen pedagojik prensipler ayrıntılı bir şekilde tanıtılmıştır. Bunun yanında matematik öğretmenlerinin kendi sınıflarında, öğrencilerini birer matematikçi gibi düşünmelerini sağlamak için sorgulamaya dayalı bir biçimde kullanılabilecekleri stratejilerden de söz edilmiştir. Son olarak öğrenme ortamlarında, öğrencilerin matematiksel yaratıcılıklarını ne tür etkinliklerin tetikleyebileceği üzerinde durulmuş ve bu anlamda çeşitli etkinlik örneklerine yer verilmiştir.