
Bu araştırma, lise düzeyinde bireysel ve takım sporlarıyla ilgilenen genç sporcuların spor yaşamlarına yönelik iyimserlik ve karamsarlık eğilimlerini incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışma, 2025–2026 eğitim-öğretim yılında Aksaray ilinde öğrenim gören 336 lise öğrencisi (126 kadın, 210 erkek) üzerinde kesitsel karşılaştırmalı tarama modeli kullanılarak yürütülmüştür. Veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu ile Spor İyimserlik ve Karamsarlık Ölçeği (SİVKÖ) kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre, örneklem genelinde iyimserlik düzeyinin yüksek, karamsarlık düzeyinin ise düşük olduğu belirlenmiştir. Cinsiyet değişkeni açısından değerlendirildiğinde, kadın öğrencilerin hem iyimserlik hem de karamsarlık puan ortalamalarının erkek öğrencilere kıyasla istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu saptanmıştır (iyimserlikte orta-yüksek, karamsarlıkta küçük-orta düzeyde etki büyüklüğü). Ayrıca cinsiyet ile spor türü arasında her iki değişken için de anlamlı bir etkileşim bulunmuş; cinsiyet farkının spor türüne göre değiştiği belirlenmiştir. Sınıf düzeyine göre yapılan analizlerde hem iyimserlik hem de karamsarlık düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar saptanmış, 10. sınıf öğrencileri daha yüksek iyimserlik ve daha düşük karamsarlık puanlarıyla öne çıkarken, 11. sınıf öğrencileri daha düşük iyimserlik ve daha yüksek karamsarlık puanları göstermiştir. Buna karşın spor türüne (bireysel/takım) göre ana etki düzeyinde anlamlı bir fark bulunmamıştır. Elde edilen bulgular, sporla aktif olarak ilgilenen bu örneklemde iyimserliğin görece yüksek, karamsarlığın ise görece düşük düzeyde seyrettiğini göstermektedir; ancak araştırmanın kesitsel ve korelasyonel tasarımı nedeniyle bu örüntü spor katılımının nedensel bir sonucu olarak yorumlanamaz. Bulgular, cinsiyete duyarlı ve sınıf düzeyine göre farklılaşan psikolojik destek yaklaşımlarının değerlendirilmesi gerektiğine işaret etmektedir.
Bu araştırma, para-taekwondo sporcularının sınıflandırma sistemine ilişkin deneyimlerini incelemeyi ve sistemin eşitlik, rekabet ve yönetsel süreçler bağlamında nasıl değerlendirildiğini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Araştırma, yorumlayıcı paradigma çerçevesinde yürütülen nitel bir çalışmadır. Veriler, müsabaka kategorisindeki K41 ve K44 sınıflarında ve poomsae kategorisindeki P20 sınıfında yer alan toplam 20 aktif para-taekwondo sporcusuyla gerçekleştirilen yarı yapılandırılmış görüşmeler aracılığıyla toplanmış ve refleksif tematik analiz yöntemiyle çözümlenmiştir. Bulgular, katılımcıların bir bölümünün sınıflandırma sistemini adil rekabeti destekleyen bir yapı olarak değerlendirdiğini; buna karşılık bazı katılımcıların boy, uzuv uzunluğu, yaş, engel türü ve farklı sınıflardaki sporcuların birlikte yarışması gibi durumları eşitsizlik kaynağı olarak algıladığını göstermiştir. Ayrıca sınıflandırma deneyiminin motivasyon, özgüven ve spora bağlılık süreçleriyle ilişkili olabileceği belirlenmiştir. Görüşmelerden oluşturulan temalardan hareketle, sınıflandırma deneyiminin yapısal, deneyimsel ve yönetsel boyutlarını birlikte ele alan sporcu merkezli bir ön kavramsal çerçeve olarak Para-Taekwondo Sınıflandırma Deneyimi Kavramsal Çerçevesi (PTSDKÇ) önerilmiştir.
Bu araştırma, spor seyircilerinin sözel ve fiziksel zorbalık eğilimleri ile empati düzeyleri arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmada ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmaya spor müsabakaları seyircisi olan 113’ü (%37.4) kadın, 189’u (%62.6) erkek olmak üzere toplam 302 katılımcı dahil edilmiştir. Veriler Demografik Bilgi Formu, Empati Düzeyi Belirleme Ölçeği ve Spor Seyircisinin Sözel ve Fiziksel Zorbalık Davranışları Ölçeği kullanılarak elde edilmiştir. Değişkenler arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla Pearson korelasyon analizi, empati düzeyinin sözel ve fiziksel zorbalık davranışlarına etkisini belirlemek amacıyla regresyon analizi kullanılmıştır. Pearson korelasyon analizi sonuçlarına göre, sözel ve fiziksel zorbalık davranışları ile empati düzeyleri arasında anlamlı ve negatif yönde ilişki olduğu belirlenmiştir. Sözel zorbalık ile empati arasında orta düzeyde, fiziksel zorbalık ile empati arasında ise orta düzeyin üzerinde ilişki tespit edilmiştir. Regresyon sonuçlarına göre, empati düzeyinin sözel zorbalık davranışlarını anlamlı ve negatif yönde yordadığı ve toplam varyansın %12.4’ünü, fiziksel zorbalık davranışlarının ise %22.0’sini açıkladığı belirlenmiştir. Bu bulgular, empati düzeyinin sözel zorbalık üzerinde sınırlı, fiziksel zorbalık üzerinde ise daha yüksek düzeyde açıklayıcı etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Sonuç olarak, spor seyircilerinin empati düzeylerinin sözel ve fiziksel zorbalık davranışlarını azaltmada önemli bir etken olabileceği söylenebilir. Araştırma bulguları mevcut örneklem grubu ile sınırlıdır.
Bu araştırmanın amacı masters tenisçilerin motivasyon kaynakları, spora devam etme niyetleri ve yaşam doyumları arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırma nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeline uygun olarak tasarlanmıştır. Çalışmanın örneklemini amaçlı örnekleme yöntemiyle seçilen ve çalışmaya gönüllü olarak katılım gösteren 47,26 yaş ortalamasına sahip 328 katılımcı oluşturmaktadır. Çalışmada kişisel bilgi formuna ek olarak Sporda Motivasyon Ölçeği, Spora Devam Etme Niyeti Ölçeği ve Yaşam Doyum Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde yüzde ve frekans tanımlayıcı istatistik yöntemler kullanılmıştır. Araştırmada gruplar arası farklılıkların belirlenmesi amacıyla, ikili grup karşılaştırmalarında Mann-Whitney U testi, ikiden fazla grup karşılaştırmalarında ise Kruskal-Wallis testi kullanılmıştır. Çalışmada yer alan değişkenler arasındaki ilişkileri belirlemek amacıyla, verilerin normal dağılmaması nedeniyle Spearman korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre katılımcıların cinsiyetlerine göre sporda motivasyon düzeyleri, haftalık ve yıllık tenis oynama sıklıklarına göre ise yaşam doyum düzeyleri arasında anlamlı farklılık tespit edilmiştir. Kadın katılımcıların motivasyon düzeyleri erkek katılımcılardan daha yüksek bulunmuştur. Eğitim düzeyine göre motivasyon, spora devam etme niyeti ve yaşam doyum düzeyleri arasında anlamlı farklılık tespit edilmemiştir. Ekonomik düzey, yıllık tenis oynama sıklıkları ve haftalık tenis oynama sıklıklarına göre yaşam doyum düzeyleri arasında anlamlı farklılık tespit edilmiştir. Yaş değişkeni ile özdeşleşmiş düzenleme, bütünleşmiş düzenleme, içe yansıtılmış düzenleme ve yaşam doyumu arasında pozitif yönlü anlamlı ilişkiler olduğu bulunmuştur. Sonuç olarak katılımcıların demografik özelliklerine göre motivasyon kaynakları, spora devam etme niyetleri ve yaşam doyum düzeyleri arasında farklılık olduğu tespit edilmiştir.
Bu çalışma, taekwondo sporcularında ön ayak ile yapılan Yeop Chagi ve arka ayak ile yapılan orta seviye Palding tekmelerinin hedefli ve hedefsiz koşullarda uygulanması sırasında alt ekstremiteye ait açısal hız ve ivme parametrelerini incelemeği amaçlamaktadır. Çalışmaya en az beş yıllık spor deneyimine sahip 20 erkek lisanslı taekwondo sporcusu (yaş ortalaması: 21.9 ± 2.6 yıl) katılmıştır. Ayak bileği ve hedef ivmeleri Xsens MTw Awinda IMU sistemiyle, pelvis-kalça-diz açısal hızları STT iSen 3.0 sistemiyle ölçülmüştür. Hedefli ve hedefsiz koşullarda sağ ve sol taraf ölçümleri bağımlı örneklem t-testi ve Wilcoxon işaretli sıralar testiyle analiz edilmiştir. Palding tekniği, hedef ivmesi ve ayak bileği ivmesi açısından Yeop Chagi’ye göre anlamlı düzeyde yüksek değerler sergilemiştir. Boşa yapılan vuruşlarda ise teknikler arasındaki ivme farkı ortadan kalkmıştır. Yeop Chagi’de kalça abdüksiyon ve diz ekstansiyon açısal hızları boşa koşulda daha yüksek bulunurken Palding tekniğinde bu fark yalnızca diz ekstansiyon ve pelvis tilt değişkenlerinde gözlenmiştir. Segmentler arası korelasyonlar, her iki teknikte de pelvis, kalça ve diz eklemleri arasında proksimalden distale doğru bir koordinasyon yapısı bulunduğunu göstermiştir. Bu sonuçlar, taekwondo performans analizlerinde yalnızca distal ivme değerlerinin değil, pelvis-kalça-diz etkileşiminin de dikkate alınması gerektiğini göstermektedir.
Pliometrik antrenmanlar, farklı spor dallarında performans artırımı için yaygın olarak tercih edilen bir yöntemdir. Bu araştırma, 8 hafta süresince uygulanan pliometrik çalışmaların 12-14 yaş grubu badminton sporcularının dikey sıçrama, esneklik, el pençe kuvveti, şınav, mekik ve 20 m sürat kapasiteleri üzerindeki etkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Elazığ ilinde aktif spor yapan 24 gönüllü sporcu, Deney (DG) ve Kontrol Grubu (KG) olarak ikiye ayrılmıştır. DG’ye branş antrenmanlarına ilave olarak haftada 3 gün pliometrik program uygulanırken, KG yalnızca rutin badminton antrenmanlarına devam etmiştir. SPSS 25 programı ile yapılan analizlerde; DG’nin sürat, sıçrama, kuvvet ve dayanıklılık (şınav/mekik) ön-son test değerlerinde anlamlı bir gelişim izlenmiştir (p<0,05). KG'de ise sürat ve esneklik dışında kalan diğer motorik özelliklerde anlamlı farklar saptanmıştır (p<0,05). Gruplar arası karşılaştırmada yalnızca dikey sıçrama değerinde DG lehine anlamlı bir fark oluştuğu (p<0,05), diğer parametrelerde ise istatistiksel olarak benzer sonuçlar alındığı görülmüştür. Netice itibarıyla, 8 haftalık pliometrik antrenmanların genç badmintoncuların temel motorik becerilerini geliştirmede etkili bir yöntem olduğu söylenebilir.
Bu araştırma, sporda şike algısını çok boyutlu bir yapı olarak ölçmeye yönelik geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı geliştirmeyi amaçlamaktadır. Ölçek geliştirme süreci madde havuzu oluşturma, kapsam geçerliliğinin sınanması, açımlayıcı faktör analizi (AFA) ve doğrulayıcı faktör analizi (DFA) aşamalarından oluşmaktadır. İlgili literatür taraması ve uzman görüşleri temelinde beş boyutu kapsayan 67 maddelik bir havuz oluşturulmuş, kapsam geçerliği değerlendirmesinin ardından 12 madde elenmiştir. AFA, spor müsabakalarını düzenli olarak takip eden 377 yetişkin bireyden oluşan örneklem üzerinde yürütülmüş, DFA ise bağımsız olarak toplanan 249 kişilik ikinci örneklem üzerinde gerçekleştirilmiştir. AFA sonucunda 32 maddenin beş faktör altında toplandığı belirlenmiş, DFA sürecinde beş madde daha elenerek ölçeğin 27 maddelik nihai yapısına ulaşılmıştır. Elde edilen beş faktör sırasıyla Yaygınlık Algısı, Kontrol Edilebilirlik Algısı, Kişisel Etki Algısı, Kurumsal Mücadele Algısı ve Normalleşme Algısı olarak isimlendirilmiştir. DFA uyum indekslerinin kabul edilebilir ölçütleri karşıladığı, faktörlere ait Cronbach alfa ve bileşik güvenilirlik değerlerinin yeterli düzeyde olduğu belirlenmiştir. Faktörler arası korelasyon değerleri ve Fornell-Larcker kriteri ölçeğin ayırt edici geçerliliğini desteklemektedir. Sporda Şike Algısı Ölçeği, şike algısının bireysel, kurumsal ve toplumsal boyutlarını araştırmak isteyen çalışmalara metodolojik bir zemin sunmaktadır.
Bu araştırmanın amacı, algılanan fiziksel okuryazarlığın öğrencilerin, ders dışı fiziksel aktiviteye katılım düzeyleri üzerindeki etkisini incelemektir. Çalışmanın araştırma grubunu 491 gönüllü öğrenci oluşturmaktadır. İlişkisel tarama modelinde gerçekleştirilen çalışmada veri toplama aracı olarak “Kişisel Bilgi Formu”, “Ortaokul Öğrencileri İçin Algılanan Fiziksel Okuryazarlık Ölçeği” ve “Ders Dışı Sportif Etkinliklere Yönelik Öğrenci Tutum Ölçeği” kullanılmıştır. Ölçek puanlarının ikili karşılaştırmalarında Bağımsız Örneklem t-Testi, çoklu karşılaştırmalarda ise Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) ve Tukey testi kullanılmıştır. Ölçekler arasındaki ilişkiler Pearson korelasyon ve regresyon analizleri ile incelenmiştir. Analiz sonuçlarına göre, öğrencilerin algılanan fiziksel okuryazarlık ve ders dışı sportif etkinliklere yönelik tutumlarının, spora yönlendiren teşvik kaynağı, spor kulübü katılım durumu, sınıf düzeyi ve haftalık sportif etkinliklere katılım sıklığı gibi değişkenler açısından anlamlı farklılıklar göstermektedir (p < .05). Pearson korelasyon analizi sonucunda, fiziksel okuryazarlık düzeyi ile ders dışı sportif etkinliğe katılım arasında pozitif yönde yüksek düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur (r = 0.746, p < .001). Ayrıca yapılan basit doğrusal regresyon analizi sonucunda modelin anlamlı olduğu görülmüştür (F(1, 489) = 615, p < .001). Sonuçlar, fiziksel okuryazarlık ile ders dışı sportif etkinliklere yönelik tutumlar arasında anlamlı bir etkileşim olduğunu göstermektedir.
Bu araştırmanın amacı; beden eğitimi öğretmenleri ile antrenörlerin, sporda saldırganlık ve öfke düzeylerinin farklı değişkenler açısından ele alınarak karşılaştırılmasıdır. Araştırmaya rastgele örnekleme yöntemi ile belirlenen 79 antrenör, 113 beden eğitimi öğretmeni toplam 192 kişi katılmıştır. Katılımcıların kişisel bilgilerini belirlemek amacıyla “Demografik Bilgi Formu” saldırganlık ve öfke düzeylerini belirlemek üzere “Sporda Saldırganlık ve Öfke Ölçeği (SSÖÖ) kullanılmıştır. Araştırmada verilerin normal dağılım gösterip göstermediğini belirlemek üzere Skewness ve Kurtosis değerleri incelenmiştir. Verilerin analizinde, Independent Sample T-test ve One-Way Anova testleri kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda katılımcı beden eğitimi öğretmenleri ile antrenörlerin, öfke düzeyleri arasında istatistiki olarak anlamlı bir farklılık görülmezken, saldırganlık düzeyinin beden eğitimi öğretmenlerinin lehine farklılaştığı bu farklılığın toplam ölçek puanına da yansıdığı tespit edilmiştir. Araştırmada elde edilen bu bulgular doğrultusunda, sosyal çevre ve okul yönetiminin öğrencilerin sportif başarılarını yalnızca kupa ve derece üzerinden değerlendirmemesi, okullarda spor kültürünün kazanma odaklılıktan ziyade gelişim odaklı olarak teşvik edilmesi gerektiği düşünülmektedir. Böylelikle beden eğitimi öğretmenlerinin üzerindeki performans baskısının önemli ölçüde hafifleyeceği ve öğrencilerin eğitim odaklı spor ortamına kavuşmasına katkı sağlayacağına inanılmaktadır.
This study explores the experiences of preservice physical education teachers regarding yoga practices. Designed as a case study, the research involved 25 preservice teachers selected through convenience sampling. For 12 weeks, participants engaged in a yoga program structured with breathwork, meditation, and physical movement. Data were collected via semi-structured individual interviews and analyzed through content analysis. Findings were interpreted under four main themes: 'yoga journey,' 'self-awareness,' 'mental well-being,' and 'physical well-being.' The results reveal that participants’ initial 'meditation-only' perceptions evolved as they experienced the physical aspects of the practice, leading to a deeper internalization of the process. Yoga appeared to have supportive implications for mental well-being, specifically regarding sleep quality, stress and anxiety management, and focus skills. Furthermore, participants reported increased bodily awareness and self-confidence. While initial fatigue was reported, participants subsequently developed greater flexibility and balance through improved breath and body control. In conclusion, a 12-week yoga experience may contribute to transformative perceptions of yoga, alongside enhanced focus, bodily awareness, and self-confidence; however, effects on sleep, stress, and anxiety varied based on subjective participant experiences.
This study aimed to adapt the TikTok Addiction Scale into Turkish and evaluate its psychometric properties among Turkish-speaking TikTok users. The study included 229 participants (117 men and 112 women) aged 18–27 years who had used TikTok for at least 12 months. Participation was voluntary, and data were collected through an online survey administered via Google Forms. Data were analysed using SPSS 22.0 and AMOS. Confirmatory factor analysis (CFA) was conducted to examine whether the original six-factor structure of the scale was supported in the Turkish sample. Internal consistency was evaluated using Cronbach’s alpha coefficients and corrected item-total correlations, discriminative validity was examined by comparing the lower and upper 27% score groups, and temporal stability was assessed through test-retest analysis and the intraclass correlation coefficient (ICC). CFA results indicated that the six-factor model demonstrated a good fit to the data (χ² = 103.127, df = 75, χ²/df = 1.375, CFI = .987, GFI = .945, NFI = .956, IFI = .988, TLI = .982, RMSEA = .041, and RMR = .016). Standardized factor loadings ranged from .812 to .910. The overall scale demonstrated high internal consistency (Cronbach’s α = .894), while the subscale coefficients ranged from .830 to .936. Corrected item-total correlations ranged from .492 to .670, and significant differences were observed between the lower and upper 27% groups (p < .001). The total scale also demonstrated high test-retest reliability (ICC = .928). Overall, the findings support the factorial validity, internal consistency, discriminative ability, and temporal stability of the Turkish version of the TikTok Addiction Scale among young adult TikTok users.
Bu araştırmanın amacı, genç yetişkinlerin boş zaman suçluluğu ile mutluluk düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırma, nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli doğrultusunda tasarlanmıştır. Araştırmanın evrenini Yalova Üniversitesi’nde öğrenim gören öğrenciler oluşturmaktadır. Örneklem, olasılığa dayalı olmayan örnekleme yöntemlerinden kolayda örnekleme kullanılarak seçilen ve genç yetişkinlik dönemini temsil ettiği kabul edilen 18–29 yaş aralığıyla sınırlandırılmış toplam 687 gönüllü öğrenciden oluşmaktadır. Yaş aralığının belirlenmesinde, Erikson’un (1968) psikososyal gelişim kuramında genç yetişkinlik dönemine karşılık gelen ve yakınlığa karşı yalıtılmışlık çatışmasıyla tanımlanan gelişimsel evre temel alınmıştır. Veri toplama sürecinde Kişisel Bilgi Formu, Boş Zaman Suçluluğu Ölçeği ve Oxford Mutluluk Ölçeği geçerli ve güvenilir ölçme araçları olarak kullanılmıştır. Elde edilen veriler, uygun istatistiksel analiz yöntemleriyle analiz edilmiştir. Araştırma bulguları, katılımcıların mutluluk düzeyleri ile boş zaman suçluluğu algıları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmadığını ortaya koymuştur. Bu bulgu, boş zaman suçluluğunun bireyin öznel iyi oluşunu olumsuz yönde etkileyebileceğini ileri süren bazı geleneksel yaklaşımlardan ayrışmaktadır. Elde edilen sonuçlar özellikle 21. yüzyılda değişen çalışma yaşamı, dijitalleşme, esnek zaman algısı ve üretkenlik anlayışındaki dönüşüm çerçevesinde değerlendirilmektedir. Günümüzde bireylerin serbest zaman etkinliklerini dinlenme, yenilenme ve psikolojik dengeyi sürdürme açısından daha meşru bir yaşam alanı olarak algılamaları, boş zaman suçluluğunun mutluluk üzerindeki etkisini zayıflatmış olabilir. Bu bulgular, genç yetişkinlerde boş zaman suçluluğu ile mutluluk arasındaki ilişkinin günümüz toplumunda değişen üretkenlik ve serbest zaman anlayışı çerçevesinde yeniden değerlendirilmesi gerektiğine işaret etmektedir. Üniversitelerde yürütülecek rekreasyon ve iyi oluş programlarında serbest zamanın psikolojik iyi oluşu destekleyen meşru bir yaşam alanı olarak ele alınmasına katkı sağlayabilecek kuramsal ve uygulamaya dönük çıkarımlar sunmaktadır.
Bu araştırmada spor bilimleri fakültesi spor yöneticiliği bölümünde öğrenim gören öğrencilerin yönetici özellikleri ve akademik öz yeterlik düzeylerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Üniversitelerde spor yöneticiliği bölümü lisans eğitimi ağırlıklı olarak spor bilimleri fakülteleri bünyesinde verilmektedir. Bu fakültelerde eğitim gören her öğrenci, geleceğin potansiyel spor yöneticileri olarak görülmektedir. Bu öğrencilerin yöneticilik özelliklerinin ve akademik öz-yeterlik düzeylerinin bilimsel açıdan incelenmesi, spor yönetimi alanına vizyoner bir bakış açısı sunacağı ön görülmektedir. Dolayısıyla çalışma bu açıdan önemli görülmelidir. Araştırmada öncelikle anahtar kelimeler çerçevesinde kavramsal bir yapı oluşturulmuş ve bu anahtar kelimeler birbiriyle ilişkilendirilerek araştırmanın amacına uygun bir literatür altyapısı oluşturulmuştur. Araştırmada metodolojik olarak değişkenler arasındaki ilişkileri belirlemek için ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Öğrencilerin yönetsel özellikleri ve akademik öz yeterlik düzeyleri, doğrudan örnekleme uygulanan geçerliliği kanıtlanmış ölçekler kullanılarak incelenmiştir. Değişkenlerin karşılaştırılmasında bağımsız örneklem t testleri ve tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır. Katılımcıların yöneticilik özelliklerine ve akademik öz yeterlik düzeylerine ilişkin algıları cinsiyet değişkenine göre t testi kullanılarak analiz edilmiş ve her iki ölçümde de istatistiksel olarak erkek öğrenciler lehine anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Ayrıca “Yönetimsel Özellikler Algısı” ile “Akademik Öz Yeterlik Ölçeği” arasındaki ilişki Pearson korelasyon analizi kullanılarak incelenmiştir. Bulgular, iki değişken arasında orta düzeyde, pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğunu ortaya koymuştur. Sonuç olarak bu çalışma, spor yöneticiliği eğitimi alan öğrencilerin yöneticilik özelliklerini ne ölçüde içselleştirdiklerini ortaya koymakta ve bu içselleştirmenin onların akademik öz yeterlik düzeylerine doğrudan etki ettiğini göstermektedir.
Bu araştırmanın amacı, 45 dakika klasik Pilates ile 25 dakika EMS (Elektriksel Kas Stimülasyonu) + Pilates uygulamalarının kadınlarda vücut ağırlığı, beden kitle indeksi (BKİ) ve vücut yağ oranı üzerindeki etkilerini karşılaştırmaktır. İki gruplu ön test-son test yarı deneysel tasarımdaki araştırmaya, 25–45 yaş aralığında 44 gönüllü kadın katılmıştır. Katılımcılar 45 dakika klasik Pilates (n=22) ve 25 dakika EMS + Pilates (n=22) gruplarına ayrılmış ve sekiz hafta boyunca haftada iki gün egzersiz yapmıştır. Vücut ağırlığı, BKİ ve vücut yağ oranı uygulama öncesi ve sonrasında değerlendirilmiştir. Grup içi karşılaştırmalarda Wilcoxon İşaretli Sıralar Testi, gruplar arasındaki değişimlerin karşılaştırılmasında Mann–Whitney U testi kullanılmış; anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Sekiz hafta sonunda klasik Pilates grubunda vücut ağırlığı (62,54±9,08 kg’dan 61,21±8,85 kg’a), BKİ (23,16±3,00 kg/m²’den 22,67±2,91 kg/m²’ye) ve vücut yağ oranında (%29,85±6,08’den %28,40±6,32’ye) anlamlı azalmalar bulunmuştur (sırasıyla p<0.001, p<0.001 ve p=0.001). EMS + Pilates grubunda da vücut ağırlığı (68,08±9,84 kg’dan 66,05±9,58 kg’a), BKİ (25,15±4,22 kg/m²’den 24,41±4,18 kg/m²’ye) ve vücut yağ oranında (%32,75±7,40’tan %31,01±7,13’e) anlamlı azalmalar saptanmıştır (tümü p<0.001). Ancak değişim miktarları açısından gruplar arasında vücut ağırlığı (p=0.296), BKİ (p=0.336) ve vücut yağ oranı (p=0.916) bakımından anlamlı fark bulunmamıştır. Düzeltilmiş analizlerde de gruplar arasında anlamlı farklılık görülmemiştir. Sonuç olarak, her iki uygulama da vücut kompozisyonu göstergelerinde anlamlı grup içi iyileşmeler sağlamıştır. Ancak bu sonuç, iki yöntemin istatistiksel olarak eşdeğer olduğu anlamına gelmemektedir. Örneklem büyüklüğü, randomizasyonun olmaması, beslenmenin kontrol edilmemesi ve kontrol grubunun bulunmaması nedeniyle sonuçlar temkinli değerlendirilmelidir. Bulgular, her iki egzersiz yaklaşımının sekiz haftalık süreçte vücut kompozisyonunun iyileştirilmesine katkı sağlayabileceğini, ancak üstünlük göstermediğini ve benzer sonuçlar verdiğini düşündürmektedir.
Bu araştırmanın amacı beden eğitimi öğretmenlerinin yapay zeka kaygısı ve öz-yeterlik düzeylerinin incelenmesidir. Betimsel tarama modeline uygun olarak düzenlenecek bu çalışmanın örneklemini; 2025-2026 eğitim öğretim yılında, Diyarbakır ilindeki Milli Eğitim Bakanlığına bağlı eğitim kurumlarında görev yapan 51’i kadın, 199’u erkek olmak üzere toplam 250 beden eğitimi öğretmenleri oluşturmaktadır. Çalışmaya ilişkin veriler; Wang ve Wang (2019) tarafından geliştirilen ve Akkaya vd. (2021) tarafından uyarlanan 16 soruluk Yapay Zeka Kaygısı Ölçeği ve Tschannen-Moran ve Woolfolk Hoy (2001) tarafından geliştirilen ve Çapa, Çakıroğlu ve Sarıkaya (2005) tarafından Türkçeye uyarlaması yapılan 24 soruluk Öğretmen Öz-Yeterlik Ölçeği ile araştırmacı tarafından hazırlanan demografik bilgi formu ile elde edilmiştir. Elde edilen veriler normal dağılım göstermesinden kaynaklı parametrik testler uygulanmıştır. Yapılan incelemeler sonucunda beden eğitimi öğretmenlerinin yaş değişkeni açısından Yapay Zeka Kaygısı Ölçeği Genel ve İş Değiştirme alt boyutu 22-40 yaş aralığındaki öğretmenlerinin ortalama puanları, 49 ve üstü yaş beden eğitimi öğretmenlerinden daha yüksektir. Yine yaş değişkenine göre Öğretmen Öz-Yeterlik Ölçeğinin Öğrenci Katılımı Sağlama alt boyutunda 22-40 yaşındaki beden eğitimi öğretmenlerinin ortalama puanları 49 ve üstü yaşındaki beden eğitimi öğretmenlerinden daha yüksektir. Öğretmenlik yılı değişkenine göre 1-12 yıldır görev yapan öğretmenlerin yapay zeka kaygısı düzeylerinin 13-22 yıldır görev yapan ve 23 ve üstü yıldır görev yapan beden eğitimi öğretmenlerinden daha yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Sonuç olarak beden eğitimi öğretmenlerinde yapılan incelemelere göre, genç ve daha az deneyimli öğretmenlerin yapay zeka kaygı düzeylerinin daha yüksek olduğu ancak öğretmen öz-yeterlik düzeylerinde bir farklılaşmanın bulunmadığı belirlenmiştir.
Spor psikolojisi literatüründe, 1980'lerin ortalarından itibaren hedef yönelimi konusu öne çıkmıştır. Bu değişken görev ve ego olarak iki ayrı ve örtük başarı hedef yönelimi şeklinde tanımlanmış ve sporcuların yarışmayı iş birliği veya çatışma temelinde algılamasını belirlemiştir. Bu gelişmelerden hareketle bu araştırma, bireysel ve takım sporlarında yer alan öğrencilerin hedef yönelimlerinin ve yarışma yönelimlerinin sportmenlik tutum ve davranışlarına olan etkisini incelemeyi amaçlamıştır. Ayrıca hedef yönelimlerinin sportmenlik tutumlarına olan etkisinde iş birliği ve çatışma odaklı yarışma yönelimlerinin aracılık etkisi de incelenmiştir. Bir devlet üniversitesinin spor bilimleri fakültesindeki farklı düzeylerden ve branşlardan 155 üniversiteli sporcudan (148’i 18-25 yaş aralığında ve 7’si 26-35 yaş aralığında; 85’i erkek ve 70’i kadın; 114’ü takım sporcusu ve 41’I bireysel sporcu) Sporda Görev ve Ego Yönelimi Ölçeği, Yarışma Yönelimi Ölçeği ve Çok Boyutlu Sportmenlik Yönelimi Ölçeği’ ne cevap vermeleri istenmiştir. Verilerin SPSS 25 ve AMOS 25 programlarıyla analizi yapılmış; doğrulayıcı faktör analizi ve yapısal eşitlik modeli uygulanmıştır. Bulgulara göre, görev yönelimli hedefler sportmenliği pozitif, ego yönelimli hedefler ise negatif yönde etkilemektedir. Yarışma yönelimlerinden iş birliği, sportmenlik üzerinde anlamlı ve pozitif etki gösterirken, çatışmanın etkisi anlamsız bulunmuştur. Görev yönelimi iş birliği ve çatışmayı pozitif yönde etkilerken, ego yönelimi iş birliğini negatif yönde etkilemiş, çatışma üzerinde anlamlı bir etkisi olmamıştır. Aracılık analizinde; görev yönelimli hedefler ile ego yönelimli hedeflerin sportmenlik yönelimi arasındaki ilişkilerde iş birliğinin aracılık rolünün anlamlı, çatışmanın ise anlamsız olduğu görülmüştür. Sonuç olarak çalışma, üniversiteli sporcuların hedef ve yarışma yönelimlerinin sportmenlik tutumları üzerinde önemli rol oynadığını ortaya koyarak spor psikolojisi literatürüne katkı sağlamaktadır.
Bu çalışma, bedensel, görme ve işitme engelli takım sporcularının müsabaka sezonu boyunca karşılaştıkları spora bağlı yaralanma ve sağlık sorunlarını tanımlamayı ve engellilik türlerine göre dağılımını incelemeyi amaçlamıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel bir tasarıma sahip olan araştırmanın çalışma grubunu, 2023–2024 sezonunda Türkiye’de bedensel, görme ve işitme engelliler spor federasyonları bünyesinde aktif olarak müsabakalara katılan toplam 125 engelli sporcu (39 bedensel, 41 görme ve 45 işitme engelli) oluşturmuştur. Veriler, katılımcıların öz-bildirimlerine dayalı olarak çevrim içi anket aracılığıyla toplanmıştır. Veri toplama aracı olarak araştırmacılar tarafından hazırlanan kişisel bilgi formu ve yapılandırılmış spor yaralanmaları ve sağlık sorunları anketi kullanılmıştır. Analizlerde frekans ve yüzde değerlerinden yararlanılmıştır. Bulgular, katılımcıların çoğunun sezon boyunca 1-2 kez spora bağlı yaralanma yaşadığını, yaralanmaların en sık sezon başında, müsabaka sırasında, güç ve kondisyon antrenmanlarında meydana geldiğini göstermiştir. Bedensel engelli sporcularda üst ekstremite, görme ve işitme engelli sporcularda ise alt ekstremite yaralanmaları daha yaygındır. Yaralanma sonrası spordan uzak kalma süresi genellikle 1 ila 7 gün arasındadır. Sağlık sorunları açısından bedensel ve görme engelli sporcular daha çok kas-iskelet sistemi problemi yaşarken, işitme engelli sporcularda kronik yorgunluk daha sık görülmüştür. Sonuçlar, yaralanma ve sağlık sorunlarının ortaya çıkmasında engel türünün belirleyici olduğunu, ayrıca spor türü, antrenman, müsabaka koşulları ve spor deneyimi gibi bağlamsal faktörlerin de etkili olabileceğini göstermektedir. Türkiye’de engelli takım sporcularında spora bağlı yaralanma ve sağlık sorunlarının epidemiyolojik örüntülerini ortaya koyan bu çalışmanın bulguları, engelli sporcularda yaralanma yükünün azaltılmasına yönelik olarak engel ve spor türüne özgü yaralanma önleme stratejilerinin geliştirilmesine katkı sağlayabilir.
Solunum kas antrenmanı sporcuların solunum kas kuvvetinde artış sağlayarak yorgunluğun daha geç oluşmasına ve uzun süre performansı devam ettirmesine katkı sağlamaktadır. Bu çalışmadaki amacımız Solunum kas güçlendirme uygulamalarının sportif performans belirleyicileri üzerine etkisinin incelenmesidir. Çalışmaya Sivas Cumhuriyet Üniversitesinde öğrenim görmekte olan 18-23 yaş aralığında (Deney, 13, Kontrol, 15) 28 tenis branşına sahip öğrenciler katılmıştır. Deneklerden ön test-son test olarak flamingo denge testi, bacak kuvveti, sırt kuvveti, sağ ve sol pençe kuvveti, durarak uzun atlama, 30 m sürat testi ve pro-agility çeviklik testleri alınmıştır. Deney gurubu haftada 2 gün tenis antrenmanları ile birlikte haftanın 7 günü belirlenen solunum kas antrenmanını sabah-akşam uyguladı. Kontrol gurubu sadece belirlenen tenis antrenmanlarına katıldı. Çalışma 5 hafta uygulandı. Veriler incelendiğinde verilerin normal dağılım gösterdiği görüldü. Bağımsız grupların karşılaştırılmasında indepedent sample t test, bağımlı grupların karşılaştırılmasında paired sample t test kullanıldı. Elde edilen verilerde deney ve kontrol gurubunun 30 m sürat değerlerinde anlamlı farklılığın olduğu görüldü (p<0.05). Solunum kası antrenmanı grubu bacak kuvveti, durarak uzun atlama, çeviklik ve denge değerleri ortalamalarında pozitif anlamlı artışlar varken, sırt kuvveti sağ-sol pençe kuvvet değerlerinde azalışların olduğu ve istatiksel olarak anlamlı farklılığın olmadığı görüldü (p>0.05). Kontrol gurubunda diğer değişkenlerde istatiksel olarak anlamlı farklılığın olmadığı belirlendi (p>0.05). Sonuç olarak solunum kası antrenmanının 30 m sürat, denge, çeviklik, bacak kuvveti ve durarak uzun atlama değerlerine olumlu etkisinin olduğunu söyleyebiliriz. Solunum kas antrenmanının, yorgunluğun ortaya çıkış süresini uzatarak ve egzersiz sonrası toparlanma sürecini hızlandırarak, özellikle aerobik kapasite gerektiren spor branşlarında performans gelişimine anlamlı düzeyde katkı sağlayabileceği düşünülmektedir.
Spor etkinlik kişiliği, ayırt edicilik, uygun ve doğru sponsor bulma, memnun ve sadık katılımcı profili yaratma gibi birçok değişkeni etkilediği bilindiğinden; etkinlik düzenleyiciler için son derece kritiktir. Bu doğrultuda çalışmanın amacı, küçük ölçekli spor etkinlikleri için geliştirilen marka kişiliği ölçeğinin Türk kültürüne uygunluğunun sınanmasıdır. Uygulama açısından araştırmanın bulguları spor yöneticilerine ve etkinlik sorumlularına etkinliklerinin kişiliğini değerlendirmede ve rekabette farklılık yaratacak konumlandırma stratejileri geliştirmede yardımcı olabilir. Araştırmaya İzmir’in Çeşme ilçesinde gerçekleşen “VeloTürk Gran Fondo” etkinliğinde mücadele eden bisiklet sporcuları katılmıştır. Araştırmada, olasılıksız örnekleme yöntemlerinden biri olan amaçlı örnekleme içinde yer alan ölçüt örnekleme tekniği tercih edilmiştir. Etkinliğine kayıt olmak, yarışma parkurlarından en az birini tamamlamak ve 18 yaşından büyük olmak araştırmaya alınma ölçütüdür. Bu ölçütleri sağlayan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 239 gönüllü bisiklet sporcusu araştırmanın örneklemi olmuştur. Kesitsel araştırma tasarımıyla veriler kağıt-kalem ile anket doldurma şeklinde toplanmıştır. Ölçeğin yapı geçerliği için Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) yapılmış, yakınsak ve ayrışım geçerliğini sınamak için CR, AVE değerleri ve güvenirliği için ise iç tutarlılık katsayısı olan Cronbach Alpha değerlerine bakılmıştır. İlave olarak yapılan ölçüt geçerliği için çoklu regresyon analizi yapılmıştır. Bulgular, bu çalışmayla uyarlanmış olan “Küçük Ölçekli Spor Etkinlikleri Marka Kişiliği Ölçeği” (KÖSEMKÖ)'nin, özgün ölçekteki psikometrik özelliklerini koruduğunu göstermiştir. Ölçek, yeterli DFA uyum indekslerine ve yüksek düzeyde iç tutarlılık katsayılarına sahiptir. Ayrıca yapılan testler ölçeğin yakınsak, ayrışım ve ölçüt geçerliğini de sağladığını ortaya koymuştur. Sonuç olarak KÖSEMKÖ; Türkiye'de düzenlenen küçük ölçekli spor etkinliklerinin marka kişiliği hakkında anlamlı yorumlar yapabilmek için, Türk halkı üzerinde yapılacak çalışmalarda kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir araç olarak kabul edilebilir.
Bu çalışmanın amacı, fitness sporu yapan bireylerin motivasyonel kararlılık düzeylerinin nasıl şekillendiğini belirlemektir. Araştırmada tarama yöntemi kullanılmış olup, çalışma betimsel ve çıkarımsal bir nitelik taşımaktadır. Araştırmanın çalışma grubunu, 2023 yılında Kırgızistan’ın Bişkek kentinde fitness sporu yapan 88 erkek ve 169 kadından oluşan toplam 257 katılımcı oluşturmaktadır. Çalışma, gönüllü katılım esasına göre yürütülmüştür. Verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından hazırlanan Demografik Bilgi Formu ile Motivasyonel Kararlılık Ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen veriler bilgisayar ortamına aktarılarak SPSS 25.0 istatistik paket programı aracılığıyla analiz edilmiştir. Verilerin analizinde parametrik testler kullanılmış; ikili grup karşılaştırmalarında bağımsız örneklemler için t testi, ikiden fazla grubun karşılaştırılmasında tek yönlü varyans analizi (ANOVA) uygulanmıştır. Gruplar arasındaki farklılıkların belirlenmesi amacıyla Post Hoc Tukey çoklu karşılaştırma testi kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre, katılımcıların cinsiyet, yaş ve baba eğitim düzeyi değişkenlerine göre motivasyonel kararlılık düzeylerinde anlamlı bir farklılık tespit edilmezken; anne eğitim düzeyi ve gelir düzeyi değişkenlerine göre anlamlı farklılıklar belirlenmiştir. Ayrıca, katılımcıların Motivasyonel Kararlılık Ölçeği toplam puan ortalamasının 3,5 olduğu ve bu değerin orta düzeyin üzerinde yer aldığı saptanmıştır. Bu bulgular doğrultusunda, fitness sporu yapan bireylerin motivasyonel kararlılık düzeylerinin ortalamanın üzerinde olduğu sonucuna ulaşılmıştır.