
Bu çalışma, Birinci Dünya Savaşı’nın bitimini müteakip Anadolu’da Mustafa Kemal Paşa önderliğinde vücuda gelen Kemalist Hareketin Orta Asya’da nasıl algılandığını ve bu dönemin hâkim anlayışları olan Bolşevizm ve Panislamizm ile burada nasıl bir rekabet içerisine girdiğini açıklamaya kendisini adamıştır. Bu kapsamda çalışma, Kemalizm’in Orta Asya’daki nüfus grupları adına bir bağımsızlık örneği teşkil edip etmediğine odaklanmış ve onun etkinliğinin Bolşevizm ve Panislamizm karşısında nasıl bir seviyede olduğunu tespit etmek istemiştir. Kemalist Hareketin Orta Asya’daki mevcudiyetini anlamlandırmayı hedefleyen çalışma, bölgesel dinamikler bağlamında zaman zaman bu bölgeyle bağlantılı İran, Kafkasya ve Hindistan’daki gelişmeleri incelemiş ve Mustafa Kemalfigürünün Doğu toplumlarının zihninde ne şekilde yer edindiğini ortaya çıkarmaya çalışmıştır. Ayrıca çalışma son dönem Osmanlı tarihinin tartışmalı figürleri olan Enver, Cemal ve Talat paşaların İttihatçı kimliği ile Orta Asya’da yürüttükleri faaliyetlerin ve Bolşevik Ruslar ile geliştirdikleri münasebetlerin Kemalist Hareket ile bağdaştırılıp bağdaştırılmadığını okuyucuya açıklamayı arzulamıştır.
Bu çalışmanın amacı, 7 Ekim Aksa Tufanı’na Hamas’ı zorlayan sebepleri incelemektir. Hamas’ın operasyonunun ardından birçok yorum yapılmıştır. Operasyon kınandı, övüldü ve belli şekilde anlamlandırıldı. Bu çalışma, Hamas’ın saldırısını anlamlandırmaya çalışırken, saldırının direniş ve mücadelede bazı noktaları sorgulatmak istediğini belirtmektedir. Bu çerçevede çalışma, “7 Ekim saldırısının Hamas’ın direniş stratejisi açısından önemi nedir ve bu saldırı ile Hamas neyi sorgulanabilir kılmaya çalışmıştır?” sorularına cevap aramaktadır. Çalışma Hamas’ın bu saldırı ile üç noktayı sorgulanabilir kılmaya çalıştığını iddia etmektedir. İlk olarak direnişi canlı tutma ve FKÖ tarzı bir direnişin (pasif) ortaya çıkmasını engellemekti. İkincisi, Arap-İsrail normalleşmesini aşmak ve Filistin meselesini yeniden gündeme taşımak istendi. Üçüncüsü ise İsrail’in Oslo süreciyle birlikte meşrulaşan ve normalleşen varlığını yeniden sorgulanabilir kılmaktı.
Internationalisation of Higher Education is a phenomenon capable of influencing foreign policy of states and international relations. It functions as an important instrument for foreign policy of states in terms of being a soft power element. Within this context, the article attempts to examine internationalisation of higher education as a tool for foreign policy and international relations to an extent. It presents the conceptual framework of internationalisation of higher education and internationalisation activities and programmes, Then, it describes rationales for internationalisationwhereby it provides some insight and implications into foreign policy and international relations. Finally, it discusses IoHE within context of foreign policy, IR and IR theories. By that way, it indicates the relationship of internationalisation of higher education with foreign policy and international relations. Thus, it points out significant implications and insights for foreign policy and international relations within internationalisation of higher education literature.
Hukuk, toplumsal düzeni devlet gücüyle sağlayan müeyyideler bütünüdür. Hitit hukuku, kısas odaklı Mezopotamya sisteminden farklı olarak tazmin ve onarıcı adaleti esas alarak suçluyu sistemin içinde tutmayı amaçlar. I. Hattuşili döneminde sistemli hale getirilen bu yasalar, “eskiden böyleydi, şimdi şöyledir” ifadesiyle toplumsal ihtiyaçlara göre sürekli güncellenmiştir. Kralın baş yargıç olduğu sistemde, yerel geleneklere geniş alan tanınmıştır. Cinsel suçlar; “hurkel” ve “wastul” kavramları çerçevesinde düzenlenmiş olup zoofili vakalarında ceza, hayvanın türüne ve Hitittemizlik kültündeki yerine göre değişkenlik gösterir. Örneğin öküz veya koyunla ilişki ölümle cezalandırılabilirken at veya katırla ilişki suç sayılmamış ancak failin dini saflığını yitirdiği kabul edilmiştir. Nekrofili ise bir hak ihlali görülmediğinden suç sayılmamıştır. Ensest ilişkiler, cezası ölüm olan büyük tabulardır; ancak evlilik yoluyla kurulan akrabalıklarda ceza, bağı kuran kişinin hayatta olma durumuna göre esneklik gösterir. Zina ve tecavüz ayrımında ise mekan belirleyicidir: Issız bir yerde “dağda” gerçekleşen eylem tecavüz sayılıp erkek cezalandırılırken yerleşim yeri olan “evde” gerçekleşen eylem, kadının yardım istememesi rıza sayılarak zina kabul edilmiş ve kadına ölüm cezası verilmiştir. Hitit hukuku, merkezi otorite ile yerel gelenekleri harmanlayan esnek ve korumacı bir yapı sergiler.
The intellectual foundations of the concept of the nation and its relationship with other forms of belonging, such as ethnicity, race, and citizenship, are often overlooked. This study examines Kant’s critique of Hume on the concept of national character and its role in the Enlightenment-era conceptual differentiation between “nation” and “race.” The study begins by examining the interpretation of ethnic belonging in European intellectual thought before the Enlightenment, with a focus on the paradigm shift of the 18th century. It then explores how 17th- and 18th-century thinkers conceptualized ‘nation,’ ‘race,’ and related social categories, providing the intellectual backdrop for Kant’s critique of Hume. The analysis identifies the epistemological foundations that separated their positions −Hume’s empiricist particularism versus Kant’s rationalist-teleological universalism− and argues that this confrontation constitutes one important episode in the intellectual genealogy of the primordialist-constructivist divide that has long structured contemporary nationalism studies.