Bu çalışma, Hacı Bektaş-ı Velî’nin yaşamı, öğretileri ve düşünce sisteminin biyografik tiyatro bağlamında sahneye aktarımını incelemekte ve onun tarihsel, tasavvufî ve kültürel kimliğinin dramatik temsiline odaklanmaktadır. Biyografik tiyatro, yalnızca bir şahsiyetin yaşam öyküsünü değil; aynı zamanda onun temsil ettiği düşünsel mirası, dönemin sosyo-politik yapısını ve kolektif hafızadaki yerini de sahneye taşıma amacı güder. Bu bağlamda, Hacı Bektaş-ı Velî gibi menkıbevi öğelerle örülü, derin bir tasavvufî kimliğe sahip bir şahsiyetin tiyatro aracılığıyla temsili; tarih, mit ve pedagojik söylemin iç içe geçtiği çok katmanlı bir anlatı zemini oluşturur. Çalışma, Orhan Asena’nın Hünkâr Bektaş Velî, Sebahattin Engin’in Hacı Bektaş Velî ve Nezihe Araz’ın Kutlu Melek adlı tiyatro eserleri üzerinden Hacı Bektaş-ı Velî’nin sahnedeki temsiline odaklanmakta; bu metinlerde ilme dayalı düşünce yapısı, gönül merkezli irşat anlayışı, sevgi ve hoşgörü eksenli ilişkiler ve eşitlikçi toplumsal vizyon gibi öğretilerin nasıl dramatize edildiğini analiz etmektedir. Söz konusu eserlerde Hacı Bektaş, yalnızca bir tasavvuf önderi değil; halkla bütünleşen bir bilge, kadın hakları savunucusu ve çokkültürlü bir toplumun mimarı olarak kurgulanmaktadır. Çalışma, Bektaşî öğretisinin temel ilkelerinin tiyatro aracılığıyla güncel bir anlatı formuna büründüğünü ve sahneleme yoluyla evrensel bir ahlaki ve düşünsel çağrıya dönüştüğünü savunur. Bu bağlamda biyografik tiyatro, yalnızca bir temsil biçimi değil; aynı zamanda tarihsel olanı yeniden yorumlayan, seyirciyle etkileşime girerek geçmişi güncel bir bilince dönüştüren dinamik bir ifade alanı olarak değerlendirilir. Çalışma, bu dönüşümün Hacı Bektaş-ı Velî’nin şahsında sahneye nasıl taşındığını başarılı örneklerle ortaya koymaktadır.
Öğrencilere verilen eğitimin niteliğinin arttırılması için öğretmen yeterliliklerinin üst düzeyde tutulması ve öğretmenlerin alanla ilgili yenilikleri takip etmesi gerekmektedir. Öğretmenlerin ihtiyaçlarının belirlenmesi de öğretmenlerin gelişimlerine destek olarak alanlarıyla ilgili gerekli ve güncel bilgilerin kazanılmasını destekleyen unsurlardan bir tanesidir. Alanyazın, özel gereksinimli öğrencilerle çalışan hem özel eğitim alanı mezunu hem de alan dışı olan öğretmenlerin farklı ihtiyaçlarının olduğunu ve bu ihtiyaçların hedefe yönelik olması gerektiğini göstermektedir. Hedeflerin belirlenebilmesi için öğretmenlerin bu ihtiyaçlarının belirlenmesi gerekmektedir. Bu kapsamda araştırmada özel gereksinimli öğrencilerle çalışan alan dışı öğretmenlerin ihtiyaçlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda alan dışı olan ve özel gereksinimli öğrencilerle çalışan, araştırmaya katılmayı kabul eden 10 öğretmenle görüşülmüştür. Araştırma nitel araştırma yöntemlerinden yarı yapılandırılmış görüşme tekniği ile gerçekleştirilmiştir. Öğretmenlerden toplanan veriler betimsel analiz yöntemi ile analiz edilmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgular incelendiğinde öğretmenlerin öncelikli olarak; özel gereksinimli öğrencilerin davranış problemleriyle baş etme, öğretim süreci, yöntem ve teknikleri, aileyi eğitime dahil etme, gerekli uyarlamalar yapma ile ilgili eğitimlere ihtiyaç duydukları ortaya konulmuştur. Ayrıca belirtilen ihtiyaçlar doğrultusunda alan dışı öğretmenlerin özel gereksinimli öğrencilerle daha verimli çalışabilmeleri için gerekli uygulamalar ve düzenlemeler önerilerek tartışılmıştır.
Bu çalışmanı amacı, insanların yaşam evreleri ve yaşamlarındaki önemli olayların örgütlere benzetilerek, örgütlerin yaşam evrelerini ve yaşamlarını etkileyen önemli süreçlerin farklı örgüt kuramları çerçevesinde kuramsal olarak tartışılmasıdır. Çalışma kapsamında, örgütlerin yaşam evreleri nasıl değişir sorusuna yanıt aranmıştır. Bu kapsamda; doğum, büyüme, hayatta kalma, bağımlılık ilişkileri, evlilik, ev alma, araba alma, mülk edinme, sosyal ilişkiler ve ölüm gibi bireylerin yaşamları boyunca deneyimlediği süreçler ile örgütsel evreler arasındaki benzerlik işlem maliyeti kuramı, koşul bağımlılık kuramı, kaynak bağımlılığı kuramı, kurumsal kuram, örgütsel ekoloji kuramı, sosyal ağ kuramı ve sosyal sermaye kuramı ile ilişkilendirilerek açıklanmıştır. İnsanların yaşam döngüsü doğum ile başlar ve ölüm ile sonra erer ve örgütler de aynı döngü içerisinde varlıklarını devam ettirmektedir. Bu döngü içerisinde insanlar bazı hayati faaliyetleri yerine getirmekte ve bazı süreçleri de deneyimlemektedir. Benzer şekilde örgütler de bu döngü içerisinde faaliyetlerini gerçekleştirmektedir. Bu döngünün anlaşılmasında farklı örgütsel kuramlar değişik bakış açıları sunarak bu döngünün birçok yönüyle anlaşılmasını sağlamaktadır.
Bu çalışmada, mavi yakalı çalışanlar üzerinde sendikaların nasıl bir rolü olduğu ve mavi yakalı çalışanlar için resmi olmayan öğrenme süreçlerinde sosyal ağların önemi kuramsal açıdan tartışılmıştır. Kuramsal açıklamalar çerçevesinde dört hipoteze ulaşılmıştır. Bu hipotezler şu şekildedir: Mavi yakalı çalışanlar, haklarının korunmasının yanı sıra sosyal ağlarını geliştirmek veya genişletmek amacıyla sendikal derneklere üye olmaktadır; mavi yakalı çalışanlar resmi öğrenme süreçleri yerine resmi olmayan öğrenme süreçlerini tercih edebilirler; mavi yakalı çalışanların meslektaşlarıyla etkileşimi daha kolay olduğundan, amirleri yerine meslektaşlarından destek almayı tercih ederler ve yüksek vasıflı mavi yakalı çalışanlar, kariyerlerine katkı sağlayacak öğrenme süreçlerine gönüllü olarak katılacaklardır.
This study aimed to investigate the mediator effect of positive affectivity on the relationship between workplace friendship and organizational identification within the framework of the broaden-and-built theory. In this context, data were collected from 205 people working in different sectors such as education, health, and information technologies, and the hypotheses of the research were tested. The relationships between the variables were examined by correlation and hierarchical regression analysis. Hayes's (2013) PROCESS macro program was used for the mediation test in the research. The findings showed that workplace friendship significantly and positively predicts organizational identification. In addition, a positive relationship has been found between positive affectivity and workplace friendship and organizational identification. Finally, positive affectivity was found to partially mediate the relationship between workplace friendship and organizational identification.
Drawing on the Conservation of Resources (COR) theory and the social capital approach, this study aims at examining a serial mediation model to explore why employees intend to leave their organization by taking into consideration psychological safety, networking ability and relational job crafting. We tested our research hypotheses with the data obtained from 218 employees working in different sectors. The results revealed that (1) psychological safety is negatively associated with intention to leave, and (2) networking ability and relational job crafting serially mediate the link between psychological safety and intention to leave. This study presents crucial evidence for organizations to retain and engage employees by justifying the importance and effects of building social relationships in the workplace.
Drawing on theory of reasoned action and identity theory, we examined the mediating effect of workplace friendship on the association between relational job crafting and the intention to stay. The hypotheses were tested by analysing the data collected from 228 participants. We found positive and significant relationships between the intention to stay and relational job crafting, as well as with workplace friendship. Furthermore, a positive and significant relationship between relational job crafting and workplace friendship was found. The results also indicate that workplace friendship has a partial mediating effect on the relationship between relational job crafting and the intention to stay.
Drawing on self-determination theory, this study focuses on the relationship between job crafting and work alienation and the moderating effect of perceived supervisor support. Based on theoretical discussions, this study examines (1) whether a negative relationship exists between job crafting and work alienation; (2) whether and how perceived supervisor support moderates that relationship. Findings are based on the data collected from a survey of 203 participants working in Turkey. The results indicate job crafting’s negative association with work alienation. Perceived supervisor support is a moderating variable, fostering employee job crafting that, in turn, leads to reduced work alienation.
This study aimed to manifest the moderation effects of self-esteem and social role identity (local/cosmopolitan identity) on the relationship between organizational prestige and organizational identification. In order to test the research model, data were collected from 419 individuals working in private and public sectors by using questionnaire method. By using structural equation model and hierarchical regression model, the research model was analyzed. In consequence of the analyses run, a significant and positive relationship was found between organizational prestige and organizational identification. Then, the moderation effect of self-esteem on the relationship between these variables was analyzed. The results showed that high self-esteem had a significant effect on this relationship. On the contrary, it was understood that there was no significant effect of medium self-esteem on this relationship. Then, the moderation effect of social role identity (local/cosmopolitan) on the impact of organizational prestige on organizational identification was investigated. The results showed that cosmopolitan identity had a moderating effect on the relationship between organizational prestige and organizational identification but local identity had no moderating role on this relationship.
This study aimed to manifest the moderation effects of self-esteem and social role identity (local/cosmopolitan identity) on the relationship between organizational prestige and organizational identification. In order to test the research model, data were collected from 419 individuals working in private and public sectors by using questionnaire method. By using structural equation model and hierarchical regression model, the research model was analyzed. In consequence of the analyses run, a significant and positive relationship was found between organizational prestige and organizational identification. Then, the moderation effect of self-esteem on the relationship between these variables was analyzed. The results showed that high self-esteem had a significant effect on this relationship. On the contrary, it was understood that there was no significant effect of medium self-esteem on this relationship. Then, the moderation effect of social role identity (local/cosmopolitan) on the impact of organizational prestige on organizational identification was investigated. The results showed that cosmopolitan identity had a moderating effect on the relationship between organizational prestige and organizational identification but local identity had no moderating role on this relationship.
Ozet Amac: Holoprosensefali erken gebelik s›ras›nda on beyin taban›n›n geliflimindeki bir defekt sonucu ortaya c›kan bir beyin malformasyonudur. Kelebek iflaretinin bulunmamas› ilk trimester ultrasonografide holoprosensefali icin onemli bir uyar› iflaretidir. Olgu: ilk trimester ultrasonografide saptanan ve “kelebek iflareti” gozlenemeyen, holoprosensefali ve siklops tan›s› alan bir vaka sunulmaktad›r. Amniosentez ile normal karyotip saptanmas›n› takiben 18. gebelik haftas›nda gebelik termine edilmifltir. Sonuc: Burada Holoprosensefalinin ilk trimesterde erken ultrasonografik teflhisinin mumkun oldu¤u vurgulanmaktad›r. Anahtar Sozcukler: Holoprozensefali, kelebek iflareti, prenatal tan›, birinci trimester sonografi.
Background: Holoprosencephaly is a brain malformation resulting from a primary defect in the development of the basal forebrain during early pregnancy. The absence of the "butterfly sign" is a warning sign of holoprosencephaly in the first trimester sonography. Case: A case of holoprocencephaly and cyclopia is presented, which was diagnosed in the first trimester by the absence of the but- terfly sign. Chromosomes identified by amniocentesis demonstrated a normal karyotype. Termination of pregnancy was performed in the 18th week of gestation. Conclusion: It is impressed that holoprocencephaly can be diagnosed sonographically in the first trimester.
Background: Holoprosencephaly is a brain malformation resulting from a primary defect in the development of the basal forebrain during early pregnancy. The absence of the “butterfly sign” is a warning sign of holoprosencephaly in the first trimester sonography. Case: A case of holoprocencephaly and cyclopia is presented, which was diagnosed in the first trimester by the absence of the butterfly sign. Chromosomes identified by amniocentesis demonstrated a normal karyotype. Termination of pregnancy was performed in the 18th week of gestation. Conclusion: It is impressed that holoprocencephaly can be diagnosed sonographically in the first trimester.