
The purpose of this study was to evaluate the geometric thinking levels of primary school students within the framework of the SOLO Taxonomy and the Van Hiele theory of geometric thought. Accordingly, the study was designed based on a correlational survey model. The sample consisted of 200 students from the 1st, 2nd, 3rd, and 4th grades of a primary school in Samsun during the 2022-2023 academic year. Data were collected using a geometry test designed to measure Van Hiele and SOLO taxonomy levels, and were subsequently analyzed with the SPSS21. The findings of the study revealed that participants' levels of geometric thinking, according to the Van Hiele and SOLO taxonomies, were concentrated at levels 0 or 1. An analysis of the test results showed a statistically significant difference in the scores of 4th-grade students compared to other grade levels, whereas no significant difference was found among the 1st, 2nd, and 3rd grades. Regarding the gender variable, the analysis did not find any significant difference between the total geometry test scores of male and female students. In light of these findings, it is recommended that the geometry learning outcomes for all primary school grade levels be restructured, taking into consideration the Van Hiele stages of geometric thought and the SOLO taxonomy.
This study aimed to determine the applicability of teaching joint taksim, designed according to the cooperative learning method, in kanun lessons. The research was conducted using the action research design, a qualitative research method. The applicability of the joint taksim teaching program was examined based on performance evaluation forms and end-of-unit exam results. The study group consisted of third- and fourth-year kanun students (N=4) enrolled in the Turkish Music Department of Hatay Mustafa Kemal University Antakya State Conservatory during the fall semester of the 2024–2025 academic year. These students had previously received individual taksim training; however, they had no prior experience with joint taksim. Data were collected through the Joint Taksim Performance Evaluation Form, end-of-unit exams, and video recordings. The findings revealed that kanun students demonstrated improvement in their joint taksim in the Uşşak makam, with group performance levels rising from very low to good. It was determined that students' scores in Uşşak joint taksim performances increased. The results also showed that students were successful in the unit exams of the joint taksim lessons. The Rast makam joint taksim performances, the group performance, and individual scores were high.
Araştırmanın amacı, okul öncesi çocuklara yönelik Okul Olgunluğu Değerlendirme Aracı’nı geliştirmek ve psikometrik özelliklerini incelemektir. Araştırma betimsel araştırma modelinde yürütülmüştür. Bu kapsamda, doğrudan çocuğa uygulanan resim temelli maddelerden oluşan Çocuk Formu ile okul olgunluğu göstergelerinin ebeveyn gözlemlerine dayalı olarak değerlendirildiği Ebeveyn Formu geliştirilmiştir. Çalışma grubunu 803 çocuk ve 597 ebeveyn oluşturmuştur. Aracın psikometrik özelliklerini incelemek için açımlayıcı ve doğrulayıcı faktör analizleri ile güvenirlik analizleri kullanılmış; Çocuk Formu analizleri R programı, Ebeveyn Formu analizleri ise SPSS paket programı aracılığıyla gerçekleştirilmiştir. Açımlayıcı faktör analizi sonuçlarına göre Çocuk Formu tek boyutlu bir yapıda 37 maddeden oluşmuş, toplam varyansın %33’ünü açıklamış ve yüksek güvenirlik katsayıları göstermiştir (Cronbach alfa=0,91; test-tekrar test r=0,92). Doğrulayıcı faktör analizi sonuçları modelin iyi uyum gösterdiğini ortaya koymuştur. Ebeveyn Formu’nun ise tek boyutlu bir yapıda 34 maddeden oluştuğu, toplam varyansın %39’unu açıkladığı ve yüksek güvenirlik değerlerine sahip olduğu belirlenmiştir (Cronbach alfa=0,92; test-tekrar test r=0,92). Sonuç olarak, geliştirilen Okul Olgunluğu Değerlendirme Aracı’nın okul öncesi çocukların okul olgunluğunu değerlendirmede geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Sosyal Bilgiler dersi; sorumluluk sahibi, haklarını bilen ve kullanabilen, kültürünü koruyarak ileri nesillere aktarabilen vatandaşlar yetiştirmeyi hedeflemektedir. Bu doğrultuda Sosyal Bilgiler dersi öğretim programı; söz konusu gereksinimleri karşılamakla yükümlü olup çağın toplumsal, kültürel ve eğitsel dinamiklerine uyum sağlayacak biçimde güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Bu araştırmada, 5. sınıf düzeyinde ders veren Sosyal Bilgiler öğretmenlerinin Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli bağlamında hazırlanan 2024 Sosyal Bilgiler Dersi Öğretim Programı [SBDÖP] hakkındaki görüşlerini tespit etmek amaçlanmıştır. Araştırma, nitel araştırma desenlerinden biri olan durum çalışması deseni kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın çalışma grubu, 2024-2025 eğitim-öğretim yılında Sivas il merkezinde görev yapan gönüllü 20 Sosyal Bilgiler öğretmeninden oluşmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak araştırmacılar tarafından geliştirilen yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Öğretmenlerin görüşleri doğrultusunda 2024 SBDÖP’nin olumlu ve olumsuz yönleri, programa dair genel görüşler, uygulamada yaşanan zorluklar, öğrenme çıktıları ve ölçme değerlendirme süreçleri açısından değerlendirmeler tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda öğretmenler; programın öğrenci merkezli yaklaşımını, somut örneklere ve etkinliklere yer vermesini olumlu yönde değerlendirirken öğretim materyallerinin ve ders saatinin yetersizliği, sınıfların kalabalık olması gibi etkenlerin programın uygulanmasına engel olduğu ve bu etkenler düzeltilmeden programın gerçekçi olmayacağı yönünde endişelerini dile getirmişlerdir. Araştırma sonuçlarından hareketle öğretim programı yenileme veya revize çalışmalarında, öğretmen görüşlerinin dikkate alındığı ve sürecin başından sonuna kadar paydaşların program hazırlama evresini ortak yürüttüğü bir sürecin izlenmesi önerilmektedir.
Bu araştırma, çocukları okul öncesi eğitim kurumuna devam eden ebeveynlerin cinsel eğitime ilişkin görüş ve deneyimlerini incelemeyi amaçlamaktadır. Bu çalışmada, nitel araştırma yöntemlerinden biri olan durum çalışması deseni kullanılmıştır. Araştırmanın katılımcılarını, Ankara ilinde Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlı okul öncesi eğitim kurumlarına devam eden 18 çocuğun ebeveynleri (10 anne ve 8 baba) oluşturmaktadır. Katılımcılar, amaçlı örnekleme yöntemiyle belirlenmiş; veriler yarı yapılandırılmış görüşme ile toplanmış ve içerik analizi tekniği ile değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda, cinsel eğitim denildiğinde ebeveynlerin aklına öncelikle cinsellik ve üreme kavramlarının geldiği belirlenmiştir. Bazı babalar bu eğitimin ergenlik döneminde verilmesi gerektiğini ifade ederken, çoğunluk erken yaşta ve aile tarafından verilmesi gerektiğini savunmuştur. Ancak ebeveynlerin bu eğitime nereden ve nasıl başlayacaklarını bilmedikleri ve bilgi eksikliği nedeniyle çocuklarıyla bu konuda konuşmaktan çekindikleri bulunmuştur. Ebeveynlerin, cinsel eğitimin çocuğun kendi bedenini tanıması ve cinsel istismardan korunması açısından gerekli olduğunu vurguladıkları tespit edilmiştir. Bu araştırma, erken çocukluk döneminde ebeveynlerin cinsel eğitime ilişkin bilgi, tutum ve deneyimlerini inceleyerek, aile temelli cinsel eğitimin çocukların sağlıklı cinsel gelişimi ve cinsel istismardan korunmaları açısından taşıdığı kritik önemi ortaya koymaktadır. Sonuç olarak, anne ve babaların çocukların cinsel eğitimi konusunda genel olarak benzer görüşlere sahip oldukları; ancak babaların daha çok mahremiyet ve istismar konularına odaklandıkları görülmüştür.
Bu araştırma, YouTube’un standart arayüzünde yer alan dikkat dağıtıcı unsurların (önerilen videolar, yorumlar, yan paneller) ortaokul öğrencilerinin zihin gezinmesi ve bilişsel yük algısı üzerindeki etkilerini incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışma, Şanlıurfa ili Siverek ilçesinde, 6. sınıfta öğrenim gören 34 öğrenci ile yürütülmüş; öğrenciler rastgele olarak YouTube standart arayüzü (n=17) ve sadeleştirilmiş MP4 arayüzü (n=17) gruplarına atanmıştır. Katılımcılar, noktalama işaretleri konusunu işleyen yaklaşık beş dakikalık bir eğitsel videoyu izlemiş; izleme süresince bakış hareketleri Tobii Pro göz izleme cihazı ile kaydedilmiş, ardından Zihin Gezinmesi Ölçeği (ZGÖ-5) ve Bilişsel Yük Ölçeği uygulanmıştır. Veriler Mann-Whitney U testi ile analiz edilmiş, ısı haritaları nitel olarak değerlendirilmiştir. Bulgular, zihin gezinmesi ve bilişsel yük açısından iki grup arasında anlamlı fark bulunmadığını; ancak zihin gezinmesi puanlarının anlamlılık düzeyine yakın olduğunu göstermiştir. Göz izleme verilerinde, içerik alanına odaklanmada fark görülmezken, YouTube grubunda eğitmen yüzüne odaklanma süresi anlamlı düzeyde daha yüksek çıkmıştır. Isı haritaları, her iki grupta da eğitmen yüzünün temel görsel odak noktası olduğunu, MP4 arayüzünde ise içerik metnine daha dengeli bir odaklanma sağlandığını ortaya koymuştur. Sonuç olarak, YouTube arayüzündeki dikkat dağıtıcı öğeler öğrencilerin dikkat ve bilişsel yük algısını belirgin biçimde etkilememekle birlikte, görsel odaklanma dağılımını değiştirebilmektedir; bu nedenle video tabanlı öğrenme ortamlarında arayüz sadeleştirme stratejilerinin dikkate alınması önerilmektedir.
Bu araştırmanın amacı, sınıf öğretmenlerinin bibliyoterapi yöntemi aracılığıyla kaynaştırma eğitimi alan öğrencilerin bulunduğu sınıflarda prososyal bir sınıf içi iklim oluşturabilmelerini desteklemektir. Bu çalışma, TÜBİTAK 4008 Özel Gereksinimli Bireylere Yönelik Kapsayıcı Toplum Uygulamaları Destekleme Programı kapsamında yürütülen “Kaynaştırma Eğitimi Alan Öğrenciler için Prososyal İklim Oluşturma: Bibliyoterapinin Gizli Gücü” (Proje No: 124B519) başlıklı projeden üretilmiştir. Araştırmanın katılımcılarını belirlemek amacıyla öncelikle Türkiye’nin 81 ilinde görev yapan gönüllü sınıf öğretmenlerinden başvurular alınmıştır. Başvurular arasından araştırmaya katılmaya istekli öğretmenler arasından amaçlı örnekleme yöntemi ile seçim yapılmıştır. Araştırma, 26 farklı ilde görev yapan toplam 30 sınıf öğretmeni ile tamamlanmıştır. Katılımcılara kaynaştırma eğitimi, prososyal sınıf iklimi ve bibliyoterapi yöntemine ilişkin beş gün süren eğitimler, alan uzmanları tarafından verilmiştir. Eğitim süreci sonrasında veriler yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla toplanmış ve betimsel analiz yöntemi ile incelenmiştir. Analizler sonucunda çeşitli alt temalar belirlenmiştir. Elde edilen bulgular, bibliyoterapi yönteminin kaynaştırma eğitimi alan öğrenciler için sınıf ortamında uygulanabilir ve etkili bir yöntem olduğunu göstermiştir. Ayrıca eğitimin öğretmenlerin mesleki ve kişisel gelişimlerine katkı sağladığı ve bibliyoterapinin farklı problem durumlarında da kullanılabileceği belirlenmiştir.
Bu araştırmanın amacı mobil oyun tabanlı cebir öğretiminin ortaokul öğrencilerinin akademik başarısına etkisini ortaya koymaktır. Ön test, son test kontrol gruplu deneysel desen ile tasarlanmış bu araştırmanın örneklemini 7. sınıfta öğrenim görmekte olan 38 ortaokul öğrencisi oluşturmaktadır. Yapılan çalışmada deney grubu öğrencileri cebir sorularını, geliştirilen eğitsel mobil oyun içerisinde çözmüşlerdir. Oyun içerisinde çıkan sorular metin hâline getirilmiş, çıktıları alınmış ve kontrol grubu öğrencilerine ev ödevi olarak verilmiştir. Bununla beraber deney grubu öğrencileri kendi içlerinde de akademik başarılarına göre ikiye ayrılmaktadır. Öğrencilerin akademik başarılarına göre oyun oynama davranışları da incelenmiştir. Akademik başarıları yüksek olan öğrencilerin diğerlerine göre daha fazla süre oyunu oynadıkları görülmüştür. Buna rağmen başarılarında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Çalışmanın sonucunda deney ve kontrol gruplarının cebir başarıları arasında anlamlı bir farklılık bulunmazken, deney grubu öğrencilerinin geliştirilen eğitsel mobil oyuna yönelik görüşlerinin olumlu olduğu, oyunun öğrencilerin motivasyonlarını artırdığı, derse olan ilgi ve katılımlarında artış sağladığı tespit edilmiştir. Öğrencilerin görüşlerinden hareketle, farklı derslerde de bu tarz oyunların kullanılması önerilebilir.
Bu araştırmada, sınıf öğretmeni adaylarının üstbiliş özelliklerini ve akademik erteleme davranışlarını çeşitli değişkenler açısından incelemek ve üstbilişin hangi özelliklerinin akademik erteleme davranışı üzerinde yordayıcı etkisi olduğunu belirlemek amaçlanmıştır. Araştırmada ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini farklı üniversitelerde eğitim gören 1033 sınıf öğretmeni adayı oluşturmaktadır. Toplanan veriler regresyon analizi kullanarak analiz edilmiştir. Sınıf öğretmeni adaylarının bilişsel farkındalık üstbiliş özelliği ile akademik erteleme davranış ortalama puanları arasında pozitif yönlü orta kuvvetli ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Sınıf öğretmeni adaylarının üstbiliş özelliklerinin akademik erteleme davranışları üzerindeki önem sıralaması; bilişsel farkındalık, bilişsel güven, düşünceleri kontrol ihtiyacı, kontrol edilmezlik ve tehlike, olumlu inançlar şeklinde tespit edilmiştir. Sınıf öğretmeni adaylarının üstbiliş özelliklerinin akademik erteleme davranışında bulunmalarında etki ettiği sonucuna ulaşılarak bilişsel farkındalık üstbiliş özelliği akademik erteleme davranışı etkilemede önemli bir yordayıcı olarak bulunmuştur. Bilişsel farkındalığın akademik erteleme davranışı üzerinde etkisi olduğu tespit edilmiş ve olumsuz düşünceler azaltılabilirse akademik erteleme davranışının azalabileceği öngörülmüştür.
Bu nicel araştırmanın amacı öğretmenlerin matematik öğretim ve matematik ve teknoloji tutumları ile teknostres düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Bu amaç doğrultusunda aktif olarak çalışan 309 öğretmenden veri toplanmış, elde edilen veri tek yönlü ANOVA ve Pearson momentler çarpımı korelasyonu uygulanarak analiz edilmiştir. Öğretmenlerin matematik öğretimi ile matematik ve teknolojiye karşı tutumları arasında pozitif yönlü yüksek düzeyde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu görülürken, teknostres düzeyleri ile matematik öğretimi ve matematik ve teknoloji tutumları arasında negatif yönlü düşük düzeyde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu anlaşılmaktadır. Çalışma grubu mezun olunan program değişkenine göre incelendiğinde sınıf öğretmenliği ile ilköğretim matematik öğretmenliği alanındaki öğretmenlerin matematik öğretimi ile matematik ve teknolojiye karşı tutumlarının alan dışı programlardan mezun olan öğretmenlere istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde daha yüksek çıktığı görülmektedir. Çalışma kapsamında elde edilen bulgular öğretmenlerin matematik öğretimi ile matematik ve teknolojiye yönelik tutumlarını geliştirmeye ve teknostres düzeylerini azaltmaya yönelik hizmet içi eğitim fırsatlarının gerekliliğini göstermektedir. Ayrıca, öğretmenlere kolay ulaşılabilir ve uygulanabilir teknolojik materyal ile dijital uygulamaların sunulması, bu sürecin etkililiğini artırmada önemli bir rol oynamaktadır.
Son yıllarda güçlü ve zengin bir uygulama ortamı olarak kabul edilen “Tasarım ve Beceri Atölyeleri” (TBA), öğrencilerin bilişsel, duyuşsal ve psikomotor becerilerini geliştirmek amacıyla kurulmuştur. Bu araştırmanın amacı, tasarım ve beceri atölyeleri ile ilgili yapılan nitel ve karma çalışmaları çeşitli temalar altında inceleyerek sentezlemektir. Araştırmada 2019-2023 yılları arasında ulusal alanda yayımlanan 38 çalışma incelenmiştir. Çalışma meta-sentez araştırma yöntemi olarak yapılandırılmıştır. Elde edilen bulgular belirli temalar altında sunulmuştur. Araştırma sonucunda incelenen çalışmaların en fazla makale türünde olduğu, en fazla çalışmanın 2020 yılında yapıldığı ve en fazla durum çalışması deseninin tercih edildiği görülmüştür. Araştırmada, incelenen yayınlarda tercih edilen örneklem/çalışma grubuna bakıldığında en çok öğretmenler ile çalışıldığı görülmüştür. Mevcut araştırmada, yayınların en fazla kullanılan veri toplama aracının görüşme formu olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmada en fazla kullanılan analiz çeşidinin, nitel analiz çeşitlerinden içerik analizi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırma sonucunda yayınların en fazla öğretmen görüşlerini almayı amaçladığı, yayınların sonucunda ise genel olarak öğretmenlerin olumlu yönde görüş belirttiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu sonuçlardan yola çıkarak ileriki çalışmalarda deneysel veya karma araştırmaların yapılması, veli görüşlerinin alınması gibi uygulayıcılara, araştırmacılara ve yöneticilere yönelik öneriler sunulmuştur.
This study aims to investigate the impact of technology-supported game-based learning on the mathematical achievement of middle school students. The research was conducted using a quasi-experimental design with a post-test control group. The study group consisted of 142 students (72 female, 70 male) attending a public middle school in Hakkâri. In the experimental group, interactive games designed on the GeoGebra platform were implemented, while the control group followed traditional instructional methods. Data were collected through a mathematics achievement test, customized according to grade levels (12 items for 5th grade; 13 items for 6th grade), with its content validity confirmed by expert opinions. The gender variable was included in the study to determine whether the use of technology in education provides equal opportunities for both genders. Regarding statistical analysis, the Kolmogorov-Smirnov test was used for normality, the independent samples t-test for between-group comparisons, and the Mann-Whitney U test to determine whether the impact of the methods differed by gender. The results revealed that technology-supported game-based learning significantly increased mathematical achievement compared to traditional methods (p < 0.05). Furthermore, it was determined that gender did not create a statistically significant difference in the success of the implemented method (p > 0.05). These findings suggest that GeoGebra-based games can be integrated into the mathematics curriculum as a gender-neutral and effective tool.
Bu çalışmanın amacı, ilkokul ikinci sınıf öğrencilerinin dik temel yazılarının okunaklılık düzeylerini incelemek ve bu düzeylerin içsel faktörler (cinsiyet ve el tercihi) ile dışsal faktörler (okulun bulunduğu yerleşim yeri ve kalemi tutma noktası, kâğıt tutma açısı ve vücut duruşu gibi ergonomik faktörler) açısından anlamlı biçimde farklılaşıp farklılaşmadığını araştırmaktır. Araştırma, betimsel tarama deseni kullanılarak 227 öğrenci ile yürütülmüştür. Veriler betimsel istatistikler, bağımsız örneklem t-testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular, öğrencilerin büyük çoğunluğunun orta düzeyde yazı okunaklılığına sahip olduğunu göstermiştir. Öğrencilerin eğim, boşluk, ebat ve harf biçimi boyutlarında orta düzeyde; çizgi takibi boyutunda ise yeterli düzeyde performans gösterdikleri belirlenmiştir. Yeterli düzeyde performans gösteren öğrencilerin oranının en yüksek olduğu boyut eğim, en düşük olduğu boyut ise harf biçimi olmuştur. Ayrıca toplam yazı okunaklılığı puanları ve alt boyut puanlarının cinsiyet, okulun bulunduğu yerleşim yeri, kalemi tutma noktası uzaklığı ve kâğıt tutma açısı değişkenlerine göre anlamlı biçimde farklılaştığı; buna karşılık el tercihi ve vücut duruşu değişkenlerine göre anlamlı bir farklılık göstermediği belirlenmiştir. Bu bulgular, yazı okunaklılığının hem içsel hem de dışsal faktörlerden etkilenen çok boyutlu bir yapı olduğunu göstermektedir.
Çalışmada afet risk azaltma faaliyetleri kapsamında afet ve afet eğitimi alanında uzmanlaşmış (coğrafyacı, coğrafya öğretmeni, arama-kurtarma uzmanı, itfaiye şefi, afet uzmanı, fen eğitimcisi, çevre mühendisi, inşaat mühendisi, meteoroloji mühendisi, psikolog) personeller eliyle ortaokul öğrencilerinin afet bilinci ve deprem okuryazarlıklarının artırılması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda ölçüt örneklem yöntemi ile seçilen 36 orta okul öğrencisine 6 gün boyunca teorik ve çoğunlukla uygulamalı olarak eğitim verilmiştir. Karma yöntemler deneysel tasarımı modelinin yöntem olarak kullanıldığı çalışmada, öğrencilerden eğitim öncesi ve sonrasında afet bilinci ve deprem okuryazarlığı ölçeklerinin yanı sıra eğitim boyunca görüşme formları ile veri toplanmıştır. Verilerin SPSS programı ve betimsel analiz ile analizi neticesinde öğrencilerin eğitim sonunda hem afet bilinçlerinin hem de deprem okuryazarlıklarının anlamlı bir şekilde yükseldiği, öğrencilerin uygulamalı eğitimin kendilerine çok önemli katkılar sağladığı sonucuna ulaşılmıştır.
Bu araştırma, ortaokul matematik öğretmenlerinin matematik öğretiminde yapay zekâya ilişkin algılarını metaforlar aracılığıyla belirlemeyi amaçlamıştır. Öğretmenlerin algılarındaki anlamları derinlemesine incelemek amacıyla nitel bir yaklaşım olan olgu bilim deseni tercih edilmiştir. Veriler, 2023–2024 eğitim-öğretim yılında Türkiye’nin farklı illerinde görev yapan 163 öğretmenin “Matematik öğretiminde yapay zekâ … gibidir. Çünkü …” cümlesini tamamlamasıyla toplanmıştır. İçerik analizi sonucunda 112 geçerli metafor elde edilmiş ve bu metaforlar sekiz kategori altında sınıflandırılmıştır: geleneksel materyal, manipülatif araç, yardımcı materyal, dijital araç, sosyal-duygusal gelişimi destekleyen araç, etkileşimli materyal, görsel materyal ve oyun/eğlence aracı. En fazla metaforun “geleneksel materyal olarak yapay zekâ” kategorisinde yer aldığı belirlenmiştir. Bulgular, öğretmenlerin yapay zekâyı matematik öğretimine entegre etme konusunda yeterli bilgiye sahip olmadığını ortaya koymaktadır. Bu doğrultuda, öğretmenlerin farkındalığını artıracak ve teknolojiyi etkili kullanma becerilerini geliştirecek hizmet içi eğitimlerin düzenlenmesi önerilmektedir.
Bu araştırmada, Türkiye'de MEB tarafından müzik öğretmenleri için düzenlenen hizmet içi eğitim (HİE) programları incelenmiştir. HİE faaliyetlerinin nicel yeterlikleri arasından, “müzik eğitiminde teknoloji ve müzik yazılımlarının kullanımı” konusu dikkate alınmıştır. Devlet okulları, özel okullar, güzel sanatlar liseleri (GSL) ve bilim sanat merkezlerindeki (BİLSEM) müzik öğretmenlerinin, HİE ihtiyaçları kapsamında yer alan teknolojiler ile yazılım tabanlı araçlar ve bu alanlardaki ihtiyaçlar incelenmiştir. Araştırmada nicel yöntem esas alınmıştır. Veri toplama aracı olarak doküman analizi ve anket tekniği kullanılmıştır. Tabakalı örneklem yöntemiyle Türkiye’nin yedi coğrafi bölgesindeki 21 ilde, farklı okul türlerinde görev yapan 877 müzik öğretmeninden veri toplanmıştır. Araştırma sonucunda, müzik öğretmenlerinin HİE programlarında, “müzik eğitiminde teknoloji ve müzik yazılımlarının” kullanılmasına yönelik olarak 11 boyut tespit edilmiştir. Araştırma neticesinde, devlet okulları, özel okullar, güzel sanatlar liseleri ve BİLSEM’lerde görev yapan ilgili müzik öğretmenlerinin müzik eğitimi teknolojileri ve müzik yazılımlarına yoğun bir biçimde ihtiyaç duydukları sonucuna ulaşılmıştır.
Bu araştırmanın amacı, ilköğretim üçüncü sınıf öğrencilerine yönelik yaratıcı drama yöntemi kullanılarak hazırlanan kitap okuma atölyelerinin, öğrencilerin okumaya yönelik tutumlarına etkisini incelemektir. Çalışmada, nicel araştırma yöntemlerinden deneysel desen benimsenmiş olup yarı deneysel desenlerden birisi olan öntest-sontest kontrol gruplu deneysel model kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, İstanbul ilinde Millî Eğitim Bakanlığına bağlı bir eğitim kurumunda öğrenim gören toplam 24 üçüncü sınıf öğrencisi oluşturmaktadır. Katılımcılar rastgele atama yöntemiyle deney (n=12) ve kontrol (n=12) gruplarına ayrılmıştır. Veri toplama aracı olarak Kocaarslan (2016) tarafından Türkçeye uyarlanan "Okumaya Yönelik Tutum Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırma bulguları, yaratıcı drama yöntemiyle gerçekleştirilen kitap okuma atölyelerinin, öğrencilerin hem akademik amaçlı okumaya hem de eğlence amaçlı okumaya yönelik tutumlarını deney grubu lehine anlamlı düzeyde geliştirdiğini ortaya koymuştur.
Öğrenme için Evrensel Tasarım, öğrenci çeşitliliğini dikkate alarak tüm öğrencilerin öğrenme sürecine aktif katılımını sağlamayı hedefleyen bir öğretim yaklaşımıdır. Bu nedenle, öğretmen adaylarının derslerinde öğrenme için evrensel tasarım ilkelerinin nasıl yer aldığını incelemek, öğrenci çeşitliliğine yönelik daha etkili öğretim yöntemlerinin geliştirilmesine katkı sağlayabilir. Bu araştırmanın amacı, matematik öğretmen adaylarının derslerinde bu ilkelere yer verme durumlarını incelemektir. Araştırma, nitel yöntemlerden durum çalışması deseni ile yürütülmüş olup, matematik öğretmen adaylarının hazırlamış oldukları 36 ders planı, araştırmacılar tarafından oluşturulan kontrol listesi kullanılarak analiz edilmiştir. Öğretmen adaylarının ders planlarında Öğrenme için Evrensel Tasarım ilkelerini nasıl uyguladıklarını gözlemlemek amacıyla, adaylara herhangi bir bilgilendirme yapılmamış ve ders planlarını kendi deneyimlerine dayanarak hazırlamaları istenmiştir. Elde edilen bulgular, öğretmen adaylarının ders planlarında evrensel öğrenme tasarımı ilkelerine yer verme düzeylerinin ilkelere göre farklılık gösterdiğini ortaya koymuştur. Katılım ve bilginin sunumu ilkeleri görece daha yaygın şekilde yer alırken, hareket ve ifade ilkesine daha sınırlı düzeyde yer verilmiştir. Bu durum, adayların öğrencilerin ilgisini artırma ve içeriği çeşitlendirerek sunma konusunda daha bilinçli olduklarını; ancak ifade çeşitliliğini ve stratejik öğrenme becerilerini destekleyen yaklaşımlar açısından gelişime açık olduklarını göstermektedir. Bulgular, öğretmen eğitimi programlarında kuramsal bilginin yanı sıra, bu ilkelerin uygulamalı biçimde deneyimlenmesini sağlayacak öğrenme ortamlarının önemini vurgulamaktadır.
This study aimed to bring together the literature on the impacts of formative assessment practices on students' writing anxiety, particularly in English as a Foreign Language (EFL) context. Writing anxiety is a multifaceted phenomenon that negatively affects writing performance, motivation, and academic engagement of students. The review synthesized evidence from empirical research and theoretical discussions, highlighting the efficacy of formative assessment practices such as timely feedback, peer review, self-assessment, and metacognitive reflection in alleviating anxiety and building writing self-efficacy. The studies included in this review were selected from peer-reviewed journal articles published in the last twenty years, using keyword searches such as 'formative assessment,' 'writing anxiety,' and 'EFL learners' across databases. Selection criteria focused on empirical relevance, methodological clarity, and thematic alignment with the review's objectives. The integration of such practices allows students to perceive writing as a developmental and supportive process, rather than a performance task. The study indicated that formative assessment not only enhanced students' emotional state but also played a decisive role in their academic growth and autonomy as writers. Therefore, the current study has highlighted that the integration of formative assessment in teaching writing has become the unavoidable shift in pedagogical practice, particularly in settings where writing anxiety is a barrier to student performance and expression.
Bu araştırmada, okul müdürlerinin öğretimsel liderlik becerilerinin sınıf öğretmenleri tarafından nasıl algılandığı ve bu algıların öğretmenlerin örgütsel öğrenme kapasiteleri üzerindeki etkileri incelenmiştir. Araştırmanın örneklemi, 2023-2024 eğitim-öğretim yılında Van ilindeki devlet ilkokullarında görev yapan ve basit seçkisiz örnekleme yöntemiyle belirlenmiş 244 sınıf öğretmeninden oluşmaktadır. Araştırma, nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama deseni ile yürütülmüş; veri toplama aracı olarak Örgütsel Öğrenme Kapasitesi Ölçeği ve Öğretimsel Liderlik Envanteri kullanılmıştır. Elde edilen veriler SPSS 25 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, okul müdürlerinin öğretimsel liderlik becerilerinin öğretmenler tarafından genellikle olumlu algılandığı ve bu algıların öğretmenlerin örgütsel öğrenme kapasitelerini olumlu yönde etkilediği belirlenmiştir. Okul müdürlerinin mesleki gelişim, amaç paylaşma ve geri bildirim süreçlerine önem verdiği, ancak mesleki gelişim alanında daha fazla çaba göstermeleri gerektiği tespit edilmiştir. Öğretmenlerin okulun örgütsel öğrenme kapasitesine yönelik algılarının genel olarak olumlu olduğu görülmüştür. Ayrıca, okul yöneticilerinin öğretimsel liderlik becerileri ile sınıf öğretmenlerinin örgütsel öğrenme kapasiteleri arasında anlamlı, pozitif yönlü ve yüksek düzeyde bir ilişki bulunmuştur. Öğretimsel liderliğin, örgütsel öğrenme kapasitesine ilişkin algıyı anlamlı bir biçimde yordadığı saptanmıştır. Sonuç olarak, okul yöneticilerinin öğretimsel liderlik becerilerinin güçlendirilmesinin eğitim sistemine olumlu katkılar sağlayacağı belirlenmiştir. Bu doğrultuda, okul yöneticilerinin öğretimsel liderlik becerilerini geliştirmeye yönelik hizmet içi eğitim programlarının artırılması ve öğretmenlerin mesleki gelişimini destekleyici uygulamalara daha fazla yer verilmesi önerilmektedir.