
Çalışma yaşamında kadın çalışanların kariyer ilerlemesini etkileyen görünmez engeller ile örgütsel süreçlere ilişkin algılar, işten ayrılma niyetleri ve sessiz istifa eğilimleri üzerinde belirleyici bir rol oynamaktadır. Bu çerçevede, Balıkesir ilinde faaliyet gösteren özel bankalarda çalışan kadın personelin cam tavan algılarının sessiz istifa davranışları üzerindeki etkisinde örgütsel adaletin aracı rolü incelenmiştir. Bu amaç doğrultusunda, farklı özel bankalarda görev yapan toplam 548 kadın çalışan üzerinde anket uygulaması gerçekleştirilmiştir. Verilerin analizinde IBM AMOS, IBM SPSS ve SPSS Process Macro paket programları kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkilere bakıldığında, cam tavan algısı ile sessiz istifa arasında pozitif ve anlamlı; cam tavan algısı ile örgütsel adalet arasında negatif ve anlamlı; örgütsel adalet ile sessiz istifa arasında ise negatif ve anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. Hipotezlerin testi sonucunda, cam tavan algısının sessiz istifa üzerinde anlamlı bir etkisinin bulunduğu, cam tavan algısının örgütsel adaleti anlamlı biçimde azalttığı ve örgütsel adaletin sessiz istifa üzerinde anlamlı düzeyde negatif bir etki oluşturduğu belirlenmiştir. Ayrıca Process Macro aracılık analizi sonucunda, cam tavan algısının sessiz istifa üzerindeki etkisinde örgütsel adaletin kısmi aracı rol üstlendiği ortaya konulmuştur. Araştırma, bankacılık sektöründe kadın çalışanların kariyer engelleri ve örgütsel adalet algılarının sessiz istifa davranışlarını nasıl şekillendirdiğine yönelik literatüre katkılar sunmaktadır.
This study aimed to investigate the effects of family communication patterns (dialogue and harmony orientation) of married couples on both individual marital satisfaction and their spouses' marital satisfaction within the framework of the Actor-Partner Interdependence Model (APIM).. The sample consisted of 150 married couples selected through convenience sampling. Participants completed a personal information form, the Family Communication Patterns Scale, and the Marital Life Scale. Two separate APIM analyses were conducted: one model tested the effects of harmony orientation, and the other focused on dialogue orientation as predictors of marital satisfaction. The results showed that dialogue orientation positively predicted both individual and partner marital satisfaction, while harmony orientation had no significant effect. These findings highlight the importance of open communication over traditional harmony in fostering marital satisfaction. The study underscores the relevance of the APIM framework for understanding dyadic processes in Turkish culture and suggests that couple therapy interventions should emphasize dialogue-based strategies to enhance relationship quality.
Bu çalışmada kadına yönelik düşmanlık olarak tanımlanan mizojininin ve ek olarak çelişik cinsiyetçiliğin siber şiddet uygulama, siber mağduriyet ve siber şiddeti meşrulaştırma üzerindeki olası etkisinin incelenmesi hedeflenmiştir. Ek olarak çeşitli Erkek Evreni gruplarına ait olmanın siber şiddete etkisi de ele alınmıştır. Analizler 365 kişinin verisi ile gerçekleştirilmiştir. Örneklemin (ort=31,30±9,65) %59,2’sini kadınlar, %40,8’ini ise erkekler oluşturmaktadır. Çalışmada hem siber şiddeti hem de siber şiddet mağduriyetini ölçmeyi hedefleyen Yenilenmiş Siber Zorbalık Envanteri II ile Siber Şiddeti Meşrulaştırma Ölçeği, Mizojini Ölçeği, Çelişik Duygulu Cinsiyetçilik Ölçeği ve sosyodemografik bilgi formu kullanılmıştır. Yapılan regresyon analizleri sonucunda mizojininin çeşitli değişkenlerle birlikte, siber şiddeti uygulama, siber şiddet mağduriyeti ve siber şiddeti meşrulaştırmayı anlamlı olarak yordadığı görülmektedir. Ek olarak, Erkek Evreni gruplarına dahil olmanın, siber şiddet davranışları üzerinde etkili olabileceği görülmüştür. Elde edilen bulgular ulusal ve uluslararası alanyazın çerçevesinde değerlendirilmiş ve tartışılmıştır.
This study examines online visitor reviews of the Ahlat Seljuk Cemetery to identify the main dimensions shaping the visitor experience. The study is based on the assumption that visitor perceptions in cultural heritage sites provide an important source of feedback for sustainable site management. Accordingly, it focuses on visitor opinions shared on online platforms. The dataset consists of 500 Turkish-language visitor reviews posted on Google Maps between 2020 and 2024. The data were analyzed using a qualitative research design and a thematic analysis approach. The analysis followed the thematic analysis procedure proposed by Braun and Clarke. Reviews were systematically coded and grouped under meaningful themes. The findings show that visitor evaluations cluster around five main themes: Historical Character, Aesthetic and Architectural Qualities, Environmental Cleanliness, Transportation and Infrastructure, and Guiding Services. The results indicate that visitors primarily assess the cemetery through its historical significance and aesthetic value, which form the core of the visitor experience. In contrast, comments on transportation, infrastructure, and guiding services are mostly critical, suggesting that these factors limit the overall experience. Positive feedback on environmental cleanliness and site order indicates that basic service standards are largely met by site management. Overall, the study demonstrates that online visitor reviews offer a functional data source for the evaluation and management of cultural heritage sites. The findings are expected to support planning and management practices aimed at improving visitor satisfaction and promoting the sustainable management of cultural heritage areas.
Bu çalışma, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine karşı yürütülen feminist mücadelenin tarihsel gelişimini ele alarak, başlangıçta ilerici kazanımlar olarak görülen bazı hak ve korumaların, tarihsel ve toplumsal bağlamından koparıldığında ataerkil normları yeniden üretebilme potansiyeline dikkat çekmektedir. Feminist dalgaların ve temel kuramsal yaklaşımların katkılarıyla incelenen doğum izni, emzirme izni, esnek çalışma düzenlemeleri, koruyucu iş yasaları ve regl izni gibi hakların, kadınların iş gücüne katılımını desteklemekle birlikte, kadını öncelikle “doğal bakıcı” veya “kırılgan” olarak konumlandırarak geleneksel cinsiyet rollerini pekiştirebildiği görülmektedir. Araştırmanın bulguları, feminist politikanın statik olmadığını, kazanılmış hakların dahi eşitlikçi sonuçlar doğurup doğurmadığının sürekli olarak sorgulanması gerektiğini ortaya koymaktadır. Gerçek toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanabilmesi için, yalnızca yeni haklar elde etmek değil, mevcut düzenlemelerin ataerkil yapılarla nasıl ilişkilenebileceğini eleştirel bir bakışla değerlendirmek gerekmektedir. Bu bağlamda çalışma, feminist kazanımların mutlak değil, dönüştürülebilir olduğuna ve toplumsal normların dönüşümüyle birlikte yeniden tasarlanması gerektiğine vurgu yapmaktadır.
Çokkültürlülük, farklı kimliklerin bir arada varlığını kabul eden ve çeşitliliğe saygıyı esas alan bir anlayış olarak günümüzde önem kazanmaktadır. Eğitimde çokkültürlülük, bireysel farklılıkların gözetilmesini, kapsayıcı öğretim stratejilerinin uygulanmasını ve kültürel çeşitliliğe duyarlı öğrenme ortamlarının oluşturulmasını gerekli kılmaktadır. Bu bağlamda araştırmanın amacı, öğretmen adaylarının çokkültürlü eğitime yönelik öz değerlendirmelerini incelemek ve çokkültürlü bir eğitim ortamında ders içeriği, planı ve öğretim teknikleri hazırlarken önem verdikleri hususları ortaya koymaktır. Yapılan araştırmada 2023-2024 akademik yılında İstanbul’da bulunan dört özel üniversitenin lisans son sınıfında öğrenim gören 133 kadın erken çocukluk dönemi öğretmen adayı uygun örnekleme yöntemiyle seçilmiştir. Araştırma, karma yöntem desenlerinden eş zamanlı üçgenleme yaklaşımıyla yürütülmüştür. Veri toplama sürecinde “Kişisel Bilgi Formu”, Büyükşahin-Çevik, Güzel-Yüce ve Yavuz tarafından geliştirilen “Kültüre Duyarlı Öğretmen Adayları Öz-Değerlendirme Ölçeği” ve “Çokkültürlü Eğitim ile İlgili Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu” kullanılmıştır. Nicel veriler SPSS 27 programı ile analiz edilmiş, nitel veriler ise içerik analizi yöntemiyle değerlendirilmiştir. Nicel bulgular, kitap okuma durumuna göre tutum boyutunda anlamlı farklılıklar olduğunu, ancak bilgi ve öğretim süreci boyutlarında farklılık bulunmadığını göstermiştir. Nitel bulgular, öğretmen adaylarının çokkültürlü eğitim ortamlarında sınıf dışı etkinliklerin çeşitlendirilmesine, bireysel ve grupla öğretim tekniklerinin birlikte kullanımına, farklı kültürlere hitap eden materyallerin ders içeriklerine dâhil edilmesine ve değerler eğitiminin önemine dikkat ettiklerini ortaya koymuştur.
Bu çalışma, Trabzon Rum İmparatorluğu’nun erken döneminde, I. Andronikos Ghidos’un Türkiye Selçuklu Devleti ile kurduğu siyasi, askerî ve diplomatik ilişkileri incelemektedir. Kuruluşundan kısa süre sonra tahta çıkan Andronikos döneminde Trabzon, sınırlı askerî kapasitesine rağmen değişken Anadolu jeopolitiği içinde varlığını sürdürmeye çalışmış ve Selçuklu üstünlüğü karşısında bağımsızlığını koruma arayışına girmiştir. Çalışmanın giriş bölümünde Trabzon’un Karadeniz ticareti açısından stratejik konumu, Bizans döneminde şekillenen Rum-Ortodoks kimliği ve Malazgirt Savaşı sonrasında Anadolu’da ortaya çıkan siyasal dönüşüm ele alınmaktadır. İlk bölümde, IV. Haçlı Seferi sonrasında Bizans dünyasında ortaya çıkan çok merkezli yapı çerçevesinde Trabzon Rum İmparatorluğu’nun kuruluş süreci ve Komnenosların meşruiyet iddiaları değerlendirilmektedir. İkinci bölümde ise Andronikos Ghidos’un Selçuklu bağlılığından kurtulma girişimleri ayrıntılı biçimde analiz edilmektedir. Suğdak meselesinde coğrafi avantajları ustaca kullanan Andronikos, Selçuklu Sultanı Gıyaseddin’i esir almış ve 1229 tarihli anlaşma ile Trabzon’un fiilî bağımsızlığını sağlamıştır. Ancak Harzemşahların yükselişi karşısında yapılan hatalı siyasi tercih, bu bağımsızlık sürecini kısa sürede sona erdirmiştir. Sonuç olarak çalışma, Andronikos Ghidos’un askerî fetihlerden ziyade diplomasi, zaman kazanma stratejileri ve coğrafyanın sunduğu savunma imkânları sayesinde Trabzon’u geçici de olsa bağımsızlığa ulaştırdığını ortaya koymaktadır.
Araştırmanın amacı, Güzel Sanatlar Liselerinde kullanılan Ney ders kitaplarının bazı değişkenlere göre incelenmesidir. 2024-2025 eğitim-öğretim yılında, MEB tarafından yayımlanmış olan Güzel Sanatlar Lisesi 9-12. sınıflar ney ders kitaplarının içerik açısından incelenmesidir. Nitel araştırma yöntemlerinden döküman analizi ile gerçekleştirilen araştırmada; 9. sınıfta bilişsel alana yönelik müzik kültürü, müziksel algı ve bilgilenme yönlerinin öne çıktığı, henüz makam öğretimine geçilmediği; uygulamaya ilişkin ney üfleme, postür, perde isimleri ve usullerin vurulması işlenmiştir. 10. Sınıfta ise birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü kademe perdelerin seslendirilmesine ilişkin ağırlık verilerek, rast ve neva makamında uygulamalara geçilmiştir. 9 ve 10. sınıf ney ders kitabında, 2, 3, 4 ve 6 zamanlı usullere yer verilmiş, sadece 11 ve 12. sınıf itibariyle ise bileşik zamanlı usuller mertebeleriyle detaylı bir şekilde işlenmiştir. Aynı şekilde 9 ve 10. sınıf düzeyinde kullanılan müzikal formlar, türkü, şarkı, ilahi ve marş olmakla beraber 11. sınıftan itibaren, daha büyük ve ağır müzikal formların uygulanması görülmektedir. Elde edilen bulgular ve veriler doğrultusunda, ney derslerinde müfredatın tekrar gözden geçirilerek diğer nazari veya uygulamalı derslerle örtüşecek şekilde güncellenmesi gerekmekte, sistematik ve akademik iş birliğiyle ele alınmasının önemli olduğu görülmektedir.
Bu araştırma, bireylerin proaktif kişilik özelliklerinin yaşam doyumu üzerindeki etkisinde psikolojik esnekliğin nasıl bir rol oynadığını incelemeyi amaçlamıştır. Çalışma, Türkiye genelinde 18 ile 60 yaş aralığında yer alan toplam 438 bireyden elde edilen verilerle gerçekleştirilmiştir. Katılımcılardan veri toplamak amacıyla araştırmada dört farklı ölçme aracı kullanılmıştır: Kişisel Bilgi Formu, Kabul ve Eylem Formu-II (KEF-II) – psikolojik esnekliği değerlendirmek için –, Yaşam Doyumu Ölçeği ve Proaktif Kişilik Ölçeği. Verilerin analizinde öncelikle değişkenler arasındaki korelasyonları belirlemek amacıyla Pearson Korelasyon Katsayısı hesaplanmış, ardından daha karmaşık ilişkileri ortaya koymak ve aracılık etkisini test etmek için Yapısal Eşitlik Modellemesi (YEM) uygulanmıştır. Elde edilen bulgulara göre, proaktif kişilik ile psikolojik esneklik arasında pozitif yönlü ancak düşük düzeyde bir ilişki bulunmuştur. Diğer yandan, psikolojik esneklik ile yaşam doyumu arasında orta düzeyde ve pozitif bir ilişki tespit edilmiştir. Proaktif kişilik ile yaşam doyumu arasında da anlamlı ve olumlu yönde bir ilişki gözlenmiştir. Bu sonuçlar, proaktif kişilik özelliğinin hem psikolojik esnekliği hem de yaşam doyumunu anlamlı biçimde yordadığını ortaya koymaktadır. Ayrıca araştırmada psikolojik esnekliğin, proaktif kişilik ile yaşam doyumu arasındaki ilişkide kısmi bir aracı rol oynadığı da belirlenmiştir. Bu bulgu, bireylerin yaşam doyumlarının sadece doğrudan proaktif kişilik özellikleriyle değil, aynı zamanda bu kişilik özelliğinin psikolojik esneklik üzerindeki etkisi aracılığıyla da şekillendiğini göstermektedir. Bu sonuçlar, kişilik özelliklerinin bireysel iyi oluş üzerindeki etkilerini anlamada psikolojik esnekliğin önemli bir değişken olduğunu ortaya koymaktadır.
Afetler, bireylerin yaşamlarını çok yönlü biçimde etkileyen; fiziksel, psikolojik ve sosyal kayıplara yol açan olağanüstü durumlardır. Bu süreçlerde sunulan psikososyal destek hizmetleri, afetten etkilenen bireylerin iyilik halini yeniden tesis etmeyi, baş etme becerilerini artırmayı ve toplumsal uyumu desteklemeyi amaçlamaktadır. Bu hizmetlerde görev alan sosyal hizmet uzmanları, afet sahasında bireysel görüşmeler, psikolojik ilk yardım, kaynaklara yönlendirme, grup çalışmaları ve çalışana destek gibi çok boyutlu müdahaleler yürütmektedir. Ancak afet ortamında karşılaşılan duygusal yük, yoğun iş temposu ve belirsizlik gibi unsurlar, uzmanların tükenmişlik yaşamasına ve mesleki işlevselliklerinin zarar görmesine neden olabilmektedir. Bu nedenle, süpervizyon desteği sosyal hizmet uzmanları için temel bir ihtiyaç olarak öne çıkmaktadır.Bu araştırma, afetlerde psikososyal destek hizmeti sunan sosyal hizmet uzmanlarının deneyimlerini ve süpervizyon ihtiyaçlarını incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışma, nitel araştırma deseniyle yürütülmüş; daha önce afet sahasında görev yapmış 14 sosyal hizmet uzmanıyla yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Veriler soru bazlı içerik analizi yöntemiyle değerlendirilmiş; katılımcıların afet ortamındaki mesleki tutumları, karşılaştıkları zorluklar ve süpervizyona ilişkin algıları tematik olarak analiz edilmiştir.Araştırma sonuçları, afet sahasında görev yapan sosyal hizmet uzmanlarının yalnızca müdahale sunan değil; aynı zamanda duygusal yükü taşıyan, yönlendiren ve destekleyen aktörler olduğunu ortaya koymuştur. Süpervizyonun bu süreçte mesleki rehberlik ve psikolojik dayanıklılık açısından kritik bir rol üstlendiği belirlenmiştir.
Bu çalışmanın amacı, Türkiye’de eğitimli genç işsizliği ve aşırı-eğitim olgusunu küresel benzeşmeler ve ayrışmalar bağlamında irdelemektir. Derleme niteliğindeki çalışma sistematik literatür taraması yöntemiyle yürütülmüştür. Nitel araştırma metodolojisi çerçevesinde seçilen belgelerin sınıflandırılması, okunması, betimlenmesi, yorumlanması ve değerlendirilmesi şeklindeki çözümleme sonucunda ulaşılan sonuçlar şöyledir: Yükseköğretimin yaygınlaşmasıyla birlikte eğitimden işe geçiş sorunu olarak ortaya çıkan aşırı-eğitim olgusu, bireyin yaptığı veya talep ettiği işin gerektirdiğinden fazla eğitimli olması anlamına gelmektedir. Üniversite mezun enflasyonuna bağlı aşırı-eğitim, eğitim ile istihdam arasındaki doğrusal bağı erozyona uğratarak, üniversite diplomasının değerini düşürmektedir. Yükseköğretimdeki büyümenin ekonomik bedeli olarak gösterilen aşırı-eğitim, eğitimli gençlerin diplomalarına uygun iş bulmasını güçleştirirken, bunları sahip oldukları bilgi, beceri ve statüden düşük işlerde çalışmak zoruna bırakmaktadır. “Her ile bir üniversite” politikasının da etkisiyle, gelişmiş ülkelerden yaklaşık kırk yıl gecikmeli olarak Türkiye’ye yansımış olan aşırı-eğitim, yükseköğretimin genişlemesi ve üniversite mezunlarının beceri uyumsuzluğu noktalarında çağdaş dünya ile benzeşmektedir. Türkiye’de yaygın olan, sahip olunan niteliklerden ziyade salt diploma odaklı iş arama ve iş beğenmeme gibi kültürel nedenler, Çin kültürüne benzemektedir. Benzer şekilde Türkiye’de, üniversite mezunlarının beyaz yakalı iş ve kamuda çalışma ısrarı gibi kültürel etmenler noktasında ise Ortadoğu ülkeleriyle benzeşmektedir. Ancak Türkiye, kamu ağırlıklı istihdam yapısının bir sonucu olarak öğretmen işsizliği noktasında, aşırı-eğitimin küresel görünümünden ciddi biçimde ayrışmaktadır.
Bu çalışma Kuzeydoğu Anadolu Bölgesi’nde yer alan Artvin il sınırları içerisinde Okçular Çayı’nı meydana getiren Meydancık ve Şavşat çaylarına ait havzaların hidrolojik yönden morfometrik analizlerle açıklanmasını amaçlamaktadır. Morfometrik analizler her iki akarsu havzasında da ArcGIS yazılımında değerlendirilmiş ve elde edilen sayısal bulgular excel yazılımına aktarılarak hesaplaması yapılmış ve anlamlandırılmıştır. Morfometrik analizler olarak çalışma sahasını oluşturan Meydancık ve Şavşat çayları üzerinde yüzeysel akış uzunluğu, drenaj dokusu, akarsu sıklığı, şekil faktörü, uzama oranı ve drenaj yoğunluğu parametreleri kullanılmıştır. Karakteristik bu parametrelerin üretilmesinde havza alanları, çevre uzunlukları, çatallanma oranları ayrı ayrı kollar bazında değerlendirilerek ele alınmıştır. Elde edilen bulgulara göre Meydancık Çayı Havzası’nın Şavşat Çayı Havzası’na oranla daha yüksek oranda çatallanma gösterdiği ve kol uzunluklarının daha yüksek olduğu kanısına varılmıştır. Drenaj yoğunluğunun fazla olduğu Meydancık Çayı Havzası’nın geçirgenliğinin üzerine kurulu olduğu volkanik ana kayalar nedeniyle Şavşat Çayı Havzası’na göre daha düşük seviyededir. Buna rağmen Şavşat Çayı Havzası’nda toprak erozyonu yüzey akış uzunluğu Meydancık Çayı Havzası’na göre yüksek seyretmesine bağlı olarak daha fazla olduğu belirlenmiştir.
The purpose of this study is to adapt the AIR Self-Determination Scale-Student Form into Turkish and examine its validity and reliability among elementary students. Self-determination involves active participation in goal setting, decision-making, and implementing choices in real-life contexts. The AIR Self Determination Scale is a multidimensional tool assessing these skills across four domains. The research was conducted during the 2023-2024 academic year with 300 students in 3rd and 4th grades at public schools affiliated with the Rize Provincial Directorate of National Education. Data were analyzed using Confirmatory Factor Analysis (CFA) and Cronbach’s Alpha. CFA results confirmed the four-factor structure for the Turkish sample with acceptable fit indices (χ²/df=1.90, RMSEA=.05, CFI=.90, TLI=.95, SRMR=.06). Reliability analysis showed Cronbach’s Alpha values ranging from .73 to .78 across subdomains. Findings indicate the adapted Turkish version is a valid, reliable instrument appropriate for elementary educational settings.
Teknolojinin hızla geliştiği günümüzde öğrencilere aktif öğrenme, bireyselleştirilmiş eğitim ve 21. Yüzyıl becerilerinin kazandırılmasında geleneksel sınıf ortamları yeterliği eğitimciler tarafından sorgulanmaktadır. Europan School Net tarafından öğrencilere teknoloji destekli, yenilikçi ve esnek bir öğrenme ortamı sunması amacıyla Future Classroom Lab (FCL) sınıfları oluşturulmaya başlanmıştır. Yapılan bu çalışma ile Türkiye’de de oluşturulan FCL sınıfları hakkında öğretmen görüşlerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda 2024-2025 Eğitim-Öğretim yılında FCL sınıflarında eğitim veren 15 öğretmenin görüşleri alınmıştır. Nitel araştırma desenlerinden durum çalışmasına dayalı olarak yürütülen çalışmada verilerin toplanması amacıyla yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Elde edilen veririler tematik analiz yöntemi kullanılarak tema ve kodlar oluşturulmuştur. Verilerin analizi neticesinde FCL ortamlarının teknoloji destekli esnek pedagojik yaklaşımların uygulandığı, öğrencilere 21. Yüzyıl becerilerinin kazandırılmasında katkı sağladığı öğrenme ortamları olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu ortamlarda eğitim veren öğretmenlerin geleneksel öğretmen modundan çıkarak teknopedagojik bir lider olarak öğrencilere rehberlik ettikleri bulgusu elde edilmiştir. Bu öğrenme ortamlarında amaçlanan hedeflere ulaşmak için teknolojik alt yapının sürekli güncel tutulmasına ve öğretmenlerin FCL uygulamalarına yönelik mesleki gelişim programları ile desteklenmelerine ihtiyaçlarının olduğu görülmüştür.
Bu araştırmanın temel amacı, öğretmenlerin okul yönetimine yönelik örgütsel adalet algıları ile sınıf içi adalet davranışları arasındaki ilişkinin düzeyini ve bu değişkenlerin çeşitli demografik faktörlere göre farklılaşıp farklılaşmadığını incelemektir. Nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modelinin kullanıldığı çalışmanın örneklemini, İstanbul ilinde görev yapan ve kolayda örnekleme yöntemiyle seçilen 316 öğretmen oluşturmaktadır. Veriler, "Sosyal Adalet Liderliği Ölçeği" ve "Öğretmenlerin Sınıf İçi Demokratik Davranışları Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Analiz sonuçları, öğretmenlerin örgütsel adalet algıları ile sınıf içi adalet davranışları arasında pozitif yönlü, yüksek düzeyde ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğunu kanıtlamıştır. Yapılan analizler, okul yönetiminin adalet uygulamalarının, öğretmenlerin sınıf içindeki adaletli davranışlarındaki toplam varyansın %68’ini açıkladığını ortaya koymuştur. Demografik değişkenler açısından; kadro statüsü ve mesleki kıdemin adalet algıları üzerinde belirleyici bir rol oynadığı, kadrolu ve kıdemli öğretmenlerin adalet algılarının anlamlı derecede daha yüksek olduğu saptanmıştır. Bulgular, okul yönetiminde tesis edilen adalet ikliminin sızma etkisi (trickle-down effect) aracılığıyla sınıf ortamına yansıdığını ve öğrencilerin karşılaştığı adalet ortamını doğrudan şekillendirdiğini göstermektedir.
Değişim ve süreklilik, yaşamımız boyunca algılayabildiğimiz veya algılayamadığımız durumları içerisinden barındırır. Bu algılayış biçimi gerek değişimi fark etmek olsun gerekse sürekliliği kavrayabilmek olsun her zaman yaşamımızda karşılaşacağımız durumları ifade etmektedir. Bu çalışmada, 2018 Sosyal Bilgiler Öğretim Programı kapsamında Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) onaylı 4. sınıf sosyal bilgiler bir ders kitabında ve iki çalışma kitabında değişim ve sürekliliği algılama becerisinin nasıl ele alındığı incelenmiştir. Bu çalışma, öğrencilerin tarihsel süreçlerdeki değişim ve süreklilik kavramlarını anlamalarını ve bu becerilerini geliştirmelerini destekleyecek yöntem ve içeriklerin belirlenmesine odaklanmıştır. Bu çalışmada ders kitaplarındaki görsel, metin ve etkinliklerdeki eksiklikleri ortaya çıkarmak amaçlanmıştır. Yapılan çalışmada doküman analizi yöntemi kullanılmıştır. Çalışmanın örneklemini 4. Sınıf düzeyi bir Ferman Yayını 4. sınıf Sosyal Bilgiler ders kitabı ve iki MEB yayını 4. sınıf sosyal bilgiler çalışma kitabı oluşturmaktadır. Bu inceleme sayfaların ekran görüntüleri alınarak görsellerdeki metinler ve etkinlikler yorumlanmıştır. Çalışmada, incelenen kitaplardaki değişim ve sürekliliği algılama becerisi kapsamına ve içeriğine uymayan, yanlış anlaşılmalara ve kavram karışıklığına sebep olabilecek ifadeler bulunmuştur ve yorumlanarak açıklanmıştır.
Sinema filmleri, insanı ve hayatı anlamanın en etkili yollarından biri olarak görülmektedir. Önemli yaşam meselelerine yönelik iç görü kazandırma noktasında yararlı görülen ve bu noktadan hareketle terapötik bir araç haline gelen filmlerin; insanların iyilik haline katkı sağlamaya çalışan sosyal hizmet profesyonelleri tarafından kullanılması kaçınılmaz bir gerçekliktir. Diğer taraftan ölüm, yas, bebek kaybı gibi durumlar, hangi alanda çalışıyor olursa olsun sosyal hizmet uzmanlarının karşılaşabileceği yaşam olaylarındandır. Bu konuları temel alan filmler, uzmanlar ve onların müracaatçıları için zengin bir içerik sağlamaktadır. Bu çalışmada da bebek ölümü ve yas sürecine odaklanan “Pieces of woman” filminin incelenmesi yoluyla evlat kaybıyla başa çıkmaya çalışan anne olmanın nitel bir analizinin sunulması ve ilgili literatüre bir kaynak olarak kazandırılması amaçlanmaktadır. Çalışma nitel araştırma yöntemlerinden içerik analizi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Filmin analizi yoluyla elde edilen bulguların evlat kaybını ve yas süreçlerini anlamada bu konu da çalışan profesyonellere yardımcı olacağı düşünülmektedir. Yas tepkileri, evlat kaybının eş ilişkisine olan etkisi, yakınların yaklaşımı, hukuki süreçler ve yasa uyum temaları ışığında tartışılan konular sosyal hizmet uzmanlarına ve öğrencilerine kapsamlı bilgiler sunmaktadır.
Bilgi yönetimi, örgütlerin rekabet avantajı elde etmelerinde stratejik bir unsur olarak öne çıkmakla birlikte, genellikle toplumsal cinsiyet boyutu ihmal edilmiştir. Oysa bilgiye erişim, paylaşım ve değer atfetme süreçleri toplumsal cinsiyet ilişkilerinden bağımsız değildir. Bu çalışma, 2015–2025 yılları arasında yayımlanan ve Scopus veri tabanında taranan onbeş makaleyi inceleyerek bilgi yönetimi literatüründe toplumsal cinsiyet söylemlerinin nasıl kurulduğunu araştırmaktadır. Araştırma, postyapısalcı feminist kuramın sunduğu kuramsal çerçeve ile Norman Fairclough’un diyalektik-ilişkisel yaklaşımına dayalı Eleştirel Söylem Analizi yöntemini birleştirmektedir. Analiz sonucunda kadınların bilgi yönetiminde çoğunlukla “eksik özne”, “kurumsal fayda üreticisi” ya da “tamamlayıcı kaynak” olarak temsil edildiği görülmüştür. Söylemler, kadınların riskten kaçınan, edilgen, duygusal ve bakım odaklı aktörler olarak inşasına yoğunlaşmakta, böylelikle ataerkil iş bölümü yeniden üretilmektedir. Bazı çalışmalar kadınların etik, şeffaf ve sürdürülebilirlik odaklı yönlerini görünür kılsa da bu söylemler de kadın emeğini araçsallaştıran neoliberal mantıkla iç içe geçmektedir. Ayrıca literatürde kadın deneyimlerinin çeşitliliği (yaş, sınıf, etnisite, sektör) büyük ölçüde göz ardı edilmiştir. Bu bulgular, bilgi yönetimi literatüründe toplumsal cinsiyetin hâlâ yüzeysel ve kalıp yargılara dayalı biçimde işlendiğini göstermektedir.
“Phubbing” kavramı, insanların birbirleri ile yüz yüze konuştuğu sırada akıllı telefonları ile etkileşime geçmesi olarak, teknolojinin kullanımı ve insan hayatına yansıması bağlamında son yıllarda literatüre eklenmiştir. Bu çalışmada üniversite öğrencilerinin cinsiyeti, bulunduğu üniversite ve bölüm çerçevesinde Phubbing davranışlarını ortaya koymak amaçlanmıştır. Çalışma, nitel araştırma yöntemlerinden tarama modelindedir. Bu bağlamda çalışmada, Uşak Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Bölümü öğrencilerinden 10'u ve Munzur Üniversitesi Çocuk Gelişimi bölümü öğrencilerinden 10'u her sınıf düzeyinde katılım sağlanabilmesi ve gönüllülük bağlamında seçilmiştir. Üniversite öğrencilerinin Phubbing davranışlarını ve phubbinge maruz kalma durumlarını belirlemek amacıyla da katılımcılara yarı yapılandırılmış 10 soru yöneltilerek veriler toplanmıştır. Elde edilen verilere göre üniversite öğrencileri, arkadaşları dışarıda buluşmaya davet ettiğinde ve arkadaşlarıyla birlikteyken akıllı telefonlarından sosyal medya hesaplarına giriş yaptıklarını belirtmişlerdir. Katılımcılar, yüz yüze buluşmalar esnasında konuşulurken bir başka arkadaşının telefonuna odaklandığını ve konuşulanları dinlemediğini yani Phubbing davranışında bulunduğunu fark ettiğini belirtmiştir.
Bu çalışma, meta-sentez yönteminin kavramsal çerçevesini, tarihsel gelişimini ve uygulama süreçlerini ele almaktadır. Meta-sentez, nitel araştırmalardan elde edilen verilerin sistematik bir şekilde sentezlenerek yeni teorik modeller oluşturulmasını sağlayan bir yöntemdir. Geleneksel literatür derlemelerinden farklı olarak, yalnızca araştırmaları özetlemek yerine, farklı bağlamlardan elde edilen nitel bulguları bütünleştirerek daha geniş teorik çerçeveler geliştirmeyi hedeflemektedir. Çalışmada, meta-sentezin literatür tarama, dahil etme ve dışlama kriterlerinin belirlenmesi, kalite değerlendirme süreçleri ve veri analizi gibi temel aşamaları açıklanmaktadır. PRISMA, CASP ve JBI gibi metodolojik araçların sürece dahil edilmesinin, sentez sürecinin güvenilirliğini artırdığı vurgulanmaktadır. Bununla birlikte, çalışmaların seçimindeki belirsizlikler, metodolojik çeşitlilik, bağlamsal farklılıklar ve araştırmacı yanlılığı, meta-sentezin sınırlılıkları arasında yer almaktadır. Yöntemin daha güvenilir hale getirilmesi için teknolojik yeniliklerin entegrasyonu ve metodolojik standartların geliştirilmesi önerilmektedir. Sonuç olarak, meta-sentez yöntemi, disiplinler arası bilgi üretimini destekleyen güçlü bir analiz tekniğidir. Ancak, yöntemsel şeffaflığın artırılması ve daha sistematik bir çerçeve oluşturulması, meta-sentezin bilimsel alandaki güvenilirliğini artırmak adına önem arz etmektedir