Türkiye Yüzyılı Maarif Modelinin Cumhuriyet dönemi program geliştirme çalışmalarıyla benzerlik ve farklılıklar açısından karşılaştırmalı olarak analizini amaçlayan bu çalışma nitel araştırmalar kapsamında literatür taramasına dayalı, derleme türünde bir meta analiz çalışmasıdır. Ölçüt örnekleme yöntemine göre seçilen araştırmanın temel belgelerini; Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Ortak Metin ve Öğretim Programları ile Cumhuriyet dönemi 1924, 1926, 1936, 1948, 1968, 1998, 2005 yıllarında program geliştirme çalışmalarını konu edinen ilgili kitaplar, makaleler, tezler, bildiriler ve dijital veri kaynakları oluşturmaktadır. Cumhuriyet döneminde geliştirilen tüm programlar genel özellik itibariyle dönemin ihtiyaçlarına göre şekillenirken, TYMM’i erdemli insan ve okuryazarlık becerileri üzerinde durmuştur. Eğitim programının temel ögeleri açısından bakıldığında genel olarak 1968 programına kadar hedef kavramının sıklıkla kullanıldığı görülmektedir. 1968 ve 1997 programlarında amaç, 2005 programında kazanım ve TYMM’inde öğrenme çıktıları kavramının ilk öge olarak kullanıldığı görülmektedir. İçerik ögesi tüm programlarda ihtiyaca ve toplumsal kabul gören birey profiline göre şekillenirken, öğretme öğrenme süreci 2005 programına kadar öğretmen merkezli, 2005 programından sonra öğrenci merkezli olarak devam etmiştir. Ölçme ve değerlendirme ögesi 2005 yılı programına kadar ürün değerlendirme 2005 ve sonrasında süreç değerlendirme olarak kabul edilmiştir. Ancak TYMM’inde kanıt kavramı benimsenerek ürün değerlendirmeye doğru bir eğilim göstermiştir.
Bu çalışma, ailenin temel dinamiklerini pedagojik bir çerçevede incelemeyi amaçlamaktadır. En eski ve en temel toplumsal kurumlarından biri olan aile, tarih boyunca medeniyetin yapı taşlarından biri olarak işlev görmüş; bireysel ve toplumsal yaşamı şekillendiren merkezi bir unsur olmuştur. Aile pedagojisi kavramı ekseninde gerçekleştirilen bu araştırma, ailenin eğitsel, ahlaki, duyuşsal ve sosyal işlevlerini ele almakta; ayrıca aile–okul iş birliği ve bireyin bütüncül eğitimi bağlamında aile kurumunun rolünü tartışmaktadır. Nitel araştırma yaklaşımıyla, doküman analizi yöntemi kullanılarak yürütülen çalışma, ailenin yalnızca biyolojik bir birliktelik olmadığını; aynı zamanda bireyin bilişsel, duyuşsal ve ruhsal gelişimini besleyen çok boyutlu bir eğitim ortamı işlevi gördüğünü vurgulamaktadır. Bulgular, aile pedagojisinin sevgi, şefkat, özgürlük, denge ve sorumluluk gibi temel ilkeler üzerine inşa edilmesi gerektiğini göstermektedir. Ailenin pedagojik işlevselliğinin güçlendirilmesi, bireyin entelektüel, ahlaki ve duygusal kapasitesinin uyum içinde gelişmesine katkı sağlayarak hem dünyevi hem de uhrevi boyutlarda sağlıklı nesillerin yetişmesini desteklemektedir. Bu bağlamda aile merkezli pedagojik bir yaklaşım, eğitimde kalıcı ve evrensel insanî değerlerin inşasında vazgeçilmez bir temel olarak ortaya çıkmaktadır.
Bu araştırmanın amacı, Türkiye Yüzyılı Maarif Modelinde bütüncül eğitim yaklaşımına göre düzenlenen öğrenme yaşantılarının modelde belirlenen ders öğrenme çıktılarını karşılayabilme durumunu öğretmen görüşlerine dayalı olarak değerlendirmektir. Çalışma nitel araştırma yöntemlerinden görüşme tekniği ile gerçekleştirilmiştir. Öğretmenler bütüncül eğitim yaklaşımına göre düzenlenmesi planlanan öğrenme öğretme süreçlerinin gerçekleştirileceği mevcut derslik, laboratuvar, kütüphane ve beceri atölyesi gibi fiziksel öğrenme ortamlarının bütüncül eğitim uygulamaları için uygun olmadığı ve öğrenme çıktılarını karşılama noktasında yetersiz koşullara sahip oldukları görüşündedirler. Aynı şekilde öğretmenlerin tamamı okulların teknolojik donanım ve öğrenmeye destek konusunda yetersiz donanıma olduğu görüşündeler. Öğretmenler okulların bilgisayar laboratuvarlarının olmadığını veya işlevsiz olduğunu belirterek ihtiyaç durumunda EBA üzerinden sanal sınıfların açıldığını belirtmişlerdir. Öğretmenler eğitim portalları açısından kısmen şanslı olduklarını belirtmişlerdir. Öğretmenler için MEBBİS, E-okul, EBA, DYS ve ÖBA gibi kaynakların önemli veri ve öğrenme olanağı sağladığını belirtmişlerdir. Öğretmenler sınıf ortamında planlı, programlı ve örgün anlamda gerçekleşen ve çoğunluğu kuramsal bilgilerden oluşan öğrenmelerin yaşama dönüştürülmesini sağlayacak sanatsal, bilimsel, kültürel, sportif ve sosyal öğrenme ortamlarının okullarda yetersiz olduğu görüşündedirler. Çalışmada, öğretmenlerin bütüncül eğitim ve öğretim teknolojileri konusunda eğitim almaları önerilmiştir.
Dünya Göç Raporuna göre uluslararası göçmenlerin sayısı 272 milyondur ve bu sayı dünya nüfusunun yaklaşık %3,5’ini oluşturmaktadır. İşsizlik, yoksulluk, savaşlar, doğal afetler, ve rejim değişikliklerinin yol açtığı bu hareketlilik uluslar arası ve ulusal dönüşümleri de beraberinde getirmektedir. Göç alan ülkeler sosyal, siyasal ve ekonomik anlamda etkilenmekte ve bu alanlarda yeni politikalar geliştirmeye mecbur kalmaktadırlar. Bu bağlamda, göçmenlerin ve göç ettikleri toplumların barış içinde yaşayabilmesi için sosyokültürel olarak uyum sağlamaları göç olgusunun olumsuz etkilerini en aza indirmek için birincil derecede önemli görülmektedir. Bu araştırmada, göçmenlerin sosyokültürel uyum düzeyi, yerel halkının göçmenlere yönelik tutum düzeyi ve bunlar arasındaki ilişkiyi belirlemek amaçlanmıştır. Araştırma, Batı Karadeniz Bölgesinin bir ilinde ulaşılabilir örnekleme yöntemiyle yürütülmüş nicel bir ilişkisel tarama çalışmasıdır. Araştırma sonuçlarına göre, göçmenlerin sosyokültürel uyumlarının iyi düzeyde olduğu görülmüştür. Göçmenlerin sosyokültürel uyumları; cinsiyete, yaşa, ikamet sürelerine ve uyruklarına göre anlamlı düzeyde farklılık göstermemektedir.Araştırmada halkın göçmenlere yönelik tutumlarının düzeyinde yani orta düzeyde olduğu görülmektedir.Yerel halkın tutumları cinsiyete, yaşa, göçmenlik deneyimi yaşamış olup olmamaya, medeni durumuna, eğitim durumuna ve mesleklerine göre farklılık göstermemektedir.Göçmenlerin sosyokültürel uyumu ile yerel halkın tutumu arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Ancak, uyum ölçeği alt boyutu olan kişisel ilgi alanları ve toplumsal katılım ile yerel halkın tutumu ölçeğinin geneli ve tehdit alt boyutu arasında düşük düzeyde anlamlı pozitif ilişki görülmektedir. Yerel halkın göçmenleri bir tehdit olarak algılamaması için onları tanıması ve aynı ortamlarda bulunmasını sağlayabilecek projeler ve etkinlikler tasarımları desteklenebilir. Ayrıca, göçmen yoğunluğunun fazla olduğu illerde/bölgelerde bu yoğunluğun azaltılarak göçmen varlığının tehdit olarak algılanmasını değiştirebileceği düşünülmektedir.
Bu çalışma yüz yüze eğitim ve uzaktan eğitimin birleştirilmesi anlamına gelen hibrit öğrenme modeli ile ilgili uluslararası düzeyde yapılmış ve yayınlanmış araştırmaları meta sentez yöntemi ile derinlemesine incelemeyi amaçlamaktadır. Bu meta sentez çalışmasında, çalışma alanı hibrit öğrenme modeli olarak belirlenmiştir. Daha sonra, içerik analizi yapılacak olan makalelerin araştırmaya dâhil olma ölçütleri belirlenmiştir. İncelenen makalelerin belirlenen ölçütleri yerine getirip getirmediğine araştırmacılar tarafından karar verilmiştir. Bunun sonucunda hibrit öğrenme modeli ile ilgili 2020-2022 yılları arasında “Scopus”, “Google Scholar”, “Ebscho” ve “ERIC” veri tabanlarında yayınlanmış 46 makale çalışmaya dâhil edilmiştir. Makaleler çalışmanın yayınlandığı veri tabanı, gerçekleştiği ülke ve tarih, yöntemi, amaçları ve sonuçları açısından incelenmiştir. Hibrit öğrenme modeli hakkında yazılmış makalelerin sonuçları etkileşim, motivasyon, 21. yy. becerileri, pedagojik fırsatlar, ihtiyaçlar, olumsuz yanlar ve öneriler başlıkları altında incelenmiştir. İçerik analizi sonuçlarına göre, hibrit öğrenme modelinin öğrencilere sunulan etkileşim fırsatlarını arttırdığı ve öğrencileri motive ettiği ortaya çıkmıştır. Özellikle bağımsız çalışma becerileri ve öz düzenleme olmak üzere, 21. yy. becerilerine olumlu etkileri olduğu ortaya çıkmıştır. Ayrıca öğrencilerin akademik çıktılarında başarılarının artması, sağladığı esneklik ve materyallere kolay erişim hibrit öğrenme modelinin sunduğu pedagojik fırsatlar başlığında öne çıkmaktadır. Bununla birlikte, hibrit öğrenme modelinin öğrenciler arasındaki sosyal etkileşimi azaltması ve teknolojide meydana gelen aksaklıklar yüzünden stres seviyesinin artması ise hibrit öğrenme modelinin olumsuz yanları olarak ortaya çıkmıştır. Ayrıca, hibrit öğrenme modeline yönelik eğitim kurumları, öğrenci ve öğretmenlerin bazı ihtiyaçları olduğu ortaya çıkmıştır. Son olarak hibrit öğrenme modelinin olumsuz yanlarının ve ihtiyaçlarının giderilmesine yönelik makalelerde yer alan öneriler bir tema altında toplanmıştır.
The aim of this research was to determine instructors' views regarding the level of importance and implementation of quality standards in intensive English programs (IEPs) of higher education in Türkiye. A descriptive research method was used for the study. The authors used a questionnaire produced from simplified versions of IEP quality standards of 12 accreditation bodies. The questionnaire consisted of 7 standard areas and 70 items. As for the data gathering process, stratified sampling method was used. Universities in Türkiye were divided into 6 categories according to their scores in the University Ranking by Academic Performance (URAP) list, and 258 instructors working at universities in different URAP categories participated in the research. As a result of the study, it was seen that all of the standard areas were considered important by instructors. Six of the standard areas were found to be met “to a great extent,” whereas the “Continuous Improvement” standard area was found to be met “moderately” according to instructors' views. Also, the instructors who experienced the accreditation process gave more importance to quality standards. Finally, it was determined that the level of implementation of the quality standards was rated higher at accredited IEPs.
Bu araştırmanın amacı, uzaktan eğitim 7. sınıf İngilizce dersi kelime öğretiminde Web 2.0 araçları kullanımının öğrenci akademik başarısına ve tutuma etkisini belirlemektir. Araştırma, ön-test son-test kontrol gruplu yarı deneysel desen kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya uzaktan eğitim aracılığıyla 2020-2021 eğitim öğretim yılında, Doğu Anadolu bölgesinde yer alan bir ortaokulun 24 tane yedinci sınıf öğrencisi katılmıştır. Deneysel işlem sürecinde, deney grubunda Web 2.0 araçları kullanılmış, kontrol grubunda ise müdahale edilmeyen öğretim programı hiç Web 2.0 aracı kullanılmadan uygulanmıştır. Hem deney hem de kontrol grubuna başarı testi, ön-test ve son-test olarak uygulanmıştır. Ayrıca, Ortaokul İngilizce Dersi Tutum Ölçeği deney grubu öğrencilerinin tutumlarını belirlemek amacıyla kullanılmıştır. Elde edilen bulgulara göre, deney ve kontrol grubu öğrencilerinin son test başarı puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark vardır ve bu fark, deney grubu lehinedir. Ayrıca, Web 2.0 araçları kullanımı deney grubu öğrencilerinin tutumlarını da olumlu etkilemiştir. Bu sebeple bu çalışmada, uzaktan eğitimde Web 2.0 araçları kullanımı ve gelecek çalışmalar üzerine önerilerde bulunulmuştur.
Bu araştırmanın amacı; EPÖ yüksek lisans programına ilişkin öğretim üyesi ve öğrenci görüşlerini belirlemektir. Araştırma betimsel bir araştırma olup nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu bir devlet üniversitesinde Eğitim Fakültesinde görev yapan 8 akademisyen ve aynı üniversitenin Sosyal Bilimler Enstitüsü EPÖ yüksek lisans programından mezun veya tez aşamasında olan 13 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırma verileri görüşme ve odak grup görüşme teknikleri kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. Araştırma bulguları; “EPÖ yüksek lisans programının genel yapısına ilişkin görüşler”, “EPÖ yüksek lisans programının öğrenme öğretme sürecine ilişkin görüşler”, “EPÖ yüksek lisans programında öğrenci değerlendirme sürecine ilişkin görüşler”, “EPÖ yüksek lisans programında yer alacak derslere ilişkin görüşler”, “EPÖ yüksek lisans programında eğitim verecek öğretim üyelerine ilişkin görüşler” ve “EPÖ yüksek lisans programı mezunlarının istihdam alanlarına ilişkin görüşler” olmak üzere altı ana başlık altında toplanmıştır. Araştırma sonuçlarına göre çeşitli öneriler geliştirilmiştir.
Farklı eğitim sistemlerine sahip bazı ülkelerin öğretmen eğitimi akreditasyon uygulamaları ve işlemleri açısından karşılaştırmayı amaçlayan bu çalışma meta-sentez yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya dahil edilen ülkelerde öğretmen eğitimi akreditasyonunda yetkili olan kurumların; tarihsel gelişimi, vizyonları, hedefleri, yönetimi, uygunluk şartları, temel standartları, akreditasyon süreci ve seviyesi, süre ve maliyet durumları açısından karşılaştırmalar yapılmıştır. Araştırmaya dahil edilen ülkelerde, öğretmen eğitimi akreditasyonunda asıl amacın öğretmen eğitiminde mükemmelliği teşvik etmek ve böylece eğitimli ve sürdürülebilir kaliteli toplumların yaratılmasına katkıda bulunabilecek mükemmel öğretmenler yetiştirmek olduğu belirlenmiştir. Böylece öğretmen yetiştiren kurumların akreditasyonunda benimsenen uygulama yöntemleri büyük ölçüde benzerdir. Amerika’da CAEP, İngiltere’de NCTL, Avusturalya’da AITSL ve Türkiye’de ise YÖK ülkelerinde öğretmen eğitimini akredite etmede başlıca yetkili kurullardır. Genellikle akreditasyon süreci tüm ülkelerde, akredite olmak isteyen kurum veya programın uygunluğunun belirlenmesi ve ilgili kurum veya program tarafından sunulan kendi iç değerlendirme raporu ile başlar. Ardından akredite olma talebinde bulunan kurum veya program akreditasyon ekibi tarafından ziyaret edilir. Kurum ve program, önceden belirlenen standartlara uygunluğu açısından incelendikten sonra akreditasyon uygulaması akreditasyon ekibinin kurum veya program hakkındaki kararıyla sonuçlanır. Avustralya ve Türkiye’de akreditasyon uygulamaları çok eskilere dayanmazken ABD ve İngiltere bu konuda daha köklü ülkeler olduğu bilinmektedir.
Bu çalışmanın amacı bir devlet üniversitesindeki İngilizce hazırlık sınıfı öğrencilerinin öğrenen özerklik düzeyleri ile onların uzaktan eğitime ilişkin tutumları arasındaki ilişkiyi incelemektir. Nicel veri toplama yöntemlerinin kullanıldığı bu araştırmada tekil ve ilişkisel tarama yöntemi kullanılmıştır. Araştırma verilerini toplamak amacıyla 2021-2022 eğitim ve öğretim yılında üniversitede İngilizce hazırlık sınıfına devam eden 135 öğrenciye ulaşılmıştır. Veri toplama araçlarından biri 33 maddeden oluşan “Öğrenen Özerkliği Ölçeği”dir. Diğeri ise, 35 maddeden oluşan “Uzaktan Eğitime Yönelik Tutum Ölçeği”dir. Elde edilen veriler SPSS paket programı ile analiz edilmiştir. Analiz sonuçlarına göre, İngilizce hazırlık sınıfına devam eden üniversite öğrencilerinin öğrenen özerklik düzeyleri orta düzeyde bulunmuştur. Öğrenen özerklik düzeyleri ile cinsiyet, bölüm, İngilizce seviyesi ve aylık okunan kitap sayısına göre anlamlı fark bulunmazken, devam edilen program (zorunlu ya da isteğe bağlı) ve haftalık ders çalışma saatine göre anlamlı fark bulunmuştur. Araştırmanın sonucunda İngilizce hazırlık sınıfına devam eden üniversite öğrencilerinin uzaktan eğitime ilişkin tutum düzeyleri ise düşük seviyede bulunurken, uzaktan eğitime ilişkin tutumları cinsiyet, İngilizce seviyesi, devam ettikleri hazırlık programı (zorunlu ya da isteğe bağlı), haftalık ders çalışma saati, aylık okudukları kitap sayısı ve bölümlerine göre anlamlı fark göstermemektedir. Son olarak, İngilizce hazırlık sınıfına devam eden üniversite öğrencilerinin uzaktan eğitime ilişkin tutum düzeyleri ile öğrenen özerklik düzeyleri arasında pozitif yönde düşük düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur.
Bu arastirmanin amaci Covid-19 salgini surecinde Turkce ogretmenlerinin egitim faaliyetlerine iliskin goruslerinin incelenmesidir. Bu amacla nitel arastirma yontemlerinden durum calismasi yurutulen arastirmada veri toplama araci olarak yari yapilandirilmis gorusme formu kullanilmistir. Arastirmanin calisma grubunu 3’u kadin 18’i erkek toplam 21 Turkce ogretmeni olusturmaktadir. Toplanan veriler icerik analizi yapilarak tema ve kodlar seklinde incelenmistir. Arastirma bulgulari sonucunda ogretmenlerin salgin surecinde yurutulen egitim faaliyetlerini olumsuz karsiladigi tespit edilmistir. Dijital materyallere ogrencilerin ulasabilecek donanimda olmamasi ve basili materyallerin tum ogrencilere sunulmamis olmasindan dolayi egitim materyalleri yetersiz bulunmustur. Arastirmada ogretmenlerin, ogrenci basarisini degerlendirmede cevrim ici testler, gorusme, veri toplama ve odev gibi olcme ve degerlendirme araclarini kullanmada basarili olduklari, ogrencilerin temel dil becerilerine iliskin yasadiklari sorunlarla ilgili geri bildirim alinamadigi icin en cok yazma becerisinde zorlandiklari vurgulanmaktadir. Ayrica salgin surecinin uzamasi durumunda ogrenci basarisinda gerileme olacagi, Turkce dersinin uzaktan egitimle yurutulmeye uygun olmadigi sonucu ortaya cikmistir.
The aim of this study is to investigate the effect of flipped learning model on academic achievement, knowledge retention and long-term knowledge retention of prospective teachers and to determine their opinions concerning the model.In this study, mixed method
Bu araştırmanın amacı, salgın sürecinde sürdürülen uzaktan eğitim uygulamalarında öğrenci başarısının değerlendirilmesine ilişkin öğretmen görüşlerini belirlemektir. Nitel yöntemle gerçekleştirilen araştırmada veriler yapılandırılmış görüşme formu ile toplanmıştır. Araştırmaya hem yüz yüze hem de uzaktan eğitim uygulamalarını gerçekleştiren 20 gönüllü öğretmen katılmıştır. Araştırmada elde edilen bulgulara göre, öğretmenler alışık oldukları ve yüz yüze eğitimde kullandıkları ölçme ve değerlendirme yöntemlerini uzaktan eğitimde de kullanma eğiliminde oldukları görünmektedir. Öğretmenlere göre, ödevlerin iyi yapılandırması ve güvenirliğin sağlanması durumunda uzaktan eğitim uygulamalarında öğrenci başarısını değerlendirmede bir ölçme aracı olarak kullanılabilir. Araştırmada uzaktan eğitim uygulamalarında öğrenci başarısını ölçmede ödevlerin formal bir ölçme aracı olarak tanımlanması önemli bir sonuçtur. Ayrıca öğretmenler, açık uçlu klasik yazılı sınavlarında uzaktan eğitimde bir ölçme yöntemi olarak kullanılabilir olduğunu belirtmişlerdir. Teknoloji ve internet güvenirliğinin sağlanması durumunda uzaktan eğitim uygulamalarında çoktan seçmeli testler ve kısa cevap gerektiren testlerinde kullanılabilir olduğu sonucu çıkmıştır. Öğretmenler, bireysel gelişim dosyaları, öz ve akran değerlendirme gibi alternatif ölçme ve değerlendirme biçimlerini uzaktan eğitim uygulamalarında kullanmayı uygun görmemişlerdir.
The main purpose of this study is to determine the views of instructors who work at accredited schools of foreign languages about the accreditation process that they have been through. This study follows the qualitative case study research design. The participants were 31 English instructors working at 12 different foreign language schools in Turkey. A set of semi-structured interview questions created by the researchers were used as the data collection tool. The collected data were then subjected to content analysis. It was found that documentation was the most problematic area for the institutions during the accreditation process, so it was the most labor-intensive area for the instructors. Also, it was found that there were significant improvements in the learning and teaching process at these institutions, which resulted in a higher quality of instruction. In addition, it was observed that the accreditation process triggers creation of a culture of quality and continuous development among the instructors. It can be recommended that all teaching staff should be well informed about the accreditation purpose and process, ensuring staff readiness. Furthermore, the burden of work involved in accreditation should be shared by all the staff, with a well-planned and balanced division of labor among them.
Araştırma ortaokul düzeyinde öğrenim gören öğrencilerin konuşma kaygı düzeylerinin belirlenmesi ve çeşitli değişkenlere göre farklılaşma durumunun incelenmesi amacıyla yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini Düzce ili Çilimli ilçesinde öğrenim gören 450 öğrenci oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu ve Konuşma Kaygısı Ölçeği kullanılmıştır. Çalışmada öğrencilerin “genel konuşma kaygı” düzeyi düşük olarak saptanmıştır. Cinsiyeti kız olan, gelir düzeyi düşük olan, sınıf düzeyi daha düşük olan, ebeveyn eğitim seviyesi düşük olan, ayda okuduğu kitap sayısı az olan, ilkokulda daha fazla sayıda sınıf öğretmeni değiştiren, televizyon ve internette günlük daha fazla vakit geçiren ve kardeş sayısı daha fazla olan öğrencilerin konuşma kaygısının yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0,05).
The purpose of this study is to conduct a needs analysis study that will form the basis for Curriculum and Instruction graduate programs. It aims to determine the competences that graduate program graduates should have, and to revise the courses and contents taught in graduate programs based on these competences. Designed as a qualitative study, it employs the Delphi technique as its data collection method. The researchers achieved their consensus on the graduation competences of Curriculum and Instruction graduate programs over a series of three rounds, and then concluded it with the Delphi application process. The criteria sampling method was used in the study. The criterion to be used was defined as "being a faculty member in the field of the Department of Curriculum and Instruction". The Delphi panel was formed by 20 academics who agreed to participate in this study. We used content analysis in the analysis of the qualitative data obtained in the first round. We then employed central tendency measures (i.e. arithmetic mean and median), central distribution measures (i.e. standard deviation and interquartile range), and percentage of agreement calculations for the analysis of the quantitative data obtained in the second and third rounds. The study has revealed 11 competence areas comprising 157 sub-competences.