Amaç: Dişli ve posterior kısmi dişsiz hastaların masseter kas kalınlıkları ve mandibular morfolojilerinin karşılaştırılmasıydı. Gereç ve Yöntemler: 40-60 yaş arası 90 kadın hasta, dişli ve posterior dişsiz olmak üzere ikiye ayrıldı. Çalışmaya katılan bireylerin herhangi bir iskelet kas hastalığı, bruksizm alışkanlığı yoktu. Kontrol grubu ve bilateral posterior dişsiz hastalarda ölçümler çift taraflı yapıldı ve sağ sol taraf ölçümlerinin ortalamaları alındı. Tek taraflı posterior dişsiz hastaların sadece dişsiz olan tarafları ölçüldü. Masseter kası kalınlığını değerlendirmek için, ultrasonografi ile, istirahat ve ısırma pozisyonlarında, aynı gözlemci tarafından beş dakika aralıklarla iki kez ölçüm yapıldı. Mandibular morfolojinin yorumlanması için, panoramik radyograf üzerinde gonial ve antegonial açılar ölçüldü. Aynı gözlemci bir hafta sonra ikinci kez ölçümlerini tekrarladı. Bulgular: Masseter kası kalınlığı ile posterior kısmi dişsizlik arasında herhangi bir anlamlı ilişki bulunamadı (ısırma durumunda p=0,793, serbest durumda p=0,962). Pearson korelasyon testi sonuçlarına göre hem kontrol hem çalışma grubunda gonial açı ile masseter kas kalınlığı arasında anlamlı bir negatif korelasyon vardı (-0,402≤r≤-0,375). Sonuç: Posterior kısmi dişsizlik, masseter kas kalınlığında anlamlı bir azalmaya neden olmamıştır. Masseter kasının fonksiyonel aktivitesi, gonial bölgenin şekillenmesinde etkilidir. Ultrasonografi, masseter kası kalınlığının değerlendirilmesinde güvenilir, doğru ve tekrarlanabilir bir yöntem olarak bulunmuştur. Anahtar kelimeler: Antegonial açı, Gonial açı, Masseter kası, Panoramik radyograf, Ultrason.
ObjectivesThe aim of this study was to evaluate the differences in the thickness and internal structure of the masseter muscle in individuals with and without bruxism by ultrasonography.Materials and MethodsA total of 60 female patients with and without bruxism whose ages were ranging between 20 and 35 were included in the study. The masseter muscle thickness was measured during rest and maximum bite position. Ultrasonographic internal structure of the masseter muscle is classified according to the visibility of echogenic bands. In addition, the echogenic internal structure of the masseter muscle was evaluated with quantitative muscle ultrasound.ResultsThe masseter muscle thickness was significantly higher in both positions in patients with bruxism (p < 0.05). There was no significant difference between two groups in the evaluation of echogenicity (p > 0.05).ConclusionsUltrasonography is a useful and important diagnostic method for evaluating masseter muscle without using radiation.
Öz Nazolabial kist, nazal alar bölgede yer alan, nadir görülen, odontojenik kaynaklı olmayan, iyi huylu ve yavaş büyüyen gelişimsel bir yumuşak doku kistidir. Nazolabial kist; kadınlarda ve yaşamın dördüncü-beşinci dekatlarında daha sık görülür, patogenezi belirsizdir. Bu çalışmanın amacı bir nazolabial kist olgusunu bildirerek, manyetik rezonans ve ultrasonografik görüntüleme özelliklerini tanımlamaktır. 34 yaşında kadın hastanın sağ nazolabial bölgesinde ağrısız şişlik öyküsü vardı. Hasta ilk olarak kulak burun boğaz uzmanı tarafından değerlendirilerek manyetik rezonans görüntüsü(MRG) alınmıştı. Klinik değerlendirmede palpasyonla fluktuan ve düzgün bir kitle saptandı. Ultrasonografik görüntülemede kistik hipoekoik lezyon saptandı. Kistik lezyon cerrahi olarak çıkarıldı. Patoloji raporuna göre sonuç nazolabial kistti. Ultrasonografi(USG), maksillofasiyal bölgede yumuşak doku lezyonlarının değerlendirilmesinde güvenle kullanılan bir yöntemdir. MRG tekniği ise, iyonlaştırıcı radyasyon olmadan mükemmel bir yumuşak doku kontrast çözünürlüğü sağlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Kist, Nazal kavite, Nazolabial, Ultrason.
OBJECTIVES:The purpose of this study was to compare the accuracy of imaging techniques in diagnosing periapical lesions.METHODS:Imaging records of 80 patients (51 females, 29 males, aged between 14 and 75 years) including periapical and panoramic radiographs and ultrasonographic images were selected from databases of Selcuk University Dentistry Faculty. Periapical radiographs were accepted as gold-standard and 160 anterior maxillary and mandibular teeth with or without periapical lesion were included to the study. Three specialist observers (dental radiologists) evaluated the presence and appearance of periapical lesions on panoramic radiograph and ultrasonographic images.Sensitivity, specificity, positive predictive value, negative predictive value and diagnostic value of panoramic radiographs and ultrasonography were determined.RESULTS:Sensitivity was 0.80 and 0.77 for ultrasonographic images and panoramic radiographs, respectively which shows that periapical lesion was correctly detected in 80% of the cases with ultrasound and in 77% of the cases with panoramic radiography. Specificity values were determined as 0.97 for ultrasound and 0.95 for panoramic radiography. Overall diagnostic accuracy was 0.86 and 0.84 for ultrasound and panoramic radiography, respectively.CONCLUSIONS:Periapical and panoramic radiographs are commonly used to visualize periapical lesions. Besides, ultrasonography is an alternative method to digital radiographic techniques in the diagnosis of anterior teeth with periapical lesions.
Alt üçüncü molar dişlerin pozisyonlarının değerlendirilmesi ile retromolar bölgede gözlenen kemik rezorpsiyonun araştırılmasıAmaç: Bu çalışmanın amacı alt çene üçüncü molar dişlerin gömülülük ve pozisyonlarının insidansı ile dişin durumunun kronik enflamasyona bağlı olarak distal bölgede gözlenen kemik rezorpsiyonuna etkilerinin araştırılmasıdır.Gereç ve Yöntemler: Çalışmamıza Selçuk Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi Anabilim Dalı’na başvurmuş ve yaş aralığı 17-56 arası değişen çeşitli nedenlerle panoramik röntgen alınmış 300 hasta retrospektif olarak seçilmiştir. Venta ve ark. yapmış olduğu çalışmaya uygun olarak toplamda 547 adet alt üçüncü molar diş, gömülülük durumu ve pozisyonlarına göre incelenmiştir. Distal kemikte rezorpsiyon olup olmadığı da bir gözlemci tarafından değerlendirilmiştir. İstatistiksel analiz için SPSS programı kullanılmış ve insidans için frekans analizi, gömülülük ve pozisyonun rezorpsiyona etkileri için de Ki-kare testi uygulanmıştır.Bulgular: 300 hastada toplam 547 adet alt üçüncü molar diş tespit edildi. 547 adet dişin 256 tanesi (% 47) sürmüş, 60 tanesi (% 11) yarı sürmüş ve 231 tanesi (% 42) gömülü olarak bulunmaktadır. Alt yirmi yaş dişlerinde en sık gözlenen durum vertikal pozisyonda sürmüş dişlerdir (% 46). Gömülü dişler içerisinde en sık gözlenen pozisyon mezioangular (% 28), en az gözlenen pozisyon ise bukkolingual pozisyondur (% 0.1). Gömülülüğün ve pozisyonun rezorpsiyon üzerine etkisinde anlamlı fark gözlenmiştir (p=0.00). En sık vertikal pozisyonda (% 86.4) ve yarı sürmüş dişlerde (% 43.3) rezorpsiyon varlığına rastlanmıştır. Sonuç: Türk subpopülasyonunda yapılan bu çalışma ile alt üçüncü molar dişlerin sürme problemleri ile ilgili bilgiler elde edilmiştir. Alt üçüncü molar dişler normal pozisyonda ağız içerisine sürmüş olsalar ve hastada herhangi bir semptom bulunmasa bile distal bölgede kronik enfeksiyona bağlı kemik rezorpsiyonuna panoramik radyografilerde rastlanabilmektedir.ANAHTAR KELİMELER Mandibular üçüncü molar, gömülülük, rezorpsiyon
Amaç: Bu çalışmanın amacı gömülü/ yarı gömülü mandibular üçüncü molar dişlerin pozisyonunun ve gömülü dişle ilişkili ikinci molar dişlerde distal çürük ve eksternal rezorpsiyon oluşumunun konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) ile değerlendirilmesidir.Gereç ve Yöntemler: Çalışma grubu, diagnostik amaçlı çekilen 87 hastanın KIBT görüntülerinden oluşturuldu.140 gömülü/yarı gömülü mandibular üçüncü molar dişin pozisyonu ve ikinci molar dişlere etkisi (ikinci molar dişin distal yüzeyinde çürük varlığı ve eksternal kök rezorpsiyonu) değerlendirildi. Elde edilen veriler yaş grupları, cinsiyet ve gömülü mandibular üçüncü molar dişlerin pozisyonuna göre analiz edildi.Bulgular: Üçüncü molar dişlerin angulasyonlarında en çok mesioangular (% 49.3) ve horizontal (% 25.7) pozisyon gözlendi. Gömülü kalma seviyesinde ise mandibular üçüncü molar dişlerde en fazla sınıf C (% 64.3) pozisyonu değerlendirildi İkinci molar dişlerin distal yüzeyinde çürük oluşumu prevalansı % 20.7 eksternal rezorpsiyon prevalansı ise % 5 olarak bulundu. 18-24 yaş grubunda (% 12.8), gömülü dişin sınıf B (% 11.4) ve mesioangular (% 14.3) pozisyonlarında ikinci molar dişte çürük oluşumu prevalansı diğer gruplara göre daha yüksek olarak bulunmuştur. İkinci molar dişte eksternal rezorpsiyon ise 25-35 ve 35 yaş üstü sadece erkek hastalarda ve gömülü dişin sınıf C (% 5) pozisyonunda belirlenmiştir.Sonuç: KIBT ile üç boyutlu olarak mandibular üçüncü molar dişin pozisyonu, ikinci molar dişle ilişkisi ve ilgili patolojiler daha ayrıntılı ve kesin olarak değerlendirilir. Bu çalışma, gömülü üçüncü molar dişlerle ilişkili değerlendirilen patolojilerden ikinci molar dişlerde distal çürük oluşumu prevalansının yüksek olduğunu ve mezioangular pozisyonun patolojik durumlar için risk faktörü olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte sınıf B pozisyonu çürük oluşumu için, sınıf C pozisyonu ise eksternal rezorpsiyon için daha yüksek risk taşımaktadır. ANAHTAR KELİMELER Distal çürük, Gömülü mandibular üçüncü molar diş, İkinci molar diş, KIBT, Rezorpsiyon
Amaç: Mental foramen (MF) görüntülenmesi, etkili bir sinir bloğu gerçekleştirmede ve nörovasküler yaralanmaları önlemede önemli bir yere sahiptir. Çalışmamızın amacı MF’nin mandibular kemiğe olan uzaklıklarının USG ile tespiti, cinsiyete göre ve sağ-sol arasında farklılık olup olmadığının değerlendirilmesidir.Gereç ve Yöntemler: 15 kadın ve 15 erkek toplam 30 gönüllünün (22-27 yaş aralığında) sağ ve sol MF’leri USG ile değerlendirildi. MF’nin mandibular kemiğin üst ve alt sınırına olan uzaklıkları tespit edildi.Bulgular: MF’nin mandibular kemikteki sürekliliğin bozulması şeklindeki görüntüsü USG ile tespit edildi. MF’nin üst ve alt mandibular sınırla olan uzaklığı 2 ayrı gözlemci tarafından değerlendirildi. Birinci ve ikinci gözlemciler arasındaki uyum iyi olduğundan (0,709≤r≤0,902) ölçümlerin ortalaması kullanıldı. Sağ ve sol ölçümler arasında fark olup olmadığını değerlendirmek için yapılan Wilcoxon Signed Rank testi sonucuna göre kadınlarda anlamlı bir fark yokken erkeklerde anlamlı bir fark çıkmıştır. Cinsiyetler arasında fark olup olmadığını değerlendirmek için yaptığımız Mann Whitney U testi sonucuna göre kadın ve erkekler arasında erkeklerde daha yüksek değerde olmak üzere istatiksel olarak anlamlı bir fark çıkmıştır (p ˂0,05).Sonuç: USG, MF’nin tespitinde ve saptanabilen mandibular kemikle olan ilişkisini değerlendirmede non invaziv, iyonize radyasyon içermeyen, hasta başında uygulanabilen bir görüntüleme metodudur. Bu avantajları, ileride yapılabilecek daha geniş çalışma gruplarından elde edilen referans değerleriyle bu bölgede yapılan operatif işlemlerde hasta başında tespitinin kolaylıkla yapılmasını mümkün kılacaktır.ANAHTAR KELİMELER Anatomik landmark, mandibula, mental foramen, ultrasonografi
Amaç: Bu çalışmanın amacı 16-60 yaş arası Konya popülasyonundaki dental anomali görülme sıklığının digital panoramik radyografi ile değerlendirilmesidir.Gereç ve Yöntemler: Bu çalışma, 2017-2018 yıllarında Selçuk Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi bölümüne muayene amaçlı gelen hastalardan rutin olarak alınan panoramik radyografi görüntüleri üzerinde retrospektif olarak planlanmıştır. Bu amaçla çalışmaya, 16-60 yaş arasında olan rastgele seçilen 1100 hastanın panoramik radyografi görüntüleri dâhil edildi. Çalışmaya travmatik yaralanmalar, damak yarığı, tüm sendromlar ve net olmayan radyografiler dâhil edilmedi. Ayrıca çok çeşitli morfoloji ve pozisyon varyasyonları gösteren üçüncü molar dişler de değerlendirme dışı bırakıldı. Görüntüler iki gözlemci tarafından dental anomali varlığına göre değerlendirildi.Bulgular: Değerlendirilen1100 hastada dental anomali görülme sıklığı % 6.90 (42 kadın 34 erkek toplam 76 hasta) olarak belirlendi. Bu çalışmada görülme sıklığı en yüksek olan anomali tipleri 45 bireyde (% 4.09) gözlenen gömülü kalma ve 19 bireyde (% 1.72) gözlenen sürnümerer diş olarak belirlenmiştir. 5 bireyde (% 0.45) amelogenezis imperfekta, 4 bireyde (% 0.36) dilaserasyon, 2 bireyde (% 0.18) geminasyon, 1 bireyde (% 0.09) ise dens in dente tespit edilmiştirSonuçlar: Dental anomali tipleri ve görülme sıklığı popülasyonlar arasında ve içinde büyük farklılıklar göstermektedir. Bu araştırmada bir grup Türk popülasyonunda dental anomali görülme sıklığı değerlendirildi ve en sık görülen anomaliler gömülü kalma ile sürnümerer diş olarak tespit edildi. Anahtar Kelimeler: Dental anomali, dijital panoramik radyografi, gömülü kalma, prevalans, sürnümerer diş
Amaç: Bu çalışmanın amacı, alt anterior dişlerin kök sayıları, kanal sayıları ve kök kanal morfolojilerinin frekans dağılımının konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) kullanılarak araştırılmasıdır.Gereç ve Yöntemler: Çalışmada 26 kadın ve 34 erkek olmak üzere farklı klinik endikasyonları nedeniyle alınmış 60 adet KIBT görüntüleri retrospektif olarak değerlendirildi. Toplam 237 adet diş cinsiyet ve simetri açısından incelendi. Tek gözlemci tarafından üç hafta arayla iki kere; kök sayısı, kanal sayısı ve Vertucci metoduna göre sınıflandırılan kök kanal morfolojilerinin frekans dağılımı yapıldı. İstatistiksel analiz SPSS 16.0 sürüm yazılım programı ile yapıldı.Bulgular: Çalışmada değerlendirilen dişlerin tamamında tek kök gözlendi. Sağ tarafta, kadınlarda alt santrallerin % 64‘ü, alt laterallerin % 76.9’u; erkeklerde alt santrallerin % 75.8’i, alt laterallerin % 73.5’i tek kanala sahipti. Sol tarafta, kadınlarda alt santrallerin %65,4’ü, alt laterallerin % 69.2’si; erkeklerde alt santrallerin % 73.5’i, alt laterallerin %81,8’i tek kanala sahipti. Alt anterior dişlerde kadınlarda % 76.1 ve erkeklerde % 81.1 Tip 1 kanal morfolojisi gözlendi. Cinsiyet ve simetri açısından istatistik olarak anlamlı fark gözlenmedi.Sonuç: Varyasyon görülme ihtimaline karşı tedavi edilecek dişlerin kök kanal morfolojilerinin iyi bilinmesi gerekmektedir. KIBT görüntüleme kök kanal morfolojisini değerlendirmek için oldukça etkili bir yöntemdir.ANAHTAR KELİMELER Kesici diş, konik ışınlı bilgisayarlı tomografi, kök kanal morfolojisi, mandibula
Amaç: Gömülü mandibular üçüncü molarların inferior alveolar kanalla ilişkisini incelemek, bu bölgede yapılan operasyonlarda inferior alveolar nörovasküler yapıya zarar vermemek için önemlidir. Bu çalışmadaki amaç gömülü mandibular üçüncü molarların inferior alveolar kanalla ilişkisini incelemek, pozisyonuna göre sınıflamak ve kontak durumunu belirlemektir.Gereç ve Yöntemler: Çalışmamıza 54 hastadan 100 mandibular gömülü üçüncü molar diş dahil edilmiştir. İnferior alveolar kanalın gömülü üçüncü molar dişlerin kökleriyle ilişkisi bukkal, lingual, inferior ve interradiküler olmak üzere 4 ayrı sınıfta iki gözlemci tarafından değerlendirilmiştir. İnferior alveolar kanalın diş kökleriyle kontak durumu olup olmadığı da incelenmiştir. Gözlemciler arası uyum yüksek olduğundan, iki gözlemcinin farklı değerlendirdiği vakalar gözlemciler tarafından birlikte tekrar değerlendirilip fikir birliğine varılarak prevalans değerleri hesaplanmıştır.Bulgular: Dişin pozisyonunun değerlendirildiği incelemede κ: 0.854, kontak durumuna göre değerlendirilen incelemede κ: 0.774 bulunmuştur. Gömülü mandibular üçüncü molarların % 52 oranında inferior, % 29 lingual, % 11 bukkal % 8 interradiküler konumda olduğu tespit edilmiştir. İnferior alveolar kanalın dişle kontak ilişkisi % 71 kontaklı, % 29 kontaksız olarak bulunmuştur.Sonuç: Gömülü mandibular üçüncü molarların cerrahi operasyonlarında sinir yaralanmalarına yol açmamak için Konik-ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) değerlendirmeleri önemlidir. KIBT sayesinde operasyon bölgesini üç boyutlu olarak inceleyebilir ve mandibular kanalın gömülü üçüncü molara göre pozisyonunu belirleyebiliriz.ANAHTAR KELİMELER Gömülü mandibular üçüncü molar, inferior alveolar kanal, KIBT
Girisimciligin cinsiyeti olur mu tartismalari gunumuzde hala surup gitmektedir. Kadinlarin yasadiklari sorunlara dikkat cekmek adina girisimcilige cinsiyet kavraminin eklendigi ise sikca vurgulanmaktadir. Bu calismada, kadin girisimciligine bir kez daha dikkat cekmek ve kadinlarin girisimsel faaliyete baslama guduleri, girisimcilik faaliyetine baslarken ve onu surdururken yasadiklari sorunlar ve bu sorunlara cozum bulma yontemleri, gelecek planlari ve ilgili kisi ve kurumlardan beklentileri incelemektir. Bu kapsamda farkli is kollarinda faaliyet gosteren kadin girisimcilerden toplanan veriler ile gerek kadin girisimcilere gerekse kadin girisimciligini desteklemek adina faaliyet gosteren kurumlara cesitli oneriler sunulmak amaclanmistir. Nitel arastirma yonteminin kullanilacagi arastirmada yari yapilandirilmis gorusme teknigi ile veriler toplanmistir. Betimsel analiz teknigi ile veriler ilgili literatur taramasindan faydalanilarak arastirmaci tarafindan belirlenen boyutlar altinda incelenmistir. Arastirma sonucuna gore, kadin girisimcilerin ozgur calisma ve aile ihtiyaclarini karsilamak amaci ile is kurduklari ve bunu yaparken de ticari krediler yerine kisisel tasarruf ve aile destegine basvurduklari gorulmustur. Kadin girisimcilerin istekleri ise, destek miktarlarinin ve bu destege erisim olanaklarinin artirilmasi, vergi indirimleri, egitim imkanlari verilmesi(is kurma ve yonetme ile ilgili), yurt disi etkinliklere katilim desteginin artirilmasi ve cocuk bakimi konudaki destelerin yayginlastirilmasidir.
Background and Aim: Age estimation plays a significant role in forensic science, archeology, pediatric endocrinology and clinical dentistry. Tooth development is a reliable pathway for age estimation, especially in children. The aim of this study was to evaluate the accuracy of the Demirjian method (DM), Willems method (WM) and Cameriere method (CM). Materials and Methods: This study included panaramic radiographs of 330 individuals (165 girls, 165 boys) aged between 5 and 15.90 years. The differences between chronological age (CA) and the estimated dental age (DA) were statistically tested using a paired sample t-test and the Wilcoxon signed rank test. Results: The mean prediction error showed that; the DM overestimated the DA by 0.304 years, the WM underestimated the DA by -0.060 years and the CM underestimated the DA by -0.580 years. The difference between CA and estimated DA was not statistically significant according to WM (p = 0.074) and statistically significant according to DM and CM (p < 0.001). Conclusion: In conclusion, this study indicated that WM determines DA satisfactorily in a Turkish subpopulation.
Background/Aim: Gender determination is one of the most challenging tasks in medico-legal research and forensic dentistry. Several skeletal components are investigated for this purpose and the mandible is one of them. The mandible has several specific anatomical features. The purpose of this study was to analyze the effects of measurements related to the mental foramen, gonial angle and antegonial angle on gender determination using digital panoramic radiographs. Material and Methods: A retrospective study was planned with 150 digital panoramic radiographs (75 males and 75 females, aged between 20 to 49 years). The radiographs were analyzed by dividing them into two equal gender groups (male and female). Several parameters were compared to determine the gender. The distances from the superior and inferior border of the mental foramen to the basis of the mandible on the right side were measured. Gonial and antegonial angles were evaluated bilaterally. The difference between the males and females were analyzed with independent samples t-test (p<0.05). Results: There was statistically significant difference between the males and females in terms of all the evaluated parameters (p<0.05). The distances related to mental foramen is higher in the males however gonial and antegonial angles are larger in the females. Conclusions: The mental foramen position, gonial and antegonial angles can be used to predict the gender in Turkish population.
Objectives: Panoramic radiography (PR) is the most commonly used technique to evaluate the dental and associated structures. The aim of this study was to determine the accuracy of panoramic radiographs (PRDs) in planning of dental implant treatment and the magnification rate of a panoramic device for anterior, premolar and posterior regions.Materials and Methods: Eighty-eight patients, who received PRD after implant surgery, were included to the study. A total of 240 dental implants (53 anterior, 69 premolar, and 118 molar regions) of which previously vertical lengths were known, were re-measured on post-operative radiographic images using the scaling tools of the panoramic system to determine the magnification rate and the accuracy of PRDs. Cause the data had normal distribution, the paired t test was used for the statistical analysis (p<0.05). The magnification rate of the three regions was calculated as the rate of measured vertical length of the implants to the actual vertical length of the implants. Results: Statistically significant difference was found between the actual and measured vertical length of the implants on the PRD (p<0.05). However, the correlation rate was found close to 1 for all regions. The difference between the actual and measured vertical length of the implants on the PRD was 0.50 mm for the anterior region, 0.97 mm for the premolar region, and 0.83 mm for the molar region. The magnification rate of the panoramic system corrected by CliniviewTM (Instrumentarium Corp., Tuusula, FINLAND) software was found around 1 for all the regions. Conclusions: Due to their readily accessible nature and low radiation dose, PRDs can be used in implant surgery for vertical measurements with 1 mm confidence interval.
Amaç Bu çalışmanın amacı total dişsiz hastaların sistemik hastalıkları ve klinik muayene sonuçlarını değerlendirerek hasta profilinin incelenmesidir. Gereç ve Yöntemler Dental tedavi amacıyla başvuran hastalara ait muayene ve radyografi kayıtlarının retrospektif değerlendirilmesi yapıldı. Başvuru nedenleri, ağız içi ve panoramik radyografi bulguları, sistemik hastalıkları, yaş, cinsiyet ve protez bilgileri kaydedildi. Verilere SPSS Statistics 21.0 programı kullanılarak istatistik yapıldı. İstatistiksel önemlilik için p<0.05 değeri kriter kabul edildi. Bulgular En sık görülen sistemik hastalık hipertansiyon idi. Temporomandibuler eklem hastalığı; kadınlarda hem başvuru nedenleri, hem de ağız bulgularının değerlendirilmesi sonucunda erkeklere göre önemli düzeyde yüksek görüldü. Serebrovasküler hastalık varlığının ağız içinde herhangi bir bulgu görülme riskini 6.901 kat artırdığı, koroner arter hastalığı cerrahisinin ise kretle ilişkili mental foramen görülme riskini 6.317 kat artırdığı bulundu. İrritatif hiperplazi en sık gözlenen ağız içi, gömülü kök ise en sık gözlenen radyografik bulgu idi. Mevcut protez kullanım süresinin irritatif hiperplazi dışında radyografik ve ağız içi bulgular üzerine önemli düzeyde etkisinin olmadığı bulundu (her bir değişken için p>0.05). Sonuç Total dişsiz hastalarda, ağız bulgularının sistemik hastalıklarla ilişkili olabileceği, erken müdahale ve başarılı prognoz açısından hekim ve diş hekimlerinin koordine olması gerektiği düşünülmektedir.
OBJECTIVES:The aims of this study were to explore how image compression affects density, fractal dimension, linear and angular measurements on digital panoramic images and assess inter and intra-observer repeatability of these measurements.STUDY DESIGN:Sixty-one digital panoramic images in TIFF format (Tagged Image File Format) were compressed to JPEG (Joint Photographic Experts Group) images. Two observers measured gonial angle, antegonial angle, mandibular cortical width, coronal pulp width of maxillary and mandibular first molar, tooth length of maxillary and mandibular first molar on the left side of these images twice. Fractal dimension of the selected regions of interests were calculated and the density of each panoramic radiograph as a whole were also measured on TIFF and JPEG compressed images. Intra-observer and inter-observer consistency was evaluated with Cronbach's alpha. Paired samples t-test and Kolmogorov-Smirnov test was used to evaluate the difference between the measurements of TIFF and JPEG compressed images.RESULTS:The repeatability of angular measurements had the highest Cronbach's alpha value (0.997). There was statistically significant difference for both of the observers in mandibular cortical width (MCW) measurements (1st ob. p: 0.002; 2nd ob. p: 0.003), density (p<0.001) and fractal dimension (p<0.001) between TIFF and JPEG images. There was statistically significant difference for the first observer in antegonial angle (1st ob p< 0.001) and maxillary molar coronal pulp width (1st ob. p< 0.001) between JPEG and TIFF files.CONCLUSIONS:The repeatability of angular measurements is better than linear measurements. Mandibular cortical width, fractal dimension and density are affected from compression. Observer dependent factors might also cause statistically significant differences between the measurements in TIFF and JPEG images.
Size reduction through compression is an important issue that needs to be investigated for possible effects on image quality. The aim of the present study was to evaluate the subjective image quality of digital panoramic radiographs which were lossless and lossy compressed for the visualization of various anatomical structures. Fifty-five digital panoramic radiographs in Tagged Image File Format (Tiff) were used in the study. Two types of lossy (Joint Photographic Experts Group (Jpeg)) and one type of lossless (Lempel–Ziv–Welch) compression were applied to the original radiographs. These radiographs were evaluated by two observers separately for the visibility of some anatomical structures with visual grading. Mean quality number for each radiograph was obtained. The differences between the mean quality numbers in each compression and original image mode were evaluated with Friedman test. Pair-wise comparisons revealed that there were statistically significant differences between all groups (p = 0.000) for all comparisons except for Jpeg_1 and Jpeg_2 groups. Kappa statistics was used to evaluate inter- and intra-observer agreements. Intra-observer agreements were ranging from 0.229 to 1.000 and inter-observer agreements were ranging from 0.154 to 1.000. The observers had better inter- and intra-observer agreements in highly compressed Jpeg_1 images. The anatomical structures evaluated in this study had better visibility in Tiff images than Jpeg images except for mandibular canal and mental foramen. While Jpeg compressed images offer high inter- and intra-observer agreements, the visibility of anatomical structures are better in Tiff images except for mandibular canal and mental foramen.
The aim of this study was to investigate changes in the trabecular architecture of the alveolar bone beneath overhanging restorations with bitewing radiographs in patients having no radiographically visible vertical bone loss. Twenty-eight digital bitewing radiographs with overhanging restorations and 28 digital bitewing radiographs without any restorations belonging to the contralateral side of the same patient were included in the study. Regions of interests (ROI) were created in the alveolar bone along the interproximal regions. These ROIs were segmented to binary images with ImageJ, and, within these binary images, the number of radiographically visible trabecular bone islands per unit area was counted; in addition, the Feret diameter and fractal dimension (FD) were measured. It was found that the mean number of objects per unit area was statistically different in alveolar bone with overhanging restorations from control sites (p < 0.0001). However, the FeD (p = 0.179) and FD (p = 0.963) did not show statistically significant differences between alveolar bone with and without overhanging restorations.
OBJECTIVES:The first aim of this study was to evaluate intra- and interobserver agreement in evaluating the mandibular cortical index (MCI) in masked and unmasked panoramic radiographs. The second aim was to evaluate the effect of previous experience of MCI classification on the observers' performance.METHODS:Three observers separately evaluated MCI, twice in masked and twice in unmasked panoramic radiographs, with 2 week intervals. The observations were repeated more than 9 months later. The second and third observers were inexperienced in evaluating MCI. Weighted kappa statistics were used to evaluate the inter- and intraobserver agreement.RESULTS:In the first session of the study, the kappa values for intraobserver agreements in masked panoramic radiographs were between 0.565 and 0.789; in unmasked panoramic radiographs, they were between 0.420 and 0.732. The kappa values for interobserver agreement were between 0.131 and 0.392 in masked radiographs and between 0.043 and 0.225 in unmasked radiographs. In the second session of the study, the kappa values for intraobserver agreements in masked panoramic radiographs were between 0.586 and 0.786. The kappa values for intraobserver agreements in unmasked panoramic radiographs were between 0.558 and 0.781. The kappa values for interobserver agreement were between 0.146 and 0.510 in masked radiographs and between 0.174 and 0.568 in unmasked radiographs.CONCLUSIONS:Masking has no effect on the evaluation of panoramic radiographs for MCI. Previous experience causes higher intraobserver agreement. Intra- and interobserver agreement increases along with the increased experience in MCI evaluations.