Amaç –Bu çalışmada, çalışanların iş yeri mutluluğuna dair görüş ve tutumlarını analiz ederek olguyla ilgili örtük ilişkisellikleri açığa çıkarmak ve mevcut bilgiyi derinleştirmek amaçlanmıştır. Bu amaçla araştırma, Ekşi Sözlük platformundaki iş yeri mutluluğuylailişkili başlık yorumlarını tematik analiz yöntemiyle çözümlemiştir.Yöntem –Çalışma, nitel araştırma tasarımını benimsemektedir. Araştırmanın veri seti, Ekşi Sözlük’teki “iş yerinde mutlu olmak”, “iş yerinde mutlu olmanın püf noktaları”, “iş yerinde mutlu olma nedenleri” ve “iş yerinde mutlu olmama nedenleri” adlı dört başlık altındaki 255 girdiden oluşmaktadır. Analize iş yerinde mutlu olmama nedenlerini dahil etmek, yorumlama alanını genişleterek bulguların çeşitlenmesini sağlamıştır. Veri setini oluşturan girdiler, tematik analize tabi tutulmuş ve analiz sürecinde MAXQDA24 programı kullanılmıştır.Bulgular–Ekşi Sözlük yorumlarından elde edilen iş yeri mutluluğuna dair örüntüler; iş yeri mutluluğunun önemi, iş yeri mutluluğunun kaynakları, mutlu olma stratejileri ve ontolojik sinik tutumlar olmak üzere dört farklı tema altında incelenmiştir. Önem unsurları bireysel ve örgütsel iki alt temada toplanırken, kaynaklar iş ve örgüt yapısı, bireysel dinamikler ve sosyal ilişkiler olarak tespit edilmiştir. Mutlu olma stratejileri ise iş ve sosyal ilişkilerde stratejik siniklik ve iş odaklı stratejiler olmaküzere iki farklı temayı içermektedir. Son olarak, işyeri mutluluğun imkansızlığına dair yorumlar ontolojik siniklik temasıyla kavramsallaştırılmıştır.Tartışma –Araştırma, nicel araştırmaların kör noktasında kalan, iş yeri mutluluğunun katmanlı örüntüsünü çözümlemektedir. Özellikle, iş yeri mutluluğunun pratikteki yansımaları üzerinden, idealize edilen örgüt koşulları ile çalışanların deneyimleri ve mutlu olma stratejileri arasındaki çelişkileri tartışmaya açarak ilgili literatüre katkı sağlamaktadır
Amaç: Bu çalışma, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Tarla Bitkileri Araştırma ve Uygulama Arazisi’nde 2020-21 ürün sezonunda yürütülmüştür. Materyal olarak seçilen dört serin iklim tahılı türünün (buğday, arpa, yulaf ve tritikale) iki farklı biçim zamanına göre (Çiçeklenme dönemi ve normal hasat) yem kalitesi değerlerindeki değişimlerin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Materyal ve Yöntem: Araştırmada kullanılan türlere ait çeşitler arpada Ibaiona, buğdayda Balkoni, tritikalede Ayşe hanım ve yulafta ise Kahraman çeşitleridir. Deneme tesadüf blokları deneme deseninde bölünmüş parseller dizaynına göre 3 tekerrürlü kurulmuştur. Araştırma sonucunda toplanan verilerin varyans analizi işlemi JMP istatistiki programında yapılmıştır. Ortalamalarının çoklu karşılaştırılması için Tukey Post Hoc testi kullanılarak gruplandırmaları yapılmıştır. Araştırma Bulguları: Bulgulara göre, biçim zamanı ve tahıl türlerinin incelenen özellikler üzerinde istatistiki anlamda etkisinin önemli olduğu, biçim zamanı x tür interaksiyonunun ise sadece ham protein oranı, NDF, kuru madde alım değeri ve nispi yem değeri özellikleri üzerinde etkisinin önemli olduğu tespit edilmiştir. Biçim zamanı uygulamasında çiçeklenme dönemindeki biçim zamanının samana göre NDF değeri hariç diğer özellikler açısından daha yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Sonuç: Tahıl türleri arasında arpanın diğer üç türe göre daha iyi kalite değerlerine sahip olduğu belirlenmiştir. Biçim zamanı x tür interaksiyonu bakımından ise çiçeklenme dönemi x arpa interaksiyonunun NDF ve ADF özellikleri hariç diğer özellikler bakımından daha yüksek değerlere sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Sonuç olarak, yem değerleri bakımından çiçeklenme döneminde hasat edilen arpa Kahramanmaraş ekolojik koşullarında en uygun tür olduğu sonucuna varılmıştır.
Most foundational work in contest theory assumes complete information. Yet, in reality, information is the central challenge. This book argues that the allocation of what is known, unknown, and learnable is not a secondary detail; it is a first-order determinant of effort, participation, and optimal design. This volume provides a comprehensive and fully up-to-date survey and synthesis of information in contest theory for scholars and graduate students in economics. Integrating foundational work with research as recent as 2025, it traces a logical progression from static contests to dynamic and complex ones, providing self-contained statements of the central mechanisms. Key questions addressed include: • How do disclosure policies affect outcomes under asymmetric information? • What drives the discouragement and coasting effects in dynamic contests? • When can contestants strategically manipulate information channels or signal through actions? The books main contribution is its concept-driven organization. This approach synthesizes the literature by its primary strategic levers and effects, providing a systematic entry point and charting the core Motivation–Selection Frontier to identify structural trade-offs and open research questions.
Bu araştırmada, Antalya ili içerisinde bulunan merkez dışı belediyelerinin dijital seviyelerinin ölçümlenmesi amaçlanmıştır. Bu bağlamda 14 merkez dışı ilçe belediyesinin kurumsal web sayfası aracılığı ile sunduğu dijital hizmetler içerik analizi yöntemiyle incelenmiştir. Elde edilen veriler literatürde olgunluk modeli olarak adlandırılan yöntemlerden Hughes’un (2003) Bilgi, Etkileşim, İşletme ve İşlem aşamaları modeli kapsamında irdelenerek, oluşturulan form aracılığı ile gruplandırılmış ve frekans değerleri hesaplanmıştır. Bulgular neticesinde belediye web sayfaları bilgi anlamında yeterli görülürken, etkileşim, işletme ve işlem anlamında yetersiz seviyede görülmüştür. İşlem anlamında üyelik bakımından yeterli gibi görünse de uygulama bakımından yetersizlikler, büyüklük, fon sıkıntısı ve yönetici vizyonu bağlamında tartışmaya açılmıştır. Çalışmanın, belediyelerin e-belediyecilik faaliyetlerinin etkinliğine yönelik bir perspektif kazandırarak gelecek uygulamaların daha etkin ve verimli gerçekleşmesine katkı sağlaması beklenmektedir.
Örgütsel davranış alanında liderlikle ilgili genel yaklaşım farklılaşma eğilimine girmiş, liderliğin olumlu etkilerinin yanı sıra karanlık yüzünün de incelenmesi gereklilik haline gelmiştir. Bu bağlamda liderliğin karanlık yüzünü yansıtan toksik liderliğin, teorik olarak açıklanmasının ardından olası örgütsel sonuçları literatürde dikkat çekici hale gelmiştir. Bu çalışmanın amacı, toksik liderliğin işe adanmışlığa etkisinde iş stresinin aracı rolünü belirlemektir. Araştırmanın örneklemini Türkiye’deki kamu üniversitelerinde 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunun 50. Maddesi d bendine göre görev yapan araştırma görevlileri oluşturmaktadır. Nicel araştırma yönteminin benimsendiği araştırmada veriler anket tekniğiyle toplanmış, yapısal eşitlik modeli aracılığıyla analizler gerçekleştirilmiştir. Analiz sonuçlarına göre; toksik liderlik algısı iş stresini artırmış, işe adanmışlığı azaltmıştır. Ancak iş stresi ve işe adanmışlık arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmemiş, iş stresinin toksik liderlik ve işe adanmışlık arasında aracılık rolü bulunmamıştır. Bulgular, toksik liderliğin işe adanmışlık üzerindeki etkisinin iş stresi dışında başka mekanizmaların devreye sokularak incelenmesi gerekliliğine işaret etmektedir. Araştırmanın, toksik liderliğin iş tutumları üzerindeki olumsuz etkisini ortaya koyması ve araştırma görevlileri gibi özgün bir örneklem grubunda gerçekleştirilmiş olması sebebiyle literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Bu çalışma, insan kaynakları süreçlerinin daha etkin yönetilebilmesi amacıyla, işe alım sürecine yönelik iyileştirme potansiyelini ortaya koymak için Değer Akış Haritalama (DAH) yöntemini uygulamaktadır. Kurumsal başarının sürdürülebilirliği açısından stratejik öneme sahip olan işe alım süreci, birçok kurumda manuel işlemler, gereksiz bürokrasi ve dijital eksiklikler nedeniyle verim kaybına uğramaktadır. Bu kapsamda mevcut süreç detaylı bir şekilde analiz edilmiş; başvuru toplama, evrak işleri ve aday seçimi gibi adımlardaki zaman kayıpları tespit edilmiştir. Süreçte yer alan katma değersiz adımlar belirlenerek işlemler sadeleştirilmiş, ilan ve başvuru formu şablonları dijital ortama aktarılmış, değerlendirme süreci optimize edilmiştir. Yapılan düzenlemeler neticesinde işe alım süresi 19,66 günden 12,6 güne düşürülmüş ve %36 zaman tasarrufu sağlanmıştır. Bu sonuçlar, yalın düşünce ilkelerinin insan kaynakları gibi hizmet odaklı birimlerde de etkili şekilde uygulanabileceğini göstermektedir. Çalışma, DAH yönteminin sadece üretim değil, hizmet sektöründe de etkili bir iyileştirme aracı olduğunu göstermekte ve benzer yaklaşımların diğer insan kaynakları yönetimi süreçlerine de entegre edilmesinin önemine vurgu yapmaktadır.
Amaç: Keratoplasti (kornea nakli) ameliyatı, saydamlığı bozulmuş korneanın saydam ve endotel hücre sayısı bakımından yeterli bir kornea ile değiştirilmesi işlemidir. Sağlıklı bir donör kornea endoteli varlığında kornea nakli yapılan en sık ve en başarılı doku nakil yöntemlerindendir. Bizler de çalışmamızda hukuki normlara uygun olarak hem adli otopsi işlemlerini yapıp, hem de otopsi donöründen kornea dokusu alınarak uygun hastalara kornea nakli yapılan olgulara ait verileri sunarak litaretüre katkı sunmayı amaçladık. Yöntem: Çalışmaya Adli Tıp Kurumu Erzurum Grup Başkanlığ Morg İhtisas Dairesinde 1 Ocak 2020-10 Mart 2024 tarihleri arasında otopsi yapılan yapılan 70 adli vaka ve Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi hastanesinde korneal patoloji nedeniyle takipli olup kornea nakli yapılan 140 hasta dahil edildi. Otopsi yapılan 70 adli olgunun doku nakli için alınan kornealarının nakil süreci değerlendirildi. Her bir kornea dokusu için kornea endotel hücre sayımı yapıldı (KONAN EKA-10 Speküler Mikroskop), hücre sayısı mm2’de 2000’in altındaki kornealar imha edildi. Bulgular: Olguların %71,42’si erkek, %28,58’i kadın olup yaş ortalamaları 33,04 (mak: 66, min:3, sd:14,498) idi. Donör kornealarda yapılan endotel sayımında ortalama endotel sayısı 3504 ± 18,32 mm² ölçüldü. En sık kornea nakli endikasyonunun %57,14 ile keratokonus olduğu, olguların %78,57’sine penetran keratoplasti işlemi uygulandığı ve olguların %15’inde greft başarısızlığı olduğu bulundu. Sonuç: Çalışmamızda otopsi işlemi yaptığımız adli olguların daha çok genç yaşta olmaları, ek sistemik hastalıklarının olmaması ve endotel hücre yoğunluğunun fazla olması nedeniyle kornea nakillerinde başarılı sonuçlar elde edilmiştir. Dolayısıyla ülkemizde doku ve organ bağışında bilinçlendirme, kanunlarda yapılacak düzenlemeler ve göz bankası, Adli Tıp Kurumu ve kanun uygulayıcıları arasında iletişiminin tüm merkezlerde sağlanması ile adli olgulardan doku temininin artırılması hedeflenmelidir.
Background: The study aims to evaluate serum endocan (endothelial cell-specific molecule-1) levels in patients with type 2 diabetes mellitus and to determine its relationship with disease activity by comparing it with a control group. Methods: Venous blood samples were collected from 63 patients with diabetic retinopathy and healthy indi viduals who visited the policlinic between January 1, 2020, and March 1, 2020. Serum endocan and HbA1c levels were evaluated in the patients. Results: The mean age of the patient and control groups was 62 ± 10.19 and 60.27 ± 5.53, respectively. No statistically significant difference was observed between the patient and control groups in terms of age and gender. Serum endocan levels were found to be statistically significantly higher in the patient group with diabetic retinopathy (P < .05). Conclusion: It was hypothesized that serum endocan levels could serve as a guiding parameter in assessing the severity of diabetic retinopathy. Cite this article as: Yıldırım M, Çinici E, Çelik M, İçtaş S. Assessment of serum endothelial cell-specific molecule-1 (ESM-1, endocan) levels in patients with diabetic retinopathy. Eurasian J Med. 2025, 57(4), 1038, doi:10.5152/eurasianjmed.2025.251038.
Bu araştırma, liderliğin karanlık yönüne dair Türkiye’de yapılan lisansüstü tezlerin araştırma hattına genel bir bakış sunmayı ve akademik ilginin seyrini görmeyi amaçlamıştır. Araştırma, yarı-sistematik literatür incelemesi yöntemi benimsenerek gerçekleştirilmiştir. Liderliğin ve yönetimin karanlık yönüne dair beş kavram araştırma sürecinde dâhil edilmiştir. Bunlar; toksik liderlik, istismarcı yönetim, yıkıcı liderlik, narsist liderlik ve etik dışı liderliktir. Beş kavram, Yükseköğretim Kurulu’nun tez merkezinde (YÖK Tez), “tez adı” kısmında aranmış ve başlığında ilgili kavramlar olan tezler araştırma sürecine dâhil edilmiştir. Toksik liderlikle ilgili 43, istismarcı yönetim ile ilgili 20, yıkıcı liderlikle ilgili 7, narsist liderlik ve etik dışı liderlikle ilgili birer teze ulaşılmıştır. Tezler; yazar, yıl, lisansüstü düzey, anabilim dalı, araştırma sahası, bağımsız, bağımlı ve aracı/düzenleyici değişken ve nicel/nitel araştırma tasarımları kategorilerinde sınıflandırılmıştır. Sonuçlar; tezlerin çoğunlukla toksik liderlik konusunu ele aldığını, nicel araştırma tasarımlarıyla gerçekleştirildiğini, baskın şekilde işletme anabilim dalında yürütülen çalışmalar olduğunu, bunu eğitim bilimlerinde gerçekleştirilen tezlerin takip ettiğini göstermektedir.İncelenen tezlerden yola çıkarak,ilgili alanda bundan sonraki yürütülecek tezlerde nitel araştırma yöntemlerini daha sık yararlanmak, daha çeşitli ve amacına hizmet eden örneklemler kullanmak, daha farklı pek çok kavramdan oluşan modellerle, sorunun derinliklerine inerek yeni ilişkiler keşfetme yolunda ilerlemesinin hem araştırma sahasının bilimsel gelişimine hem de örgütsel-bireysel ve dolayısıyla toplumsal düzeyde katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Mısır tarımındaki artışa paralel olarak bitki besin elementlerine duyulan ihtiyaç da yükselmektedir. Bu çalışmada, bitkisel atıklar ve sıvı hayvan gübrelerinin mısır bitkisinde gübre olarak kullanılmasının bitki gelişimi üzerindeki etkileri incelenmiştir. Bölünmüş parseller deneme deseninde yürütülen çalışmada, tarımsal bitki atıkları olarak nohut, buğday samanı ve kontrol grubu ana materyal olarak kullanılmış, ikinci alt faktör olarak ise kontrol grubu, sıvı hayvan atığı ve üre dozları uygulanarak mısır bitkisi üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Araştırmada mısır bitkisinin tepe püskülü çıkış süresi, bitki boyu, ilk boğum çapı, bitkide sap kalınlığı, bitkide yaprak sayısı, koçan ve yukarısındaki toplam yaprak alanı, koçan uzunluğu, bin tane ağırlığı, ve tane verimi özellikleri incelenmiştir. Mısır bitkisin incelenen özelliklerinden bitki boyu, koçan yukarısı yaprak alanı, koçan uzunluğu, bin tane ağırlığı, tane tane verim değerleri, tarımsal bitki atığı, gübre uygulamaları, tarımsal bitki atığı × gübre uygulama interaksiyonunda istatistiki olarak önemli farklılıklar gösterdiği kaydedilmiştir. İncelenen diğer özelliklerden ilk boğum çapı tarımsal bitki atıklarına göre istatistiki olarak önemli farklılıklar gösterdiği, tepe püskül çıkış süresi, sap kalınlığı, bitkide yaprak sayısının ise uygulanan faktörlerden etkilenmediği belirlenmiştir. Araştırma sonucuna göre birçok özellikler bakımından en yüksek sonuçları veren nohut samanının organik tarım açısından tarımsal bitki atığı olarak mısır yetiştiriciliğinde kullanılabilirliği tespit edilmiştir. Sıvı hayvansal atık ve üre gübresinin ise mısır yetiştiriciliği üzerine etkisine bakıldığında, azot gübresinin 40 kg da-1 dozunun, sıvı hayvansal atık dozlarına göre daha yüksek değerler verdiği kaydedilmiştir.
This study was conducted to determine the differences in the chemical composition, in vitro gas production (GP), methane production (CH4), metabolizable energy (ME), and in vitro organic matter digestion (IVOMD) of oat hay varieties commonly used in ruminant feeding (Küçükyayla, Kahraman, Kırklar, ST-4, Yeniceri, Sebat, and Arslanbey). The oat hay varieties in the study were harvested during the flowering period in the 2019-2020 season in Kahramanmaras province. The in vitro findings of this study revealed significant differences among oat hay varieties in terms of their chemical composition, in vitro gas production, methane production, ME and IVOMD (P
Despite numerous studies on second-line therapies in metastatic pancreatic cancer, there is no randomized study evaluating the efficacy of gemcitabine plus nab-paclitaxel as a second-line treatment. This study aims to examine the efficacy of gemcitabine plus nab-paclitaxel in second-line therapy. In this retrospective study, a total of 218 patients from 23 centers were included and the median age of 60.2 years. The primary endpoint was progression-free survival (PFS), secondary endpoints included overall survival (OS), treatment efficacy based on ECOG performance status (PS), and tumor marker (CEA, CA 19 − 9) levels. In the second-line treatment with gemcitabine plus nab-paclitaxel, the median PFS was 5.1 months (95% CI, 5.6 to 7.1), and the median OS was 8.6 months (95% CI, 7.3 to 10.0). Median PFS was 6.6 months in patients with normal CEA levels compared to 4.4 months in patients with high CEA levels (P = 0.01). Median PFS was 6 months in patients with ECOG PS 0–1 compared to 3.8 months in patients with PS 2 (P < 0.01). This study demonstrates the contribution of gemcitabine plus nab-paclitaxel in both OS and PFS in second-line treatment of metastatic pancreatic cancer. We believe it is a good option, especially for younger patients with good ECOG PS.
Bu çalışma, stratejik düşünce kavramını bilişsel açıdan ele alan çalışmalarla literatürün gelişimini görmeyi ve yapılan çalışmaların haritasını çıkarmayı amaçlamaktadır. Scopus veri tabanında 1989-2023 yılları arasında yayınlanmış makaleler taranmış, 238 makale elde edilmiştir. Dahil etme kriterleri (işletme ve yönetim alanındaki yayınlar, makale ve kitap bölümleri, ingilizce dilindeki yayınlar) ve hariç tutma kriterleri (stratejik düşünme ve stratejik biliş kapsamı dışındaki makaleler) sonucunda 44 makale bibliyometrik analiz yöntemi kullanılarak incelenmiştir. Bibliyometrik analizin iki temel prosedürü bulunmaktadır. Bu kapsamda veri setindeki yayınların genel durumunu ortaya koymak üzere performans analizi, alanın entellektüel ve kavramsal yapısını ortaya koymak üzere bilimsel haritalama tekniği kullanılmıştır. Atıf sayısına göre en etkili ülkeler sırasıyla Amerika Birleşik Devletleri, Avustralya ve Çin olmuştur. En çok atıf alan dergiler ise Journal of Management Science ve Organization Science’dir. Alandaki çalışmalar 6 küme etrafında toplanmıştır. Bu kümeler; yönetsel bilişin stratejik eylemi nasıl şekillendirdiğini, stratejinin davranışsal temellerini, stratejinin felsefi kökenini, stratejideki bilişsel bakış açısını, stratejik bilişin sosyal bağlamını ve stratejik araçların faydasını araştırmaya yönelik çalışmalardan oluşmaktadır. Bu çalışmalarda en sık kullanılan anahtar kelimeler sırasıyla “managerial cognition” ve “cognition” olmuştur. Son birkaç yıldır ise bu alanda daha çok “strategic cognition” ve “learning” kavramları ön plana çıkmaya başlamıştır. Çalışmanın bu kapsamdaki beklenen katkısı stratejik düşünme kavramını bilişsel açıdan ele alan literatürü genişletmek için geçmiş araştırmaların faydalı bir envanterini sağlamaktır.
Purpose This study aims to reveal Türkiye's place on the global cultural map through eight dimensions compared to other countries with the help of these two subresearch questions: “Where is Türkiye positioned on Meyer's map, and how is the positioning when country groups are taken into account?”. Design/methodology/approach This issue is considered necessary regarding the country’s business culture, which is an emerging market. For this, 17 senior executives engaged in international trade activities were selected as cases. The eight dimensions of Erin Meyer’s culture map were analyzed by considering the interview data obtained from the executives. Findings As a result of the analysis, it was determined that Türkiye is in a position that can be called an east–west synthesis in terms of culture, even though it is geographically evaluated within MENA and that it is located close to the middle of the continuum axis on the basis of almost all dimensions. However, the three dimensions out of eight – communication, deciding and trusting – are relatively far from the middle. The authors believe that this situation is closely related to Türkiye’s unique historical characteristics. Research limitations/implications The placement of the nations on a cultural map may be useful for practitioners. By looking at the relative position on this map and taking it into consideration while building connections and negotiating, for instance, businesses and policymakers who wish to enhance their ties with Türkiye can be aware of the distinctions between their own countries and Türkiye. The inhibiting nature of qualitative research prevents generalization; however, much bigger data set may be used for a comparable approach. Further research can be done to solve this issue because the cases under examination do not permit comparisons specific to the American continent. Originality/value The theoretical contribution of this study lies in its focused revelation of Turkey’s cultural positioning within the context of emerging markets. Positioning the countries on the cultural map can provide some convenience to the practitioners. Türkiye is a crucial clustering center when global production is considered. This opens the country to contact other cultures and enables intercultural transfer and learning.
This study aimed to investigate the effect of pulmonary rehabilitation on quality of life during the survival period in individuals with small cell lung cancer. Thirty-six patients with a diagnosis of small cell lung cancer (SCLC), who completed chemotherapy treatment and were in the survival period, were included in the study. A pulmonary rehabilitation program was applied to individuals at 40–70
In this study, it was aimed to determine the effects of liquid seaweed on seed germination and radicle and plumule growth in some winter cereal species (Triticale (T), Barley (B) and Wheat (W)) were investigated. In the study, 6 different doses (Control (D0), 1000 ppm L-1 (D1), 2000 ppm L-1 (D2), 4000 ppm L-1 (D3), 8000 ppm L-1 (D4) and 16000 ppm L-1 (D5)) of seaweed were used. Germination index (number day-1), radicle and plumule fresh weight (g), radicle and plumule dry weight (g) and germinated seed number (number) were measured during the 14-day development period of cereal species at all seaweed doses. According to the study findings, apart from "number of germinated seeds in cereal species" and "germination index in species x dose interaction"; significant differences were found between the average values of all the properties examined in the grain types, fertilizer doses and species x dose interactions. Wheat among cereals had the highest values with regard to radicle dry weight and radicle fresh weight. D2 dose from the doses of seaweed fertilizer form has the highest values in germinated seed number, radicle dry weight, plumule dry weight, and radicle fresh weight, while D5 dose was the lowest. In terms of species x dose interaction, radicle fresh weight was found to be high in T x D1 interaction. Germinated seed number and plumule fresh weight were found to be high in H x D0 interaction. Germinated seed number and radicle dry weight were found to be high in W x D2 interaction. As a result, in the germination study with liquid seaweed, D2 dose for wheat, D1 and D2 doses for triticale, D0, D1 and D2 doses for barley were found as encouraging.
BACKGROUND:The current study aimed to compare the posterior cruciate ligament (PCL) index values of patients who underwent hamstring tendon (HT) autograft reconstruction due to an anterior cruciate ligament (ACL) tear. The comparison involved assessing these values in a similar cohort and evaluating the association between the alteration in the PCL index and functional results.METHODS:Patients who were clinically diagnosed with a complete, unilateral ACL tear and underwent ACL reconstruction (ACLR) using HT autograft between January 2018 and January 2021 constituted the operated group (Group 1) of the study. The control group (Group 2) consisted of patients selected from a convenience sample without ACL rupture, meniscal lesion, or cartilage damage who underwent an MRI during an outpatient orthopaedic consultation for knee pain. The operated group was submitted for an MRI of the knee one year after the operation for any reason such as pain, graft healing, the presence of tunnel widening, or suspicion of re-rupture. The International Knee Documentation Committee (IKDC) Subjective Knee Evaluation Form and the Lysholm Scoring System were applied to the patients in the operated group in the preoperative and postoperative periods to evaluate their complaints, function, and participation in sports and to assess functional ability and functional capacity. A radiologist with five years of experience measured the PCL index in the sagittal section of an MRI. In the operated group, changes in PCL index, IKDC, and Lysholm values during the postoperative period were assessed, along with their correlation. Additionally, a comparison was made between the values of the operated group and the non-operated group.RESULTS:No statistically significant correlation was found between the PCL index alteration and the functional score alteration (IKDC and Lysholm) in the operated group (p>0.05). In comparison to the non-operated group, the preoperative PCL index measures of the operated group were significantly lower (p: 0.000; p<0.05). The increase in the postoperative PCL index measurements of the operated group was similarly statistically significant (p: 0.000; p<0.05).CONCLUSION:Although the PCL index appears to be a strong anatomical structural parameter in ACLR patients performing HT autograft in the postoperative period, its correlation with functional results is weak.
Objective:This study aimed to determine the predictors for significant hepatic abnormality (SHA), a treatment indication, by assessing demographic, laboratory, and radiological results of chronic hepatitis B (CHB) patients who underwent liver biopsy.Materials and Methods:In this retrospective study, individuals with untreated hepatitis B e-antigen (HBeAg)-negative CHB infection were enrolled. Multivariate analysis modeling was conducted with parameters identified as predictors for SHA in univariate analysis. Optimal threshold levels for variables to predict SHA in patients with chronic hepatitis B were determined based on receiver operating characteristic (ROC) curve analysis.Results:A total of 566 patients with untreated chronic hepatitis B were included in the cohort; 61% (345/566) were male, and the median age was 41 years (interquartile range [IQR]=34-50). Notably, 36.9% (209/566) had SHA. In the multivariate analysis, utilizing different models, age, gender, HBV-DNA, LDL, ALT, and platelet count were identified as the most reliable predictors for SHA in CHB patients. For predicting SHA, the area under the ROC curve values of HBV-DNA, AST, and ALT were 0.704 (sensitivity=62.8%, specificity=76.2%; p<0.0001), 0.747 (sensitivity=51.9%, specificity=88.9%; p<0.0001), and 0.737 (sensitivity=68.6%, specificity=68.4%; p<0.0001), respectively.Conclusion:In our study, age, male gender, ALT, AST, HBV-DNA, LDL cholesterol, platelet count, and FIB-4 score were independent predictors of SHA in HBeAg-negative chronic hepatitis B. The most sensitive parameters for SHA were LDL and ALT. The most specific parameters were age, AST, and APRI score. SHA may occur in patients with high HBV-DNA levels, even if ALT values are normal in HBeAg-negative patients.
Objective: The aim of the study was to demonstrate the diagnostic value of urinary high mobility group box 1 (HMGB1) level as a non-invasive tool that can be potentially used for diagnosis and during follow-up in patients with prostate cancer. Material and Methods: Forty-two patients with histopathologically confirmed prostate cancer from 40 to 75 years of age, 30 patients with an acute urinary tract infection (UTI) and 33 agematched healthy controls were enrolled in the study. Age, gender, body mass index (BMI) and urinary HMGB1 levels of the study groups were evaluated. The association of clinical features [prostate specific antigen (PSA), perineural invasion, Gleason score] with urinary HMGB1 levels was investigated in patients with prostate cancer. Results: While age and BMI were not different among the 3 groups (p=0.265 and p=0.254 respectively), PSA levels were significantly different (p<0.001). A significant difference was detected in urinary HMGB1 levels among the 3 groups (p<0.001). Additionally, a significant correlation was observed between Gleason scoring and urinary HMGB1 levels when compared among patients with low-, intermediate- and high-grade prostate cancer (p=0.003). Also, there was a significant difference in urinary HMGB1 levels between perineural invasion-positive and negative patients (p=0.04). Conclusion: Compared to control group, patients with a UTI and prostate cancer patients had higher HMGB1 levels. Urinary HMGB1 levels were much higher in prostate cancer patients than in controls. Urinary HMGB1 levels may be used as a noninvasive tool for diagnostic and screening purposes in prostate cancer patients in future controlled studies involving larger patient samples.
Sadik Kara合作论文数University of Fatih
Institute of Biomedical Engineering
Istanbul, TURKEY7