International student mobility increases student diversity, fosters different perspectives, and contributes to human capital. Turkey has gradually increased international student numbers, making investigating their challenges and academic success factors essential. This study examines the adaptation processes of 62 language preparatory students at a state university in northwestern Turkey using an exploratory, qualitative approach, focusing on a holistic single case study design. Semi-structured interviews were conducted, and data were analyzed using a common software tool. The article addresses the adaptation process, structures and practices aiding adaptation, and reasons for choosing Turkey as a study destination. Findings show students choose Turkey for "cultural proximity," "social conditions," and "educational conditions." Adaptation factors are categorized into "cultural practices in daily life," "individual factors," and "institutional factors."
The purpose of the present study was to determine the chemical composition and in vitro ruminal fermentation capacity of potato pulp (PP), potato pulp with peel (PPp) and potato peel (Pp), i.e. potato starch by-products. PP and PPp were applied at 5.0, 7.5 and 10.0% (on a dry matter basis) instead of corn flake and barley grain in dairy cow total mixed ration (TMR). The volumes of in vitro total gas and methane production, and metabolisable energy (ME) values of PP and PPp were higher compared to Pp (P < 0.001). The in vitro true dry matter digestion (tDMd) and in vitro true organic matter digestion (tOMd) values of PP using at 7.5% and 10% rates in TMR were decreased linearly according to that of control TMR value (P < 0.05). Therefore, the use of potato starch by-products in ruminant diet can be suggested due to the high and rapid fermentation potential, especially of potato pulp without peel. The study showed that PP could be applied at up to 5% and PPp at a level of up to 10% in dairy cattle TMR (on a DM basis). Further in vitro studies should be carried out using dried potato starch by-products.
Covid-19 salgını, 2020 yılının başından itibaren daha çok tıbbi, epidemiyolojik ve virolojik bir disiplin içerisinde değerlendirilmiştir.İçinde bulunulan bu süreçte salgının yaşamsal ciddiyeti tamamıyla olmasa da oldukça azalmış olduğu söylenebilir.Halk sağlığı açısından tam anlamıyla sonlanmış olmayan bu süreç, her toplumda çeşitli yönleri ile farklılaşmalara neden olmuştur
In this study, effect of gibberellin inhibtors as preplant bulb soaks on plant height of Hyacinthus orientalis cv. ‘Jan Bos’ grown in pots were investigated. Bulbs of hyacints were soaked in flurprimidol at 0, 10, 20 ppm and paclobutrazol at 0, 100, 200 ppm before planting. Effect of gibberellin inhibitors on the flowering time, flower diameter and length, leaf length, plant height, flower life, chlorophyll content of leaves were determined. In addition, after hyacints grown in pots in the greenhouse arrived at the sales stage to determine the changes that occur in the plant height, plants were taken to the laboratory where temperature was held constant at 20 °C. The shortest plant height was obtained from the 200 ppm paclobutrazol and 20 ppm flurprimidol treatment as given bulb soaks. In this treatments, plant heihgt was 7.33 and 8.61 cm and were 49% , 41% shorter than untreated control. The lower dose of 10 ppm flurprimidol and 100 ppm paclobutrazol were also effective on height control with 9.11 and 9.71 cm plant height, respectively. Gibberellin inhibitors also shortened leaf lenght. Flurprimidol and paclobutrazol treatments resulted in higher chlorophyll content per unit area in the leaves than untreated controls. The highest chlorophyll contetnt was obtained from the plants treated 200 ppm paclobutrazol with 83.36 CCI (Chlorophyll content index), while the control was 50.56 CCI. The effects of treatments on plant height were maintained in lab conditions (home-office). The shortest plant height was obtained from 200 paclobutrazol treatment with 9.75 cm, while the control was 21.5 cm during post production period.
The effects of flurprimidol and paclobutrazol, treatments as preplant bulb soaks on plant height, growth parameters and other properties of Narcissus tazetta L. grown in pots were investigated. Bulbs were soaked in flurprimidol at 0, 10, 20 mg L-1 or paclobutrazol at 0, 100, 200 mg L-1 before planting. The effects of gibberellin inhibitors on the flower number, flowering time, flower life, plant height, leaf length and quantitative measurements (specific leaf area, leaf area ratio, leaf thickness, leaf weight ratio and stem weight ratio) were determined. When narcissus reached to the sale stage, plants were taken to the laboratory where the temperature stable at 20°C to evaluate the postproduction quality. The shortest plant height (6.25 cm, 63% shorter than control) was obtained from the 20 mg L-1 flurprimidol application. Plants applied with 200 mg L-1 paclobutrazol were 59% shorter than control with 7.00 cm plant height. Gibberellin inhibitors also shortened the leaf length and increased the leaf thickness, whereas decreased leaf area ratio and specific leaf area by shortening the plant height. The effects of gibberellin inhibitors on plant height continued after harvest (production) in marketing and consumer (laboratory) conditions. The plant heights of treated plants were 10.87 (20 mg L-1 flurpirmidol) and 10.37 (200 mg L-1 paclobutrazol) cm, while with the control plants were 26.75 cm in with laboratory conditions.
Bu çalışmada Hyacinthus orientalis cv. ‘Jan Bos’ sümbül çeşidinin saksıda yetiştiriciliğinde topraktan uygulanan ve bir büyümeyi engelleyici olan ethephonun bitki boyu üzerine olan etkileri incelenmiştir. ‘Jan Bos’ sümbül çeşidine ethephon dikimden sonra bitki boyunun 7-10 cm olduğu dönemde topraktan sulama şeklinde 0, 250, 500 ppm dozlarında (150 ml/saksı) uygulanmıştır. Toprak ıslatma şeklinde uygulanan ethephonun çiçeklenme zamanı, çiçek genişliği, çiçek uzunluğu, çiçek ömrü, bitki boyu ve yaprak boyu ile yaprakların birim alandaki klorofil miktarı üzerine olan etkileri incelenmiştir. Ethephon uygulamasının üretim sonrası (ev-ofis) koşullardaki etkisini belirleyebilmek için, serada yetiştirilen sümbüller satış aşamasına geldiklerinde (sap üzerindeki çiçeklerin %50’sinin açtığı dönem) sıcaklığı 20 °C’de olan laboratuvar ortamına alınıp burada ölçüm ve gözlemlere devam edilmiştir.Toprak ıslatma şeklinde yapılan uygulama sonucunda en kısa bitki boyu 500 ppm ethephon uygulamasından elde edilmiş, bu bitkiler 8.17 cm ile kontrole göre %35 oranında daha kısa olmuştur. ‘Jan Bos’ sümbül çeşidinde 250 ppm ethephon uygulaması da bitki boyunu kısaltmış (8.88 cm), kontrole göre %29 oranında daha kısa bitki boyu elde edilmiştir. Uygulanan ethephon yaprak boyunu da kısaltmış, çiçek ömrü üzerine ise herhangi bir etki yapmamıştır. Ayrıca ethephon uygulamaları yapraklarda birim alandaki klorofil miktarını arttırmış, kontrolden elde edilen klorofil miktarı 51.49 CCI iken, en yüksek klorofil içeriği 80.92 CCI ile 500 ppm ethephon uygulamasının yapıldığı grupda belirlenmiştir. Ethephon uygulamalarının üretim sonrası koşullardaki etkisi devam ederek, en kısa bitki boyu 12.5 cm ile 500 ppm ethephon uygulamasından elde edilmiştir.
Pancratium cinsine ait Türkiye’de doğal olarak yetiştiği bilinen tek tür kum zambağıdır (Pancratium maritimum L.). Soğanlı bitki olmasıyla geofit grubuna giren kum zambağı, Amaryllidaceae familyasına ait ve monokotiledonlardandır. Çok yıllık bir Akdeniz bitkisi olan P. maritimum L. doğal olarak Türkiye’nin kumul alanlarında yetişmektedir. Ancak Türkiye’de nadir olarak bulunan P. maritimum’un yaşam alanı olan sahillerin bilinçsiz kullanımı, turizm çalışmaları, kentleşme, rekreasyonel faaliyetler, soğanların ve çiçeklerin aşırı ve bilinçsiz sökümleri gibi sebeplerden dolayı nesli tehlike altındadır. P. maritimum’un süs bitkisi olarak kullanım potansiyeli bulunmaktadır. Ayrıca toprak altı gövdelerinde bulunan alkaloitlerin farmakolojide ve ilgili diğer endüstrilerde değerlendirilmesi kum zambağının önemini arttırmaktadır. Ülkemizde yapılan ulusal düzenlemeler ile ‘Doğal Çiçek Soğanlarının Doğadan Toplanması, Üretimi ve İhracatına İlişkin Yönetmelik’e göre P. maritimum’ un doğadan toplanması ve ihracatı tamamen yasaklanmıştır. Ayrıca Türkiye’de kum zambağı ile ilgili, bazı morfolojik ve anatomik çalışmalar ile popülasyonları etkileyen tehdit faktörlerinin belirlenmesi üzerine çalışmalar yürütülmüştür. Ülkemizde yapılan bu çalışmaların yansıra dünyada kum zambağı üzerine in-vitro ve generatif çoğaltma çalışmaları, taksonomik, biyolojik özellikler ve koruma stratejileri ile genetik çeşitliliğin belirlenmesi ile ilgili çalışmalara rastlanmaktadır. Ayrıca P. maritimum çiçeklerinde bulunan uçucu yağların ve soğanlarda bulunan alkaloitlerin belirlenmesi ile bunların farmakolojide kullanımıyla ilgili çalışmalar da ülkemizde ve dünyada yürütülmüştür. Bu derleme, Türkiye’de doğal olarak yetişen ve ülkemiz açısından çok önemli bir tür olan Pancratium maritimum üzerine yapılan koruma ve araştırma çalışmaları ile alakalı bilgiler vermek, türün önemine ve korunmasına dikkat çekmek amacıyla hazırlanmıştır.
Türkiye bitki genetik çeşitliliği ve özellikle de geofitler açısından özel bir konuma sahiptir. Ancak göl soğanı olarak bilinen Leucojum aestivum L. da dâhil olmak üzere birçok geofit türü genetik erozyona uğrayarak yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalmaktadır. Ülkemizde doğal olarak yetiştiği bilinen Leucojum cinsine ait tek tür olan L. aestivum Bolu, İstanbul, Bursa, Erzurum, Kocaeli, Konya ve Samsun illerinde yayılış göstermektedir. Nesli tehlike altında olan bu tür IUCN (International Union for the Conservation of Natural Resources) kırmızı liste kategorilerine göre Düşük Riskli (LC) sınıfında yer almaktadır. Aşırı otlatma ve bilinçsiz arazi yönetimi türün ana tehditleri arasında yer almaktadır. Beyaz çiçekleri ile estetik değeri olan Leucojum aestivum süs bitkisi olarak kullanılmasının yanında değerli bir tıbbi bitkidir. Soğanlarında bulunan çeşitli alkaloitler tıpta birçok hastalığın tedavisinde değerlendirilmektedir. Bu alkaloitler arasında galanthamine Alzheimer hastalığının tedavisinde kullanılan bir acetylcholinesterase enzim inhibitörü olması nedeniyle çok önemlidir. Bu nedenle L. aestivum habitatlarını korumak ve sürdürülebilirliğini sağlamak önem arz etmektedir. Ülkemizde L. aestivum ile ilgili vejetatif ve generatif çoğaltma çalışmalarının yanında in-vitro çoğaltma, içeriğindeki alkaloitlerin belirlenmesi ve bazı karyolojik araştırma çalışmaları yürütülmüştür. Türkiye’de L. aestivum’un ‘Doğal Çiçek Soğanlarının Doğadan Toplanması, Üretimi ve İhracatına İlişkin Yönetmelik’e göre ihracatı kotaya tabi tutulmaktadır. Ancak bunun dışında bilinen başka bir koruma çalışması bulunmamaktadır. Bu derleme, nesli tehlike altında olan ve Türkiye florasında doğal olarak bulunan, L. aestivum ile ilgili genel bilgilerin yanında türün koruma ve araştırma çalışmaları hakkında bilgi vermek ve bu türün önemine dikkat çekmek amacıyla hazırlanmıştır.
Günümüz dünyasında her alanda olduğu gibi sosyalleşme alanında da önemli değişimler yaşanmaktadır. Bunlardan biri de sosyal dayanışmanın biçiminin ve niteliğinin değişmesidir. Günümüzde yüz yüze etkileşim alanları sosyalleşmeyi ve dayanışma ihtiyacını destekleyecek biçimi ile neredeyse sadece çekirdek aile ağları ile sınırlanmıştır. Bu nedenle modern toplumlarda sosyalleşmenin yeni biçimlerini görmekteyiz. Bunların başında sosyal medya ve sanal topluluklar yer alır. Dünyadaki yaşlı nüfusun her geçen yıl biraz daha artış göstermesi yaşlılık çalışmalarını daha önemli bir disiplin haline getirmişti. Yaşlılık çalışmaları sadece yaşlıların fiziksel ve ekonomik iyilik hallerine değil aynı zamanda sosyal ve psikolojik iyilik hallerine de odaklanmaktadır. Yaşlılara yönelik çalışmaların aktif ve yerinde yaşlanmayı merkeze alarak yapılması bunun en önemli göstergelerinden biridir. Ancak buna rağmen teknolojik değişimlerin hızı ve yeni gelişmeler özellikle sosyal anlamda yaşlıların yeni duruma uyum sağlamalarını güçleştirebilmektedir. Değişen iletişim ağlarının niteliği yaşlıların dayanışma ve kabul görme ihtiyaçlarının karşılanmasında bazı güçlüklerin doğmasına yol açmıştır. Yerine geçen sanal destek ağları özellikle ülkemizde yaşlılar tarafından aktif olarak kullanılmamakta bu durum ise bazı psikolojik ihtiyaçların daha güçlü hissedilmesine yol açmaktadır. Modern toplumlarda özellikle yaşlıların sosyalleşmesine yönelik yeni formlar gerekmektedir. Sosyal danışman, psikolog ve çeşitli kurumlar bünyesinde yaşlılara yönelik destekler vardır. Bu destek ağını genişletebilmek özellikle yaşama bağlılığı ve sosyal desteği artırabilmek için önemlidir. Dünyada çeşitli biçimlerde var olan sosyal destek grupları bunun bir örneğidir. Modern toplumlardaki bahsedilen değişim alanları tüm bireyler için farklı ihtiyaçları gündeme getirmiştir. Bu ihtiyaçlar yaşa, sosyo-ekonomik düzeye ve bireysel deneyimlere göre farklılaşmaktadır. Bu gruplar kişilerin farklılıklarını ve hassasiyetlerini dikkate alarak kurgulanmıştır. Sosyal destek grupları üzerine yapılan çalışmalar hem destek grup organizasyon biçimleri hem de destek alanları yönü ile sınıflandırılmaktadır. Yaşlılık döneminde ailenin ve arkadaşların kaybedilmesi, sağlığın kötüleşmesi, hareketlilik ve gelir azalması gibi yaşlanmayla birlikte sık yaşanan durumlar, yaşlı bireylerin daha da yalnızlaşmasına yol açabilmektedir. Yalnızlaşma umutsuzluk düzeyinin de artışı anlamına gelmekte ve beraberinde fiziksel zorluklarla mücadele gücü zayıflamaktadır. Özellikle kurumlarda kalan yaşlılara yönelik daha çok dışarıdan gönüllü katılımlar teşvik edilerek düzenlenecek haftalık gruplar farklı ve yeni bir soluk olması açısından etkileşim alanları oluşturabileceği düşünülmektedir. Bu programların yaşlıların sosyalleşmesinde yeni bir form olarak tartışılabilmesi önemli görülmektedir.
Göç Çatışma Modeli göçün kökenini çatışmaya ve insani güven(siz)lik algısına dayandırır. Göçmenlerin güvensizlik algısı, göç edilen yerdeki çatışmalar, sınırlamalar riskler veya yetersizliklerden kaynaklanır ve hareketliliğe yol açma potansiyeline sahiptir. Aynı zamanda bulundukları bölgenin koşulları ve göçmenlerin çeşitli düzeylerdeki bireysel deneyimleri güvensizlik algısını etkiler. Bu gerilim /güvensizlik alanları bireysel ölçekten küresel ölçeğe kadar genişleyebilir. Göçmenler göreli güvensizlik alanlarından göreli güvenlik alanlarına geçiş yaparken psikolojik ve sosyal temelde güvensizliklerini taşıyıp hedef ülkede potansiyel güvensizlik alanlarıyla karşılaşabilir. Bu çerçevede hedef ülkede ki potansiyel güvensizlik alanlarında göçmenlere yönelik destekleyici sosyal çalışmalar önem kazanmaktadır. Pozitif psikoloji bireylerin pozitif yönlerine ve pozitif bakış açılarına odaklanır. Pozitif psikolojik sermayenin boyutları, bir bireyin güven, umut, iyimserlik ve esneklik kapasitesi olarak adlandırılır. Bu boyutlar, birinin işyerinde ve günlük yaşamındaki adaptasyonunu ve performansını arttırmaya yarar. Sosyal Sermaye, sosyal ağlara sahip olmak ve bunlara katılmak olarak tanımlanmaktadır. Sosyal bütün içinde bağlayıcı bir rolü vardır ve ana bileşenlerinden biri güvendir. Her iki sermaye türünde de farklı şekillerde ortaya çıkan güven, gerginlik alanlarında hissedilen güvensizlik algısını azaltabilir. Sosyal destek grupları, göç sürecinde ve sonrasında yaşanabilecek güvensizlik algısını azaltmayı amaçlamaktadır.ABSTRACT IN ENGLISHAn Analytical Framework for the Analysis of Migrant Insecurity in Destination Countries Based on the Migration Conflict Model: Migrant Support Groups, Positive Psychological and Social CapitalThe Conflict Model of Migration bases the origin of mobility on conflict and the perception of human insecurity. Migrants' perceptions of insecurity, conflicts in the origin country, limitations, risks or inadequacies arise and have the potential to cause mobility. These perceptions may be caused by conflicts, limitations, risks or insufficiencies in the country of origin and have the potential to cause mobility. These areas of tension and insecurity may extend from the individual scale to the global scale. While migrating from areas of relative insecurity to areas of relative security, migrants may carry their psychological and social insecurities, and, as a result, they may feel insecure in the destination country. In this context, related social studies for migrants gain importance in areas of potential insecurity in the destination country. Positive psychology focuses on the positive aspects of individuals. The dimensions of positive psychological capital are referred to as an individual’s capacity for confidence, hope, optimism, and resilience. These dimensions serve to enhance one's adaptation and performance in their workplace and daily life. Social Capital is defined as having, and participating in, social networks. It has a binding role in the societal whole, and one of its main components is trust. Confidence in both capital types, which develop in different ways, may reduce the perception of insecurity felt in areas of tension. Social support groups aim to reduce the perception of insecurity that may be experienced during and after the migration process.
The effects of flurprimidol, paclobutrazol, and ethephon treatment as soil drench on plant height and quantitative and other properties of native narcissus (Narcissus tazetta L.) plants grown in pots were investigated. When the plants were 7-10 cm tall, flurprimidol and paclobutrazol at 0, 1, and 2 mg/pot and ethephon at 0, 37.5, and 75 mg/pot were applied as soil drenches. The effects of plant growth retardant treatments on plant height, leaf length, time of flowering, number of flowers, and flower life were determined. In addition, quantitative measurements (leaf area ratio, specific leaf area, leaf thickness, leaf weight ratio, and stem weight ratio) were analyzed in native narcissus. When narcissus grown in pots in the greenhouse reached the sale stage, the plants were taken to the laboratory at 20 degrees C to evaluate the postproduction life and quality of pot plants. Flurprimidol, paclobutrazol, and ethephon shortened plant height. The shortest plant height was obtained from 2 mg/pot paclobutrazol; plant height was 5.42 cm, 65% shorter than the untreated controls. Chemical applications also shortened leaf length. The shortest leaf length (13.25 cm) was obtained from the 2 mg,/ pot paclobutrazol treatment. The chemical treatment decreased the leaf area ratio and specific leaf area, but increased the leaf thickness and leaf weight ratio compared to the control plants. The effects of treatments on plant height continued in laboratory (home-office) conditions after production. The shortest plant height (9.5 cm) was obtained from the 2 mg/pot paclobutrazol treatment, whereas the height of untreated control plants was 24.25 cm during the postproduction life of pot plants.
Toplumsal ilişkiler, bireylerin sahip oldukları statü ve roller aracılığıyla şekillenir. Bireylerin kimlik edinim sürecine evlilik ilişkisi ve bu ilişki ile edinilen yeni rollerin etkisi büyüktür. Evlilik bağı ile rol ve statülerin işleyişi, eşler arası ilişkiler ile örüldüğü gibi eşlerin ailelerinin etkisi ile de belirginleşmektedir. Geleneksel aile yapısı içerisinde her statünün sahip olduğu bir rol vardır ve bu roller cinsiyet rollerinin hem taşıyıcısı hem de dönüştürücüsüdür. Bu rollerden ikisi olan gelin ve görümce rolleri ile cinsiyet rollerinin yeniden üretilerek aktarıldığı görülür. Bu çalışma “gelin” ve “görümce” rolleri ile bireylerin birbirlerine yönelik algı ve tutumlarını, toplumsal cinsiyet kavramı ile açıklamayı hedeflemektedir. Araştırma söylem analizi yaklaşımı ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya katılan hem “gelin” hem de “görümce” kimliğine atıf yapan kişilerin birbirlerini, sahip oldukları statü üzerinden nasıl algıladıkları, söylemlerin içerdiği anlamların da ötesinde yatan durumlar, analiz edilmeye çalışılmıştır. Araştırmanın iki boyutu bulunmaktadır. İlk boyutu içerik analizi olarak tanımlanmıştır. İçerik analizinde görüşmecilerin görüşme boyunca kullandıkları ifadeler ve tanımlamalar, konuya göre bir tabloda özetlenmiştir. Daha sonra metnin ötesindeki anlama ulaşma amacıyla eleştirel söylem analizi yaklaşımı uygulanmış, ilgili konu ve tanımlamaların ötesindeki işleyiş ve beklentilere ulaşılmaya çalışılmıştır. Buna göre “gelin”-“görümce” kimlikleri üzerinden rollerin ve sorumlulukların nasıl tanımlandıkları/onlara göre nasıl olması gerektiği ve bu söylemlerin toplumsal ilişkileri, özelde de aile ilişkilerini nasıl belirlediği tartışılmıştır. Çalışmanın kısaca sonuçlarına göre toplumsal ilişkiler ve pratikler değişmiş olsa bile özellikle “gelin” ve “görümce” kimliğine dair beklentiler ve tutumlar aynı ölçüde değişmemiştir. Bu durum özellikle evliliğe dayalı kimliklerin ediniminde cinsiyetçi yaklaşımların çok daha yaygın olduğunu göstermiştir.
We investigated the effect of paclobutrazol as preplant bulb soaks on plant heightof Iris x hollandica cv. ‘Frans Hals’ and ‘Blue Magic’cultivars which were grownin pots. Bulbs of iris were soaked into gibberellin inhibitor paclobutrazol solutionat 0, 15, 30 ppm before planting. Effect of paclobutrazol on the flowering time,flower diameter and length, leaf length, plant height, flower life, and chlorophyllcontent of leaves were determined. The shortest plant height was obtained from the‘Blue Magic’ cultivar treated with 30 ppm paclobutrazol which gave plants with11.3 cm, 68% shorter than untreated control. ‘Frans Hals’ cultivar treated with 30ppm paclobutrazol was 20.9 cm and 50% shorter than control. In ‘Blue Magic’ and‘Frans Hals’cultivars the lower dose of 15 ppm paclobutrazol were also effectiveon height control with 11.8 and 21.5 cm plant height, respectively. This gibberellininhibitor also shortened the leaf length of iris cultivars. Paclobutrazol treatmentsresulted in higher chlorophyll content per unit area in the leaves. The highestchlorophyll content (57.00 CCI) was obtained from the ‘Blue Magic’ iris treatedwith 30 ppm paclobutrazol, while the control plants had 32.70 CCI chlorophyll intheir leaves. Chlorophyll content of ‘Frans Hals’ treated with 30 ppm paclobutrazolwere 52.87 CCI, while control plants of this cultivar were 28.80 CCI. Plantsapplied with paclobutrazol resulted with smaller flower diameter compared to thecontrol plants of both cultivars. The smallest flower diameter was obtained from 30ppm paclobutrazol treatment with 38.83 mm in ‘Blue Magic’ iris while the controlof this cultivar was 99.63 mm. The flower diameter of ‘Frans Hals’ cultivar treatedwith 30 ppm paclobutrazol was 109.1 mm, while the control one was 112 mm.
In this study, effect of ethephon as foliar spray on plant height of narcissus (Narcissus cv. ‘Ice Follies’) grown in pots were investigated. When plants were 7-10 cm tall, 0, 1000, 2000 ppm ethephon were applied foliar spray. Effect of ethephon on the time of flowering, leaf length, plant height, flower life, chlorophyll content of leaves were determined. In addition, after narcissus were grown in pots in the greenhouse arrived at the sales stage to determinate the changes that occur in the plant height, plants were taken to the laboratory which was temperature held constant at 20 °C. The shortest plant height was obtained from the 2000 ppm ethephon treatment as given soil drench. In this treatment, plant heihgt was 4.17 cm and were 69% shorter than untreated control. The lower dose of ethephon (1000 ppm) was also effective on height control with 4.45 cm plant height and 67% shorter than untreated control. Ethephon application also shortened leaf lenght and there was no difference among application for flower life. Ethephon treatments were resulted higher chlorophyll content per unit area in the leaves than untreated controls. The highest chlorophyll contetnt was obtained from the plants were treated 2000 ppm ethephon with 82.6 CCI. The effects of treatments on plant height has been preserved in conditions laboratuary (home-office), the shortest plant height was obtained from 2000 ppm ethephon treatment with 4.75 cm.
Gladiolus is a perennial geophyte, semi-rustice herb and belongs to the Iridaceae family. Gladiolus is an important bulbous ornamental plant. It is used as cut flowers, garden and potted plants. Turkey, which is among the major gene centers of the world and has a special place in plant genetic diversity, has rich genetic resources of geophytes including Gladiolus. However, many plant genetic resources, including Gladiolus are under genetic erosion because of the environmental and other problems and therefore face with the danger of extinction. Turkey has one Gladiolus species in IUCN Red List category. This species is Gladiolus italicus and its Red list category is Least Concern (LC). Gladiolus italicus is distributed in Macaronesia, Mediterranean basin to central Asia. Also introduced and naturalized in California. It naturally grows in many parts of Turkey. The other Gladiolus species that are reported to be under threat in Turkey are; Gladiolus anatolicus, Gladiolus antakiensis, Gladiolus halophilus, Gladiolus humilis, Gladiolus micranthus. In addition to their potential usage as ornamental plants, their usage in phytomedicine due to the medical properties of the modified stems, leaves and in other related industries increases their importance. Therefore, it is very important to protect these genetic resources of Gladiolus.
Bu çalışma göç sürecine katılan Suriyeli yaşlıların hem göç yolunda hem de hedef bölgedeki yaşadıkları deneyimleri ve sorunları tespit etme amacı ile gerçekleştirilmiştir. Bu amaçla yaşlı göçmenlerin beklenti, ihtiyaç ve sorunlarını Suriyeli göçmenler özelinde ikincil kaynaklardan ve mülakatlardan hareketle betimsel analiz yöntemi ile inceleme hedeflenmiştir. Çalışmada göç ve yaşlılık ilişkisi sosyal ağlar, aktif yaşlanma ve yerinde yaşlanma kavramları çerçevesinde incelenmiştir. Sakarya’da ikamet eden ve evinde 60 yaş ve üzerinde hane ferdine sahip olan 7 Suriyeli ile derinlemesine mülakatlar yapılmış ve üç analiz düzeyine göre (psikolojik etkenler, gündelik pratiklere yönelik etkenler ve sosyal ağlara yönelik etkenler) incelenmiş ve sonuçlar kategorilendirilmiştir. Bu kategoriler aynı zamanda aktif yaşlanmanın önündeki engeller olarak tanımlanmaktadır. Çalışmanın ana /temel bulgularına sonuçlarına göre, Türkiye’deki Suriyeli yaşlıların gerek göç nedeni ile gerekse göç süreci ve sonrasına dair süreçlerin niteliği sebebi iki kat marjinal grubu temsil etmekte ve yaşanılan sorunlar ekonomik ve dile dayalı engellerle bir kat daha keskinleşmektedir. Çalışma bu engelleri ve sürece ait zorlukları aktif yaşlanma ilişkisi çerçevesinde incelemiştir. ABSTRACT IN ENGLISHThe Migration Experiences and Problems of Syrian Elderly in SakaryaThis study is carried out with the aim of identifying the experiences and problems of the Syrian elderly participating in the migration process both on the migration path and on the target place. For this purpose, it is aimed to examine the expectations, needs, and problems of elderly emigrants by using descriptive analysis method from the secondary sources and from the interviews in terms of Syrian emigrants. In this study the migration and age-related social networks are examined within the framework of the notions; active ageing and on-site ageing. In-depth interviews with 7 Syrians residing in Sakarya and having household members aged 60 or older are carried out and the results are categorized according to three analysis levels (psychological factors, factors affecting daily practices and social networking factors). These categories are also defined as the obstacles to active ageing at the same time. According to the brief conclusions of the study, the elderly Syrians in Turkey represent twice the marginalized groups due to both reasons of immigration and the characteristics of the migration process and afterwards; and the problems experienced are sharper than the obstacles based on economic and language-related reasons. The study examines these obstacles and the challenges of the process within the context of active ageing.
Bu çalışmada kültür çeşidi (Narcissus cv. ‘Ice Follies’) nergis çiçeğinin saksıda yetiştiriciliğinde yaprak sprey yöntemi ile verilen etehphonun bitki boyu üzerine olan etkileri incelenmiştir. Serada saksılı olarak yetiştiriciliği yapılan Narcissus cv. ‘Ice Follies’ çiçeklerine bitki boyunun yaklaşık 7-10 cm olduğu dönemde 0, 1000 ve 2000 ppm dozlarında ethephon uygulamaları yapraktan sprey şeklinde yapılmıştır. Yapılan bu kimyasal uygulamaların çiçeklenme zamanı, çiçek sayısı, yaprak boyu, bitki boyu, çiçek ömrü ve yaprakların klorofil içeriği üzerine olan etkileri incelenmiştir. Ayrıca yapılan uygulamaların üretim sonrası (ev-ofis) koşullardaki etkisini inceleyebilmek amacıyla, serada yetiştirilen nergisler satış aşamasına geldikleri dönemde sıcaklığı 20 °C’de olan laboratuvar ortamına alınıp burada ölçümlere devam edilmiştir. Yaprak sprey şeklinde yapılan uygulamalar neticesinde bitki boyu açısından en iyi sonucu 2000 ppm ethephon uygulaması vermiş, bitki boyu 4.17 cm ile kontrole göre % 69 oranında daha kısa olmuştur. ‘Ice Follies’ nergislerinde 1000 ppm ethephon uygulamasının da bitki boyu açısından oldukça etkili olduğu belirlenmiş, 4.45 cm ile kontrole göre %67 oranında daha kısa bitki boyu elde edilmiştir. Ethephon uygulamalarının yapıldığı bitkilerden daha kısa yaprak boyu elde edildiği, çiçek ömrü açısından ise uygulamalar arasında bir fark olmadığı tespit edilmiştir. Ayrıca yapraklarda birim alandaki klorofil miktarının ethephon uygulamalarının yapıldığı bitkilerde daha fazla olduğu belirlenmiş, en yüksek klorofil içeriği 82.6 CCI ile 1000 ppm ethephon uygulamasının yapıldığı bitkilerde tespit edilmiştir. Yapılan uygulamaların üretim sonrası (ev-ofis) koşullardaki etkisi devam etmiş ve en kısa bitki boyunun 4.75 cm ile 2000 ppm ethephon uygulamasından elde edildiği belirlenmiştir.