Forage produced from can notTurkey's current native pasture and meadow cattles areas as sheeps well as from forage crop production areas cannot meet the requirement of 73.7 million cattle and sheep. There are 14.6 million hectares of native meadow and pasture areas in Turkey. A significant amount of these areas need to be improved in order to increase the yield and quality of forage and ensure its sustainability. It has been calculated that a total budget of 45.6 billion TL is needed for the improvement of the native meadow and pasture areas and an average of 4 billion TL for annual maintenance. With the adoption of the Pasture Law No. 4342, the pasture areas that has been rehabilitated with Pasture Improvement and Management Projects are quite insufficient. In addition, due to non-compliance with the technical rules of pasture management in the improved areas, the process is not sustainable. Due to the insufficiency of available budget resources and the fact that pasture improvement by state facilities will take many years, there is a need for a new perspective and policy change in sustainable pasture improvement. In this article, some improvement and utilization models for the effective improvement and sustainable use of Turkey's pasture lands are discussed. With the proposal made, it has been suggested that rangelands larger than 1000 decares and pastures lager than 500 decares should be leased to the private sector and rehabilitated with the "improve and operate" system. It has been suggested that ¾ of the reclaimed area should be used by the private sector, and ¼ by the animal owners in the village where the pasture is allocated. In addition, it has been proposed that the rangelands with an area of less than 1000 decares and pastures with less than 500 decares must be leased to the Pasture Management Unions in the settlement where they are allocated, to ensure their rehabilitation and sustainable use. In cases where Pasture Management Unions are not willing to rent for improvement purposes, it has been suggested that these rangeland and pastures must be leased to the private sector regardless of the size of the area.
Osmanlı topraklarından Amerika’ya 1830’lu yıllarla başlayan göç dalgası özellikle 1890’larla birlikte ivme kazanmış ve 20. yüzyılın ilk çeyreğinde de hızlanarak devam etmiştir. Amerika’ya göç edenler arasında Ermeniler, Yunanlar, Araplar, Sefarad Yahudileri, Türkler ve Kürtler gibi farklı milletlerden insanlar yer almıştır. Göçmenler Amerika’ya mutfak, müzik, dans, eğlence kültürlerinin yanında; kilise, sinagog, kahvehane, café aman gibi kurumları da beraberlerinde götürmüşlerdir. Kahvehaneler Osmanlı coğrafyasından gelen göçmenlerin sosyalleşebildikleri en önemli mekânlar olmuştur. Bunun en temel sebeplerinden biri göçmenlerin çok ciddi bir çoğunluğunun bekâr erkeklerden oluşmasıdır. Ayrıca göçmenlerin geldikleri memleketlerde köklü bir kahvehane geleneğinin olması ve göçmenlerin, Amerika’daki göçmen karşıtlığı yüzünden kendi içlerine kapanması da bunda etkili olmuştur. Kahvehaneler göçmenler için sadece bir eğlence mekânı değil aynı zamanda göçmen hayatı hakkında bilmedikleri meseleleri öğrendikleri, memleketlerinden haber aldıkları, iş buldukları, kısacası sorunlarını çözdükleri birer sosyal destek merkezi gibi faaliyet göstermiştir. Kahvehaneler göçmen eğlence hayatında çok farklı alanlarda hizmet sunmuştur. Bunların başında da müzikli eğlence faaliyetleri gelmektedir. Bu makale temel olarak Amerika’daki kahvehane, café aman, caférestoran gibi mekânlardaki canlı müzik, karagöz gösterileri ve plak dinletileri gibi farklı eğlence türleriyle ilgilenmektedir. Bu mekânlarda dans da çok önemli bir yere sahip olmuştur, özellikle göbek dansı (oryantal dans) yapan kadın dansçılar göçmen mekânlarının en büyük atraksiyonlarından biri olmuştur.
Oz Amac: Kaba yemlerin kalitesinin belirlenmesi, alicilar icin cogu zaman sorun olusturur. Fiziksel analizler, basit olsa da yeterince guvenilir degil, kimyasal analizler ise zaman alici ve maliyetlidir. Calismanin amaci, kalite belirlemede kullanilan bazi yontemlere ait sonuclarin karsilastirilarak, aralarindaki sapmalarin belirlenmesidir. Materyal ve Yontem: Bu arastirmada, 2 farkli baklagil+bugdaygil karisimi (fig+tritikale ve italyan cimi+iskenderiye ucgulu) ve 3 farkli kaba yem muhafaza yontemi (Haylaj1, Haylaj2, Silaj0) uygulanarak farkli kaba yemler olusturulmustur. Bu yemlerin uretimi ve kalite degerlendirmeleri 3 yil sure ile tarla ve laboratuvar ortaminda surdurulmustur. Calismada elde edilen yem ornekleri Fleig Puani (FP), DLG puani, Nispi Yem Degeri (NYD) ve Nispi Yem Kalitesi (NYK) olmak uzere 4 farkli yontemle degerlendirilmistir. Bulgular ve Sonuc: Calisma sonunda, tum konular Fleig Puanina gore “1.sinif”, DLG Puanina gore “iyi” sinifinda yer almislardir. Nispi Yem Kalitesine gore tum konular “orta ve kotu” sinif, Nispi Yem Degerine gore ise Haylaj2 konusu “2.sinif”, Haylaj1 ve Silaj0 konusu “3.sinif” olarak siniflandirilmistir. Abstract Objective: The determination of the quality of roughage is often a problem for buyers. Physical analysis is simple but not reliable enough, chemical analysis is time consuming and costly. The aim of the study is to compare the results of some methods used in quality determination and to determine the deviations between them. Materials and Methods: In this research, two different legumes + grass mixture (vetch + triticale and italian grass + berseem clover) and 3 different roughage preservation methods (Haylaj1, Haylaj2, Silage0) were applied. Production and quality evaluations of these feeds were carried out in field and laboratory condition for 3 years. The feed samples obtained from the study were evaluated with 4 different methods as Fleig Score (FS), DLG Score, Relative Feed Value (FFV) and Relative Feed Quality (RFQ). Results and Conclusion: At the end of the study, all subjects were classified as “1st class according to Fleig Score and “good” according to DLG Score. In terms of Relative Feed Quality, all subjects are “medium and poor” class, and Relative Feed Value is based on Haylaj2 “2ndclass ”, Haylaj1 and Silage0 subjects “ 3rdclass ”
Hayvansal üretimin en önemli girdisini oluşturan yemler içerisinde kaba yemler ekonomik hayvancılığın en önemli ögesini oluştururlar. Sistemli bir kaba yem tedarik planı olmayan hayvancılık işletmesinin karlı olması olanaksızdır. Kaba yemlerin kaynağını doğal çayır-meralar, tarla tarımı içerisinde yetiştirilen yem bitkileri ve bitkisel üretim hasat artıkları oluşturur. Bu çalışmada, Adana ilinde kaba yem üretiminin durumu ve geliştirilme olanakları tartışılmıştır.
Production of good quality fodder is of a great importance for the economical ruminant production. The present experiment was carried out to study the effects of different sowing patterns and harvest times on digestibile dry matter yield, crude protein yield and feed quality of silages from intercropped soybean (Glycine max L.) and maize (Zea mays L.) systems. A split-plot experiment (8 sowing patterns x 2 harvest times) in randomized block design was established at the Experimental Area of Eastern Mediterranean Agricultural Research Institute in Adana, Turkey, during the growing seasons of 2010 and 2011. The sowing patterns were (1) 1 row maize to 1 row soybean (1M-1S), 2) 1 row maize to 2 rows soybean (1M-2S) 3) 2 rows maize to 1 row soybean (2M-1S) 4) 50 % maize+% 50 soybean in the same row 5) 33.3 % M+66.6 % S in the same row 6) 66.6 M+33.3S in the same row 7) sole soybeans 8) sole maize. The forage was harvested at the milk and dough stages of the maize dents. Results of the study showed that the mixture of 66.6 % maize + 33.3 soybean in the same row when harvested at dough stage could be suggested for higher digestible dry-matter yield with improved silage quality.
This study was carried out in order to compare in 20 different rangeland sample areas that determined in order to environmental variables, vegetation and soil properties by multivariate ordination analysis in Mugla province. Cluster analysis was made to determine the similarity and species compositions of sample areas, and as a result of this analysis, three different groups have occurred. Additionally, detrended correspondence analysis (DCA) was made after the indicator species analysis. The interaction between environmental and soil-borne factors as altitude, distance to village, soil depth, pH in saturated soil with water, lime and surface stoniness were found to be significant and this significance was expressed by graphs. Moreover, it was indicated that relationship with species in the vegetation of the variables that were determined as significant by tables and figures. The relationship with the species in the vegetation of the variables that were determined as significant was also indicated. The result of the study showed that environmental variables as soil depth, soil pH saturated with water, stony surface, altitude and distance to villages had a significant effect on the species diversity and distribution in the samples areas.
Varlıklarını idame ettirmek ve küresel pazar içerisinde rekabet üstünlüğünü korumak isteyen işletmeler hizmet kalitesini ve verimliliği arttırma hedefi çerçevesinde çalışanların işle ilgili sergiledikleri geri çekilme davranışlarını kontrol ve takip etme sorumluluğu altındadır. Örgüt psikolojisi içerisinde kişisel, örgütsel ve çevresel bir takım faktörlerin tetiklediği, işgücü ve zaman kaybına neden olan bu davranışlardan işe devamsızlık güncelliğini koruyan bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. İşe devamsızlık, işverenlere azımsanmayacak düzeyde ekonomik maliyetleri olabilen, çalışanlarda verimlilik ve ücret kaybına yol açabilen bir insan kaynakları yönetimi sorunudur. Bu açıdan işe devamsızlık davranışının altında yatan nedenlerin dikkatle ve ciddiyetle irdelenmesi, akabinde çözüm önerilerinin bu çerçevede tartışılması ve geliştirilmesi gerekmektedir. Haklı bir nedeni olsun ya da olmasın çalışanların işe gelmeme sıklıklarını ve oranlarını düşürmede etkili olan çözüm yöntemlerinden birisi esnek çalışmadır. Zamanı yönetme özgürlüğünün en tipik örneği olarak nitelendirebileceğimiz esnek çalışma yöntemi, bu özelliği ile iş ve bireysel yaşamı dengelemekte, iş stresini azaltmakta, örgütsel bağlılık ve iş tatminini arttırarak işe devamsızlık davranışı üzerinde etkili olabilmektedir. Bu çalışmanın amacı çalışanların esnek çalışma düzenlemelerine yönelik tutumlarının işe devamsızlık algıları üzerindeki etkilerini araştırmaktır. Bu kapsamda Ankara’da kamu kurumlarında çalışan 381 kişiye anket uygulanmıştır. Araştırmada verilerin analizinde SPSS for Windows 21.0 programından faydalanılmıştır. Anketlerde kullanılan ölçeklerin güvenilirlikleri test edilmiş, testin sonucuna göre oldukça yüksek düzeyde güvenilir oldukları ortaya çıkmıştır. İki değişken arasındaki etkileşim düzeyini ölçmek amacıyla basit doğrusal regresyon analizi yapılmıştır. Analiz sonucuna göre esnek çalışma düzenlemelerine yönelik tutumların işe devamsızlık algıları üzerindeki etkilerinin anlamlı olduğu bulgusuna erişilmiştir. Bununla birlikte araştırmaya konu değişkenlerin demografik faktörlerin önemli bir kısmına göre anlamlı farklılıklar oluşturduğu gözlenmiştir.
This study was presented as an oral presentation at the 4th International Anatolian Agriculture, Food, Environment and Biology Congress (Afyonkarahisar, TARGID 2019)
ÖZ: Proje, çeşit eksikliğini gidermeye katkı sağlamak için Ege Tarımsal Araştırma Enstitüsü’nde yurtiçi ve yurtdışı kaynaklardan temin edilen, çok yıllık baklagil yem bitkilerinden gazal boynuzu türüne ait materyal üzerinde sürdürülen çalışmalar sonucu, ilk ıslah döngüsü tamamlanarak geliştirilen çeşit adaylarının İzmir ve Adana’da bölge verim denemelerine alınarak verim ve uyum performanslarının belirlenmesi amacı ile gerçekleştirilmiştir. Bölge verim denemeleri tesadüf blokları deneme deseninde çeşit adayları, kontrol çeşitler ve populasyon kullanılarak dört tekerrürlü olarak kurulmuştur. İzmir ve Adana lokasyonlarında iki yıl yürütülen çalışmada; genotiplerin her iki lokasyon ve yıl ortalamalarına göre kuru madde verimlerinin 694-951 kg/da; NDF oranlarının % 37,1-39,4; ADF oranlarının ise % 29,8-31,2 olduğu belirlenmiştir. Tohum verimlerinin 9,7-23,4 kg/da; çimlenme oranlarının % 52,3-67,9; 1000 tohum ağırlıklarının 1,04-1,21 g arasında değiştiği saptanmıştır. Kuru madde ve tohum verimleri incelenen çeşit adayları ilk verim gruplarında yer alarak, yüksek verimli, Akdeniz iklim kuşağına uyumlu olduğu tespit edilmiştir.
Araştırma Doğu Akdeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsü Hacıali işletmesinde 4 tekerrürlü olarak tesadüf blokları deneme desenine göre 2013-2014 yıllarında yürütülmüştür. Denemelerde materyal olarak 13 adet kamu ve 1 adet özel sektör mısır tohumluğu kullanılmıştır. Analiz sonuçlarına göre incelenen mısır çeşitlerinin bitkisel özelliklerinde, kuru otunda ve silaj kalitesinde istatistiksel olarak önemli farklılıklar gösterdikleri saptanmıştır. Çeşitlerin bitkisel özelliklerinde ortalama bitki boyu, yaprak sayısı ve oranı, sap çapı, koçan sayısı, sap oranı, koçan oranı ve yeşil ot verimi sırasıyla 249,9 cm, 12,97 bitki/adet, %19,24, 22,08 mm, 0,93 bitki/adet, %42,32, %38,40, 4.251,57 kg/da olarak saptanmıştır. Çeşitlerin kuru otunda ortalama ham protein oranı (HP) %8,80, asit deterjanda çözünmeyen lif oranı (ADF) %34,91, nötr deterjanda çözünmeyen lif oranı (NDF) %59,7, ham kül oranı (HK) %7,2, sindirilebilir kuru madde oranı (SKMO) %61,7, ham protein verimi (HPV) 99,39 kg/da, kuru madde oranı (KMO) %29,4, kuru madde verimi (KMV) 1.164 kg/da ve kuru ot verimi ise 1.257 kg/da olarak saptanmıştır. Çeşitlerin silajında ortalama ham protein oranı (HP) %8,22, ADF oranı %29,27, NDF oranı %50,48, pH 3,57, sindirilebilir kuru madde oranı (SKMO) %66,1, kuru madde oranı (KMO) %28,14, ham protein verimi (HPV) 92,6 kg/da, ve Fleig puanı ise 118,35 olarak saptanmıştır. Sonuç olarak Burak, Sasa 1 (AĞA çeşidi) ve Ada 334 çeşitlerinin araştırmada yer alan diğer çeşitlere göre daha iyi performans göstererek dekara daha yüksek yeşil ot verimi (5.365, 5.029 ve 4.563 kg/da) ve kuru madde verimi (1.471, 1.281 ve 1.241 kg/da) sağladıklarını ortaya koymuştur. Söz konusu çeşitler bölgemizde ikinci ürün koşullarında silajlık mısır yetiştirilmesi amacıyla üreticilerimize tavsiye edilebilir.
This research was conducted to determine vegetation structures of the upland rangelands in the five villages of Tufanbeyli district, Adana, in 2010. Vegetations of the rangelands were studied by the loop method. In the study, plant cover percentages, botanical compositions based on the cover percentage in the plant covered area, range quality values and range conditions of the rangelands studied were determined. Average percentages of grasses, legumes and other family plants in the total plant cover were determined as 36.9 %, 22.0 % and 41.1 %, respectively. It was determined that the averaged percentages of decreasing, increasing and invasive species were 20.9, 11.2 % and 67.2 %, respectively. The calculated quality values of rangelands ranged from 2.40 to 3.92, indicating that the range conditions of all rangelands studied were poor. Results indicated that grazing on the rangelands studied or on those having the same ecological conditions with the studied rangelands must be controlled, and improved by one of the range improvement methods such as over sowing, sowing or natural regeneration, alone or with the combinations of the other rangeland improvement methods. Nevertheless, new research must be conducted to determine the most proper methods of range improvement for the mentioned rangelands.
İklim değişikliği küresel ısınma ile birlikte sera gazlarının artışını ve iklimde meydana gelen her tür değişikliği ifade eder. Son 50 yılda sera gazlarından CO2 konsantrasyonunun %30‘un üzerinde arttığı, gelecek yüzyılda ise bu artışın daha hızlı olacağı tahmin edilmektedir. İklim değişikliği yıl içerisinde ve yıllar arasında önemli sıcaklık ve yağış farklılıklarına neden olabilmektedir. İklim değişikliğine paralel olarak flora da değişmektedir. İklim değişikliği nedeniyle bazı alanlarda tür sayısının azaldığı saptanmış ve özellikle serin iklim türlerinin yüksek sıcaklıklara adapte olamamasından dolayı daha da azalacakları öngörülmektedir. İklim değişikliği meralarda verimi önemli derecede etkilemektedir. Batı yarım kürede verim artışı Doğu yarım küreden daha yüksek olurken, Kuzey Amerika, Orta Asya, Orta Afrika ve Okyanusya‘daki meraların iklim değişikliğine karşı hassasiyeti ortaya çıkmıştır. Yaz sıcaklıklarının yüksek olduğu alanlarda küresel ısınma hayvanlarda yem tüketim etkinliğini, canlı ağırlık artışını, süt verimini ve üremeyi olumsuz yönde etkilemektedir. Serin bölgelerde ise küresel ısınmanın etkisi daha az hissedilmektedir. İklim değişikliklerinin çayır meralar üzerindeki etkilerini araştırmak ve tahminlerde bulunmak için yoğun çaba harcanmaktadır. Gelecekle ilgili yüksek güvenirlikli tahminler yapabilmek için detaylı modelleme çalışmalarına ihtiyaç vardır. Yapılan tahminlere göre özellikle ülkemizde küresel ısınmanın etkili olacağı öngörülmektedir. Bundan dolayı çayır-mera yem bitkilerinde kurağa dayanıklı çeşitlerin geliştirilmesi, farklı ekolojik bölgelerimize adapte olabilecek C4 yem bitkisi türlerinin belirlenmesi ve bu türlerin yetiştirme tekniği ve ıslah çalışmalarına ihtiyaç vardır.
Bu araştırma, Domuz ayrığı (Dactylis glomerata, Pizza, DA), İngiliz çimi (Lolium perenne, Bastion, İÇ) ve Ak üçgül (Trifolium repens, Huia, AÜ) karışımları ile tesis edilen 3 farklı meranın (İÇ, İÇAÜ ve DAAÜ) kuru ot verimi, kimyasal kompozisyonu, süt ineklerinde süt verimi ve sütün kompozisyonuna etkilerinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. İki yıl yürütülen bu araştırmada otlatma denemesi, dönüşümlü deneme düzenine göre yapılmıştır. Bu amaçla, her biri 30 günden (8 gün alıştırma ve 22 gün esas dönem) oluşan iki dönemde toplam 6 baş Siyah-Alaca inek (2. laktasyonda ve ortalama 520±26 kg canlı ağırlığında) kullanılmıştır. Hayvanların süt verimi her dönemin birbirini takip eden son beş gününde, sütün besin madde kompozisyonu (kuru madde, yağ ve protein içeriği) ise son üç günü alınan örneklerde tespit edilmiştir. İÇAÜ merasından elde edilen otların asit çözücüde çözünmeyen lif (ADF) içeriği, diğer iki meradan elde edilenlerinkinden daha düşük bulunurken, Net Enerji Laktasyon (NEL) içeriği, birinci yıl, birinci otlatma döneminde, daha yüksek bulunmuştur. Bununla birlikte, incelenen meraların süt verimine etkisi önemsiz, ancak birinci yılda süt protein verimine, ikinci yılda ise süt yağı ve süt kuru maddesine etkilerinin önemli olduğu bulunmuştur. Otlatma döneminin birinci yılında, süt verimi, süt yağı verimi ve protein verimine etkisi ise önemli bulunmuştur. Bu çalışmanın sonuçları, bu çalışma şartları altınında meranın botanik kompozisyonunun sütün miktar ve bileşimi üzerine etkisinin olmadığı ancak, vejetasyon döneminin ilerlemesiyle süt veriminin düştüğü görülmüştür.
Bu araştırma, Adana İli Tufanbeyli ilçesinin 5 farklı köyünde bulunan meralarda, vejetasyon yapısının belirlenmesi amacıyla 2010 yılında yürütülmüştür. Vejetasyon etüdlerinde lup metodu kullanılarak meralardaki bitkilerin türleri, meraların bitki ile kaplı alan oranları, azalıcı, çoğalıcı ve istilacı türlerin oranları, mera kalite dereceleri ve mera durumları belirlenmiştir. Meralarda bitki ile kaplı alanda buğdaygiller oranı ortalaması % 36.9, baklagiller oranı ortalaması % 22.0 ve diğer familya bitkileri oranı ortalaması % 41.1, azalıcı türlerin oranı ortalama, % 20.9, çoğalıcı türlerin oranı % 11.9, istilacı türlerin oranı ise % 67.2, mera kalite derecelerinin 2.40-3.92 arasında değiştiği ve meraların durum sınıfının zayıf olduğu tespit edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, incelenen meralar ve benzer ekolojik koşullardaki meralarda otlatmanın kontrol altına alınması ve toprak ve topoğrafik koşullarına bağlı olarak üstten tohumlama, mibzerle ekim veya doğal tohumlama yöntemlerinin tek başlarına veya diğer ıslah yöntemleri ile kombine edilerek ıslah edilebilmesi için uygun ıslah yöntemlerinin belirlenmesine yönelik yeni araştırmaların yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır.
The research was carried out in the Eastern Mediterranean Agricultural Research Institute-Hacı Ali location with 4 replications according to the randomized block trial design in 2013-2014. 13 public and 1 private sector maize variety were used as material in the trials. According to the results of the analysis, it was determined that the maize varieties examined showed statistically significant differences in plant properties, dry grass and silage quality. Average plant height, number of leaves, leaf ratio, stem diameter, number of cob, stem ratio, cob ratio and green grass yield were 249.9 cm, 12.97 plant/piece, 19.24%, 22.08 mm, 0.93 plant/unit, 38.40% and 4,251.57 kg/da respectively. According to the analysis, it was observed that the average crude protein content, ADF ratio, NDF ratio, crude ash content, digestible dry matter ratio, crude protein yield, dry matter rate, dry matter yield and hay yield were 8.80%, 34.91%, 59.7%, 7.2%, 61.7%, 993.9 kg/ha, 29.4%, 11,640 kg/ha 12,570 kg/ha in dry grass, respectively. For the silage of varieties, the average crude protein content, ADF ratio, NDF ratio, pH, digestible dry matter rate, dry matter ratio, crude protein yield and Fleig score were 8.22%, 29.27%, 50.48%, 3.57, 66.1%, 28.14%, 926 kg/ha and 118.35, respectively. Burak, Sasa 1 and Ada 334 genotypes performed better in terms of green yield per hectare (53,650, 50,290 and 45,630 kg/ha) and dry matter yield (14,710, 12,810 and 12,410 kg/ha). These varieties can be recommended to producers as silage maize varieties under second crop conditions in Çukurova region of Turkey.
This study was conducted to determine the effects of different nitrogen (N) fertilizer levels on botanical composition, dry matter (DM) yield, chemical composition, in situ ruminal DM and NDF degradability and net energy lactation (NEL) of a native legume-grass mixture pasture. Field and degradability trials were arranged in a Complete Randomized Block Design with three replicates. Pasture was fertilized at six levels of N fertilizer (ammonium nitrate, N0, N50, N100, N150, N200 and N250 kg/ha). Three rumen cannulated Holstein Friesian heifers (3-4 year old) were used. Feed samples were incubated for 0, 8, 12, 24, 36, 48, 72 and 96 h. Application of nitrogen fertilizer results indicated that nitrogen fertilizer decreased the legumes ratio (LR) of pasture, approximately 22.4%, Although N fertilizer increased the grass ratio (GR) of pasture approximately 55.8%. Dry matter (DM), Net energy lactation (NEL, Mcal/kg) and ash contents of pasture were increased by increasing N fertilizer level. However, when N fertilizer level increased acid detergent fiber (ADF) concentration of pasture decreased. Application of the different rate of nitrogen fertilizer had no effect on in situ rumen degradability of DM and NDF of pasture. It was also found that there was the significant positive relationship between effective NDF degradability at 48 h. rumen incubation period and different level of N fertilizer. In addition, it was determined that there was a linear and quadratic positive relationship between DM yield and different nitrogen doses. In conclusion, different rates of nitrogen application changed botanical composition, decreased ADF content and increased NEL and effective rumen degradability of neutral detergent fiber (EDNDF 48 h.) of pasture.
Experiment was conducted during winter seasons of 2011-12 and 2012-13 years in order to determine the effects of seed mixture ratio and harvest time of intercropped berseem clover (Trifolium alexandrinum) with triticale (Triticosecale) on dry matter yield and silage quality under East Mediterranean (Cukurova) conditions. Berseem clover (BC) cv. Derya and triticale (T) cv. Tacettinbey were used as plant materials. The seed mixture ratios were sole crops BC and T, BC (80%) + T (20%), BC (60%) + T (% 40), BC (40%) + T (%60) and BC (20%) + T (80%). Forage harvest stages were beginning of flowering (HI), 50% flowering (H2) and full flowering (H3) stages of berseem clover. The experiment was established in a split plot design with four replications under lowland conditions. The mixture-ratios and harvest-stages were allocated as main plots and sub-plots, respectively. In addition to dry matter yield (DMY) and botanical composition, silage samples were evaluated for crude protein (CP), pH, acid detergent fiber (ADF), neutral detergent fiber (NDF) concentrations and digestible dry matter (DDM), relative feed value (RFV) and dry matter intake (DMI). The results of the study showed that the seed mixture of 60 % berseem clover + 40 % triticale and harvest at the 100% flowering stage of berseem clover were superior in terms of yield and selected quality parameters.
Selahattin Çınar*, Rüştü Hatipoğlu, Mustafa Avcı, İlker İnal, Celal Yücel 1 Kırgızistan Türkiye Manas Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Bahçe ve Tarla Bitkileri Bölümü, Bişkek, Kırgızistan 2 Kilis 7 Aralık Üniversitesi, Teknik Bilimler MYO, Bitkisel ve Hayvansal Üretim Bölümü, Kilis, Türkiye 3 Çukurova Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Tarla Bitkileri Bölümü, Adana, Türkiye 4 Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi, Tarım Bilimleri ve Teknolojileri Fakültesi, Bitkisel Üretim ve Teknolojileri Bölümü, Niğde, Türkiye 5 Doğu Akdeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü, Adana, Türkiye