Amaç: Bu çalışma, Yalova ili Çınarcık ilçesinde bulunan jeoturizm alanlarının sürdürülebilirliğini tehdit edebilecek doğal afet risklerini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Jeomorfolojik yapıların turizme kazandırılması sürecinde, bu doğal değerlerin korunması ve sürdürülebilirliğinin sağlanması büyük önem taşımaktadır. Yöntem: Çalışma kapsamında olası heyelan, deprem ve taşkın afetlerine ilişkin risk analizlerinde Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) ve Analitik Hiyerarşi Süreci (AHS) yöntemlerinden yararlanılmıştır. Farklı kurumlardan temin edilen veriler mekânsal analizler için uygun hale getirilmiş, her afet türüne özel risk haritaları oluşturulmuş ve bu haritalar birleştirilerek bütünleşik bir risk değerlendirmesi yapılmıştır. Ayrıca, bölgenin su dengesi Schendel yöntemiyle hesaplanmış ve iklim özellikleri göz önünde bulundurularak sürdürülebilirlik açısından değerlendirilmiştir. Bulgular: Elde edilen analiz sonuçları, Çınarcık ilçesindeki jeoturizm noktalarının afet türlerine göre farklı risk düzeylerine sahip olduğunu göstermektedir. Her bir afet türü için oluşturulan haritalar, bölgedeki alanların hangi risk seviyesinde yer aldığını ortaya koymuş ve bu alanların sürdürülebilir kullanım potansiyelini belirlemede önemli bilgiler sunmuştur. Sonuç: Çalışma, sürdürülebilir turizm planlaması açısından bilimsel bir zemin oluşturmakta ve farklı afet türlerini birlikte ele alan nadir bütünleşik risk değerlendirmelerinden biri olarak öne çıkmaktadır. Bu yönüyle, Türkiye’de özellikle Çınarcık ölçeğinde sürdürülebilir jeoturizm planlamasına yönelik önemli katkılar sağlamaktadır.
Ortopedi ameliyatı olacak hastalara bakım verenlerin ameliyat günü stres düzeylerinin ve tepkilerinin incelenmesidir. Bu araştırma tanımlayıcı, kesitsel ve ilişki arayıcı tiptedir. Ortopedi ve travmatoloji kliniğine ilk kez yatan hastalara en az 24 saat bakım veren 65 bakım veren araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Araştırmada Bakım verenlere Bakım veren stres indeksi ve Bakım Verici Tepki Değerlendirme Ölçeği uygulanmıştır. Bakım verenlerin yaşam bulguları ölçülmüştür. Verilerin analizinde korelasyon analizi kullanılmıştır. Bakım verenlerin yaş ortalaması 49.06±13.16 yıldır. Bakım verenlerin %64.6’sı kadın ve %46.2’si ebeveyndir. Bakım verenler ortalama 6 gün bakım vermektedir. Bakım verenlerin kan basıncı, nabız ve periferik oksijen saturasyonu değerleri normal aralıktaydı. Bakım verenlerin ameliyat günü stres indeksi skoru ortalaması 5.03±3.06 dır. Bakım verenlerin %27.7’sinin stres indeksi ölçeğine göre stresli olduğu saptanmıştır. Bakım Verici Tepki Değerlendirme Ölçeğine göre benlik saygısı alt boyut puan ortalaması diğer alt boyutlara göre düşüktü. Aile desteğinin olmaması alt boyutu puanı en yüksekti. Bakım verilen gün sayısı ile bakım veren stres düzeyi arasında bir ilişki bulunmuştur. Bakım verenlerin sadece periferik oksijen satürasyonları ile bakım veren stres indeksi puanları arasında negatif yönlü bir ilişki saptanmıştır (r:-0.257, p:0.03). On bakım verenden üçünün stresli olduğu saptanmıştır. Bakım verenlerin aile desteğinin olmamasına bağlı olumsuz etkilendiği, bakım verme süresi artıkça bakım verenin stresinin arttığı görülmektedir. Bakım verenlere ameliyat yönelik bilgi verilmesinin stresi azaltmada etkili olacağı düşünülmektedir.
Background : It is unknown whether fatty-acid GPCRs carry prognostic value in metastatic hormone-sensitive prostate cancer (mHSPC). Methods : We retrospectively analyzed 95 mHSPC patients who began androgen-deprivation therapy (ADT) ± intensification (2014–2024). GPR40 (FFAR1) and GPR120 (FFAR4) expression in diagnostic biopsies was quantified by H-score. Optimal H-score cut-offs were derived from the OS endpoint using maximally selected rank statistics: 140 for GPR40 and 90 for GPR120. OS was the primary endpoint. Results : Median age was 70.2 ± 9.2 years; 45/95 patients (47%) died during follow-up, with a median follow-up of 54 months (95% CI 47–62). Median overall survival for the cohort was 50 months (95% CI 44–54). Fifty-six patients (59%) progressed to castration resistance (median time to progression 25 months, 95% CI 18–31). Maximally selected rank statistics identified an optimal GPR40 cut-point of H-score 140 (45 high-expression vs. 50 low-expression patients) and an optimal GPR120 cut-point of H-score 90 (75 high vs. 20 low), each stable across a range of minimum-proportion constraints (0.05–0.20). High GPR40 expression (>140) was associated with markedly shorter OS (median 39 vs. 64 months; log-rank p=0.00029) and remained independently associated with mortality after multivariable adjustment (HR 2.91, 95% CI 1.47–5.78, p=0.002). High GPR120 expression (>90) was associated with shorter OS in univariate analysis compared with low expression (49 vs. 91 months; log-rank p=0.040; HR 2.43, 95% CI 1.02–5.79, p=0.045), but did not retain independent significance after adjustment (HR 1.76, 95% CI 0.65–4.74, p=0.267). Conclusions : High tumor GPR40 expression by immunohistochemistry emerged as an independent adverse prognostic marker in mHSPC, whereas GPR120 did not remain independently associated with OS after adjustment. Prospective validation of GPR40 and its potential incorporation into risk-stratification frameworks are warranted.
Finerenone, a non-steroidal mineralocorticoid receptor antagonist, improves cardiorenal outcomes in patients with type 2 diabetes mellitus and chronic kidney disease. However, real-world data on its use in patients with concomitant heart failure remain limited. This study aimed to evaluate the baseline characteristics and short-term renal safety and efficacy of finerenone in patients with type 2 diabetes, kidney disease, and heart failure from the FINE-TURK Registry. This was a retrospective, multicenter, observational registry analysis conducted across 56 centers in Türkiye. Among 1,168 patients initially enrolled, 918 patients with available heart failure status and ejection fraction data were included. Patients were categorized according to the presence of heart failure, and heart failure patients were further classified as HFrEF or HFmrEF/HFpEF. Three-month changes in serum potassium, estimated glomerular filtration rate, and albuminuria were assessed. Safety endpoints included serum potassium ≥ 5.5 mEq/L and eGFR ≤ 25 mL/min/1.73 m² at three months. The primary renal efficacy endpoint was a > 30
Çalışmada araştırma konusu olan kayaç, ilk olarak doğada göründüğü şekliyle üzerinde oluşan yoğun oksitlenme sonucu sararmış rengi ile dikkat çekmiştir. Numune üzerinde yapılan XRF-PELLET tüm kaya bileşen analizi raporuna göre Jeoloji’de "Litarenit" olarak adlandırıldığı ve %50 ile %75 arası kuvars tane içerdiği tespit edilmiştir. Bünyesinde barındırdığı yüksek kuvars tane aralığı sebebi ile şimdiye kadar sadece jeolojinin bir konusu olan litarenit bu çalışmanın temelini oluşturmaktadır. Litarenit, Bornova Fliş Zonu olarak ayırtlanan tektonik zonun Bornova Karmaşığı olarak adlandırılan litodemik kaya biriminin içinde bulunur. Çalışma konusu kayaç örneği İzmir, Balçova yerleşim alanının güneyinden derlenmiştir. Yöntem olarak literatür taramasına, analizlere, görüşmelere, laboratuvar çalışmalarına ve pişirim aşamalarına başvurulan çalışmada kullanım kolaylığı için öğütme işlemi sonrasında ince taneli kil haline getirilen kayacın, kuvars seramik pişirme tekniği olan sementasyon yöntemi uygulanarak bünye ve harman olmak üzere iki farklı şekilde nasıl davrandığı deneylerle incelenmiştir. Sementasyon yöntemi kullanılarak seramik alanında yaygın olarak kullanılan kuvars yerine kullanılabilirliği, uygunluğu araştırılmak ve litarenitin sementasyon ile sırlama yönteminde alternatif ham madde olarak önerilebilmesi amaçlanmaktadır.